Aynı Salondalar Ama Hiç Karşılaşmadılar: Ali ile Ayşe’nin Hikayesi

Salonlar kapalıyken, vizyon tamamen durmuş ve izlediğimiz yeni filmler de Netflix’te yayınlananlardan ibaret iken ne yazsam diye düşündüm ve Ali ile Ayşe’nin hikayesini anlatmaya karar verdim. Bu talihsiz bir hikaye, filmcilerin ve salon işletmecilerinin en büyük yanılgısını içeriyor.

Hikayemin kahramanları olan Ali ve Ayşe gençliklerini doyasıya yaşayan iki insan, birbirlerini tanımıyorlar ve hiç tanımayacaklar da çünkü yolları aynı sinema salonunda kesişse bile aynı filmde kesişmiyor. Olur da tesadüfen karşılaşırlarsa, “biz başka filmlerin seyircisiyiz” diyerek ayrılacaklar.

Ali’nin 7 Günü…

Ali, dar gelirli bir ailenin çocuğu, liseden sonra hemen çalışmaya başlamış, işi emek gerektiriyor, haliyle yoruluyor. Hafta içi başını kaldıracak vakti yok, bazen iş çıkışı arkadaşlarıyla laflıyor o kadar ama o da her insan gibi eğlenmek ve sosyalleşmek istiyor.

Hafta sonları ya da fırsat bulduğunda vizyonda hoşuna giden bir şey var mı diye bakıyor ki bu konuda epey seçici. Yeni bir Şahan Gökbakar, Cem Yılmaz, Şafak Sezer, Ahmet Kural – Murat Cemcir filmi gelmeden sinemaya gitmeyi düşünmüyor. Zaten sinemaya gitmeye ve hangi filme gideceğine en fazla 10 dakikada karar veriyor. Youtube’da filmin adını yazıyor, fragmanına bakıyor ve hoşuna giderse alıyor bileti. Bazen de BKM’nin bol kadrolu komedilerine kayıyor ama onlardan çok hoşlandığı söylenemez. 120 dakikalık filmde 120 dakika gülmek istiyor Ali çünkü hayatı zor, çekilir gibi değil. Daha bu genç yaşta umutsuz-hevessiz. O yüzden de, Bir Zeki Demirkubuz Filmi‘nde anlatılsa bile kendi hikayesi, o filmi izlemek istemiyor. Olur da Cem Yılmaz risk alıp o kadar da komik olmayan bir film çekerse ona da yüz vermiyor.

Yılda 7-8 kez sinemaya gidiyor Ali ve onun gibi milyonlarcası var. O yüzden de sıradan bir Recep İvedik filmi 7 milyon gişe yaptığında kimse şaşırmıyor ama yapımcısı, işletmecisi herkes iştahlanıyor, “Bizi bu filmler kurtarıyor” diye bağırıyor ve ekliyorlar, “Daha çok bunlardan yapın”.

Yapılıyor da… Ve ülke sineması devasa bir konfeksiyon atölyesine dönüşüyor. Afişte aynı koca kafalar, filmde aynı laubalilikler. Evet, bu filmler hep yapılıyordu ama ucuz işlerin vizyonu ele geçirmesi son 10 yılın hikayesi.

Ayşe’nin 7 Günü…

Ayşe ise henüz tahsilini bitirmemiş hatta yüksek, doktora, Allah ne verdiyse yapmaya niyetli görünüyor. Ailesi de destekliyor, “sen oku kızım biz arkandayız” diyorlar ve Ayşe’nin sosyal faaliyetlerini finanse ediyorlar.

Ayşe de tıpkı Ali gibi sinemaya gitmeyi seviyor ama bir sinemasever olarak işin sanatıyla daha ilgili. İzleyeceği filmleri aylar öncesinden belirliyor, vizyona ne zaman gireceğini, girmezse hangi festivalde gösterileceğini biliyor. Şehrinde bir film festivali başladığında daha ilk günden kombine biletlerini alıyor ve film izleme etkinliğini hayatının her anına yaymış durumda. Sinemaya gitmek onun için bir hafta sonu etkinliği değil, Başka Çarşamba’nın sıkı takipçisi ve keşke Perşembe de başka olsa diye heves ediyor.

Diğer insanlarla da sinema sevgisi üzerinden sosyalleşiyor, sosyal medyada, sözlüklerde, forumlarda filmler üzerine konuşuyorlar. Bu konuda yayın yapan siteleri takip ediyor, dergileri alıyorlar. Ayşe neredeyse her hafta, bazı haftalarda iki kez sinemaya gidiyor, dijital kanallara abone oluyor ve sinema kütüphanesini zenginleştiriyor.

Salonlar Kime Kalacak?

Ne yazık ki, Ayşe gibi çok insan yok. Ali’ler çoğunlukta. O yüzden de ülkenin film yapma makinesi baktığında sadece Ali’yi görüyor. Recep İvedik 7 milyon yaptı diye 70 tane daha benzeri çekiliyor ve batışı izleniyor.

Ve bu yıllardır yapılan büyük bir hata!

Yılda 7-8 kez sinemaya giden milyonlarca Ali’ye karşılık birkaç yüz bin Ayşe var ama onlar her yıl en az 100 kez sinemanın yolunu tutuyorlar. Eğer bir tartıya koyar ve sinema kitapları-dergileri, siteleri, temalı ürünlerle yani çevre birimlerini de işin içine katarak düşünürseniz Ayşe, sinemada film izlemek için Ali’den çok daha fazla para harcıyor. Tek bir Ayşe’nin karşılığı belki de 20-30 Ali’ye denk geliyor. Sistem ise Ayşe’yi tamamen görmezden gelip yılda bir yapılan festivale sıkıştırmanın peşinde. Daha çok Ali gelecek sanıyor ama yanılıyorlar. Ali en fazla bu kadar sinemaya gidecek ama Ayşe küserse iş iyice içinden çıkılamaz hale gelecek, geldi bile!

Çünkü her hafta salona gitmeyi tercih etmeyen, belki de ekonomisi imkan vermeyen Ali, sevdiği filmler bollaştığında “boşver abi internete düşünce izleriz” diyecek. Ayşe ise yıllar önce duyduğu “film sinemada izlenir” mottosuna bağlı bir şekilde görmek istediği filmin o şehrin salonuna gelmesini bekleyecek. Vefalı ama sitemkar bir aşık gibi…

Fotoğraf: Ilgın Erarslan Yanmaz

Bizi “İyi Filmler” Kurtaracak

Daha çok sinema sitesi, gazetelerde mutlaka eleştirmen, daha çok sinema kitabı-dergisi, salonlarda daha iyi filmler ve daha çok Ayşe… İşte o zaman yine Uçurtmayı Vurmasınlar’ı 900 kişilik bir salonda yer kalmadığı için merdivenlere oturarak izleyen perdeye aşık gözlerle bakan seyircilerle karşılaşacağız. Salona çekmesi belki Ali’den daha zahmetli ama ondan çok daha verimli bir seyircilik hali. Yetiştirmek gerekmiyor, küsenleri döndürseler yeter.

Yapımcılar ve saloncular, bir gün bunu fark ederler mi dersiniz?

SEVDİYSEN PAYLAŞ BAŞKALARI DA OKUSUN
Share

Bir yorum var

  1. blank
    Mansur Yıldırım

    Ben pek bir şeyin düzeleceğini sanmıyorum bizim ülke insanı yıllarca amerikan yapımı dizi ve filmlere alıştı öyle kağnı gibi ilerleyen filmlere ilgi göstermez hiç bir zaman gerçekleşmeyecek bir rüya ayşe gibilerin çoğunluk da olması ayşe hep azınlıkta kalacak çoğunluk hep ali nin olacak bizim halk kolay kolay değişmez zaten sinemaya eğlence için gidiyor öyle sanat filan kimsenin umurunda değil malesef gerçekler bunlar yazı için teşekkürler murat abi vesikalı yarim de çok yakışmış bu yazıya.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir