Bu Şarkı İstanbul’u Anlatmıyor: Dumankara

“Ne bu? Olmuş bir şey mi sen mi uyduruyorsun?”
“Farzet ki ben uyduruyorum.Güzel olan hikayeyi konuşmak değil mi?”
Koltuk, sayfa 201

Söze başlaması zor bu sefer… Zorluk ne deneceğin bilinmemesinden değil, yeterince iyi anlatamama kaygısından, korkusundan. Gene de bir yerden başlamak gerek, değil mi? Ankara diyelim, bahsi açalım. Memuriyet kavramının ete kemiğe, taşa toprağa büründüğü büyük şehir. Buna rağmen hep tatlı kıyı şehirlerinin yanında ezik kalmış, yerlisinde başka sonradan göçeninde bambaşka, tamamen zıt hissiyatlar yaratan bir coğrafya. Kalesi vardır, ne zaman gitsem kuruyemişçilerine uğrayasım gelir. Bir de AŞTİ’de biraz dolanırsanız kıyıda köşede soğuk savaş yıllarından kalma “Nükleer bomba atıldığında yapılması gerekenler” tabelalarından görebilirsiniz.

dumankara

Benim kısıtlı Ankara’m bu, belki birazcık dahası, o kadar. Daha genele bakalım, çoğu genç için Ankara demek bugün Melih Gökçek ve sonu gelmez tweet savaşları demek. “Apaçi” lakaplı kenar mahalle gençleri var sonra. “Ankaralı” lakabıyla televizyonlarda yer edinen onlarca şarkıcıyı, “Ankara Havası”nı unutmamak gerek. Bir de internette “Ankara’nın bug’ları” isimli bir olay ün salmakta, ne kadar tutar bilmem. Ankara diyince bir yabancının aklına ilk bunların gelmesi üzücü mü bilmem ama hüzünlü bir durum, o kesin.

fft22_mf1381671İletişim Yayınları bu sene alışılmadık bir şey yaptı ve Levent Cantek’in Ankara’yı anlatan hikayelerinden oluşan “Dumankara” isimli çizgi albümü basma işine girişti.

Alışılmadık, çünkü İletişim yayınları sonuçta çizgiroman yayıncılığı ile bilinen bir yayınevi değil. Ancak Levent Cantek ismi bu gizemin çözümünde anahtar rolü oynuyor. Cantek, Türkiye’de çizgiroman denince akla gelen ilk isimlerden. Gene İletişim’den basılan Türkiye’de Çizgiroman isimli kitabı olmak üzere pek çok eseri kesinlikle sanatla ilgilenen herkesin kütüphanesinde bulunması gereken çalışmalar.

Cantek’in daha az bilinen yönü ise araştırmalarına ek olarak yazdığı çizgiroman senaryoları. Türkiye’nin sayılı fantezi-korku çizgiromanlarından olan Deli Gücük antolojilerinin yaratılmasını sağlayan Cantek’in Ankara üzerine yazdığı hikayelerden yeni bir albüm hazırladığını duymak benim gibi eski bir takipçisini açıkçası heyecanlandırmıştı. Bu heyecanla okumaya başladığım Dumankara yüzümü kara çıkartmadı. Hatta diyebilirim ki, Dumankara beklentilerimin çok üzerinde bir etkiyle, üzerimden bir fırtına gibi geçti. Gerek yerli çizgiroman gerekse edebiyat için Dumankara sayesinde büyük bir kazanım söz konusu.

Girişte o kadar Ankara’dan bahsetmem sizi yanıltmasın, Cantek’in (ve birlikte çalıştığı on dokuz çizerin) derdi şehre özgü bir mistisizm yaratarak bizi tavlamak değil. Bilakis, Cantek kitabın girişinde de belirtiyor; Dumankara başka bir şehrin hikayelerini de barındırabilirdi. Zaten Dumankara’nın hikayelerini başarılı kılan da bu, Ankara özeli gibi gözüküp tüm Türkiye’yi anlatacak kadar genel olmaları. Dumankara bir şehrin kitabı olmaktan ziyade Türkiye’nin neredeyse yüz yılının antolojisi. 1916’daki büyük Ankara Yangını ile başlayan seçki ağır adımlarla, sindire sindire bizi ellilere, oradan seksenlerin sonlarına ve en sonunda günümüze getiriyor.

fft22_mf1381693Dumankara başta yerel gözüküp şaşılası bir şekilde evrensele ulaşan bir eser. Ankara başlayıp tüm Türkiye’yi anlatan hikayeler var dedik, ancak oluşturulan genel doku o kadar iyi ki bazı yabancı hikayelerden yola çıkılarak çizilmiş maceralar da hiç sırıtmıyor. Ray Bradbury ya da Boris Vian’ın hikayelerinin Ankara sokaklarında hayat bulabileceğini söyleseler inanır mısınız? Dumankara’da bu olay vuku buluyor, çok da güzel buluyor. Gerek Cantek’in gerekse çizerlerin anlatımları yereli de evrenseli de eş zamanlı özümseyebilecek kalitede olmuş.

Bir şehrin/ülkenin hikayeleri kronolojik bir sırayla akarken farklı türlerde ve tarzlarda konaklanılması kaçınılmaz. Dumankara’nın ilk hikayeleri (Geç Osmanlı Dönemi) daha tarihi ve siyasi doku üzerinden kendini gösterirken, ellilerin Ankara’sı karanlık sokaklar, pavyonlar ve mangal yürekli kabadayılar üzerinden anlatılıyor. Burada biraz siyah beyaz yıllarından Yeşilçam biraz da Frank Miller’ın Sin City’sini hayal edin, ancak ikisini de daha gerçekçi bir zemine oturtmaya çalışın (Birinin sertliğinden alıp diğerinin naifliğine koyun). Bu kendine has noir hava, bir Boris Vian hikayesinin Pantolonlu Kadın adı altında uyarlanmasına da fırsat tanıyor. Filmi biraz ileri sardığımızda (altmışlar-yetmişlerdeyiz) daha yoksul semtlerin, hayat kavgası veren ailelerin hikayeleri ile karşılaşıyoruz. Burada Dumankara akla Orhan Kemal hikayelerini getiriyor. Biraz daha ilerlediğimizde zaten Cantek’in bunun bilinciyle davrandığını ve usta yazara atıfta bulunup bir polisiye hikayesine de Orhan Kemal adını verdiğini görmek yüzümüzü gülümsetiyor. Dumankara bu tip hoş referanslar ile ilerledikçe ilerliyor, hikayeler çeşitlilik gösterse de çoğunluğun (ya da en etkileyicilerinin) polisiye türündekiler olduğunu eklemek gerek (Girişte unuttuğumuz Behzat Ç.’yi de burada saygıyla analım).  Tabii tadımlık bir bilimkurgu parodisi Dumankara’da de Ankara sokaklarını ziyaret ediyor. “Uzaylılar ikindi namazına şehre inerler” cümlesini eminim daha evvel hiçbir yerde okumamışsınızdır, Dumankara’da okumak benim için ayrı bir keyifti.

Levent-Cantek-01Levent Cantek’in önceki çizgiroman çalışması olan Deli Gücük’ün fantastik-korku edebiyatına girdiğinden şahsen Dumankara kadar farklı türde bir eserle karşılaşmayı beklemiyordum. Deli Gücük, gerek çizgiromancılıkta gerekse tür edebiyatındaki toyluğumuzdan ötürü hoşgörülebilir eksikler barındıran ancak potansiyeli yüksek bir proje. Ancak Dumankara hiçbir kusur barındırmıyor. Bilakis tekniğiyle değilse bile hikayeleriyle insanın aklına  Will Eisner’in grafik romancılığın başyapıtı sayılan eseri A Contract with God’ı getiren bir çalışma Dumankara. Eisner’in A Contract with God’ı da 1930’larda Manhattan’da yaşayan Yahudi ailelerinin birbirinden bağımsız hikayelerini anlatmasıyla dikkat çeken biyografik bir eserdi. Dumankara, Eisner’in ruhunu Türkiye çizgiromanına bir nebze bile taşısa büyük iş yapmış demektir.

Son raddede Dumankara, çizgiromanla ilgilenen ilgilenmeyen herkesin okuması gereken bir seçki. Bu kitap şahsıma Cantek’in hikayeciliğinin de araştırmacı kişiliği kadar güçlü olduğunu bir kez daha gösterdi. Ankara’yı bir de Cantek’in kalemi ile ekibinin çizgileri eşliğinde tanıyın. Belki kıyıda kalmış bir iki anınız canlanır, belki gülümser belki hüzünlenirsiniz… 

fft22_mf1381682

Yigilante Kocagöz

Not: Bu yazı Gezi Parki Eylemleri`nden cok  evvel kaleme alınmıştır. Son bir ayda tüm Türkiye gibi Ankara da değişti, ciğerlerini biber gazı, sokaklarını  sayısız yeni öyküyle doldurdu. Ankara’daki tüm dostlara selam olsun. Seslerinin, öykülerinin istisnasiz tüm kulaklar tarafından işitilmesi dileğiyle… 

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir