Clive Barker ile “Korku” Üzerine Bir Sohbet

Clive Barker, korku sineması ve korku edebiyatının en önemli isimlerinden biri. İğnekafa (Pinhead) karakteriyle yüreklere korku salan Hellraiser (Şeytan Pusuda Bekliyor) filmi belki de Barker’ın en bilindik eseri. Bunun dışında Kan Kitapları’ndaki bir öyküsünden uyarlanan meşhur Candyman (Şekeradam) filminin senaryosunu da yine kendisi kaleme almıştı. Barker aynı zamanda Dokudünya, Lanetlenme Oyunu, Zaman Hırsızı, Kabal, Kutsanma Ayini gibi eserleriyle de birçok ödül aldı ve çoksatanlar listesine girdi.

Bu röportaj ilk olarak Wired.com’daki The Geek’s Guide to the Galaxy isimli podcastte gerçekleşmiştir. Geeksguideshow.com’dan röportajı dinleyebilirsiniz.

Karakterin İğnekafa (Pinhead) ilk olarak Cehennemlik Yürek’te karşımıza çıkıyor. Onu biraz anlatmak ister misin?

Bütün mesele yıllar önce başladı. İğnekafa ya da bazılarının İğnekafa dediği karakter, o kitaptaki küçük bir karakterdi. Ama insanların hoşuna gitti. Kitabı okuduklarında değil ama film çıktığında baya sevdiler.

İğnekafa karakterinin kült bir figür olmaya başladığı ilk ne zaman aklına geldi?

Film gösterildikten bir süre sonra yayınlanan her fotoğrafta kafasında iğneler olan o adamın resmini gördük. Bunun bir anlamı olmalıydı, değil mi? İnsanlar filmi tanımlamak için bir adamın görselini seçiyorlardı ve o adam filmin çok mühim bir karakteri bile değildi. İnsanlar size ne istediklerini öğretiyorlardı; yaptığınız şey konusunda eğitiyorlardı sizi.

Bundan sonra İğnekafa başka nerelerde ortaya çıktı?

Tanrım, bir sürü yerde. Galiba dokuz film yapıldı, devam filmleri –ikisiyle benim de bağlantım var– sonra çizgi romanlar yapıldı ki epey mükemmeller ve miti alıp yeni ve ilgi çekici boyuta getiriyorlar. Devam filmleriyle duymadığım türden bir gurur duydum bu çizgi romanlarla.

Çizgi romanlarla senin hiç ilgin var mı peki?

Evet. Çizgi romanın yaratılmasında büyük bir rolüm olduğunu söyleyebilirim ama bu benim iddiam tabii. Bir bakıma, çizgi romanlar kendi hikâyelerini onları yazan ve çizen kişiler aracılığıyla anlatmalılar.

Hayranların İğnekafa figürü hakkındaki beklentileriyle ilgili yıllardır ne tür şeyler söylüyorlar?

Çoğu insan İğnekafa’ya edebiyatta dönmemi beklemedi, bir filmle dönerim diye umdular hep. Bu bana asla doğru gelmedi. İğnekafa daha çok edebi bir figür. Shakespearevari sözlerle konuşuyor, bu yüzden eğer ona bir veda yazacaksam böyle bir performansla olmasını istediğimden emindim ve bunu bir filmde yapamazdım.

Bir filmde yapması zor olan şeylerden biri de bu kitaptaki fantastik olayları çekmektir herhalde.

Dünyadaki en iyi CGI tekniklerini de kullansan, bir sürü para da harcasan, kitaptaki dünya benim bir Hellraiser filminde yapabileceğimden daha büyük bir ölçekte.

Bu kitabın bir sürü sahnesinin Cehennemde geçtiğini söylemek pek spoiler olmaz herhalde.

Hiç olmaz bence. Kitabın arka kapağına bile yazmış olabilirler.

Bu kitap için kafanda tasarladığın Cehennem imgesinden bahsedebilir misin?

Önce neyi yapmak istemediğimden bahsedeyim: Cehennemi öyle Ortaçağ tasvirlerindeki gibi cehennem ateşiyle ve soğukla ve lanetlilerle dolu bir yer gibi göstermek istemedim. Bu bana ya da İğnekafa’ya uygunmuş gibi gelmedi. Daha modern bir şey yapmak istedim. Burası İğnekafa’nın takılabileceği bir yer olmalıydı ve onu bu bağlamda görüp oraya ait olduğunu anlamalıydık. Daha ileri gitmek istemiyorum. Galiba buradan sonrası spoiler olabilir. İnsanların Cehennemlik Yürek’te bariz bir yenilikle yaratmaya çalıştığım bu cehenneme gelmelerini ve ne kadar kompleks ve ne kadar katmanlı olduğunu görüp biraz şaşırmalarını istedim. Oldukça politik bir cehennem olduğunu söylesem yeterli olur herhalde?

Kesinlikle; dediğin gibi, bunun Dante’nin Cehennem’i olmasını istemediğin belli. Karakterler de bir iki kere buranın daha önce popüler kültürde gördükleri cehenneme hiç benzemediğini söylüyorlar zaten.

Sanırım izleyiciye arada bir ne gördüklerini ya da ne görmediklerini söylemenin bir zararı olmaz. Birçok cehennem var: Bahsettiğimiz gibi, Ortaçağ’da tasvir edilen tarzda Miltonvari cehennem var. Ve bir de on dokuzuncu yüzyıl ile yirminci yüzyıl cehennemleri var. Auschwitz’i de cehennemin bir versiyonu olarak görebilirsiniz. Cehennem, benim bir diğer kitabımda, Lanetlenme Oyunu’nda da geçiyordu. Cehennem her jenerasyon tarafından yeniden tasarlanıyor; en kötüsünü yeniden icat etmeliyiz ki böylece en iyisini yeniden icat edebilelim.

Bunun politik bir cehennem olduğundan bahsettin, yani bir nevi hiyerarşi ve bürokrasi var burada.

Burada anahtar element “bürokrasi” çünkü bizim yüzyılımızda ve bizim zamanımızda olanları çok iyi yansıtıyor.

Bu röportajı okuyan bazı insanlar İğnekafa’yı duymamış olabilir, o yüzden kutuyu ve kutunun ne anlama geldiğini anlatmak ister misin?

Dünya’da İğnekafa’yı bilmeyen insanlar var mı gerçekten? İlk kitapta ve ilk filmde cehenneme ulaşmak için bir yol olsun istedim ama bunun zemine etrafında büyülü semboller olan bir çember çizmekten farklı bir şekilde olmasını istiyordum; çünkü o yöntem baya klişe. Sonra aklıma çocukluğumdan bir anım geldi: Büyükbabam bir gemide aşçıydı, bir gün Uzak Doğudan elinde acayip, küçük oyuncaklarla geldi. Bunlardan birisi bulmaca kutusuydu, kafayı baya takmıştım bu kutuya. Oyma ahşaptan yapılmış bir şeydi, öyle çok incelikli bir kutu değildi ama hayatımda daha önce öyle bir şey görmemiştim sonuçta. Çocukken onunla uzun süre oynamıştım. Sonra cehennemin kapıları nasıl açılsa acaba diye düşününce aklıma bulmaca kutusu ya da bir tür bulmacayla cehennemin kapıları açılsa nasıl olur diye bir fikir geldi. Ve hem bizim kültürümüzde hem de dünyada küp imgesi baya ilginç. Rübik küp olsun ya da Avengers filmlerindeki Tesseract olsun, birçok yerde küp imgesi gücün sembolü olarak kullanılıyor. Bu Cehennemlik Yürek’te de işe yaramış gibi görünüyor.

Çeviri: Ömer Ezer

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir