Ayce Kartal: ‘Normal film yapmıyorum, ben anormal film seviyorum’

Ayce Kartal çok başarılı animasyonlara imza atıyor ve başarısı her geçen gün daha da artıyor. Bu yıl izleyen herkesi etkilediğini düşündüğüm Kötü Kız animasyonu tacize maruz kalan küçük bir kız çocuğun iç dünyasını anlatıyor. Çocuğun sesi, anlatım ve karakter hepsi çok etkileyici… Kendisiyle en son 2011 yılında röportaj yapmıştık, yedi yılda ülkede çok değişti, bakalım Ayce ve animasyon kanadında neler değişmiş?

Öteki Sinema için söyleşen: Banu Bozdemir

Selam Ayce… En son seninle 2011 yılında röportaj yapmışız, o günden bugüne senin hayatında ve animasyon dünyasında neler oldu kısaca anlatır mısın?

O günden bugüne aslında her şey aynı, animasyon yapmaya devam. 2013 yılından bu yana Paris’te bulunan Les Valseurs prodüksiyon şirketiyle çalışıyorum. Bilumum farklı projeler yaptım. Canal+, Arte gibi kanalların açtığı yarışmalar, desteklediği film projeleri, kişisel filmler, festival filmleri. Hep animasyon, hep animasyon. Bazen soruyorlar “Eee artık normal film yapmanın vakti gelmiştir”. Ha sanki animasyonla sinema eskizi yapıyormuşum da, artık kanlı canlı oyuncularının olduğu, şöyle ortada adam gibi bir kameranın olduğu “normal film” çekmenin vakti geldi. Yok kardeş, normal film yapmıyorum, ben anormal film seviyorum.

Bu arada Fransa’ya taşındın, bunun işle bir ilgisi var mı ve animasyon dünyana bir yansıması oldu mu?  Yani Fransa’da her şey yolunda mı?

Fiziken taşınmadım ama fikren taşındım. Yani proje yapımları için gidip geliyorum. Devamlı Fransa’da değilim. Ben Türkiye’yi seviyorum, beslendiğim yer burası benim. Ancak bütün işlerim artık Fransa’ya ve Fransa’da yapılıyor, Fransa fonluyor. Ülkemde görmediğim maddi ve manevi desteği, kıymeti Fransa’da gördüm. Çok klişe olacak ama gerçekten sanatı ve sanatçıyı her anlamda destekliyorlar. Heveslendiriyorlar, değer veriyorlar, saygı duyuyorlar, besliyorlar. Fransa olmasaydı tarihteki birçok sanatçı bugüne taşınamazdı. Ne de akıllıca bir iş yapıyorlar aslında, yetenekli insanlara kucak açıp, destekleyip ülkelerine değer kazandırıyorlar. Sonra da Türkiye “neden üretmiyoruz, neden bizden bir adam çıkmıyor” diye soruluyor. Çıkıyor ve Üretiyoruz! Mis gibi insanlarımız var, çok yetenekli, çok akıllı! Ama elinde tutmayı bilen kazanıyor o insanları.

Son filmin Kötü Kız ile konu ve anlatım olarak zirve yaptın diyebiliriz, Kötü Kız’ın ortaya çıkış hikâyesini biraz anlatabilir misin?  Çünkü iyi bir animasyon bilgisinden başka iyi bir yazım, çocuk dünyasına hâkimiyet ve aynı zamanda hayal gücü var!

Böyle bir film yapmaya Türkiye’de son yıllarda yaşanan çocuk tacizlerinin belirgin artışı sebebiyle karar verdim. Ancak başka bir yerden bakmak istedim. Bir tecavüz çocuk kafasında nasıl değerlendiriliyor? Çocuk ne yaşadığını anlıyor mu?  Ne hissediyor? Neyi ne kadar anlıyor? Ne hissediyor? Başa çıkma nasıl sağlanıyor? Çocuğun içinde neler oluyor, vb. Bu soruları hep yetişkin kafasıyla sorup, “bilimsel” cevaplarımızla cevapladık bugüne kadar. “Efendim, tecavüz sonrasında çocuk üzerinde depresyon, anksiyete, bipolar bozukluk, şizoid…” vır vır vırr… ama kimse kendisini bir çocuğun tam içine koyup, onun hayal dünyasına bakabilmesi mümkün değil. Neden? Biz yetişkiniz! Biz teşhis koyar, biz üzülür, sonra da unutur gideriz! Ben yetişkin değilim, yetişkin görünümlüyüm. Yaşım 40 olabilir ama aklım 3 ile 93 arasında geniş bir skalada sallanır benim. İşte tam bu noktada, 40 yaşında bir insan gibi konuyu ciddi bir biçimde araştırdım ve 5 yaşındaki bir çocuk gibi de anlattım.  İçimdeki tüm çocukları topladım ve onları dinledim. Onlardan işittiklerimi not aldım, yazdım çizdim. Çocuk dünyasına hâkimiyet diye bir şey yok, içindeki çocuklara kulak verdim. Aslında herkeste var olan bir şey bu. Kaybeden var, kaybetmeyen var.

Gerçek bir hikâyeden ibaresi hele de böyle bir konu animasyonla ne kadar denk düşüyor sence, denk düşürmüşsün o ayrı…

Evet, olay gerçek bir hikâyeden start aldı. 8 yaşındaki bir çocuğa toplu tecavüzde bulunan bir grup adam. Ama birçok tecavüz olayını da kapsadı film. Araştırırken, okurken edindiğim bilgiler hepsi harmanlandı.  “Ne kadar denk düşüyor?”… Var olan, var olmayan her şey, gerçek ya da hayal, hepsi animasyona denk düşer. Çok güçlüdür animasyonun kalemi!

Küçük kızın sesi konusunda neler söylersin, çalışma yapılmış bir ses mi yoksa doğrudan çocuk sesi mi?

Seslendirmeyi o zaman 8 yaşında olan tatlı mı tatlı, yetenekli mi yetenekli ve inanmazsınız baya baya disiplinli Zeynep Naz Daldal’a borçluyum. Seslendirme sürecinde önemli sorunlar yaşadım. Birçok aile çocuğunun böyle bir filmde seslendirme yapmasını uygun bulmadı. Seslendirme yapacak kimseyi bulamadık. Sağ olsun Zeynep’in ailesi olumlu cevap verdiler ve iyi ki de Zeynep’le çalışmışım, mükemmel bir çocuk. Tabi Zeynep’e filmin konusunu anlatmadık, başka şekillere dönüştürerek  “senin gibi bir çocuk gece rüyasında canavarlar görmüş, korkmuş ve bize rüyasını anlatıyor aslında” dedik. Acaba büyüyüp de bu filmi izlediğinde ne düşünecek, neler hissedecek çok merak ediyorum.

Bu sene SİYAD ödüllerinde en iyi film ödülü kazandın, sanırım bir iki kere daha bize aday olmuştun ama bu kez birincilik geldi… Bir animasyonun ödül alması konusunda düşüncelerin?

Evet, bir kez Tornistan ile aday gösterilmiştim öncesinde, çok güzel ve özel bir duygu SİYAD tarafından aday gösterilmek bir de üstüne ödül almak çok çok mutluluk verici. Bir animasyonun ödül alması ancak Türkiye’de bir soru/sorun olabilir, yoksa dünya genelinde böyle bir ayrım yapılmıyor. Onlarca festivalden “En İyi Film” ödülü aldım. Hatta animasyon kategorisi olan festivallerde bile “En İyi Film” ödülü aldım. Mesele hikâyeyi izleyiciye sinema dilini kullanarak nasıl aktardığın ve benim izleyici olarak ne hissettiğim. Kimse bir filme “bu animasyon tekniğiyle yapılmış hadi ödül verelim” demiyor, tam aksine animasyon filmi bir sürü açıdan dezavantaja dönüşebiliyor, bir sürü tutucu beyini kırmanız gerekiyor. Elinize büyükçe ve parıl parıl parlayan bir balta alırsanız eğer, her şeyi rahatlıkla kırabilirsiniz. Ben kırdığımı düşünüyorum, çocukluktan beri kırarım, kırıp içini açarım her şeyin, hala da büyük zevk alıyorum kırmaktan.

Bir animasyon filmin ortaya çıkması için harcadığın zaman dilimi nedir, daha açıklayıcı olması açısından Kötü Kız’ın aşamalarını bizimle paylaşır mısın?

Bu süre, konuya ve kullanmayı düşündüğünüz animasyon tekniğine göre çok değişiyor. Mesela ben bu filmi kare kare elle 12.000 kare çizmek yerine bilgisayar destekli başka bir animasyon tekniğiyle yapmaya karar vermiş olsaydım çok çok kısa bir sürede bitirirdim. Bu filme karar verip yazmaya başladığım gün ile bitirdiğim gün arası 1,5-2 seneyi aldı. Aslında bir senede bitecekti ama bazı prodüksiyon problemleri yüzünden uzadı da uzadı. Araştırma, storyboard’a dökme ve senaryo süreci yaklaşık 6-8 ay sürdü. Defalarca düzeltip daha da basitleştirmeye çalıştım. Direkt anlatımdan kaçınmaya çalışırken anlamı da kaybetmemeye çalışıyorsunuz. Anlamı kaybetmemek bazen anlam kaymalarına da sebep oluyor o yüzden defalarca kontrol etmek gerekiyor. Yazıp yazıp sonra ara verip 5-6 gün sonra tekrar okumanız gerekiyor. Sonra da oturup teker teker her kareyi elle çizmeniz ve boyamanız gerekiyor. Sonrasında seslendirme sürecinde yaşadıklarım tahminimden daha uzun zaman aldı. Sonrasında orijinal müzik arayışı, onun kayıtları ve ses efektlerinin maketlerinin yapılması ardından orijinal kayıtları derken bir bakıyorsunuz 1,5 seneniz geçmiş. Yani 2015’te başladım ben bu filme, 2017 Haziran’da ilk gösterimini Annecy International Animation Film Festivali’nde yaptı.

Önceki söyleşimizde kısa film öğrenci işi ve o yüzden amatör kalıyor demişsin, hala düşüncen aynı mı?

Türkiye için hâlâ evet. Dünya genelinde hayır!

Tornistan’a gelecek olursak… Kısa zamanda hazırlanıp çektiğini biliyorum, onun duygusu neydi, ülkede heyecan verici şeyler azalmaya başladı sanırım…

Bu ülkede heyecan bitmez! Çok enteresan şeyler var bu ülkede. Derya, deniz bir toprağız biz. Ne kadar enteresan bir toplumuz, toprağı iki eşelesen bir vazo çıkıyor. Dünyanın altın madeninin üzerinde oturuyor Türkiye, gözü görene!

Animasyon yaparken genel duygum heyecan demişsin, hâlâ aynı heyecan var mı, yoksa başka duygularda eklemlendi mi?

Heyecan yoksa o işten bir iş çıkmaz. Hâlâ heyecan peşinde koşturuyorum. Heyecanlanmak demek doğru şeyi buldun demek. Hiçbir şey değişmedi benim için.

Uzun metrajlı animasyon bekliyorum ben hâlâ senden, çok da iyi yaparsın diye düşünüyorum. Adımlarını atıyorsun belki de…

Herkes bekliyor Banu. Bir şeyler var, heyecan verici! Bakalım neler olacak zaman gösterecek. Uzun metraj animasyon yapmak ne kadar büyük bir manyaklık bilirsin.

Animasyon tarzının, tekniğinin zaman içinde değiştiğini söyleyebilir misin?

Ben animasyon tekniğine ve illüstratif tarza hep senaryo üzerinden karar veririm. Bence, her hikâyenin istediği farklı bir tarz vardır. O yüzden her yeni hikâye, yeni bir tarz arayışı demektir benim için. Benzer hikâyeler benzer tarzları gerektirebilir ama Kötü Kız benim daha önce çalıştığım hiçbir senaryoya benzemiyordu. Çok ciddi bir konunun bir çocuğun hayalinden yansıtılması beni tamamen farklı tarz arayışlarına götürdü. Çünkü tarz etki demektir. Buna karar vermek de ayrı bir deneme sürecinden geçmenizi gerektiriyor. Defalarca aynı kareyi farklı etki alabileceğiniz farklı araçlarla tekrar tekrar çiziyorsunuz ve “tamam böyle olsun” noktasına gelmek uzun zaman alabiliyor. Yani özetle, ben hiçbir zaman tek tarza bağlı yorumlama taraftarı olmadım. Senaryonun sesini dinleyerek tarza her seferinde yeniden karar verdim.

Kısa filmin popülerleştiğini ve bu yüzden kendi içindeki başkaldırı mekanizmasını kaybettiğini düşünüyor musun?

Evet düşünüyorum. Özellikle teknolojinin kolaylaşmasıyla kısa film çekmeye merak daha da arttı. Ama bu güzel bir şey, bakalım sonunda kimler ayakta kalabilecek.

Filmlerin destek aldığın yerler var mı, Kültür Bakanlığı animasyon için özel bir ödenek açmalı belki de, ne dersin?

Ben 2013 yılına kadar hiçbir kuruluştan hiçbir destek almadan film yaptım. Yaptığım her filmi kendim yazdım, kendim çizdim, kendim seslendirdim, müziğini de kendim yaptım. Gerçi Kötü Kız’ın da %99’u benim tarafımdan yapıldı. 2013’ten bu yana Fransa CNC, Arte France, Canal+ ve Fransa region’larından destek alıyorum. Bu filmi Türkiye’den Yeni Film Fonu destekledi. T.C. Devletine bugüne kadar hiç başvuruda bulunmadım. Keşke fonlamalar artsa ne kadar güzel olur.

Son olarak neler söylersin?

Şimdi gidiyorum, çalışmam lazım!

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu... Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan'da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, "sanat ve sevgilim İstanbul" programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir