Hakan Tosun: ‘Olayları ideolojiden uzak aktarmaya çalışıyorum’

Özellikle medyanın kolunun yetişmediği, halkı bilgilendirmek istemediği durumlarda ortaya çıkan, sosyal medya üzerinden toplumsal bir tepkinin peşine düşen, onu belgeleyen bir isim Hakan Tosun. Bugüne kadar birçok toplumsal olayı belgesel haline getirdi. Kendisiyle bu yola uzanan öyküsünü, aktivist ve belgeselci olmanın detaylarını, bakış açısını konuştuk uzunca…

Öteki Sinema için söyleşen: Banu Bozdemir

Hem belgeselci hem de aktivist diyebilir miyiz senin için? Yaşananları ilk kameraya alma, belgesele çekme durumu ne zaman başladı?

Belgesel çekmeye karar verdiğimde bu kimlik sorununu çok yaşadım. Elimde küçük bir kamerayla çıkmıştım yola önce bir tohum hikayesinin peşine düştüm. Sonra 2010 yılındaki Tekel işçilerinin o büyük direnişi ikinci çalışmam oldu..Amatör olduğum için çok festivallik işler değildi yaptıklarım daha çok kendimi görme çalışmalarıydı. 10 yıl önce kısa bir tecrübem olmuştu montajla ilgili ama teknoloji bu çok değişmişti. Her şeye tekrar başlamam gerekiyordu. Deneye deneye öğrenebileceğimi biliyordum ama, o yüzden yaptıklarımı pek kimseye göstermeden kendi halimde takılıyordum. 2011 yılındaki Büyük Anadolu Yürüyüşüyle durum değişti. Bana çekimlere başlamadan önce birçok belgeselcinin yürüyüşü çekeceğini söylemişlerdi. Ama yürüyüş başladığında baktım benden başka çeken yok. O yüzden bütün dikkatler benim üstüme çevrildi. Tek kayıt alan bendim çünkü. Kendimi diğer belgeselcilere yabancı hissediyordum. Ne festival belgeselciliğiydi yaptığım ne TV belgeselciliğine benziyordu. Sadece belgeselci değildim çünkü 1990 yıllardan başlayan politik bir geçmişimde vardı. Hikayelere düz bakamıyordum Ortada kaldım bir süre sonra kendime ‘Aktivist Belgeselci’ demeye başladım.

Direnişler, özellikle de işçi direnişleri ve kentsel dönüşüm ve çevre etkinlikleri ilgi gösterdiğin alanlar. Belgeselin yaşananları karşımıza spontan bir şekilde çıkardığı için genelde planlaması zordur, yine de bir belgeselin peşine düşerken plan yapar mısın? Zor durumlara hazırlıklı mısın? Mesela oradaki olayların bir gözü olduğun, sorumluluk duygusuyla hareket etiğin için gözü kara bir biçimde olaylara dalar mısın?

Planlama yapmak zor dediğin gibi anlık gelişen olayları takip ediyorum genelde çünkü. Büyük Anadolu Yürüyüşü çekimlerinde şöyle bir durum oldu. Yürüyüş yedi ayrı bölgeden başlayıp 40 gün sürdüğü için ben bir kervana gidip bir kaç gün onlarla yürüyüp İstanbul’a dönüyordum. Döndüğümde çekimlerime bakıp gideceğim diğer kervanda ne çekmem gerektiğini düşünüyordum. Gittiğim beş kervanı tek belgeselde bu şekilde buluşturdum. O yüzden iyide oldu kırk gün olması. Kısa olsaydı belki bir şeyler eksik kalabilirdi. 2012 yılında çektiğim DÖNÜŞÜM/GENTRİFİCATİON kentsel dönüşüm belgeselinde bunun için çok zamanım oldu Bir yıl sürdü neredeyse çekimler. Sürdü ama ben aynı zamanda kısa videolar yapıp internetten paylaşıma sokuyordum. Yıl sonunda bütün çekimleri toparlayıp tek belgesel haline getiriyorum. Gezi ve Validebağ’ın uzayacağını anladığım an orada da anlık planlamalar yaptım. Röportaj yapayım, aktivist olsun, mahalle sakini olsun, kadın erkek vs gibi. Aktivist tarafımı çok frenlememe rağmen o tarafımdan çok çektim. Üç fotoğraf makinesi, iki telefon bozuldu müdahaleler esnasında. Bir kez kafama taş geldi yüzüm kanlar içinde kaldı, bir kez ayağıma biber gazı kapsülü yedim. Dört kez gözaltına alındım. Yediğim tekmelerin hakaretlerin haddi hesabı yok. Arama mesafe koymak istesem de kendimi bir türlü eylemcilerden ayıramıyorum. Onlar susarsa sanki benim konuşmam gerekiyormuş gibi geliyordu. Öyle de yapıyordum zaten. Olayların tam kalbinde olduğum için çok tarihi görüntüler çektim. Evet kendimi bir an da atıveriyordum olayların üstüne. Bunun karşılığını da mesleki olarak aldım. Hiç bir şey yapmasam yani belgesel haline getirmesem de bir dönemi anlatan arşiv görüntüleri olduğunu biliyordum. O yüzden ne çekersem kardır diye düşünüyorum. Öyle bir zaman gelecek ki bu döneme bakıldığında benim gibi aktivist belgeselcilerin görüntülerine başvurulacak bunu biliyorum. Şimdi bile Gezi’yle ilgili yirmi belgesel yapıldıysa bunun on beşi benim Gezi’nin ilk üç günü çektiğim görüntülerimle başlıyor. Bu büyük bir sorumluluk gerektiriyor evet.

Medya dediğimiz kurum çoğu zaman olayları takip etmek de yetersiz kalıyor ya da takip etmeme yolunu seçiyor ve bu tür direnişlerde olduğu gibi haber verme durumu siz bağımsız habercilere kalıyor. Bunun bilincinde ve sorumluluğunda olmalısınız…

unnamed (3)2011 yılındaki Büyük Anadolu Yürüyüşü çekimleri sırasında fark ettiğim bir durum oldu bu. Yani medya haber verirse gündeme gelebilir, sesinizi duyurabilirsiniz yoksa öylece kalıyorsunuz. Bende neden onların haber yapmasını bekleyelim ki bizde bunu yapabiliriz diye düşünüp kervanlardan dönüşlerimde kısa videolar yapıp internetten paylaşmaya başladım. Etkili de oldu. Bunu Dönüşüm/Gentrification belgeseli çekimlerinde devam ettirdim. Bu yöntemin etkisini görünce eylemlere gitmeye başladım bu daha da etkili oldu. Video aktivizmi dönemi de böyle başlamış oldu. Benim sorumluluğum şuydu. Medyanın bu kadar kör ve yanlı olduğu bir dönemde olayları çarpıtmadan pozitif olarak bile bir şey katmadan vermenin başarı olduğunu düşünüyorum. Muhalif basının bile aralarındaki ideolojik ayrım bazı olayları görmelerini engelliyor. Ben bunu bir tarafa bıraktım. İyi olan, topluma moral verebilecek ne varsa aktarmaya çalıştım. Şundan da uzak durdum ama gerçeklik neyse ona dokunmadım. Olduğu gibi yansıtmaya çalıştım. Bir olayı ideolojik hale getirmedim, ajitasyon yapmadım. Yaptığım şey bir nevi aracılıktı. Bir zamanı başka bir zamana taşıyan aracı, haberci.

Büyük Anadolu yürüyüşü… Gayet iyi kotarılmış bir iş, emek ve zaman harcanmış bir iş. Bu tür hem de bütçe gerektiren işler için destek aldığın yerler oluyor mu?

Bir meydan okumaydı benimkisi bir şeye tepki olarak çıktım. 13 yıldır Beyoğlu’nda yaşıyorum. O kadar çok insan vardır ki ellerinde dosyalarla yapımcı, bütçe kovalayan. Çoğu da boş dönerler o yüzden bir türlü hayallerindeki filmi, belgeseli çekemezler ya da senaryoyu yazamazlar. Bende bir süre denedim yapım desteğini. Ama belgesel alanında değil senaryo olarak denedim bir şey çıkmadı hiçbir yerden… Bütçeyle ilgili işleyişin nasıl olduğunu da az çok biliyordum. Yani Beyoğlu’nda sinemacıların sıklıkla geldiği bir barda çalışıyordum garson olarak. Oradaki ilişkileri görünce daha bir soğudum bu para işlerinden. Bir taraftan da içimde bir ateş yanıyordu yazmak ve çekmek istiyordum. Barı bırakıp ablamla abimin ortak kullandıkları küçük bir kamera vardı onu aldım düştüm yola. Yolda çeke çeke öğrenirim dedim paraysa yol parası yeter diye düşündüm. Sağolsun Bedirhan Sakcı arkadaşım bana çok destek oldu. Bir bilgisayar aldı, montajı öğretti, yol paramı karşıladı. Yapımcım oldu yani. Paralı bir adam değildi onunda kalbi sinemadan yana atıyordu kısa film çekiyordu. Elektrik mühendisiydi. Bu arada hafta sonları düğün çekmeye başladım Büyük Anadolu Yürüyüşü sırasında. Çekimlere gidip İstanbul’a döndüğümde birkaç gün çalışıp aldığım parayla tekrar yola çıkıyordum. Yolun bazı kısımlarını da otostopla geçtim. Yine arada garsonluk yaparım param bitince. Ya da freelance fotoğraf çekimlerine gidiyorum. Ailemi unutmayayım onlarında çok desteği oldu bana.

Birçok olayın tanığı oluyorsun, insanların hikayelerine uzanıp belki de onların yaşamlarının bir parçası oluyorsun bir süreliğine, biraz o süreçleri anlatır mısın?

Tanık olma meselesi esas meseledir benim için. Bir gözüm vizörden bakıyorsa diğer gözüm kendisi için görüntü topluyor. Kamerada çektiklerimi yansıtıyorum insanlara. Ama diğer gözümle baktıklarım benim hafızam için. Biriktiriyorum yaşadığım olayları gördüğüm insanları. Her olayın farklı sebepleri sonuçları var bunlara tanıklık etmek bir hazine benim için. Belki de bunun için katlanıyorum bütün olumsuzluklara. İçimde hayat,tecrübe biriktiriyorum hangi para satın  bunu. Bir gün, benim hayalimde bu, bu dönem biter de biraz huzura kavuşursak bende bırakırım kendimi biraz yazarım belki. Şimdi bırakamıyorum her yerde yaşanan olaylar sorumluluk oldu benim için. Kendimi mecbur hissediyorum duramıyorum düşüyorum yola. Dağınık olduğum içinde zihnimi toplayıp yazmak zor geliyor. İlk soruda belirttiğim gibi kendimi eylemcilerden ayıramıyorum. Bende onlarda aynı dertten oradayız. Validebağ direnişi esnasında iki kez darp edilerek göz altına alındıktan sonra oradaki insanlar çok ilgilendiler benimle. O ilginin içinde “ya seninde başını belaya soktuk” gibi bir şey hissettim. Beni orada ayrı biri olarak düşünüyorlardı. Ben hiç öyle düşünmemiştim. Hepimizde aynı şey için oradayız diye düşündüm her zaman. Farklı rollerdeki bir bütün olarak düşündüm. Bir bedenin farklı duygularıymışız gibi.

unnamed (1)

Şu an gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsun, Gezi gibi büyük bir direniş yaşandı, geziyi kurtardık ama talan devam ediyor. Senin kameran da çalışmaya. En son Validebağ’ı görüntüledin, büyük bir sorumluluk duygusuyla neredeyse her gün görüntü aldın… Bu tarz direnişler yeni bir haber alma dili yarattı diyebilir misin?

Gezi bizim kalbimizdi onu kaybetseydik şu an yaşıyor olamazdık. Her alanda bize nefes oldu. Hani Geziyi anlatırken herkes kendi sebebiyle orada demiştik ya çoğu alanda olduğu gibi habercilik anlamında evet yeni bir dil ve alan yarattı. Mesela ben Geziden sonra bir basın kartı sahibi oldum. Belgesel Sinemacılar birliği üyesiyim. Kentsel Dönüşüm belgeselini çekerken hem polisle hem eylemcilerle zorluk yaşıyordum. “Sen neden ve nereye çekiyorsun” diye sorduklarında cevap vermekte zorlanıyordum. Verdiğim cevapta onları ikna etmiyordu. Bir kez Levent de Dönüşüm/Gentrification belgeseli için gökdelen çekerken bir otel güvenlik şefi tarafından alıkonuldum polis çağrıldı. Terörle mücadele ekibi geldi.  Adam direk “Burası konsolosluklar bölgesi, ben nereden bileyim senin keşif için çekmediğini “dedi. Savcıya götürecekti az daha. Belgesel için çekiyorum diyorum ama elimde belgem ve kartım yok. O dönem BSB’ye  (Belgesel Sinemacılar Birliği ) bir kaç kere durumu anlattım ve bana en azından üyelik kartı verilmesini istedim. Uzunca bir süre alamadım ve ilişkilerim kopma noktasına geldi. Geziden sonra aradılar beni ve kendilerine on adet uluslararası basın kartının geldiğini ve bunlardan birini bana vermek istediklerini söylediler. Gezi öncesi onlara bile yaptığım işin ne olduğunu tam anlatamamıştım. Biliyorlardı ama sanırım onlarda bir karşılığı yoktu yaptığım işin. Bu yaratılan yeni dilin en sade karşılığı Yurttaş gazeteciliği. Benim yaptığım gibi düzenli ve hareketli değil ama bulunduğu alanda bir şey oluyorsa bunu çekmesi gerektiğini bilen bir anlayış ortaya çıktı. Gezi’de basın olaylara körken geziyi gezi yapan sosyal medya görüntüleri olmuştur.

Belgeselleri izlerken kadınların daha ön saflarda, daha kararlı ve gözü kara olduğunu görüyoruz, bunu sen de fark etmiş olmalısın. Bunun sence sebebi nedir?

Kadınların onaylamadığı işler ya yarım ya da eksik kalıyor. Kadının doğal yapısı yapıcıdır. Ön sezileri güçlüdür. Olayın en derin yerini görür onlardan bir şeyleri saklamak zordur. Kadınlar bir eyleme destek veriyorsa, dışarı çıkıyorsa bir kez daha düşünülmesi gerekir. Ben şunu düşünmüştüm. Hes’ler ve Kentsel Dönüşüm projeleri yeni politikleşmiş kitleler yaratacak. Anadolu’da Hes’ler ve buna benzer projeler insanların direk yaşam alanlarına saldırı olarak gerçekleşti. Yani Sermaye, devlet direk onların evlerine, odalarına, ahırlarına bahçelerine, sularına, doğalarına, yatak odalarına girdi. Keza Kentsel Dönüşüm projelerinde de böyleydi Saldırı bu sefer çok daha keskindi evleri ve yaşamları kültürleri söz konusuydu. Evlere girilince kadınlar ortaya çıkmak zorunda kaldılar.

İstanbul’daki ve taşradaki direniş şekilleri faklı mı sence? Köylü ya da küçük şehirlerdeki insanlar kendi başlarına organize olabiliyor mu yoksa bu işin erbabı, deneyimli insanların devreye girmesi gerekiyor mu? Zaman zaman bu çalışmalara sen de katılıyor musun?

 Anadolu’da HES projeleriyle başlar bu politikleşme ve bilgilendirme süreci. Şirketler köylere gidip “Biz bu suyu satın aldık üzerine baraj yapacağız” demeleriyle fitil ateşlenmiş oldu. Size bu HES’lerde çalışma imkanı olacak aynı zamanda can suyu olarak sizin bağınızı bahçenizi sulamanız için pay da bırakacağız diyorlar. Kabul edenler oluyor karşı çıkanlar da.  Önce “Allahın suyunu nasıl satın alırsınız siz” den başlıyor çelişki. Kendi aralarında toplantılar yapmaya başlıyorlar. Sonra yavaşa yavaş konuya hakim avukatlar, akademisyenler, çevre ve doğa kuruluşlarında duruma hakim bilgili insanlar köylere gidip bilgilendirme toplantıları yapmaya başlıyor. Avukatlar gönüllü davalar açıyorlar. Keza vatandaş yine öyle .”Ben ne yapacağım suyum olmazsa ne yerim ne ekerim nereye giderim” diyor. Kentlerde kentsel dönüşüm mağdurları her mahallede kendi mahalli örgütlenmelerini kuruyorlar yine akademisyenler konuya hakim insanlar ve avukatlarla bilgilendirme toplantıları yapıyorlar. Ben Dönüşüm belgeseli için on beş semt mahalle dolaştım 1000 – 1500 – 2000 kişilik büyük toplantılara şahit oldum Hem sokak hem düğün salonlarında toplantılar oldu. Halk orada bilinçlendi. Gezi birazda bunların eseridir. Gezi olduğunda sokağa çıkan halk hem HES’lerin hem kentsel dönüşümün zararlarını biliyordu. Büyük Anadolu Yürüyüşüyle birlikte Anadolu’daki bu durum şehirlere yansımaya başladı. Metin Lokumcu’nun öldüğü Hopa olaylarıyla solunda gündemine girmiş oldu. Gezide bu ikisinin toplamıdır birazda. Bende o toplantılarda öğrendim çoğu şeyi. Ben o toplantılara hep çekim için katıldım. Belgesel gösterimleri sonunda ya da bunun gibi röportajlarda gözlemlerimi anlattım. Onun dışında bu örgütlenme kısmına girmedim hiç. Daha çok sahne açıldığı zaman kayıt için oralarda oldum işim mutfağından özellikle toplantılardan uzak durdum. Rolümün dışına çıkmak istemedim çünkü.

unnamed (5)

Önünde başka bir proje var mı? Ya da önümüze çıkacak herhangi bir toplumsal örgütlenmede kameranı kapıp olaya gider misin? Bu biraz da senin tarzını, bakış açını anlatman konusunda faydalı olacaktır…

Birkaç proje var aslında aklımda ama bunları yapamayacağımı biliyorum artık. Çoğu kez bu tür direniş belgesellerinden uzaklaşmayı denedim. Çok yorucu, her an gerginlik, şiddet, yaralanmalar ölümler. Çok kez eylem sonrası bir daha gitmeyeceğim eyleme falan diye dönmüşümdür eve. Bitmişim çünkü yorgunluk, isteksizlik, üzüntü. Çok üzülüyorum, bir türlü üçüncü göz tarafsızlığına ulaşamadım. Ne yaşanırsa direk içime giriyor en derin noktamdan yakalıyor beni. Bazen harbi dayanacak gücü kalmıyor insanın. Çok denedim gerçekten bırakmayı ama yapamadım. Yinede yapamayacağımı biliyorum o yüzden başka proje düşünemiyorum. Bir direniş olursa gider miyim evet kesinlikle giderim. Benim ruhum kalbim sokaklarda çünkü. Oranın kokusunu almışım ruhuma bilincime işlemiş bundan sonra bunun dışında başka bir şey yapamam, yaşayamam sanırım. Dinlene yorula, üzüle sevine devam edecek böyle.

Eskiden daha siyasi direnişler vardı, açlık grevleri, işgaller, baskınlar vs. Şimdi daha çevreci söylemlerle eylem yapılıyor, başka türlü eylemler yapılıyor. Ve o zamanlar çekim yapmak bu kadar rahat değildi, değişen dünyanın nimetleri diyebilir miyiz bir anlamda mesleğine?

Eğer 90’lı dönemlerden bahsediyorsanız dönemim iletişim ağında bu bizim yaptığımız işin karşılığı yoktu. O dönem her şey ortada iken bunu haberleştirmek gazeteciler için bile zordu. Bağımsız gazetecilik yapsanız bile yayınlayacak gazete tv bulmanız çok zordu. Bazen 90’lı dönemi anımsatan olaylara şahit oluyoruz. Diyelim ki bu dönemde benzer bir süreç yaşıyoruz internet var o zaman ne olur bilmiyorum ama eskisi gibi olmaz. Biliyorsunuz son dönemde sosyal medyanın etkisinden dolayı sık sık Youtube, Twitter gibi alanlar kapatılıyor. Ama bir yolu bulunup o yasaklar deliniyor. Evet, bu dönemin nimetidir eğer doğru kullanılırsa. Doğru kullanılırsa diyorum çünkü aynı zamanda bilgi kirliliği ve yanlış bilgilendirmelerde oldu. Mesela Okmeydanı sık gittiğim yerlerdendir. Sık sık olay çıkar bilirsiniz. Görsel basın çok sade ya da yanlı verir olayları burada bize ve orada çekim yapan vatandaşlara ya da eylemcilerin paylaşımlarından alınır bilgiler. Cep telefonumdan orayla ilgili paylaşımlara bakıyorum o kadar kirli bilgiler dönüyor ki sanırsınız kan gövdeyi götürüyor. Kafamı kaldırıp bakıyorum öyle bir şey yok. Acaba diyorum mahallenin farklı yerlerinde mi var diye geziyorum yok öyle bir şey. Burada bize çok önemli sorumluluk düşüyor. İnternet üzerinden olayları takip eden insanların çoğunda bu paylaşımlardan dolayı ciddi travmalar oluştu bu çok önemli bir konu. Evde çaresizce izliyor ne paylaşırsak ciddiye alıyor vatandaş. Üzülüyor, kahroluyor, bire bin katılır böyle durumlarda hayal gücü çalışır. Bir de pişmanlık duyuyor orada insanların başına bir şeyler gelirken onun bir şey yapamaması üzüyor onu. Sen orada o anı yaşıyorsun sonrasını biliyorsun, görüyorsun ama onun böyle bir şansı yok. Bir dahaki habere kadar o son hali zihninde kalıyor Çok dikkatli seçilmeli cümleler. Haber ver ama travmaya sokma insanları…

Belgesel sinema bir yandan da kurmacaya yakın duruyor, öyle daha fazla dikkat çekiyor son yıllarda, seni düşüncen nedir bu konuda?

Ben gerçekliğe müdahalede bulunmadım hiç bir işimde. Her zaman hayat karşıma ne çıkardıysa onu en saf haliyle aktarmayı düşündüm.  Bana şu an için uzak duruyor. Ama şunu da söylemek gerek kurmaca belgeselin iyi durduğu işler var.

Belgesellerinin gösterim alanları nereler oluyor daha çok, yarışmalara gönderiyor musun?

Büyük Anadolu Yürüyüşüyle festivaller süreci başladı. Birçok festivale gitti gösterim imkanı buldu. Berlin ve Cannes Film festivallerinin Türkiye tanıtım standı seçkisi, Boston Türk Filmleri Festivali finalinde gösterildi. Türkiye’de İf İstanbul’dan Dağ Filmleri festivaline kadar birçok festivalde gösterildi. Bu belgeselle birlikte videolara daha ağırlık vermemden dolayı çok tercih etmedim sonraki belgesellerde. Benim alanım daha çok internet ve özel gösterimler oldu. Yani festivallerin şartlarını yerine getirmek zor geldi bana. Birazda başvuru formlarını doldurmak filmi çekmekten çok zor. Biraz da tepki. Madem kendi gösterim alanımı yaratmışım neden ayrıca bu yolu deneyim ki. Anlık olarak çok daha fazla insana ulaşabiliyorum. Kariyer yapmak gibi ülke ve dünya çapında çok bilinen biri olmak gibi bir derdimde olmayınca iyice koptum o alandan. İsteyen olursa gönderiyorum. Onun dışında dediğim gibi özel gösterimler ve internet benim için kafi geliyor. Bir de DVD yapıp ulaştırıyorum insanlara.

Bu belgesellerin senin için özel bir anlamı var mı?

Kentsel dönüşümde, Büyük Anadolu Yürüyüşü de, Gezi ve Validebağ’da ayrı ayrı kendi içinde bir şeyler anlatıyor.  Bu belgesellerin tamamını yan yana koyduğunuzda daha farklı bir anlam çıkıyor ortaya… Hem benim kişisel tarihimi hem de bu ülkenin toplumsal tarihini anlatır. Bu hikayeler benim evrene gönderdiğim mesajlarımdır aynı zamanda. Onun dikkatini çekmeye onunla kopan bağlantımı tekrar kurmaya çalışıyorum. Tersten düşündüğümüzde bu hikayeleri benim karşıma çıkaranda bir güç var. Karşıma çıkan her hikayeyle kendi durumumu görmüş oluyorum. Belgeseller benim gerçeklik arayışımın da bir parçası çünkü. Kendimi bildim bileli kendimle ve sistemle yani devletle bir derdim oldu. Sürekli arayış içinde oldum. İş olarak da özel yaşam olarak da oldukça hareketli çalkantılı bir geçmişim oldu. Bu arayışta durabileceğim duraklar oldu. O durakların bana ne katacağına baktım. Ve de kattığına nereye götüreceğine. Biriktire biriktire devam ettim. Ne yaşarsam yaşayım sebeplerine baktım önce iyiyse ne yaptım da öyle oldu kötüyse yine öyle. Şunu çok açık söyleyebilirim. Belgesellere başladığım 2009’dan bu yana ikinci hayatımı yaşıyorum. Öncesi benim bilerek seçtiğim bir hayat değildi. Ailenin, toplumsal dünyanın benim önüme koyduğu ve benimde yaşamam geren bir yaşantıydı. Kendim seçememiştim hiç birini. Bu mu acaba diye baktım çoğuna. Bana çok şey katmalarına rağmen hiç biri içime sinmedi. O yüzden devam ettim yoluma. Belgeselcilik ve seçtiğim hikayeler tamamen benim karar verdiğim hikayelerdir. Kendi sağlamamı yaptım bunlarla. İçimde hayalini kurduğum dünyanın gerçekleşmiş halleridir. Gezi mesela tamamen öyledir. Benim iç dünyamın yansımasıdır. Gezi başlamadan iki yıl öncesinden başlamıştım ben orada çekime. Gezinin başladığı o ilk gece 27 Mayıs’ta oradaydım. Bu bir sonuçsa benim o saatte orada olmamı sağlayan da bir yol var. Eğer oradaysam girdiğim yolun doğrululuğu, yaşadığım hikayelerden çıkardığım sonuçların doğruluğudur. Ve evren bana hem güzel bir dünya armağan etti hem de mesleki olarak o görüntüleri çekmemi sağladı. İnan çok şanslı hissediyorum kendimi. Almış olduğum kararlardan, tüm zorluklara rağmen devam etmemden.

unnamed (4)

Bu belgeseller sana iş alanı sağlıyor mu?

Şunu düşündüm ben bu işi para için yapmaya çalışsam olayın merkezini buraya kurar ve bunda da başarılı olurdum. Ama öyle yapsaydım bu hikayelerin içinde olamazdım. Büyük ihtimalle bu hikayelerin yaşandığı anlarda başka bir yerde çalışıyor olurdum. Çok zorlukta çektim maddi olarak. Kimseyi suçlayamazdım, kimseye kızamazdım çünkü ben seçmiştim ve sonuçlarına da katlanmak zorundaydım. En başta söylediğim gibi ne TV belgeselciliğine benziyordu yaptığım ne para getirebilecek başka bir işe. Bu iş bana en son Validebağ belgeseline maddi olarak bir dönüş yaptı. Validebağlılar’ında katkısıyla 500 adet DVD bastırdım ve onları sattım. Çekimler süresinde çalışamamıştım o boşluğu doldurmuş oldu. Validebağ’da çektiğim fotoğraflar birkaç yerde sergilendi oradan da kazandım bir şeyler. Arada bir fotoğraf ve kamera çekimlerine gidiyorum. Ve özellikle ailemin bana desteği çok oldu. Başlarda “gir bir TV kanalına çalışsana ne işin var dağda tepede” diyen annem benim inatçılığımı ve başladığım işleri görünce değişmeye başladı. Bütün gösterimlerime gelmeye başladı. Zira bana ilk kameramı alan abim, ablam ve kızkardeşim her zaman benim yanımda oldular. Bilirsiniz bütün dünya sizi alkışlasa aileniz özellikle anneniz yanınızda yoksa bir şeyler eksik kalır. Ben yolculuklarıma gözüm arkada kalmadan çıktım.

Son olarak neler söylersin?

Son olarak çok güzel bir hikayenin içinde olduğumu düşünüyorum. Ve bu güzel hikaye bize yeni bir dünya armağan etti. Şu an çok sert karanlık bir geçiş sürecindeyiz. Bu karanlık koridoru da geçersek başaracağımıza inanıyorum. Geziyi Nuh’un Gemisi olarak düşündüm ben. Bir dünya yok olurken o dünyanın yeni insanları orada başka bir dünyaya geçiş yaptılar. Yeni çağ Gezi’yle başlamış oldu. Şimdi o dünyanın inşa aşamasındayız. Eski dünyayla son hesaplaşmalarımızı yapıyoruz, son bağlantılarımızı da koparıp tamamen orada yaşayacağız. Bana bu yolda yoldaşlık yapan bütün yoldaşlarıma selam olsun. Biliyorum ki bu yolun içinde yürek var. Yürek taşıyan bir yol bu. Sana da ayrıca teşekkür ederim. Bu seferde sen bana aracılık etmiş oldun. Sevgiler.

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu... Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan'da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, "sanat ve sevgilim İstanbul" programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir