Kayısı Kokan Film Festivali

Kayısı kokan Malatya Film Festivali’nin benim için yeri ayrıdır. Geçen yılki MUFF’un, ilk kez katıldığım “film festivali” olmasının yanı sıra; bir yıl boyunca gezdiğim onca festival arasında, en mutlu ayrıldığım, harika filmleri izleme şansı elde ettiğim etkinlik olması sebebiyle de çok özeldir. Nitekim daha gitmeden bir hafta önce beni heyecanlandırmaya başlayan MUFF, seçkisiyle ve organizasyon başarısıyla yine övülmeye layık bir etkinlik başardı.

Inside Llewyn Davis still 1 (2013)

Öteki Sinema için yazan: Başak Bıçak

Öncelikle, MUFF Program Direktörü Nesim Bencoya’ya özel olarak teşekkür etmek istiyorum çünkü Malatya Film Festivali her açıdan harika bir organizasyon olsa da, bu denli iyi bir seçkiye sahip olmasa, önemli bir etkinlik haline gelmesi zaman alırdı. Çünkü bir yıldır katıldığım film festivallerin birçoğunun, sinema tarafının zayıf, hemen her yerde karşılaşabileceğimiz filmlerden oluşan bir seçkiye sahip olduğunu ya da kötü denebilecek yapımların hepsini bir arada barındırdığına şahit oldum. Bilhassa Antalya Altın Portakal’dan sonra seçkinin, geçirdiğiniz haftayı cennete ya da cehenneme çevirebilecek boyutta bir önem arz ettiğini fark etmemle birlikte, benim için Malatya’nın değeri daha da arttı.

Like-Father-Like-SonGeçen yıl MUFF’da rastladığım Beasts of the Southern Wild, Broken ve Cesare Deve Morire gibi filmlerden sonra bu seneki seçkiyi merakla bekliyordum. Bu yüzden, Malatya’ya adımımı atar atmaz ilk işim film izlemeye başlamak oldu ve tahmin ettiğim gibi, uluslararası seçkide yine harika filmlerle karşılaştım: Coen Kardeşlerin Inside Llewyn Davis’i, Jim Jarmusch’un Only Lovers Left Alive isimli şahanesi, Hirokazu Koreeda’nın Like Father, Like Son isimli Japon yapımı filmi, Andrea Segre’nin, aynı zamanda festival konuğu olan Hırvat aktör Rade Serbedzija ile çektiği Shun Li and The Poet’i, Suudi Arabistan’lı ilk kadın yönetmen Hafiaa Al Mansour’un Wadjda’sı, Gürcistan yapımı In Bloom, Sırp direktör Srdan Golubovic’in Circles’ı, Calin Peter Netzer’in Romanya yapımı Child’s Pose filmi ve bir Hırvat belgeseli olan Gansgter of Love…

Bu filmler arasında, Gansgter of Love ve Circles dışında hemen hepsini çok iyi bulduğumu ama Jim Jarmusch’un Only Lovers Left Alive’ına taptığımı söylemeliyim. Sinema nedir, nasıl olmalı, bir film seyirciyi nasıl hipnotize eder sorularının karşılığıydı Only Lovers Left Alive benim için. Malatya’nın Yeşil sinemalarında boş koltuk bulamadığımız için, iki saat boyunca yerde oturmamıza ve sinema etkinliği yapan bir öğretmenin hiç durmadan konuşan öğrencilerine rağmen, gözümü kırpmadan izledim ve hayran kaldım. Only Lovers Left Alive ile birlikte Like Father Like Son da şiddetle tavsiye ettiğim filmler arasında sayılabilir çünkü kan bağını, bu denli naif bir dille sorgulayan bir film her zaman karşımıza çıkmıyor…

RZ6A6685.CR2

Uluslararası seçki dışında Malatya’da, Türk sinemasına ait çok güzel örnekleri izleme fırsatı da buldum. Adana’da kaçırdığım ve “eser işletme belgesi” sorunundan dolayı Malatya seçkisine giremeyen Köksüz, Daire ve Hayatboyu’nu yine izleyemediysem de; bir Muhsin Bey güzellemesi olan Yozgat Blues ve dramı mizahi bir dille anlatan Gözümün Nuru gerçekten çok beğendiğim filmler oldu. Ancak Eve Dönüş Sarıkamış 1915’i, bu iki filmden ayrı bir yerde tuttuğumu söylemeliyim çünkü gerçekten son dönemlerde izlediğim Türk sinemasına ait en iyi eserlerden biriydi. Malatya’da büyük ödülü alamasa da, Serdar Orçin’in müthiş performansıyla erkek oyuncu dalında, görüntü yönetiminde ve halkın gözünde En İyi Film seçildi Eve Dönüş.

Festivale dair tek sıkıntı ise, gösterim şartlarında yaşadığımız problemler oldu. İzlediğimiz filmlerin bazılarında altyazı konusunda gerçekten ciddi sorunlar vardı ve gösterim iptali çok fazla yaşandı. Mesela, son gün izlemek istediğimiz Tango Libre için 20 dakika bekletildikten sonra, seansın iptal edilmesi; insanlar bir filmden diğerine yetişmeye çalışırken, gittikleri yerde gösterimin olmaması gibi sorunlara değinmeden geçemeyeceğim. Ama her sene daha iyi olan ve kendisini geliştiren MUFF’un, bu sıkıntıları aşacağına ve önümüzdeki yıl sinemaseverlere daha iyi bir seyir zevki yaşatacağına inanıyorum…

MUFF’un bu yılki sürprizlerinden biri de, dünyaca ünlü aktör Rade Serbedzija’yı konuk etmesiydi. Avrupa’da ve ABD’de rol aldığı önemli filmlerle tanınan Hırvat aktörle basın toplantısında buluşmak ve sohbet etmek benim için de oldukça heyecan verici bir deneyim oldu. Söyleşi esnasında; sinemanın sadece sanat olmadığını ve belgeselcilik tarafı olan filmlerin daha önemli olduğunu vurgulayan aktör, Avrupa ve Hollywood arasındaki farklara değindi. Hollywood’un teknik anlamda daha önde olduğunu ancak orada birkaçı dışında yönetmenlerin genelde yapımcıların kararlarını uyguladıklarını; Avrupa’da ise yönetmenlerin daha kişisel filmler yaptıklarını söyledi. Serbedzija’nın anlattığı en ilgi çekici şey ise, böyle büyük acılar yaşanmamış olsaydı, belki de Balkanlar’da bu kadar iyi eserler verilemeyeceği yönündeki düşüncesiydi. Yugoslavya’nın parçalanma sürecinde, kendisinden taraf olmasını bekleyenlere karşı barışı savunduğu için vatan haini ilan edilen Serbedzija, savaş öncesi en sevilen üçüncü kişiyken, savaş sonrası en nefret edilen ikinci kişi olmuş ve iki kez suikast teşebbüsüyle karşılaşmış.

TOPLU

Ödüllendirmelere gelince; Malatya Film Festivali’nde bu yıl Onur Ödüllerini, Muhterem Nur, Eşref Kolçak, Murat Soydan ve Filiz Akın gibi önemli Yeşilçam yıldızları, Rade Serbedzija ve Filistin’li yönetmen Rashid Masharawi aldı. Başkanlığını Tunç Başaran’ın yaptığı ulusal uzun metraj jürisi ise Kristal Kayısı En İyi Film Ödülü’ne Yozgat Blues’u, En İyi Yönetmen’e de Mahmut Fazıl Coşkun’u layık gördü. En İyi Kadın Oyuncu, Kusursuzlar’daki kusursuz rolüyle İpek Türktan Kaynak seçilirken, En İyi Erkek Oyuncu ödülünü de hak ettiği üzere, Eve Dönüş’teki performansıyla Serdar Orçin aldı. SİYAD En İyi Film Ödülü’nü de alan Yozgat Blues, böylece Adana’dan sonra bir başka festivale daha damgasını vurmuş oldu. Uluslararası seçkide ise, En İyi Film dalında kazananın In Bloom olmasına şaşırdığımı söylemeliyim. Filmi izlerken, ilk dakikadan itibaren 2013 yapımı Mavi Dalga’yı izliyormuş hissi veren In Bloom’u sevdim ama yarışan filmler arasında ondan çok daha iyi ve ödülü hak eden filmler olduğunu düşünüyorum.

odülMalatya kayısısıyla meşhur, festivaliyle de gün geçtikçe adından söz ettiren bir kent ancak bunun yanında görülmesi gereken çok fazla doğal ve tarihi güzelliklere de sahip bir şehir. Geçen yıl karış karış dolaştığım ve gezilecek pek fazla yer bırakmadığım için, bu sene sadece Tohma Kanyonu ve Günpınar Şelalesi adı verilen yerleri ziyaret ettim. Şayet filmlerden fırsat bulabilseydim, Levent Vadisi’ni ve Arapgir’in muazzam sonbahar renklerini tekrar görmek için gitmeyi çok isterdim. Çünkü bu şehir gerçekten, Anadolu’da görülmesi gereken yerler listesinde başı çekiyor!

Özetle; Malatya Film Festivali, organizasyon başarısı ve sinema ziyafeti yaşatan seçkisiyle hem Malatya halkına hem de konuklarına dördüncü yılında da unutulmaz bir festival deneyimi yaşatmayı başardı. Böylesin mutlu ayrıldığım tek festival olduğu için, bir sinemasever olarak gelecek yılı sabırsızlıkla beklediğimi itiraf etmeliyim. Dilerim MUFF hep olur, hep daha iyi olur!

Not: İnönü Üniversitesi Kısa Film Festivali sırasında keşfettiğimiz Özgüngör Kebap hala harika, ayrıca Yeşil Sinemalarına yakın Külbastı sofrasında yediğimiz kebaplar enfesti. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın!

Yazar hakkında: Başak Bıçak

1987 yılında İzmir'de doğdu. İzmir Özel Tevfik Fikret Lisesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tarih bölümünden mezun olduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti Tarihi üzerine yüksek lisans yaptı. Bilhassa Fransız Devrimi olmak üzere Avrupa Tarihi üzerine uzmanlaştı. Sinema özel tutkusu ve 2012 yılından bu yana filmler üzerine yazılar yazıyor. Akşam Gazetesi, Film Arası Dergisi ve Cinedergi yazarı... Dans, seyahat, fotoğraf ve şarap meraklısı...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir