Kültür Sanat Gazeteciliğinde Tuhaf Şeyler Oluyor: EmPR Strikes Back!

Merhaba, kültür sanat üzerine yazan-çizen arkadaşlarım,

Bu hafta da, eşinizin-dostunuzun yaptıkları başta olmak üzere, festivaller, galalar, etkinlikler, basın gösterimleri vb. tertipleyen PR ajanslarının önünüze sürdüğü en berbat işleri bile övdünüz, Ay’dan bile görünecek kadar büyümüş egoları okşadınız mı? Yaptıysanız rahatça uzanın zira bir sonraki etkinliğin kıymetlisi olarak yine orada, onlarla olacaksınız.

Ama yapmadıysanız fena çünkü X şirketinin bir sonraki etkinliğinde yoksunuz, listede değilsiniz, ocak dışısınız! Yani, neden abarttığınızı da anlamış değiliz zira dizi setinde sigortasız çalışan bir işçinin ölmesi o kadar da abartılacak bir şey değil. Hem başrol oyuncusu, öleni “ışıklar içinde uyu” diyerek andı. O paylaşım da binlerce beğeni aldı! Planlamamışlardı ama bu da şahane bir şey çünkü zaten bu kızı yıllardır tüketici algısını manipüle etmek için “güçlü kadın” olarak parlatıyorlardı. İyi oldu, çok iyi…

Bu tuhaf giriş için özür dilerim ama kültür sanat ortamındaki PR işleri nereye gidiyor diye soruyorum bir süredir… Eleştirmen uzun süre koltuğunda bir başına oturarak yargı dağıtmanın keyfini sürdü ama sonra bloggerlar, ekşi soslu sözlükler geldi, sonra da Youtuberlar… Artık eleştirmene ihtiyacı kalmayan ve eleştirmenin tanıtım ve pazarlama ayağında destekleyici bir unsur değil de, ayağa takılan bir şey olduğunu düşünen yeni PR zihniyeti onun yalnızlığını arttırmaya kararlı. Hala, Ali Nazik’lerin çoğaldığı Muhsin Bey’in bir başına kaldığı Dünya burası.

Bu hafta içinde garip hadiseler yaşandı, bir süredir de kendini belli eden bir durumdu bu aslına bakarsanız.

Ajandakolik’i yapan Gazeteci Nilüfer Türkoğlu, tiyatro oyunu Amadeus’un başrol oyuncusu Özlem Öçalmaz ile gerçekleştirdiği söyleşinin, oyunun etkinlik ajansı tarafından “formal yollarla yapılmadığı” gerekçesiyle geri çekildiğini sosyal medya hesabından duyurdu. Nilüfer’in annesinin oyunun kostümlerini yaptığını biliyorum, sanırım bu sayede kulise girip bir röportaj gerçekleştirmiş olmalı ama ne olursa olsun, yapılmış bir röportajı, “bizden izin alınmadı” ya da “önce büyük yayın organlarında çıkacak” diye engellemeye kalkmak saçmalık. Kimsenin kafasına silah dayayıp röportaj yapmıyor bu arkadaşlar!

Ve İlk kez bir Cem Yılmaz filmine basın gösterimi yapılmadı. Neden acaba? Bizim mesleğin aksakallarından Sadi Çilingir rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldığında “geçmiş olsun” dileyen, basın gösterimlerine katılıp eleştirmenlere ismen laf atan, “Alper Turgut beğendiyse olmuştur bu iş” diyen Cem Yılmaz, eleştirmenlere küstü mü?

Sanmıyorum, bu da yine bir PR stratejisi gibi geliyor bana… Karakomik Filmler’in ilk kısmına basın gösterimi yapıldıktan sonra filmin iyi olmadığına dair çıkan yazı ve eleştirmenlerin sosyal medya reaksiyonlarının filmin ilk 3 gün galasını etkilediğini düşünüyor olabilirler. Bu defa hiç eleştiri almadan vizyona girmek için basın gösterimi yerine “övücü” köşe yazarlarına ve Youtuberlara yönelik galalar yapılarak vizyona giriliyor gibi.

İyi ama ilk haftasını 400 bin ile açan sonraki bilmem kaç haftada da üstüne 300 bin seyirci daha ancak koyabilen Karakomik Filmler’in gişesinin sorumlusu eleştirmen mi? Asla! Zaten eleştirmenin gişe üzerinde bir suçu yok ama onun kaleminden mahrum kalmak bence ciddi bir sinemacının isteyeceği şey değil. Filmin iyiliğini-kötülüğünü konuşmuyoruz, üstelik ben ilk filmi beğenmiştim, ikincisi de 2 gün sonra bir bilet parasına ulaşılır olacak ama bu tavır üzücü.

Ben, saldırı üssü Youtube olan bu yeni PR fikirlerinin çok çalıştığını da düşünmüyorum açıkçası. Kendim de bir Youtube kanalına sahibim ama Youtuberların da, tıpkı eleştirmenler gibi, filme seyirci çekebilme gücü sınırlı. Yanlış PR, bindiğin dalı kestirir. Filmleri eşe-dosta, Youtuber’a övdürerek izlettirme devri açılmadan kapandı. İbrahim Selim’e çıkmak, İbrahim Selim’e yarar, senin filmine değil! Seyirci daha filmi izlemeden, her yerde oyuncularını görüp aynı muhabbeti dinleyerek doyuyor hadiseye ve hissediyor neyle karşılaşacağını… Son örnek: Biz Böyleyiz. PR için tüm medya aygıtları bir enstruman ama hepsinin avaz avaz çalındığı bir orkestrayı kimse dinlemiyor. Merak unsurunu besleyecek şeyler yapmalı. Seyirciyi salona çeken şey o filme-hikayeye-oyuncuya duyduğu meraktır. Her yerde gördüğün oyuncuyu artık perdede görmesen de oluyor. Saklanması lazım belki de bazı şeylerin. Türk popunun zirvesinde Tarkan var ama konserine gitmezsen göremezsin. O misal…

Alper Çağlar, Dağ 2’nin PR’ını yaparken filmin girişinden 5 dakikalık bir parça attı sosyal medyaya. Çok iyi çekilmiş bir aksiyon sekansı… Gerisini merak etti ve gitti seyirci, harika bir PR stratejisi… Merak ettir!

PR aklı vermek benim işim değil ama sektörün dertlerine kafa yorduğumdan olsa gerek, aklı da verdim. Demem o ki, Bazı PR ajansları, eleştirmeni-blog yazarını-Youtube’da yayın yapan gençleri, bilet satan otomat gibi kullanma eğiliminde… İş o hale geldi ki, düzenledikleri gala-etkinlik vs. davetiyelerini, numarasını yapan foklara atılan balıklar gibi dağıtmaya başladılar. Kusura bakmayın ama kötü işlerinizi yerden yere çarpacağız!

Bu işi yıllardan bu yana alnının akıyla yapan PR ajansları ya da bireysel çalışanlar var elbette. bkz. İletişim, Aygün Aydın, Ebru Özyurt, Arzu Mildan, Batuhan Zümrüt… Başka isimler de var, saymakla bitmez. Onlar pazarlanan işin geçici, kurulan ilişkilerin kalıcı olduğunu ve eleştirmenin eleştirirken elleşilmemesi gereken bir yaşam formu olduğunu iyi bilirler.

Diğerleri de bilecekler, az biraz vakit geçirsinler de.

Murat Tolga Şen – murattolga@gmail.com / sosyal medya: @murattolga

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Yazmaya 2003 yılında DivxTR’de başladı ve halefi olan Divx Planet forumlarında “Raven” takma adıyla devam etti. Divx Planet'te bir forum köşesi olarak başlayan Öteki Sinema'yı, 2005 yılında blog olarak devam ettirdi. 2010 yılının başında Beyazperde.com sitesinin eleştirmen kadrosuna katıldı. Aynı dönemde Yeni Harman ve Fotografya dergileri için sinema makaleleri kaleme aldı, online sinema dergisi Cinedergi için dosyalar hazırladı. 2012’de Medyaradar sitesinin sinema yazarlığı ve TV eleştirmenliği görevini üstlendi. Aynı zamanda lisanslı bir yelken sporcusu olan yazar, bir dönem TYF (Türkiye Yelken Federasyonu) yarış fotoğrafçılığı görevini yaptı. 2014 yılında Sinemerkez Akademi’de eğitmenlik yaptı ve akademinin Kocaeli yapılanmasının direktörlüğünü üstlendi. 2014-2016 yılları arasında Okan Bayülgen’in Dada Dandinista adlı TV programının yazı grubunu yönetti. Okan Bayülgen’in yönettiği Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası adlı tiyatro oyununda rol aldı. 2017-2018 arasında Antalya Sinema Derneği’nin danışmanlığını yaptı. OFCS (Online Film Critics Society) topluluğuna üye olan yazar, Öteki Sinema, Beyazperde ve Medyaradar'da yazmaya, Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası'nda oynamaya ve davet edildiği okullarda sinema üzerine seminerler vermeye devam ediyor.

Bak bunu da seversin...

Cem Yılmaz’dan Karakomik Filmler: Çekimler Başladı

Dört filmden oluşan Karakomik Filmler serisinin ilk iki filmi Kaçamak ve 2 Arada için tüm hazırlıklar sona erdi ve çekimler başladı.

Bir yorum var

  1. Mansur Yıldırım

    Murat abi cem yılmaz ın ilk filminin 700 bin izlenmesi normal bu filmler iki film birden orta metraj denilince seyirci biraz yadırgadı bence tek film 90 dakika olmalı her film 1.film ve 10.filme kadar öyle gitmeliydi senarist yiğit güralp bu serinin 10 filmden oluştuğunu ilk film eleştirisinde yazmış bakalım gişe başarısız olursa bu 6 film çekilecek mi bu iki filmin 1.5 milyonu yakalayabileceğini düşünüyorum ama cem yılmaz bence artık kaliteye bakmalı gişeye değil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir