Geri Dönmeye Cesaret Et: Doktor Uyku

Stephen King’den Doktor Uyku, Danny Torrance’in The Shining filminde izlediğimiz Overlook Hotel’de geçirdiği korkunç konaklamanın 40 yıl sonraki devamı niteliğinde. Bu sonbaharda vizyona girecek olan bu korku hikâyesinde başrolleri Ewan McGregor, Rebecca Ferguson ve genç oyuncu Kyliegh Curran paylaşıyorlar. Filmin senaryosu yönetmen Mike Flanagan tarafından yazıldı ve Stephen King’in romanından uyarlandı.

Dan Torrance, Overlook’ta henüz bir çocukken geçirdiği travmanın korkularını hala geri dönülemez bir şekilde yaşar ve biraz huzur bulmak için mücadele verir. Bulduğu bu huzur Abra ile tanıştığında yok olur. Abra, kendine özgü “parlama” olarak da bilinen olağanüstü bir algılama yeteneğine sahip, cesur bir genç kızdır. İçgüdüsel olarak Dan’in de aynı yeteneğe sahip olduğunu fark eden Abra, onu arar. Acımasız Rose The Hat (Şapkalı Rose) ve onun True Knot (Gerçek Bağlılık) adlı, amaçları masumların bu özel güçleri (parlamaları) ile beslenerek ölümsüzlüğü bulmak olan tarikat üyelerine karşı Dan’in yardımını ister.

Dan ve Abra bu beklenmedik müttefiklik ile Rose’a karşı bir ölüm kalım savaşının içine girerler. Abra’nın kendi ‘parlama’ yeteneğine böylesine masum ve korkusuzca sahip çıkması Dan’in de daha önce hiç olmadığı şekilde kendi güçlerini geri çağırmasına ve geçmişe dönme cesareti göstererek korkuları ile yüzleşmesine ve böylece geçmişin hayaletlerinin tekrar ortaya çıkmasına sebep olur.

Yapım Hakkında

  • DAN: Ben korkan birinin nasıl hissettiğini iyi bilirim ama sana şu kadarını söyleyeyim, belki de senin dediğin gibidir. Sadece uykuya dalmak… Korkacak hiçbir şey yok, sadece uyumak ve belki de daha iyi bir yerde uyanmak.
  • HASTA: Siz çok ilginç bir doktorsunuz.
  • DAN: Ben doktor değilim.
  • HASTA: Bence öylesiniz Doktor Uyku.

Stephen King’in üçüncü romanı The Shining’in merkezinde yer alan Torrance ailesininki gibi bir dram, modern bilince daha önce böylesine hırpalayıcı ve eksiksiz bir şekilde girmedi. Kitap ilk olarak 1977’de basıldı ve bir milyondan fazla sattı. Hikâye, yazarın kişisel deneyimlerinden ve Colarado’daki Stanley Hotel 237 numaralı odada geçirdiği, o kaderini belirleyen geceden esinlenir. Jack, Wendy ve Danny Torrance’in hikâyesi Stephen King’in en kişisel çalışmalarından biridir. Hikâyenin korkutuculuğu sadece etrafımızdaki canavarlardan kaynaklanmıyor, aynı zamanda hepimizin içinde var olan gerçek şeytanlar, hikâyeyi daha da korkutucu kılıyorlar.

Stephen King, tam 36 yıl sonra (2013) Dan Torrance’in hikâyesinin devamı niteliğindeki Doktor Uyku’yu yayınladı. Her ne kadar her iki kitap da korku ve gerilim türünde olsa da The Shining kitabı okuyucuları bağımlılığın karanlığında bir yolculuğa çıkarırken, Doktor Uyku kitabı okuyucularını iyileşme, kendini feda etme ve kefaret eşliğinde aydınlığa çıkarıyor.

The Shining romanının Stanley Kubrick imzalı 1980 yılındaki sinema uyarlaması, tüm zamanların gelmiş geçmiş en korkunç filmlerinden biri olarak kabul edilir. Film aynı zamanda yazarın kitabı ile film yapımcısının bakış açısı arasındaki uçurumun belirgin örneğidir. Kubrick’in kendi filminde Overlook Hoteli’nin kaderi ve Jack Torrance karakterinin farklı yönleri de dâhil olmak üzere hikâyedeki birçok öğeyi değiştirme hakkını kullandığı görülür. Buna rağmen, gerçekte hem King’in hem de Kubrick’in versiyonlarında gördüğümüz Jack karakterinin madde bağımlılığına bağlı olarak nihayetinde kendini ve akıl sağlığını kaybetmesi bizlere her ikisinin de yaratıcılıkta birer dâhi olduklarını gösterir.

Filmin yapımcısı Mike Flanagan’ın beşinci sınıftayken aldığı ilk kitap bir Stephen King romanıdır ve Flanagan o zamandan beri kendi deyimi ile tam bir King fanatiğidir. Flanagan şöyle diyor, “O zamanlar çok küçük olmama rağmen o kitapları okudum. Onlar beni daha önce hiç korkmadığım kadar korkuttular ve benim dünyaya bakışımı tamamen değiştirdiler. İşte bu benim King’in kitapları ile olan deneyimimi başlatan şey oldu; oldukça korkmuş küçük bir çocuk olarak onun eserleri bana küçük sorunlarda nasıl cesur olacağımı öğretti. Bu durum benim karakterler içinde çalışmalar yapmamı sağladı. Düzenli bir okuyucu haline geldim ve bir şekilde insanların bana film yapmam için ödeme yaptıkları bir kariyere doğru yolumu çizdim ki bu durum bana hâlâ oldukça çılgınca geliyor.”

Flanagan yıllar sonra bile hala Doktor Uyku kitabının ilk satışa çıktığı gün bir tanesini almak için kitapçıya gittiğini hatırlıyor ve şöyle diyor, “Hikâyeyi King’in bakış açısı ile görebilmek ve Kubrick’in filmde Torrance ailesinin hikâyesinde yaptığı değişikliklerden kurtulmak bir okuyucu olarak harika bir mücadeleyi izlemeye benziyordu. Kubrick’in bu öğeleri kullanarak yaptığı şey öyle ikonik oldu, pop kültürüne ve benim hafızıma öylesine girdi ki hikâyeyi bütün bunlardan sıyrılarak okumak gerçekten heyecan vericiydi.”

Doktor Uyku kitabı, The Shining romanında olup da filminde yer almayan birçok öğeyi de geri getirdi.” diyen Flanagan şöyle devam ediyor; “özellikle de King’in bağımlılık konusuna odaklanması ve kefarete olan vurguları gibi. Kitap ile ilgili ilk izlenimim şöyleydi. Bu hikâyeyi sevdim. Bu üç karakteri sevdim; Dan, Abra ve Rose The Hat. The Shining ile Doktor Uyku arasındaki zıtlıkları sevdim; bağımlılık ve iyileşme, buz ve ateş gibi. King ilk kitaptan harika öğeler alarak bunların yepyeni bir şeylere dönüşmelerini sağladı.”

Flanagan şöyle diyor, “Bir yanım King’in eserinin bozulmadan aslına uygun bir şekilde filme adapte edilmesi gerektiğini söylerken bir yanım da Kubrick’in filmine tapıyordu. Bu projeye ilk başladığımda bu iki tarafım birbirleri ile savaş halindeydi. Her iki yanımı da memnun etmeye çalışırken şöyle düşündüm, eğer kendim için bir yol bulabiliyorsam, seyirciler için de bunu yapabilirim.”

Bu tamamen farklı iki kaynağı birleştirmek, “Kubrick ve King arasında gerilen bir ipte yürümeyi öğrenmek gibiydi. Her ikisini de onurlandıracak ve aynı zamanda da kendine has bir film yaratmak başlangıçtan beri önceliğimdi” diye ekliyor yönetmen.

Flanagan şunu biliyordu ki bu projenin gerçekleşmesi için gerekli olan son bir adım vardı ki o da proje için en önemli olan kişiye gitmekti: Stephen King’e. Korku ustası King’in başlangıçta bu konuyla ilgili tereddütleri vardı. Fakat yönetmen projedeki cesaretini ve kitabı sinema ile nasıl bütünleştireceğini kitabın yazarına gösterebildiğinde yazar, yani King, projeyi heyecanla kabul etti.

Stephen King şöyle diyor, ”İnsanlara hep şunu söylerim, Stanley Kubrick’in filmi ve benim kitabım arasındaki fark şu; onun filmi buzda, benim kitabımsa ateşte bitiyor. Fakat Mike, Dan Torrance’in yetişkinlik hikâyesini kendi büyük kalbinin filtresinden geçirip Kubrick’in filminden bir adım öteye götürerek, olayları daha ılımlı hale getiriyor. Mike’ın filmi iki şeyi sağlıyor. Film hem Doktor Uyku kitabının iyi bir uyarlaması hem de Stanley Kubrick’in The Shining filminin harika bir devamı niteliğinde. Mike bu filmi öyle bir gerçeklikte yaptı ki, The Shining filminde olan bazı öğeler benim kitabımda yoktu ve Mike yine de bir şekilde bunun film için sorun olmamasını sağladı.”

Oyuncu Kadrosunun Oluşumu

Yapımcı Trevor Macy ile yazar-yönetmen Flanagan’ın, Intrepid Pictures’ta eşine ender rastlanan yaratıcı ortaklıkları sayesinde, son on yılda gittikçe artan bir değerde ticari başarı sağladılar. The Haunting of Hill House dizisi de buna dâhildi. Macy bu konu ile ilgili düşüncelerini şöyle ifade ediyor; “Konu Doktor Uyku olduğunda başlarda biraz ikna edilmem gerekiyordu. İlk düşüncem, ‘The Shining filminin devamını gerçekten çekmeli miyiz’ olmuştu. Hemen ardından şöyle düşündüm, Stephen King bunu kabul ettiyse mutlaka bir yol haritası vardır. Fakat işin çetrefilli tarafı şuydu, The Shining kitabı edebiyat versiyonunda farklı bir şekilde biterken, çekilmiş olan sinema versiyonunda daha farklı bir son ile bitiyordu. Mike her ikisine de derin bir saygı besliyordu, tabii ben de. Bizim görevimiz, hem King severleri hem de Kubrick hayranlarını tatmin edecek şekilde birleştirmekti.”

Yapımcı Jon Berg’in Flanagan ile ilk buluşması pek de istenilen şekilde geçmedi. Flanagan başka bir konuda işbirliği yapması için toplantıya çağrılmıştı fakat konuşma Stephen King’e dönünce Berg şöyle dedi, “Her ikimizin de Stephen King’e olan hayranlığımız hakkında konuşmaya başlamıştık ki konu Doktor Uyku’ya geldi. Ona bu kitap hakkında ne düşündüğünü ve King’in kitabı ile Kubrick’in film versiyonunu nasıl bir araya getirmeyi düşündüğünü sordum. Ortaya çıktı ki, Flanagan bu konu üzerinde oldukça kafa yormuştu ve konu ile ilgili harika bir bakış açısı vardı. Mike öyle yetenekli bir yazar ve yönetmen ve öyle sıra dışı bir film yapımcısı ki, hem King’e hem de Kubrick’e saygılı bir tutum takınmış ve yazdığı senaryo ile orta yolu bulmuştu.”

Kaynakların en önemlisi olan yani Flanagan’ın Doktor Uyku senaryosu, ana oyuncuların seçiminde temel faktördü. Bu iki ismin adlarının geçmesi bile başlangıçta bir korku filminde oynamak konusunda çekinceleri olan her aktör için motivasyon kaynağı idi. Ewan McGregor ise şunları aktarıyor; “The Shining filminin dünyadaki en korkunç film olduğu söylenir. Tabii ki yirmili yaşlarıma kadar filmi izlemedim. Daha sonra ise sadece bir kez izledim çünkü film ödümü kopardı. Ben aslında korku filmlerini pek sevmem, kendimi böyle şeylere kaptırmaktan hoşlanmıyorum. Fakat senaryoyu okuduktan sonra Doktor Uyku kitabını okudum ve çok sevdim. Daha sonra da geriye dönüp The Shining romanını okudum ve o da çok hoşuma gitti. Sanırım ana konudan çok Danny’nin hikâyesi ilgimi çekti. Bir aktör için karakterin arka plandaki hikâyesini bilmek harika bir şey.”

Rebecca Ferguson ise şunları aktarıyor, “Bu rol bana önerildiğinde, şey aslında ben hiçbir zaman korku filmlerinden hoşlanmadım. Beni ürküten şeylere hiç tahammülüm yoktur. Palyaçolardan nefret ederim. Korku filmlerindeki kötü kalpli çocuklardan nefret ederim. Mesela öyle iki küçük kızın durmuş aynı cümleyi birlikte öyle korku dolu bir ortamda söylediklerini düşünmek bile tüyler ürpertici. Ama bir taraftan da sorguladığım bu türleri hep ilginç bulmuşumdur. Yine de söz konusu olan lanet olası Stephen King ve Mike’ın elinde şekillenen bu harika karakterdi. Bu film yer aldığım filmler arasında en harika olanıydı. Fiziksel ve manevi dünyalarda savaştık ama Doktor Uyku filminin en önemli özelliği bu iki dünyayı birleştirmesidir. Bu işte yer almak harikaydı.”

Genç oyuncu Kyliegh Curran şöyle diyor, “Stephen King’i biliyordum yani duymuştum. Film çekimleri başlamadan önce annemden bir korku filmi izlemek için izin aldım ve The Shining filmini izledim. Korkutucu ve gerilim doluydu. Bu deneyim benim oynadığım karakter Danny’yi ve onun yaşadığı travmayı anlamamı sağladı. Gerçekten de Danny’ye sempati duymama sebep oldu.”

İşte bu tam da Stephen King’in istediği şeydi. “Ne zaman duygusal bir tepki alsam mutlu olurum. Önem verdiğim şeylerden biri de budur, sizleri duygusal anlamda etkilemek isterim. Eğer amacınız buysa korku türü bunun yollarından sadece biridir, tabii başka yollar da var. Okuyucuların karakterlerde tanıdıkları insanlardan bir şeyler bulmalarını isterim. Arkadaşlarınız, sizlere bakan aileleriniz ya da sizleri koruması gereken kişiler gibi. İşte tam da bu durum, geniş bir açıdan bakıldığında korkunç bölümleri daha da korkunç hale getiriyor.”

Bazıları Yeteneği ile Parlar, Bazıları Parlamaz

Hiç şüphesiz Danny Torrance, hem film izleyicilerinin hem de kitabı okuyanların seveceği bir karakter. Daha çocukken büyük oranda babası Jack’in sebep olduğu anlatılması zor bir travma yaşar. Acısını dindirmek için o da tıpkı babası Jack Torrance’in yaptığı gibi ilaçlara alkole bağımlı hale gelir. Tam olarak dibe vurduktan sonra Dan, cebinde kalan son parayla kaçabildiği kadar uzağa kaçar. Ardından New Hampshire Frazier’da Dan’in gerçek hikâyesi başlar.

Flanagan bu konudaki gözlemlerini şöyle aktarıyor, ”Dan babası ile aynı sorunları yaşıyor yani alkolizmin etkisi artı ilaç kullanımı ve şiddete yatkınlık gibi. Jack’i Overlook Hotel için kolay bir av yapan bu özellikleri, Dan de babasından almış ve bunlar Dan’in hayatını yönlendirmekte.”

Ewan McGregor ise şöyle diyor, ”Bu kadar korkunç bir deneyim yaşadıktan sonra Danny hayatına nasıl devam eder? Yeteneği ve farklı olması durumu ile nasıl baş eder? Danny de bu durumla baş etmek için tıpkı babası gibi içkiye sarılır ta ki artık içemeyecek bir noktaya gelene dek. Benim için ruhu bu kadar dibe vurmuş bir karakteri oynamak oldukça ilginçti. Tıpkı babası Jack’in Overlook Hotel’deki işi almadan birkaç ay önce içkiyi bırakmaya karar vermesi gibi Danny de artık ayık kalmaya karar vermişti.”

Flanagan sözlerine şöyle devam ediyor, “Dan anlayabileceğimiz türde bir karakter. O hatalarla dolu biri ama kendi içindeki şeytanlarla, kendi güçleriyle ve zayıflıklarıyla uğraşıyor. İçine düştüğü hikâye ondan çok daha büyük. Bu da demek oluyor ki bizim doğuştan yapı olarak Dan ile benzer özellikler gösteren bir aktöre ihtiyacımız vardı. İşte Ewan, Dan karakterine böyle yaralı bir kişilik katıyor. Ewan’ın en sevdiğim sahnesi yaşlılar evinde hastalarla olan sahnesi, bu sahnede oldukça alçakgönüllü ve iyi oynamış, sanırım benim Ewan’da gördüğüm şey işte bu, ondaki alçakgönüllülüğün, en iyi filmlerde oynamış bir yıldızda birleşmesi.”

Danny nihayet güvenli ve sakin bir toplum bulur ve o ortama eşsiz bir şekilde uyum sağlar. McGregor şöyle ifade ediyor; “Danny her zaman yaşlı bakımevlerinde ve hastanelerde çalışıyor. Onun yaşadığı alkolizm sorununu ve bir yerde uzun süre kalmamasını düşünürsek bu durum onun bir yere bağlanmasını gerektirmiyor, hatta bu durum Danny için biçilmiş kaftan. Danny alkolü bırakır bırakmaz bir yaşlılar evinde çalışmaya başlıyor ve fark ediyor ki ölüme bu kadar yaklaşmış hastalarla çalışırken onlara yardımcı olabiliyor. Dan bu yaşlılara ölüm süreçlerinde yardım ederken onlara bunun harika bir uykuya dalmak gibi olduğunu söylüyor ve böylece diğer tarafa geçmelerine yardımcı oluyor. Dan kendine artık yeteneğinin sadece bu kadarını kullanmaya izin veriyor. Doktor Uyku adını alması da işte bu şekilde oluyor.”

Berg sözlerine şunları ekliyor; “Dan yeteneğini yok etmek için yapabileceği her şeyi yaptı. Overlook Hoteli’nden gelen hayaletleri görüyor ve insanların düşüncelerini okuyabiliyor. Hatta daha sonraları annesi kansere yenildiğinde annesinin suratında ölüm sinekleri gördüğünü itiraf ediyor. Sinekler o kadar büyüyor ki, ölümüne yakın annesinin gözlerine bakamıyor. Bu katlanılması akla sığmayacak kadar zor bir acı.”

Flanagan ise şöyle diyor; “Dan’in yeteneği ona hep işkence oldu, ona kanlı görüntüler ve cinayetler gösterdi. Onu korkunç şeylerin hedefi haline getirdi ve kırılgan yaptı. İşte şimdi bu yeteneği sayesinde ölmek üzere olan birine bakarak onu rahatlatmak için neyin gerektiğini biliyor. Bu durum, onun ilk defa yeteneğini şekillendirmesine ve hayatına bir anlam yüklemesine sebep oluyor. İşte romandaki bu bölüm, benim için Dan’in kahraman olarak ortaya çıktığı bölümdür.”

Dan’in hikâyesi Stephen King için de kendi hayatının bir yansımasıdır. King şöyle ifade ediyor; “Doktor Uyku’yu yazdığım zaman uzun zamandır alkol almıyordum ve ayıktım. Dan’in hikâyesini bu bakış açısı ile yazmak istedim. İki ayrı insandım diyemem çünkü bu durumu abartmak olur ama The Shining kitabını yazdığım zamanki halimden çok farklı biriydim ve çok farklı bir yerdeydim. İşte bu, kitabı yazmamın ardındaki itici güçlerden biriydi. Ancak yapmak istemediğim bir şey vardı ki o da karakteri içki içmek ve içmemek ile ilgili ahlaki bir şeye dönüştürmek istemedim. Benim amacım bu karakteri okuyucuya sunmak ve okuyucu ya da izleyicinin olaylara dayanarak kendi fikirlerini oluşturmalarını sağlamaktı.”

Her ne kadar kusurları olsa da Dan Torrance gibi samimi bir ana karaktere karşılık, King, Rose The Hat’i çıkarıyor. Bu karakter, Flanagan’ın deyimi ile “bunca yıldır Stephen King’in yarattığı en iyi karakter”. Dan’in tersine Rose’u gerçek hayat ile bağdaştırmak oldukça zor. Bunca yıl hayatta olması, yaptığı tüm o korkunç şeyler yani tüm o deneyimlerinden bir şey çıkarmak oldukça zor.

Rose, True Knot adıyla bilinen, takipçileri yarı ölümsüz olan bir tarikata liderlik yapar. Bu tarikattakiler oldukça uzun yaşamlarını sağlayabilmek için parlama yeteneğine sahip, vücutlarından bir tür enerji çıkan çocukları kurban olarak kullanırlar. Bu tarikat üyeleri dikkat çekmeden, avlarını taklit eden avcılar gibi yaşamlarını sürdürürler. Öte yandan modern hayatın eğlenceleri, karmaşıklığı ve yetişkinliğe erken geçiş bu çocukların yeteneklerini söndürerek True Knot tarikatının üyelerinin hayatlarını sürdürebilmeleri için gerekli kaynakların azalmasına sebep olur. Ebediyetten bu yana ilk defa tarikat üyeleri aç kalır ve gelecekleri tehlikeye düşer.

Macy şöyle anlatıyor, “Onlar, yani bu tarikattakiler, insanlık var olduğundan ve bu yeteneğe sahip çocuklar olduğundan beri varlar. Onlar her yerdeler ve bitmek bilmeyen bir kötülük kapasiteleri var. İşte onları böylesine inanılmaz derecede tehlikeli yapan da bu.”

Bu kadar karmaşık ve ikiyüzlü bir karakter olması Rose’u oynayacak oyuncu için zorlayıcı bir deneyim olacaktı. Flanagan şöyle diyor, “Rose, o kadar canavarca bir karakter ki King’in kötü karakterleri arasında açık ara en kötüsü odur. Fakat yine de Rose’da insanı çeken, güven duymanızı sağlayan çekici bir taraf da var. Hiçbir bedel ödemeden onun yaşadığı kadar uzun zaman hayatta kalmanın delice bir hazzı olmalı. Bu nasıl bir şeydir acaba?”

Rebecca Ferguson’ın adı oyuncu seçiminde ortaya çıktığında, Flanagan ve Macy onunla Skype aracılığı ile görüştüler. Yazar/yönetmen şöyle anlatıyor, “Görüşme sırasında o kadar çok güldük ki, konuşmanın sonunda Trevor ve benim karnımıza ağrılar girmişti. Rebecca benim şimdiye dek tanıdığım en etkileyici insanlardan biri. O kötü bir karakteri neyin oluşturacağını biliyor. İşte bu da o karakterin sevilmesini sağlamak ile oluyor. O karakterlerin korkutucu olmalarını istersiniz ama aynı zamanda da sevilmelerini sağlamanız gerekir. Rose The Hat karakteri için istediğimiz kişinin sahip olması gerekenleri Rebecca hiç zorlanmadan perdeye yansıtabilecek gibi gözüküyordu. Rose, güzel, ayartıcı ve kışkırtıcı biri ve amacı da zaten bu. Sizi bu gücü sayesinde kendine çekebiliyor.”

Ferguson şöyle diyor, “Senaryoyu okuduktan sonra şöyle düşündüm, eğer bu rol bana verilirse bu şimdiye kadar yaşadığım en zorlayıcı deneyim olacak. Bu rol ile ilgili yapmayı en sevdiğim şey, onun zalimlikteki sınır tanımazlığını ve onu bir canavara dönüştüren her özelliğini yani tüm o korkunç öğeleri sıyırmak ve Rose’un etrafındaki herkese karşı hâlâ bir tehlike olmasını sağlarken aynı zamanda da onu olabilecek en insana benzer hale getirmekti. Tüm bunların Kubrick ve King’in korku türünde yapmış oldukları devrimler ile birleştiğini düşünün. İşte buna hayır deme şansınız yoktur!”

Berg de bu konuda Rebecca’ya katılıyor, “Rose’un aslında nasıl biri olduğunu fark ettiğinizde onun kendisini insanlara tanıttığının tam tersi birisi olduğunu anlarsınız yani tehlikeli, kışkırtıcı, rüşvet yiyen ve ölümcül biri. Öte yandan Rose’da bir ışık ve karizma da var ve bu tüyler ürpertici bir duygu. Rebecca ise bize bunları harika bir şekilde sunabiliyor.”

Bir oyuncu olarak Ferguson, Rose karakterini oluştururken onu insan psikolojisinin en bilindik senaryosuna oturtur; “Rose’un ve True Knot tarikatının özünde sevgi vardır. Bir şeye ait olma duygusu vardır. Bunlar en temel duygular. Tek fark, bu çocuklar onların temel gıdası ve Rose için bu durum ‘çocuklarımı ve sahip olduğum topluluğu beslemek’ anlamına geliyor, işte bu da derin bir sevgiden kaynaklanıyor.”

Doktor Uyku filminin konusunun dayanak noktası çocuklardır. Bunlar doğuştan özel bir yeteneğe sahip çocuklar, tehlikedeki çocuklar ve kendi yollarını bulmaya çalışan çocuklardır. Flanagan şunu savunuyor, “Bir yazarın gözünden bakarsak bununla ilgili en güzel şey şu ki, bu tek bir hikâye değil, bu üç farklı hikâyenin tek bir güzel noktada buluşması. Abra kendi yeteneğinden bahsederken bu sihirli güçlerin ne kadar sıra dışı olduğunun farkında bile değil. Filmin iki ana karakteri de filmin en önemli konularından birini paylaşıyorlar. Her ikisi de ailelerine olan sevgileri nedeniyle kendilerinin büyük bir parçası olan bu inanılmaz özelliklerini saklama ihtiyacı duyuyorlar.”

McGregor da bu konuda aynı fikirde; “Danny küçük yaşlarda hem kendini hem de yeteneğini diğer insanlardan saklamayı denedi ve öğrendi. Fakat Overlook’un anıları ve geçmişi onu takip etti. Bunu bastırma isteği ise onu içmeye teşvik etti. Fakat Abra ortaya çıktığında, Danny’nin kendisi ile ilgili geçmişe gömmek istediği ne varsa açığa çıktı.”

Flanagan şu konunun üzerinde duruyor; “Eğer Rose’un şiddetli egosunu Dan’in alçakgönüllülüğü ile kıyaslarsak o zaman bu hikâyenin merkezi ve oyuncu kadrosunu oluştururken en zor seçim Abra rolü olur. Abra, Dan’den daha güçlüdür ve muhtemelen Rose ile eşit güçlere sahiptir fakat Abra’nın gücü kontrolsüz ve tam oluşmamış. Ayrıca Abra da gücünün tam anlamıyla farkında değil.”

Sonuç olarak, Abra rolü için neredeyse 1.000 genç oyuncu ile görüşüldü ve Kyliegh Curran Broadway’de The Lion King’de oynadığı zamanlardaki performansı sayesinde Abra rolünü aldı.

Macy şöyle diyor; “Abra meleklerin bile karışmaya korktuğu yerlerde dolanıyor ama aynı zamanda üzerinde bir saflık gölgesi var. Bu rol için oyuncu seçerken bizim için en önemli sorun, bu özellikleri doğru bir karışımla içinde barındıran birini nasıl bulabileceğimizdi. Ayrıca kim Ewan ve Rebecca gibi oyunculara performanslarında ışık tutabilirdi? Kyliegh işte bu konuda en öne çıkan oyuncuydu.”

Kyliegh Curran, Abra’yı “güçlü ve masum bir kız” olarak görüyor ve şöyle devam ediyor; “Abra’nın genel anlamda iyi biri olduğunu düşünüyorum. Oldukça girişken ve Dan’in aksine yeteneğini saklamak istemiyor ve bu konuda oldukça açık. Abra bu yeteneğini kendine bir eziyet olarak görmüyor, onun için sihir numarası gibi bir şey sadece. O, nasıl yapıldığını sadece kendisinin bildiği sihirler yapan bir sihirbaz gibi. Abra bu özelliğini insanları kurtarmak için kullanmakta bir sakınca görmüyor, hatta hiç tanımadığı biri için bile hayatını ortaya koyabiliyor.”

Abra’nın tüm bu güçlerine rağmen, çocukluğundan gelen ve içinde yapbozun eksik parçası gibi duran bir boşluk var. Curran şöyle söylüyor; “Anne ve babası onun bu yeteneğinden korkuyor. Abra ise her ne kadar bu yeteneğini kullanmamaya çalışsa da bu onun büyük bir parçası. Bu yeteneğini saklamaya çalışırken aslında ailesi ile arasında büyük bir uçurum oluşuyor. Abra onların yüzlerindeki o bakıştan ürküyor ve kalbi kırılıyor. Sanırım Dan ile ilk karşılaştıklarında, Dan onun kalbindeki bu boşluğu doldurdu. Abra ona bu yakınlık hissinden dolayı Danny amca demekteydi.”

Bu özel yeteneğe sahip olan ve bu yeteneğin ne olduğunu ya da onu nasıl kullanacaklarını bilmeyen çocuklar için böylesine maddi bir dünyada nasıl hareket edeceklerini ve bu türden güçlere nasıl sahip çıkacaklarını bilmelerinin en iyi yolu bir akıl hocasına sahip olmaktır. The Shining’de Danny’ye Dick Halloran yeteneğini anlaması konusunda yardımcı olur. Abra ise bu konuda Danny ile bir araya gelebildiği için şanslıdır. Fakat King’in kitabındaki karakterlerden biri bu kadar şanslı değildir. Flanagan konu ile ilgili şöyle diyor; “Bu çocuk ve akıl hocası konusunda King’in kitabında bir örnek daha var, o da Rose’un bir sinemada karşılaştığı Andi karakteri. Özel yeteneğe sahip çocukların çoğu True Knot tarikatının kurbanı olurlar ama zaman zaman güçlerinin yeterince büyük ya da özel olmasından dolayı tarikatta görevlendirilirler. Andi de bir avcı tarafından yaralanır ve avcılardan intikamını almaktadır. Rose ona şöyle der; ‘Senin farkındayım, seni anlıyorum ve bu yeteneğin ile ne yapacağını sana öğretebilirim.’ Kendisini yapayalnız zanneden birisine bunları söylemek güçlü bir etki yaratır. Andi’nin aralarına katılması empati duyduğumuz bir karakter aracılığı ile bu canavarların iç dünyalarını öğrenmemiz için biz izleyiciye harika bir yol sunar.”

Rose’un tekrardan isimlendirerek “Snakebite Andi” adını verdiği Andi rolünü Emily Alyn Lind oynuyor. Lind şöyle diyor, “Bu karakter onu daha önce kullanan adam tarafından fena halde mağdur edilmişti. Böylesine, baş belası olarak gösterilen ama aslında içinde küçük bir çocuk yatan ve saf bir yanı olan bir karakteri oynamak benim için gerçekten ilginçti. True Knot tarikatı üyeleri beslendiklerinde artık kendileri olmaktan çıkıyorlar. Nasıl ki insanlar yemek yediklerinde yediklerini sindirir ve yiyecekler artık onların bir parçası olur, özel yetenekli çocuklardan çıkan “enerji” de buna benzer. O kurbanlar enerjilerini aldığımızda artık bizim bir parçamız oluyorlar. Bu bence müthiş bir özellik.”

İyileşme yoluna giren, kırılmış, zarar görmüş kişiler de bu yeni seçtikleri yolda bir yol göstericiye ihtiyaç duyarlar. Dan Frazier da tam otobüsten indiğinde Billy Freeman ile karşılaşır. Flanagan’a göre bu iyi bir karakterdir. “Tam da ihtiyacı olduğu bir zamanda Billy karakteri Dan’e bir başka baba figürü olur. Billy, Dan’e yardımcı olmak için yolundan sapar. Sanırım birçoğumuz böylesine yaralı bir insana yardım etmekten kaçınırız. Billy rolünü Chris Curtis oynuyor ve Cliff içine girdiği her role uyum sağlayan bir oyuncudur. Cliff role otantik bir sıcaklık ve ihtişam getiriyor. Bize filmin aslında tam da iyileşme ile ilgili olduğunu gösteren bir pencere sunuyor.”

Curtis’in konu ile ilgili yorumu şöyle; “Billy, bu şehir için gerekli biri. O herkesle ilgilidir hatta çocuklarınızı bile güvenle emanet edebileceğiniz biridir. Benim için böylesine iyi ve güven veren bir adamı oynamak heyecan verici olacaktı. Onun bir geçmiş hikâyesi var ve bu görüntüsüne yansıyor. Bence hem Dan hem de izleyiciler, Billy ile ilk karşılaştıklarında onun hakkında çok emin olamıyorlar. Billy sert ve kendi içinde tutarlı biri ve bu da iyileşmenin neye benzediği konusundaki beklentilerden çok daha önemli bir özellik. Billy’nin kendine olan güveni diğer insanları rahatlatıyor.”

Danny onu Overlook Hotel’de iken ilk fark eden kötü varlıklar tarafından rahatsız edilir, tam da bu sırada tesadüfen ona özel yeteneğini ilk anlatan iyi kalpli Dick Halloran tarafından ziyaret edilir. Daha önceki filmde (The Shining) Scatman Crothers’ın oynadığı rolü bu filmde Carl Lumbly oynuyor. Lumbly şöyle diyor; “Filmi izlerken sanırım bir oyuncu olarak iki motivasyonum vardı. Birincisi bu karaktere hakkını vermek istiyordum, diğeri de bu rolü daha önce oynamış olan oyuncunun performansına, karakteri değiştirmeden hakkını vermek istiyordum. Dick karakterini onu kendi gördüğüm şekilde yorumlamaya çalıştım, bunu yaparken de Scatman’ın yaptığı işe büyük saygı duydum. Burada bir doğruluk ve gerçekçilik var. Dick bunu hem kendi içinde hem de başkalarında değerli buluyor. Nihayetinde bence Dick Halloran’ı belirleyen onun kalbi. Fakat tüm o gördüğü şeyler yani yetenekleri onun kalbini açmasını zorlaştırıyor. Bu da aynı zamanda onu Dan’e bağlayan şey. Danny’nin hayatının büyük bölümünde, sürekli onu arayan tek kişi Dick olur.”

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus'un David'i gibi... Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

Bak bunu da seversin...

Unutmak İstemeseydik Gömmezdik Ölülerimizi: Pet Sematary (2019)

Stephen King’e ve onun Amerikan kırsalında geçen kabus öykülerine meraklısıysanız Hayvan Mezarlığı’nı izleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir