Sergei Loznitsa: ‘İnsan yüzü hayat hakkında çok şey söyler’

6. Boğaziçi Film Festivali, önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da usta sinemacıların masterclasslarına ev sahipliği yapıyor. Geçmişte Robert McKee, Bela Tarr gibi dünya sinemasında hatırı sayılır yere sahip isimleri ağırlayan festivalin bu yıl en dikkat çeken konuğu ise Ukraynalı Sergei Loznitsa. Krotkaya, My Joy, In The Fog gibi filmlerden hatırladığımız ve belgesel-kurmaca anlatısını kendine has bir şekilde harmanlamasıyla tanınan yönetmen, Murat Tırpan moderatörlüğünde tecrübelerini konuklarına aktardı.

İki saati bulan ve Sergei Loznitsa’nın samimi tavırlarıyla dinamik geçen süre zarfı içerisinde usta yönetmen, filmografisinden kesitlerle, sinemasına dair enteresan anekdotları da sinemaseverlerle paylaşmayı es geçmedi.

Genel hatlarıyla baktığımızda, filmlerinde kahraman olarak insan manzaraları ve mekânları başrole yerleştirmeyi tercih eden Loznitsa’nın doğal bir anlatım dilini tercih ettiğini söylemek mümkün. Kaldı ki onu dünya sinemasında özel bir yere konumlandıranın da nevi şahsına münhasır çekim tekniği olduğunu söylemekte yarar var. Masterclassta da sık sık altını çizdiği üzere insan manzaralarını metin yerine kullanmayı yeğleyen ve buna ek olarak dış dünyanın seslerini filmlerine ritim olarak aktarmayı tercih eden Loznitsa, adeta gündelik yaşamı sinemasına birebir yansıtmasıyla fark yaratan bir isim. Sinemaseverlere sık sık, doğallıktan vazgeçmeme öğüdü veren ve kalabalığın ardında gizlenmiş gerçeği beyazperdeye olduğu gibi aktarmanın önemini vurgulayan yönetmen, yapaylıktan kaçınmanın da sinemanın en önemli yapı taşı olduğunu defaatle irdeledi. Filmlerinde dublaj, seslendirme gibi doğallıktan ödün veren hususlardan kaçındığını ve sokakta vuku bulan sesleri filme işlemenin hatta o sesleri birer müzik haline getirmenin de gerçekçiliği doruk noktasına çıkaran en önemli ayrıntılardan biri olduğunu da ifade etti.

Oldukça verimli geçen ve sinema adına farklı bir bakış açısına şahitlik ettiğimiz Sergei Loznitsa masterclassının değerli satırbaşlarını sizler için listelemeye çalıştım. İşte, o anların öne çıkan notları…

İnsan Yüzü Hayat Hakkında Çok Şey Söyler, Metin Gibidir

Manzara, alan ve insanlar… Hepsine bir arada bakmayı çok seviyorum. Bunun içinde kalabalık yerleri arıyorum ve onları filme monte ediyorum. Otogar, otobüs durağı gibi herkesin farklı telden çaldığı kalabalık yerlerden bahsediyorum. Ve buralara gidip kameramı kuruyor ve insanları çekiyorum. Çünkü insan yüzü hayat hakkında çok şey söyler. Metin gibidir. Bu yüzden kalabalık yerlerdeki insan yüzlerini çok seviyorum. Kamerayı insanlar arasında gezdirerek bir bakıma doğal bir röportaj gerçekleştiriyorum. Ancak alışılagelmişin dışında; bu röportajda kelimeler yerine insanların yüzlerini kullanıyorum.

Aktörlerle Beraber İçerik Filmi Yapıyorum

Doğrusunu söylemek gerekirse, sinemaya başlarken nasıl bir yol izleyeceğimi bilmiyordum. Kendi yolumu belirlemem için 5-6 film çekmem gerekti. Ancak bu süre zarfından sonra kendi sinemamı tanımlamaya başladım. Durumları temsil etmek ve kahramanları yansıtmak istiyordum. Mekân ve insanları başrole koyarak hikâyelerimi insanlara aktarmak istiyordum. Keza öyle de yaptım; yapmaya da devam ediyorum. Bir başka deyişle belgeselle kurguyu bir araya getirip, aktörlerle beraber içerik filmi yapıyorum. Belgeseli taklit ediyorum ama sinemanın sanatsal yönünü de kaybetmemek için çaba harcıyorum. Aynı belgeseli kurgulaştırdığım gibi…

Onların Alfabesi Sümer ise Bizimkisi de Sinema!

Geçtiğimiz günlerde bir arkeoloji müzesini gezerken Sümer yazıtları dikkatimi çekti. Ve o an bu dile hiç yabancı olmadığımı fark ettim. Aslında bu dil beyazperdede gördüğümüzle aynı dile sahip. Çünkü ikisi de temelde tanımlamaya dayanıyor. Onların alfabesi Sümer alfabesi, bizimkisi ise sinema!

Yeni Hikâyelerin Peşinden Koşar Adım Gidin

Film çekmenin ve üretkenliği devamlı hale getirmenin bir diğer faydası da yeni olasılıklar ortaya çıkarmasıdır. Her yeni film, beraberinde yeni fikirleri de getirir ve yeni anlatıların doğmasına da fırsat tanır. Bu nedenle üretmekten asla korkmayın ve yeni hikâyelerin peşinden koşar adım gitmeye çalışın.

Sinema Bir Oyun

Sinema bir oyun, hem de çok ilginç bir oyun. Her şeyi anlamlandırmaya çalışıyoruz. Aslında bunu bir akvaryum gibi düşünebiliriz. Camı öyle pis ki içini göremeyecek durumdayız. Ancak yine de akvaryumun arkasını anlamlandırmak zorundayız. Bir bakıma sinema, hikâyelere öznel bakış açısı geliştirebileceğimiz kendine has bir oyundur.

Yaratmak Bir İrade İşidir ve Bu da Yeteneğin Bir Parçasıdır

Bir yönetmenin izleyiciye yönelttiği en önemli soru misyondur. Gerçeği neyin temsil ettiğidir. Yönetmen ifadelerle bir evren yaratır ve sen dünya hakkında, dünya senin hakkında ne düşünüyor sorusunu izleyicisine yöneltir. Yani iki tarafa da eşit mesafede yaklaşarak, onların gerçekliğini yansıtmaya çalışır. Ancak şunu da unutmamak gerekir: Yaratmak bir irade işidir ve bu da yeteneğin bir parçasıdır.

Özgün Tekniklere Sahip Olmalısınız

Benim film yaparken kendime has numaralarım, çekim şekillerim vardır. Bunu uzun metraj filmlerimde de belgesel anlatımlarımda da kullanırım. Kaldı ki bir tarz yaratmak istiyorsanız, size özgü, sizin sinemanızı tanımlayacak özgün teknikere de sahip olmanız gerekir.

Filmin İki Anlamı Olmalı

Her filmin iki anlamı vardır. Biri alegorik bir diğeri ise ahlaki anlamıdır. Bir film izlediğimiz zaman bu iki anlam hikâyede var mı, aslında bunu sorgulamak gerekir. Alegorik anlam, yani metaforik dokunuşlar, özellikle finale eklendiğinde anlatıya fazlasıyla katkı sağlar ve hikâyenizin vuruculuğunu doruk noktasına çıkarır.

Filme Gökyüzünden Başlayın

Filme nasıl başlayacağınızı bilmiyorsanız gökyüzünden başlayın. Çünkü bulutlar size birçok şey söyler ve farklı yolların kapılarını açar.

Benim filmdeki kahramanın durumdur. Filmde bir yapınız yoksa iklim koşullarını kullanabilir, mevsimleri başrole yerleştirebilirsiniz. Böylelikle anlatınız çok katmanlı bir konuma yükselebilir.

Metni sinemada bir müzik, bir ritim gibi kullanmayı tercih ediyorum.

Bilim, sanat ve matematik arasında güçlü bir ilişki var. Çünkü hepsi bir yasaya ulaşmaya çalışıyor ve neticede soyutlamaya dayanıyor.

Çekimin tekniği, hatta kendisi birebir anlama etki eder. Mesela belgesel gerçeği yansıtmak için değil, gerçeğe anlam yüklemek ve unsurları değiştirmek için vardır.

Yazar hakkında: Polat Öziş

1992 İzmit doğumlu… Küçük yaşlarda tanıştığı Yeşilçam filmleri sayesinde sinema en büyük tutkusu oldu. Sonrasında ilginç bir şekilde Muğla’ya İktisat okumaya gitse de tutkusundan vazgeçemedi ve sinemayla ilgili çalışmalar ortaya koymaya başladı. İzledi, düşündü, çekti. Sonunda ise filmler hakkında yazmaya başladı. Film Arası Dergisi, Film Hafızası ve Öteki Sinema’da çok sevdiği filmler hakkında yazmaya devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir