Batman v Superman: Adaletin Şafağı Yapım Notları

Tanrı benzeri süper kahramanın eylemlerinin kontrolden çıktığından korkan, Gotham City’nin güçlü adalet savaşçısı Batman, Metropolis’in en saygın modern çağ kurtarıcısı Superman’in karşısına geçince, tüm dünya gerçekte nasıl bir kahramana ihtiyaç duyulduğu konusunda ikiye bölünür. Batman ile Superman birbiriyle savaşırken, çabucak yeni bir tehdit baş gösterir ve insanlığı hiç olmadığı kadar büyük bir tehlikeye sokar.

YAPIM HAKKINDA

Dünya tarihinin en müthiş gladyatör eşleşmesi: Kripton’un oğlu, Gotham’ın Yarasası’na karşı!

KİM KAZANACAK?

Batman ve Superman. Gotham ve Metropolis. Lex Luthor, Doomsday ve beyazperdede ilk kez Wonder Woman. Hepsi birer yıldız olan kahramanları, kötü adamları ve dünyanın yıkımından bile daha fazlasının risk altında olduğu daha büyük ve daha sıkı savaşlarıyla, Zack Snyder imzalı “Batman v Superman: Adaletin Şafağı” başka hiçbir şeye benzemeyen destansı bir süper kahraman serüveni.

Dünyanın en büyük iki kahramanı birbirine düşürüldüğünde akla gelmeyecek şey gerçek bir sismik dalga şeklinde kaçınılmaz olur: Yeraltı adalet savaşçısı, karanlığın şövalyesi Batman ile gökyüzünden gelmiş yenilmez Superman karşı karşıya gelir. Böylesi bir savaşı acaba kim kazanır?

Batman v Superman (4)

Metropolis’in dünyanın daha önce hiç görmediği benzerlikte bir savaşı atlatmasının üzerinden yaklaşık iki yıl geçmiştir. Pek çok hayat kurtulmuştur ama o yıkımda kaybedilen insanları unutmak mümkün değildir. Ve şimdi Bruce Wayne içten içe kaynayan çaresizlik duygusuyla gitgide kabaran bir öfke yaşamaktadır; iyi adamları intikamcı savaşçılara döndüren bir öfkedir bu. Aslında gözünü daha büyük bir hedefe çevirdiği halde, Batman’in Gotham’daki suçluların peşini bırakmasını engelleyen, kabuslarına giren şeydir bu.

Yönetmen Zack Snyder bu konuda şunları söylüyor: “Superman’e başka bir bakış açısından, Batman’in perspektifinden bakmanın bu hikayeyi başlatmak için ilginç bir yol olacağını düşündük. Bruce, Superman’in kim olduğunu bilmiyor; halk ne biliyorsa, o kadarını biliyor. Metropolis’te ölen insanlar için, kendisini sorumlu gördüğü insanlar için onu suçluyor. İçindeki nefret gitgide büyüyor ve şimdi bunca zaman sonra bu hislerinin yansımasını medyada buluyor.”

İki yıl boyunca, Superman dünyanın dört bir yanındaki insanları kurtarmak için mücadele vermiştir ve tüm dünya onun tanrılara yakışır yeteneklerine alkış tutmuştur. İyiliklerin beraberinde gelen kaçınılmaz yıkımın sonucu olan zayiatlar nihayet pek çok kişinin Superman’in bazı şeyleri yapıp yapmaması gerektiği yerine sadece neler yapabildiğine odaklanan insanları sorgulamasına yol açmıştır. Bu, Superman’in bile kendi kendine sormaya başladığı bir sorudur çünkü kurnaz bir zekanın entrikacı oyunları onu aşağılamaya ve yok etmeye kararlıdır.

Snyder bu konuda şunları söylüyor: “Superman’i gördüğümüzde, bir Süper Kahraman’ın günlük işleriyle uğraşıyor ama kahramanca çabaları bu davranışların istenmeyen sonuçları yüzünden belirgin şekilde farklı görülmeye başlanıyor. Her etkinin bir tepkisi vardır; bir kişinin kurtuluşu bir diğerini sıkıntıya sokuyor. İnsanları kurtarmanın gerçekliğini ve müdahale etmenin aslen ne anlama geldiğini irdelemek istedik. Superman’e dair klasik düşünce onun doğru olanı yapmaya çalışan ve politik olmayan iyi adam olduğu. Fakat aslında günümüz dünyasında, niyetiniz ne olursa olsun, politik olmamak imkansız.”

Superman’in General Zod’la kıyameti andıran mücadelesiyle ortaya çıkan, Black Zero olarak bilinen olaydan sonra Superman haberlerini yakından takip eden Bruce Wayne/Batman’i Ben Affleck canlandırdı. “Bence hikaye Batman’in neden Superman’le mücadele etmek istediğini anlamak için çok hoş bir zemin hazırlıyor” diyor Affleck ve ekliyor: “Her ikisi de iyi adam olduğu için onların arkadaş olduklarını varsaymak mantıklı olur; ancak bu film söz konusu karakterlerin gerçek dünyada nasıl var olabileceği, onların yetenekleri ve eylemlerinin sonucu olarak ne tür karmaşıklıkların doğabileceğine daha ayrıntılı şekilde bakıyor.”

Clark Kent ve Superman rollerini üstlenen Henry Cavill, “Superman tam da Jonathan Kent’in endişelendiği türde zorluklarla karşı karşıya kalmaya başlıyor” diyor ve ekliyor: “Uzaylıların saldırısına uğrayıp, resmen iliklerine kadar sarsıldıktan sonra dünya korkuyla doldu. Kurtarıcı olarak gördükleri biri olmasına rağmen, insanların korkularını bir şeye yöneltmeleri gerekiyor. Bu zaman zarfında, Superman hâlâ herkese adil olmaya, kendisine yöneltilen suçlamaları görmezden gelmeye çalışıyor.”

Ama bunlardan bazılarını püskürtmek diğerlerinden zor olacaktır; ve eğer Bruce Wayne’in, Batman olarak, Superman’e karşı intikam fantezisini hayata geçirmesi kararlılık olarak nitelenecek ise, meslektaşı sanayici Lex Luthor’ın “kırmızı pelerin”in ipini çekme gerekçeleri nasıl tasvir edilebilir?

Batman v Superman (18)

Senarist Chris Terrio’nun buna getirdiği açıklama şöyle: “Hem Bruce hem Lex milyarderler; ikisi de yetimler ve her ikisi de Superman’in mutlak gücünü saplantı haline getirmiş durumdalar. Bir noktada hedefleri aynı: Her ne pahasına olursa olsun Superman’i durdurmak. Fakat Bruce’un gerekçeleri özünde iyiyken, Lex’inkiler patolojik.”

Her üç adam da —Clark, Bruce ve Lex—, hikayenin bir diğer teması olarak, ölmüş babalarının vasiyet bıraktığı şeylerin ya da babalarının anılarının birer ürünüdürler. Her biri kendince mücadele eden üç adamdır onlar: Merhum babasının hiç ulaşamadığı kadar ileri bir yaşta olan Bruce; bir hayalet için yanlışlarını düzelten Clark; ve babasıyla ilişkisi ideallikten çok uzak olan Lex.

Yapımcı Charles Roven, “Lex Luthor her zaman en harika DC kötü adamlarından biri olmuştur. Ve çizgi roman dünyasının en destansı hikayelerinden biri Batman ile Superman’in birbirine cephe alışı” dedikten sonra şöyle devam ediyor: “Bu filmle çizgi roman evreninde bir genişlemeyi hedeflerken, bu karakterleri bir araya getirmenin doğal olacağını düşündük. Metropolis’in yeniden inşa edilmesi gerekiyordu, Lex şehrin en büyük hayırseveri. Aslında o ve Bruce Wayne üretim ve dijital yenilik dünyasında benzer iş girişimleri içindeler.”

Önceki filmin sonunda olup bitenlerin ardından, yapımcılar Bruce ile Lex’in Superman’e karşı ortak bir öfke yöneltmelerini olası buldular.

Senarist David S. Goyer şunları kaydediyor: “Süper Kahraman filmleri genelde bir vakum içinde gerçekleşir —destansı bir hasar meydana gelir ve insanlar adeta ne yapıyor idilerse ona dönerler. Bizim bakış açımıza göre, hasar sadece şehirde ya da ulusta değil gerçekten tüm dünyada yara açıyor. Superman bunu isteyerek yapmadı ama sonrasında pek çok insan korkar hale geldi. İşte Bruce’un ondan şüphe etmeye başlamasına neden olan güdü bu. Lex bu korku meselesini, halkta yeni doğmakta olan güvensizliği alıp Batman’i Superman’e karşı kışkırtmak için kullanıyor.”

“Önceki filmde Paskalya yumurtalarını bırakmıştık —LexCorp kamyonu Metropolis sokaklarındaydı, Wayne Industries uydusu havadaydı” diyor Roven ve ekliyor: “Bu da bizim hikaye ile karakterlerin bizi götürebileceğini hissettiğimiz yere gitmemize olanak sağladı.”

Batman ve Luthor’ı Superman’in yeni kurulmuş dünyasına organik bir şekilde entegre etmek dikkatli bir yaklaşım gerektiriyordu. Yapımcı Deborah Snyder’a göre, “Herkes Batman ile Superman’i bir filmde birlikte görmek ister; ve herkes onların dövüştüğünü de görmek ister. Çizgi romanları seven herhangi biri için heyecan verici bir düşüncedir bu; ve Zack de yalnızca bir yönetmen değil, aynı zamanda çok büyük bir çizgi roman hayranı.”

Batman v Superman (3)

Her iki Süper Kahraman da —ve tabi Luthor da— yetmiş yıldan uzun süredir çizgi romanlarda yer aldığından, fikir bulmak için bol miktarda sevilen malzeme vardı. Deborah Snyder sözlerini şöyle sürdürüyor: “Beyaz perdede daha önce görülmemiş bir Batman versiyonu sunmak istedik. Çok uzun zamandır aynı işi yaptığı için deneyimli ama belki de biraz fazla uzun zamandır yaptığı için bezgin. Suç ile Batman’in yaptığı gibi savaşıyorsanız, zaman içinde bedeniniz bundan nasıl etkilenir? Peki duygusal olarak bundan nasıl etkilenirsiniz?”

Benzer şekilde, Lex Luthor’ı 2016’ya taşımak için, Terrio kendisine şu soruyu sorduğunu söylüyor: “Günümüzde, delirmiş bir kapitalist nasıl olurdu?” Gerçek dünyada çok sayıdaki ileri teknoloji şirketlerinden ilham almayı isteyen Terrio’nun karşısına, “çoğunlukla eksantrikliği bir erdem olarak benimseyen ve çerçevenin dışında inovasyonlar düşünmeyi ödüllendiren” bir ortam çıktı. Bu niteliklere bozuk bir psikolojiyi de ekleyen Terrio, Lex’i “kendi kötülüğünün farkında olan, gücü sınırsız gibi görünen birini yok etmek için servetini ve forsunu kullanmayı seçmiş, daha genç, parlak zekalı, post-modern bir kötü adam” olarak hayal etti.

Yapımcılar, Batman ile Superman’in sırf mecazi dünyalarını değil, fiziksel dünyalarını da beyaz perdede ilk kez bir araya getirdiler. Elbette, Batman söz konusu olunca Yarasa Mağarası, süper havalı, süper gizli hareket eden Batmobile ve Batwing ve bir dizi özel yapım silah da beraberinde geldi. Coğrafi olarak, Gotham City ve Metropolis sadece bir su parçasıyla birbirinden ayrılan karşılıklı iki rakip şehir olarak yeniden hayal edildi. Bu sayede aksiyonun her iki kahramanın çöplüğünde de gerçekleştirilmesi mümkün oldu. Ancak, buraları ziyaret ederek her iki kahraman üzerinde de unutulmaz bir izlenim bırakan kişi, ne Gotham ne de Metropolis’te yaşayan Wonder Woman’dı ve tabi onun da kendine özgü silahları vardı.

“Hikayede Batman olunca tek düşünebildiğim şey şuydu: ‘Acaba Wonder Woman’ı da dahil etmek çılgınca olur mu?’” diyen Zack Snyder, şöyle devam ediyor: “Çizgi romanların çok uzun zamandır hayranı bir kişi olarak, benim için Superman, Batman ve Wonder Woman çizgi roman dünyasının kutsal üçlüsü; zaten, sinemaseverlerin Wonder Woman için ölüp bittiklerini de biliyordum. Karakteri bu dünyaya sokmak için bizim hikayemizin harika olacağını düşündüm.”

Amazon savaşçısı hikayede kısa bir süreliğine yer alsa da, zamanlaması mükemmel ve kesinlikle her iki erkeğin de ilgisini çekiyor. Filmde bu rolü üstlenen Gal Gadot, aynı ölçüde güçlü kadınlardan oluşan kadroya dahil oldu: Amy Adams bir kez daha gazeteci Lois Lane rolünü canlandırdı; Diane Lane yeniden Martha Kent oldu; Holly Hunter ise hem Superman hem Lex Luthor’a karşı koyan Senatör Jane Finch rolünü üstlendi.

Jesse Eisenberg, Luthor’ı tuhaf bir manik duruşla hayata geçirirken, Alfred rolündeki Jeremy Irons çok sakin bir tavırla —Batman’in teknolojik araç gereçlerini kolaylıkla kullanıyor— Bruce Wayne’in karanlık ve saplantılı mizacına tezat oluşturur. Laurence Fishburne ise Daily Planet’ın pratik zekalı genel yayın yönetmeni Perry White olarak bir kez daha Lois Lane’i hizada tutmaya ve Clark Kent’in izini takip etmeye çalışır.

Aslında, Perry’nin kesin olarak karşı gelmesine rağmen, Clark körfezin karşısındaki Gotham’da Batman’in faaliyetlerini de içeren bir hikaye peşindedir ve ifşa etmeye çalıştığı adamın da kendisinin peşinde olduğundan habersizdir. Her iki adam da geri adım atmaya istekli değilken ve Lex Luthor’ın planları da Superman için ölümcül bir seyir izlerken, acaba bu iki Süper Kahraman daha büyük bir tehditle yüzleşmek için anlaşmazlıklarını aşabilecekler midir?

-Bruce Wayne: Tüm insan ırkının kökünü kazıyacak güce sahip.

Düşmanımız olduğuna dair yüzde bir ihtimal bile olduğuna inansak,

bunu mutlak bir kesinlik olarak kabul etmeliyiz.

İKONLARI BİR ARAYA GETİRMEK

“Batman v Superman: Adaletin Şafağı”nın hikayesi geliştirilirken, böyle bir Superman’in 2016 yılında açıkça var olup olamayacağı, yoksa bu kahramanın bütünüyle daha masum dönemlere ait bir yaratım mı olduğu sorusu ortaya çıktı. Onun savunucusu olduğu her şey, bizimki kadar karmaşık, çok sayıda karşıt niyetlerin ve ittifakların olduğu bir dünyada var olabilir miydi? Günümüzdeki herkesin günün her saatinde haberlere ulaşabildiği bir ortamda, biri suçlamalara maruz kalmadan küresel gerçek ve adalet için nasıl savaşabilirdi?

Batman v Superman afişYapımcılar görünürde başarılı bir kurtarmanın ardından ayrıntıların bir şekilde Superman’i kötü göstermesine ve dünyanın da yavaş yavaş ona karşı tavır almaya başlamasına karar verdiler: Ülkesinin hükümeti ve medya, hatta kendisi gibi bir adalet savaşçısı bu suçlamalara ön ayak olacaktı.

“Superman’in bir sonraki filmde nasıl bir meydan okumayla karşı karşıya kalacağını tartışmaya başladığımızda, Dünya’nın yok oluşundan daha büyük bir fiziksel tehdit olamayacağını biliyorduk” diyor Zack Snyder ve ekliyor: “Bu yüzden, duygusal tehlikeyi yükseltmeliydik. Felsefi savaşa Batman’den daha layık bir rakip olabilir mi? Bunu yüksek sesle söylediğinizde, geri adım atmak zor.”

Batman’i organik olarak hikayeye katmak için, Bruce Wayne’in Metropolis’teki Black Zero olayı sırasında kendi yaşadıklarını ve artık düşman olarak algıladığı şeyi yok etmek için proaktif bir yaklaşım benimsemeye başladığını öğreniyoruz. Olaylardaki bu beklenmedik dönüşüm ve Bruce Wayne/Batman karakterlerinin bakış açısı Ben Affleck’i role çeken kilit faktörlerdi.

“Çocukken bu karakterin hayranıydım, özelikle de Frank Miller’ın Karanlık Şövalyesi’nin” diyen Affleck, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bizimki aynı hikaye olmasa da, Batman’in bizim versiyonumuzu oynamanın benim için ilgi çeken tarafı, bir yandan bildiğimiz Batman’i korurken bir yandan da onu biraz daha yaşlı, dünyada olup bitenlere sabrı kalmamış birine dönüşmüş halini canlandırmaktı. Bu gerçekten cazip geldi. Superman’in eylemleri Bruce Wayne’de adeta mantık dışı bir öfkeye yol açıyor; ve bu çaresiz öfke ve nefret harika bir çıkış noktasıydı.”

Snyder ise şunları söylüyor: “Miller’ın Kara Şövalye Dönüyor’unun en sevdiğim çizgi roman olduğu bir sır değil. Bu kitap benim en havalı Batman/Superman felsefi çatışması olarak nitelediğim şeyi içeriyor. Ben’le birlikte Miller’ın karakterini şablon olarak kullanma konusunu uzun uzun konuştuk çünkü bu karakter 20 yıldan fazla zamandır bu işi yapmış bir emektar ve zaman içinde çok sayıda dostunu kaybettiği için kendini dış dünyadan fazlasıyla soyutlamış. Bunun sonucu olarak, bizim filmimizde Bruce’un elinde Alfred ve Batman olmanın dışında bir şey kalmamış. Hepimizin er geç yapacağı gibi, geriye ne bıraktığını düşünüyor. Hatta Alfred’e tek tek otları ayıklamak yerine —çünkü bir suçluyu sokaklardan temizlediğinde yerine yeni bir tanesinin bitiyor—, Superman denen küresel sorunla ilgili bir şey yapmanın daha iyi olup olmayacağını soruyor?”

Affleck şunu ekliyor: “Zack’in hikayeyi insanlara aşina gelen gerçek hayattan temalarla besleme fikrini ilk duyduğumda, gerek bu hikayenin gerek bu iki süper kahramanı bir araya getiren ilk DC filminin parçası olmak istedim.”

Affleck öfkenin pençesine düşmüş bir karakteri canlandırmasına rağmen, yönetmenin neşeli mizacından büyük keyif aldığını dile getiriyor: “Zack inanılmaz iyimser ve yumuşak bir insan. Çevrenizde böyle birinin olması harika. Ayrıca, çizgi roman tarihçesinin en ufak ayrıntılarını bile ezbere biliyor. Buna rağmen, benim fikirlerime ve geri bildirimlerime kucak açtı. Her şeyin bir araya gelişini izlemek benim açımdan gerçekten çok özeldi.”

“Ben, Bruce Wayne ile Batman’in iki dünyası arasında dönüşüm geçirme konusunda gerçekten çok becerikliydi; her iki kimliği ayrı ayrı tutmakla birlikte, hikayenin gerekliliği doğrultusunda zaman zaman aradaki çizgiyi biraz bulandırdı” diyor Snyder.

Peki ya gayet ölümlü bir Batman’i formunun zirvesinde bir Superman’le karşı karşıya getirmek? Batman tüm o zengin silah koleksiyonuna ve ustaca savaş stratejilerine rağmen, ölümsüz bir varlığı yenmeyi umut edebilir mi? Bu kibirli davranış için ne kadar pahalı bir bedel ödeyecek?

Superman’in talihsizliği ise, sandığı kadar yenilmez olmamasıdır. Superman tehdidin geldiğini kapısının önünde belirene kadar fark etmez; ve fark ettiğinde de Batman’i önemsiz bir baş ağrısı olarak görür. “İkisinden biri ölene dek sürecek bu dövüşte, kim kazanır? Elbette, Superman” diyor Henry Cavill ve ekliyor: “Ama Superman öyle biri değil. Batman’in her ne pahasına olursa olsun adalet sağlanmalı fikrine katılmıyor; sorunları Batman’in seviyesine düşmeden, olabildiğince temiz bir şekilde çözmek istiyor. Dolayısıyla, Batman hemen avantajı ele geçiriyor.”

Batman v Superman (6)

Affleck’in görüşü ise şöyle: “Batman ile Superman’i bir filmde buluşturmak kolay bir iş değil; senaryoda kolay görünüyordu ama öyle olmadı. Fiziksel yeteneklerini denklemden çıkarsak bile, onlar dünyaya nasıl fayda sağlayacakları konusunda karşıt felsefeleri olan ama aynı ikilemi yaşayan güçlü karakterler. Yaşadıkları ikilem şu: Kötülükle etkili bir şekilde savaşmak için ne kadar kötüleşmelisin? Bu iki adam Süper Kahramanlar’ın Alfa ve Omega’sı; karşılıklı yanlış anlamalar ve güvensizlikler onları nihayetinde birbirlerine düşürüyor. Sanıyorum… umuyorum ki… onlara haklarını vermişizdir.”

Affleck gibi, Cavill de canlandırdığı karakterin tüm dünyada ne kadar sevildiğinin ve bununla birlikte gelen sorumluluğun bilincindeydi: “Superman hakikaten pek çok insan için önemli. Bu karakteri ilk canlandırışımdan bu yana insanlarla tanıştıkça, onun şimdi ve gelecekteki hikayesini anlatırken verdiğimiz kararların bu insanların karaktere verdiği değer ve sevgiyi göz önünde bulundurması gerektiğine gerçekten inandım.”

Cavill sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bana göre, bu karakterler ve hikayeler çok eğlendirici olmanın yanı sıra, insan neyi yapmalı neyi yapmamalı, nasıl davranmalı nasıl davranmamalı konularında da müthiş bir örnek teşkil ederek, kendimizi ve eylemlerimizi bunlarla karşılaştırmamızı sağlıyor. Son filmde dünya uzaylıların saldırısına uğradı ve neredeyse yok oluyordu. Bu olay insanların gözünü Superman’e çevirdi. O zamandan beri Superman doğru olanı yapmaya ve insanlıkla daha yakın bir bağ kurmaya çalışmaya devam etti ama insanların gerçekten onun yardımını isteyip istemediğini sorgulamaya başladı.”

Yardıma muhtaç olanların birçoğu hâlâ onu çağırırken, Bruce Wayne, Lex Luthor ve hatta ABD Senatosu’nun bile sorgulamaya başladığı şey, Superman’in eylemlerinin ardında yatan niyetidir. Bu eylemlerden biri de General Zod’un önderliğindeki Kriptonluların yok edilişidir. Acaba bunu gezegeni ve insan ırkını savunmak gibi iyiliksever düşüncelerle mi yapmıştır, yoksa kendini korumak ve gezegende türünün tek temsilcisi olarak kalıp herkesten üstün güçlere sahip olmak için mi?

“Eğer isterse tüm insan ırkını ortadan kaldırabilecek bir varlık konsepti, bazı insanların duraklamasına yol açabilir, onun iyi olduğunu düşünüp düşünmemeleri önemli değil” diyor Snyder ve ekliyor: “İnsanlar onun iyilikseverliliğinin devam edeceğine güveniyorlar ama Lex ve Bruce gibi bazıları uzun vadeli düşünüyor.”

Superman dünyayı kurtarmış olabilir ama yeryüzü ve insanlar hâlâ yaralıdır. Bir adalet savaşçısı olarak deneyimlerine dayanan Batman de uzaylıya olan duygularını doğrulayacak daha fazla şey bulur. Roven’a göre, “Batman gücün yozlaştırdığı pek çok insan görmüş. Ve işte karşısında mutlak güce sahip biri var. Dolayısıyla, Superman’in yozlaşması bir an meselesi.”

Sosyal tepki Clark için anlaşılması ya da kabul edilmesi zor bir şeydir. Cavill bu konuda şunları söylüyor: “Kendisinin bir uzaylı olduğunu biliyor ama kendisinin bir parçası olduğunu hissettiği gezegeni kurtarmak için kendi kültürüyle ilgili her şeyi ve kendi ırkını feda etmiş. İyilik yapabilmek için kimliğini kısmen ifşa etmeyi seçmiş ama ya medyanın dikkatini çekmek ya çalkantı yaratmak için ya da sırf korkudan bu durumu olumsuz gibi göstermeye çalışanlar var. Bu kişilerin pek anlamıyor gibi göründükleri şey, karşılarında inanılmaz güçlü bir varlık olduğu. Fakat o bunu asla kendi menfaati için kullanmamış ki içinde bulunduğumuz gün ve çağ itibariyle kayda değer bir özellik bu.”

Batman v Superman (10)

Deborah Snyder ise şunları söylüyor: “Bu kahramanların süper güçlere sahip oldukları halde hepimizin yaşadığı bazı şeyleri yaşıyor olması bence karakterlerin ne denli zengin ve derin oldukları hakkında bir şey söylüyor. Onlar da dünyadaki yerlerini bulmaya çalışıyorlar. Güçlü yanları her ne olursa olsun, yine de kusurları ve zayıflıkları var. Hâlâ bazı şeyleri aşmaya çalışıyorlar ve hâlâ sevmek ve sevilmek istiyorlar.”

Başkaları ona sırt çevirirken, Clark’ın hayatında hiç değişmeyen kişi kız arkadaşı Lois Lane’dir; ilişkileri Clark için bir rahatlık ve kabul görme kaynağıdır. Cavill, “Clark onu mutlu etmek istiyor ve onunlayken olabildiğince normal olmak istiyor. Fakat bu normal bir ilişki değil; nasıl olabilir ki? Bir taraf yenilmez bir uzaylı.”

Diğer taraf ise Superman’in boynundaki ilmeği daraltan son olayın ardında yatan gerçeği bulmaya müthiş kararlı bir gazetecidir. Amy Adams, Lois Lane rolüne seve seve geri döndü.

“Bu filmde Lois’in hikayesinde hoşuma giden şey hâlâ gerçeğin peşinde olması. Benliğine sahip çıkmak için gerçeği bulmaya ihtiyacı var; bu her zaman onun kimliğinin bir parçası olmuş” diyen Adams, şöyle devam ediyor: “Fakat bu kez sevdiği adamın ismini temizlemesine yardım etmek için de gerçeği bulmak zorunda. Dolayısıyla, konuya sadece gazeteci olarak değil, sevdiği erkeğe bildiği tek yolla yardım etmeye çalışan bir kadın olarak da yaklaşıyor.”

Roven ise, “Lois pek çok açıdan filmin merkezi ve kalbi çünkü olan biteni anlamak için her taşın altına bakıyor. Lois aracılığıyla ipleri kimin tuttuğu konusundaki gizemi ve çevrilen entrikayı keşfediyoruz. Ayrıca, kendisinin Clark/Superman’le karmaşık bir ilişkisi var. Amy karakterin karmaşıklığını ve Lois’in kendini içinde bulduğu durumu açığa çıkarmada harika bir iş çıkardı” diyor.

Adams’ın role geri dönmek istemesinin başlıca nedenlerinden biri yönetmen Snyder’la yeniden çalışmaktı. Aktris, “Zack bu karakterlere muazzam bir saygı duyuyor ama aynı zamanda onların büyümesine izin vermekten, insanlara bu karakterler için farklı bir bakış açısı sunmaktan korkmuyor” diyor.

Özellikle de kadın karakterler söz konusu olduğunda, diye devam ediyor Adams: “Zack, Lois gibi kadınları alıp, onları erkeksileştirmeden, güçlü olmalarına imkan tanıyor. Bu karakterlerin kadınsı yanlarından korkmuyor. Onunla çalışmak gerçekten harika çünkü gücü empoze etmiyor, bunun sizde zaten olduğuna güveniyor. Ayrıca, sevginin ve zaafın katmanlarını da irdelemenize izin veriyor ki bence bu, karakterlerin daha da güçlü görünmesini sağlıyor. Çünkü korkuyu deştiğinizde, zaafı deştiğinizde esas gücün yattığı yeri bulursunuz.”

Batman v Superman (9)

Clark’ın üzerindeki en güçlü etkiler her zaman anne babası Jonathan ve Martha Kent olmuştur. Kocasının ölümünden beri, Martha oğlunun normalde olağanüstü olan yaşamındaki daha basit dönemlerin tek başına hatırlatıcısıdır.

“Man of Steel”de canlandırdığı role geri dönen Diane Lane şunları söylüyor: “Jonathan oğlu için, onun dünya adına ne anlama gelebileceği konusunda ilham doluydu. Oysa Martha oğlunu korumak istedi. İnsanların Superman’in varlığına iyi yanıt vereceğine güvenmedi. Şimdiki durumda, Martha haklıymış gibi görünüyor.”

Artık bir restoranda garsonluk yapan “Martha ağzını kapalı tutup sırrını saklıyor ama bir yandan da haberlerden Clark’ı takip ediyor, dünyanın ona nasıl baktığını ve ona yansıttıkları tüm sorunları izliyor” diyor Lane ve ekliyor: “Güçleri insanları kıskandırdığı için Clark’ın bununla nasıl başa çıkacağını endişeyle merak ediyor. Onu hâlâ korumak istiyor. Sonuçta onun annesi.”

Önceki filmden geri dönen bir diğer isim de, Daily Planet genel yayın yönetmeni Perry White’ı canlandıran Laurence Fishburne. “Sete geri döndüğüm ilk gün sanki aradan hiç zaman geçmemişti” diyor Fishburne ve ekliyor: “Pek çok tanıdık yüz vardı ve aynı atmosfer hakimdi. Dolayısıyla, bıraktığım yerden devam etmek kolay oldu.”

Aktör, Batman ve Wonder Woman’ının da katıldığı bu yeni filmin bir parçası olmaktan mutluluk duyduğunu da dile getiriyor: “Superman gibi, bu karakterler de kendilerini feda etmeye, toplumu korumak için ne gerekiyorsa yapmaya hazırlar. Hepsinin hikayede yer aldığını öğrenince bu filmde rol alma fikri beni çok heyecanlandırdı… bir çizgi roman hayranı olarak filmi izlemek de öyle.”

Elbette, karışımda Batman olunca, hikayede kaçınılmaz olarak Bruce Wayne’in en yakın sırdaşı ve suçla savaşta ortağı Alfred de yer alacaktı. Belki de çok sayıda gece avlarının bir sonucu olarak Bruce’u, dolayısıyla Batman’i biraz yaşlandırmak gerektiği için, Alfred’de de güncelleme yapmak şarttı. Yapımcılar bunu Alfred’in hikayesinin farklı bir yönüne eğilerek başardılar. Söz konusu hikaye kendisinin etkileyici teknik ve mekanik becerilerinde açıkça görülüyordu.

Rolü yeniden yaratma görevini üstlenen Jeremy Irons, “Zack benimle hemen karakterin biraz daha becerikli, askeri geçmişe sahip ve elektronik gibi konulardan anlayan bir versiyonu hakkında konuştu” diyor.

Batman v Superman (13)

Öte yandan, bu yeni sorumluluklar, Bruce söz konusu olduğunda ebeveynlik içgüdülerinin yerini almaz. “Bruce’u doğduğundan beri tanıyor, anne babasının ölümünden sonra ona rehberlik etmeye çalışıyor ve adalete hizmet etme konusunda uzun vadeli düşünmesini sağlıyor. Alfred adaleti tutkusu olmayan bir intikama benzetiyor; Bruce için, Batman için, şu an intikam tamamen tutkudan ibaret” diyen aktör, şöyle devam ediyor: “Bana kalırsa, Alfred şu an Bruce’ta olup bitenlerden pek mutlu değil, bu yüzden onu vazgeçirmeye çalışıyor. Yanlış düşmanın peşinden gittiğini düşünüyor; deneyim ve yaşın getirdiği ironik bir mizah anlayışıyla ona bunu anlatmaya çalışıyor. Ama Bruce artık yetişkin bir adam ve Alfred onu oğlu gibi seviyor. Dolayısıyla, ona yardım etmek için elinden geleni yapıyor. Alfred söz konusu olunca, bu da epeyce çok şey anlamına geliyor.”

“Bruce Wayne Batman’ken hayatındaki tüm acıyla, hakiki ve tedavi edici bir biçimde yüzleşebiliyor” diyen Snyder, şöyle devam ediyor: “Batman, Bruce’un duygusal olarak kendini en fazla kontrol sahibi hissettiği kimliği. Alfred daima Bruce’un adına savunmalar yapıyor ki kimliğinin o yanında kendini daha güvende hissetsin. Jeremy, Alfred’in yürümesi gereken ince çizgide yürüme ve onun üstlenmesi gereken çok sayıdaki sorumluluğu hayata geçirmede müthiş bir iş çıkardı. Rolde çok komik ve çok dürüst; ve Bruce ile Alfred arasındaki ilişki çok derin ve izlemesi hakikaten çok eğlenceli.”

Yapımcılar diğer ana karakterlerde olduğu gibi geleneksel Lex Luthor’ı da güncel bir hale getirmenin yollarını aradılar, onun 2016’da nasıl biri olabileceğini hayal ettiler. LexCorp’u babasından miras alan çok daha genç bir Luthor’da karar kıldılar ve aradıkları aktörün tüm özelliklerini Jesse Eisenberg’de buldular. Eisenberg karaktere, mantıksız Superman takıntısından kaynaklanan çok kurnazca bir mizah kattı.

“Çizgi romanlardaki Lex’e baktığınızda, yer aldığı karelerde muhteşem bir zeka var” diyor Eisenberg ve ekliyor: “Her zaman Superman’i öldürmek için son derece karmaşık planlar kurmaya çalışıyor; tek bir şeye odaklanmış olma şekli komik. Üstelik, oldukça ciddi görünmesine rağmen, bana göre insanların konuşma ortamlarına dahil olmak ve onları aşağılamak için kelime oyunları kullanan zeki biri.”

Yapımcılar bu yeni yorumdan çok memnun kaldılar. “Genç, zorlayıcı, sürekli yeni bir şeyler yaratan dahi bir girişimci işadamının nasıl olabileceğini tam anlamıyla yansıtan bir karakter istedik” diyor yapımcı Charles Roven ve ekliyor: “Biraz cıva gibi, biraz büyüleyici, gözlerinizi alamayacağınız biri. Jesse bu anlamda mükemmeldi. Performansı kesinlikle hipnotize edici. Tüm beklentilerimizin üzerine çıktı.”

Eisenberg, Luthor’ın fanatik mizacıyla oynamaktan keyif aldığını belirtiyor: “Lex, Superman’i adeta var oluşsal bir paradoks olarak görüyor —o tamamen iyi olamaz çünkü çok güçlü veya tamamen iyiyse mutlak şekilde güçlü. Öte yandan, Lex en güçlü kişi olmak istiyor ama kendisine göre bu sorun değil çünkü kendisi bir insan, bunu hak etmiş; oysa Superman var olmayı bile hak etmeyen, her şeye burnunu sokan korkunç bir uzaylı. Lex öylesine kör ki kendi ahlak anlayışını dünyadaki tek doğru inanç sistemi olarak görüyor; ve kendisine itiraz eden herkes ahlaksız olduğu için bir bakıma yok edilmeli.”

Lex’in kötü özellikleri büyük ölçüde filmde üstü kapalı bir şekilde söz ettiği babasından kaynaklanıyor olabilir. “Lex güçlü ama biraz tacizkar olan babasıyla ilişkisinden ötürü kompleksli; bir şekilde. Babası ile Superman arasında bir paralellik kuruyor ve otomatik olarak ona güvenmiyor. Modern psikoloji komik ve çekici olan ama empatiden yoksun Lex’e muhtemelen bir tür narsis psikopat teşhisi koyardı. Bir oyuncu olarak, bunu oynamak  gerçekten eğlenceli çünkü sizi büyük olasılıkla tutuklatabilecek her türlü davranışı sergileyebiliyorsunuz ama bunu güvenli bir ortamda yapıyorsunuz.”

Batman v Superman (7)

Lex karakterinin eğlenceli ve tamamen yasal bir merakı, Eisenberg’in kendi tutkusuyla örtüştü: Basketbol. “Çok genç yaştan beri oynuyorum” diyor aktör ve ekliyor: “Senaryoda Lex’in şirket binasında basketbol sahası olduğunu okuduğumda, ‘Dublöre ya da bilgisayar efektine hiçbir şekilde ihtiyacım yok; mükemmel yapabileceğim bir şey bu’ dedim. Sonra sete gittim ve bütün gün kusursuz bir şekilde oynadım, ta ki Lex’in üçlük atış yapıp, arkasını dönüp repliğini söyleyeceği sahneye kadar… top bir türlü potaya girmedi. Klasik bir Charlie Brown anıydı.”

Luthor birlikte basket oynamak için eleman eksikliği yaşıyor gibi görünmez ama gerçek bir dostunun olup olmadığı belirsizdir. “Şeytan’ın genelde çekici bir varlık olarak betimlenişi gibi, Lex’le arkadaş olmak da Faust tarzı bir pazarlık yapmaya benziyor” diyor Eisenberg gülerek.

Buna rağmen, Luthor, Kentucky’li bir demokrat olan ABD Senatörü June Finch’le dostça bir anlaşma yapmaya çalışır. Finch gerçek bir demir yumruktur. Bu rolü üstlenen deneyimli aktris Holly Hunter, Eisenberg’le karşılıklı oynamaktan büyük keyif aldığını belirtiyor:

 “Lex Luthor söz konusu olduğunda June için güven öğesi çok önemli bir hal alıyor. Jesse’le çalışmak muhteşemdi. Şimşek hızında, hazır cevap bir zekaya sahip ve bunu çok çarpıcı geçişler yapmakta kullanıyor. Lex’i gerçekten heyecan verici kılan şey bu.”

Aktris sözlerine şöyle devam ediyor: “Aralarında etkileyici ve çok katmanlı bir ilişki var. Senaryo aralarındaki alanı çok güzel bir şekilde işlemiş. Tüm iletişimlerinde iniş çıkışlı bir alt akım var ve Finch bunu hissediyor. Birisine güvenemediğinizde, size söyledikleri her şeyi daha bir dikkatli dinlemelisiniz.”

Deborah Snyder ise şunları söylüyor: “Zack de ben de Holly Hunter’ın çok büyük hayranıyız. Dolayısıyla, gerçekten çetin ceviz bir güneyli senatör rolü karşımıza geldiğinde, onun bu karakteri mükemmel canlandıracağını biliyorduk. Kadroya katılacağı kesinleştiğinde rolü genişlettik. Senatör Finch, Superman’in eylemlerine ilişkin soruşturmayı yürüten komitenin başında çünkü Superman’in sorumlu tutulması ama aynı zamanda adil bir şekilde yargılanması gerektiğini düşünüyor.”

Hunter kendisini Finch karakterine en çok çeken şeyi şöyle açıklıyor: “Duyguyla değil mantıkla hareket ediyor. Siyaset dünyasında genellikle duygusallık merkeze yerleşir çünkü dikkat çeker. Ama Finch’in tarzı bu değil. Ne kadar uzun sürerse sürsün meseleyi enine boyuna düşünüyor, ta ki akla ve her şeyden çok gelecek için önemli olana dayanan bir karara varana dek.”

Batman v Superman (8)

Oyuncu kadrosunu tamamlayan isimler şöyle: Eski bir general, şimdi ise Savunma Bakanı olan Swanwick rolünde Harry Lennix; Lex Luthor’ın sağ kolu olan alımlı Mercy Graves rolünde Tao Okamoto; eylemleri her iki Süper Kahraman üzerinde de etki eden gizemli şahsiyeti canlandıran Callan Mulvey. Ayrıca, filmde gerçek hayattan haber muhabirleri, uzmanlar ve yorumcular konuk oyunculuklarıyla hikayenin gerçekçiliğine katkıda bulundular.

-Bruce Wayne: Sen beni tanımıyorsun ama ben senin gibi birkaç kadın tanıdım.

-Diana Prince: Hıh, asla benim gibi bir kadın tanıdığını sanmıyorum.

Oyuncu seçimi konusunda belki de yapımcıların en büyük sorumluluk hissettiği rol Wonder Woman’dı. Deborah Snyder bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Wonder Woman kısa süre önce 75. yılını doldurdu. Bu yüzden onun artık beyaz perdede boy gösterme zamanının geldiğini düşündük. Sahip olduğumuz en güçlü kadın kahramanlardan biri. Muazzam bir gücü ve tutkuyu simgeliyor. O her yaşta kadın için bir rol model.”

Eh bu durum hiç baskı yaratmıyor, değil mi?

“Rol için tüm dünyayı taradık, yüzlerce aktrise baktık” diyor Deborah Snyder ve ekliyor: “Gal Gadot’yla tanıştığımızda, özel bir şeye sahip olduğunu, Wonder Woman’ın ta kendisi olduğunu hepimiz aynı anda düşündük. Ve onu tanıdıkça, herkesle etkileşimini gördükçe doğru kişiyi bulduğumuzu anladık. Wonder Woman aşkı, gerçeği ve cinsel eşitliği temsil ediyor. Gal bu karakteristikleri hakikaten kendinde barındırıyor.”

Gadot’nun ünlü kadın kahraman olarak setteki ilk günü herkes üzerinde etki yarattı, özellikle de çok genç bir ziyaretçi üzerinde —bir çekim ekibi üyesinin Wonder Woman için resim çizen yeğeni. “Çok tatlı küçük bir kız benim için çizdiği güzel resmi verdi ve herkes ağlamaya başladı” diyen Gadot, şöyle devam ediyor: “Çok dokunaklı bir andı ve karakterin ne kadar önemli olduğunu kanıtlıyordu. Büyürken güçlü, bağımsız ve sofistike kadınlar olmaları için ilham kaynağı bulabilen küçük kızlar ve kadınlara saygı duymaları gerektiğini öğrenen küçük erkek çocuklar için, Wonder Woman pek çok iyi değeri ve ahlaki güçlülüğü temsil ediyor.”

Filmdeki süresi nispeten kısa olsa da, Gadot ikonlaşmış erkek Süper Kahramanlar’ın yanında Amazon savaşçıyı hayata geçirmekten keyif aldığını dile getiriyor: “Wonder Woman çok uzun süredir hayatta ve çok bilge. Savaşlarını nasıl seçeceğini biliyor ve birkaç hamle sonrasını görebiliyor. Çatışmayla başa çıkma konusunda erkekler ile kadınların oldukça farklı yolları var.”

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus'un David'i gibi... Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir