Emrah Kılıç: ‘Artık olgun ve deneyim sahibi bir festival olduk’

26 Ekim–3 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek 6. Boğaziçi Film Festivali’nin başlamasına sayılı günler kala festivalin sanat yönetmeni Emrah Kılıç ile konuştuk.

Öteki Sinema için söyleşen: Murat Kızılca

Henüz genç sayılabilecek bir yaşta olmasına rağmen Boğaziçi Film Festivali’nin her yıl bir öncekinin üzerine ekleyerek bilinirliğini daha da arttırdığı ortada. Paneller, söyleşiler, önemli konuklar, masterclasslar, Bosphorus Film Lab ve tabii ki programına aldığı filmler ile dikkat çeken festivali siz nerede görüyorsunuz? Yola çıkarken neler hedeflenmişti, o hedeflere ulaşılabildi mi?

Sizin de dediğiniz gibi aslında genç bir festival olarak görünüyoruz ancak biz beşinci yılımızı geride bıraktık ve yavaş ama emin adımlarla her sene Boğaziçi Film Festivali’nin eksiklerini gidermeye çalıştık. Bunda da başarılı olduğumuzu düşünüyorum. Artık filmleriyle, yarışmalarıyla, ödülleriyle, endüstri bölümüyle yapısal olarak tamamlanmış bir festival olduk. Altıncı yılımıza girerken en başından beri festivali yapan çekirdek ekibi korumayı başardık. Öyle sanıyorum ki bu yüzden de geçen sene festivalde ağırladığımız sinemacılar bizlere beşincisi yapılan bir festival olmamıza rağmen yirmi beşincisi yapılan festivallerden daha iyi bir organizasyona sahip olduğumuzu söylediler. Bunlar da bizi mutlu ediyor ve daha fazla motive olmamızı sağlıyor. Dolayısıyla yaş olarak diğer festivallere göre genç görünüyor olabiliriz ancak artık olgun ve deneyim sahibi bir festival olduk diyebilirim. Boğaziçi Film Festivali artık herkes tarafından bilinen, takip edilen, merakla beklenen bir festival olarak biliniyor. Festival olarak hedefimiz her sene bir önceki seneden hem içerik hem organizasyon olarak daha iyi bir festival yapmak ve uluslararası networkümüzü sürekli olarak geliştirmeye çalışmak diyebilirim. Özellikle dünyada sinema sektöründe, festival dünyasında neler olup bitiyor, biz ne yapabiliriz, bu değişim ve gelişimlere kendi karakterimizi ve artistik bakış açımızı koruyarak nasıl uyum sağlayabiliriz diye de sürekli düşünen, gelişime ve etkileşime açık bir anlayış ve ekiple yolumuza devam ediyoruz.

Peki, 6. Boğaziçi Film Festivali’nde sinemaseverleri ne gibi yenilikler bekliyor?

Festivalde bu sene programlama olarak ya da yapısal, organizasyonel anlamda çok büyük bir yenilik yapmadık, bunun yerine geçen sene itibarıyla tamamlanan festival yapımızı daha işlevsel, daha profesyonel bir hale getirmeye çalışıyoruz. Bunun yanı sıra bu yıl, yenilik olarak kurumsal kimliğimizin görsel tarafında değişiklik yaparak yeni bir festival logosu ile devam etme kararı aldık. Yeni logomuzda da yine eski logomuzda yer verdiğimiz festivalimizin simgesi/sembolü olan yunus yer alıyor ancak daha çağdaş bir tasarım diline sahip olduğunu düşünüyoruz. Ege Öztayfun imzalı yeni logomuz, Boğaziçi’nden ve Boğaziçi’nde yaşayan yunuslardan ilhamla ortaya çıktı. Zaten bildiğiniz gibi festivalde Altın Yunus heykelciği de veriyoruz. Bundan başka, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda bu yıl ilk defa FİYAB tarafından verilecek olan ilk ya da ikinci filmini yapan yapımcılar için yeni bir ödül eklenirken, Bosphorus Film Lab Work in Progress kategorisine ise CGV Mars Film Dağıtım Ödülü geldi.

Festivalin önceki yıllardaki programlarına baktığımızda herkesin “mutlaka izlenmeli” kategorisine rahatlıkla giren filmlerin yanı sıra kimi yönetmenlerin keşif imkânı sunan ilk veya ikinci filmlerine yer verildiğini de görüyoruz. Boğaziçi Film Festivali programına alacağı filmleri nasıl seçiyor? Seçimlerini yaparken neleri dikkate alıyor?

Aslında her bölüm için ayrı ayrı değerlendirme kriterleri oluyor. Kısa filmler için filmlerde, en çok filmdeki yaratıcı fikre bakmaya çalışıyoruz. Filmin çekilmesinin sebebi nedir, bir yönetmenin varlığını filmde hissedebiliyor muyuz, kısa filmin diline ve formuna uygun mu gibi kriterlere önem veriyoruz diyebilirim. Uzun metraj film yarışmalarında aslında çok daha fazla göz önüne alınacak unsurlar olabiliyor. Uluslararası yarışmada filmin öncelikle Türkiye prömiyerinin açık olmasına bakıyoruz, yönetmenin ve film ekibinin festivale katılma durumları da önemli, festival yolculuklarına nerede, nasıl başladıkları, nasıl devam ettikleri, festival stratejileri, proje aşamasında katıldıkları platformlar, aldıkları fonlar, yönetmen ve yapımcının filmografileri, prodüksiyon tarihleri, hangi ülkenin ya da ülkelerin yapımı oldukları gibi… Tüm bunların yanı sıra tabii ki filmin estetik ve sinemasal değerine, tüm filmlerde olduğu gibi bir yönetmenin varlığını hissedebiliyor muyuz, film bize ne anlatıyor, hikâyesi, konusu, teması nedir gibi sorulara bulduğumuz cevaplar bir araya gelip bir değerlendirmeyi nihayetinde ortaya çıkarıyor. Ulusal uzun metraj yarışması için aslında bu kadar detaylı bir değerlendirmeyi yapmak için elimizde maalesef çok fazla film olmuyor. Burada da başvuru yapan filmler içerisinden, elimizden geldiği kadar başka festivallerde gösterilmemiş olan filmlere öncelik vererek ancak yılın önemli yapımlarını da göz ardı etmeden bir değerlendirme yapıyoruz diyebilirim. Son bir iki yılımızda da Bosphorus Film Lab’de yer verdiğimiz projelerin ortaya çıkması ile bu projelere yarışma için biraz daha istekli yaklaşıyoruz diyebilirim. Yarışma dışı programlarda ise temaya uygunluk, yılın önemli festivallerinde yer almış, ödül kazanmış filmlere izleyici alışkanlıkları ve isteklerini de göz önünde bulundurarak yer veriyoruz ve yine sırasıyla Türkiye ya da İstanbul’da daha önce gösterim yapmamış filmlere yönelmeye, sıkışık festival takviminde sinemaseverlere yeni filmler getirme isteğimiz de var.

Festivalin bu yılki açılış filmi, başrolünde Robert Redford’un yer aldığı The Old Man and The Gun olacak. Açılış filmlerini nasıl belirlediğinizi merak ettim. Tercihlerinizde ne gibi kıstaslar etkili oluyor?

Geçen yılki festivalde açılış filmimiz Türkiye Prömiyeri olarak merakla beklenen ve kadrosuyla ilgi çeken, George Clooney’nin yönettiği, senaryosunu Coen kardeşlerin yazdığı, başrollerinde Matt Damon ve Julianne Moore’un oynadığı Suburbicon filmi olmuştu. Bu yıl da yine aynı anlayışla David Lowery’nin yönettiği, başrolde Robert Redford’un olduğu The Old Man and The Gun filmi Türkiye Prömiyeri olarak açılış filmimiz oldu. Biz çok fazla festivalde olmayan bir açılış filmi uygulaması yapıyoruz. Festivalin açılış törenini çok kısa tutuyor ve davetlilerle birlikte sinema salonunda açılış filmimizi izliyoruz. Belirlediğimiz filmin Türkiye’deki ilk gösterimi olması bu yüzden bizim için daha da önem kazanıyor. Festival filmi sıkıcıdır algısını biraz olsun kıran, her sektörden ve meslekten davetlilerin beğeniyle izleyeceği, kurgusuyla, senaryosuyla, oyunculuklarıyla öne çıkan, merak edilen filmleri açılış filmi olarak belirlemeye çalışıyoruz.

Bugüne kadar Bela Tarr, Robert McKee, Bobby Roth gibi dünya sinemasının önemli isimlerine ev sahipliği yapan festival, bu yıl da Sergei Loznitsa, Paulo Branco ve Bent Hamer’ı ağırlayacak. Festivalin uluslararası konumunu da güçlendiren nitelikli konukların, ülkemizdeki sinemaseverlerle buluşmasını çok önemsediğimi belirtmek isterim. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Özel konukları ağırlamaktan gerçekten festival olarak büyük keyif aldığımızı söyleyebilirim. Geriye dönüp baktığımızda beş yıllık süreçte birçok önemli ismi ağırladık. Onları sinemaseverlerle bir araya getirecek etkinlikler yaptık, tecrübelerinden hem biz hem de takipçilerimiz faydalandı. Festivalin etkinliklerine, masterclasslarına, söyleşilerine biraz da adeta bir okul havası katmak istiyoruz. Bela Tarr, Robert McKee, Bobby Roth gibi isimlerle yaptıklarımız da buna katkıda bulunuyor diye düşünüyoruz. Bu yıl da yine Ukrayna sinemasının özellikle üretkenliği ile de ön plana çıkan en büyük isimlerinden Sergei Loznitsa, kült filmlerin Norveçli yönetmeni Bent Hamer ve Wim Wenders, Chantal Akerman, Manoel de Oliveira gibi yönetmenlerle çalışmış, 200’ün üzerinde yapımda imzası bulunan yapımcı Paulo Branco ile masterclasslar yapıyor olacağız. Çok keyifli, öğretici ve ilham verici olacaklarına eminim.

Biraz Bosphorus Film Lab’den de bahsetmek ister misiniz?

Festivalin dördüncü yılında proje geliştirme platformu olarak başladık bu bölüme. Kendine ait bir kurgusu ve özerkliği olan küçük bir festival olarak konumlanıyor şu an. Geçtiğimiz yıl ismini Bosphorus Film Lab olarak değiştirdik ve öyle devam ediyoruz. Özellikle bizim gibi film fonlarının az sayıda ve yeterli olmadığı ülkelerde festivallerin endüstri bölümleri, ufak da olsa ödülleriyle, destekleriyle yapımcılar ve yönetmenler için önem arz ediyor. Biz de elimizden geldiği kadar Bosphorus Film Lab’i büyütmeye, geliştirmeye, yeni ödüller eklemeye çalışıyoruz. İki ayrı kategoriden oluşuyor BFL, proje aşamasındaki filmlere açık olan Pitching ve set aşamasına geçmiş, henüz tamamlanmamış ya da çekimi bitmiş ancak henüz montaj bekleyen filmler için Work in Progress kategorisi. Pitching kategorisinde finale kalan projeler üç günlük yoğun bir atölyeye giriyorlar. Burada alanında yetkin isimlerden proje dosyası hazırlama, senaryo, finans ve bütçe planlaması, sunum teknikleri gibi birçok konuyla ilgili eğitim alıyorlar, birebir görüşmeler yapıp en son olarak akredite konukların da salonda bulunduğu jüri önünde projelerinin sunuyorlar. Bu bölümde TRT Ortak Yapım Ödülü ile Digiflame 50.000 TL VFX Ödülü yer alıyor. Work in Progress projeleri de henüz tamamlanmamış, kurgulanmamış kısa bir video ile jüri karşısına çıkıp filmlerini sunuyorlar. Bu bölümde ise 25.000 TL değerinde T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı ödülü ile birlikte CGV Mars Film Dağıtım ödülü yer alıyor.

Boğaziçi Film Festivali’nin geleceği ile ilgili neler paylaşmak istersiniz? Gelecek senelerde bizleri yeni sürprizler bekliyor mu?

Boğaziçi Film Festivali olarak özellikle uluslararası networkümüzü sürekli geliştirmeye ve genişletmeye çalışıyoruz. Bu anlamda kendi sektörümüze katkılar sağlayabiliriz. Her geçen yıl bir sonraki yılların toplamından daha iyi bir festival yaptığımızı düşünüyoruz. Gelecekte uluslararası film dünyasının takip ettiği, merak ettiği prestijli bir festival olma hedefimiz var. Yapmak istediğimiz birçok farklı proje var ancak bunları ne zaman gerçekleştirebiliriz, ne kadarını yapabiliriz çok kestiremiyoruz çünkü birçok unsurun, denklemin bir araya gelmesi gerekiyor. O yüzden şunu yapmak istiyoruz diye nokta atışı bir şey söyleyemesem de projelerimizin çoğunu Bosphorus Film Lab için kurguladığımızı belirtebilirim. Sürprizler tabii ki olabilir, tüm bunlar için bir yıl boyunca sürekli çalışan iyi bir ekibimiz var.

Bu yoğunluk arasında bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederim. Sizin son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

İlginiz için ben teşekkür ederim. Herkesi bu yılın festival kataloğunu keşfetmeye davet ediyorum. Bizim çok beğendiğimiz ve defalarca izlediğimiz filmlerden oluşan bir program yaptık. Umarım herkes beğenir. Festivalde görüşmek üzere…

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir