İskandinav Mahallesinde Banka Soymak: Nokas (2010) 1 – Nokas 2010 1

İskandinav Mahallesinde Banka Soymak: Nokas (2010)

İskandinav Mahallesinde Banka Soymak: Nokas (2010) 2 – Nokas 2010 poster1980’li yılların ortalarıydı. Hatırladıkça hala tebessüm ettiğim bir olay olmuştu. Gazetede mi okudum yoksa TV’de haberlerde mi izledim, bilmiyorum. Kafamdan silinmiş gitmiş. Bir THY seferinde yolcunun biri elindeki yangın söndürücünün bomba olduğunu iddia ederek uçağı kaçırmaya kalkmış ama yolcular tarafından sille tokat etkisiz hale getirilmişti.

Acemi hava korsanı bu teşebbüsü siyasi bir amaçla mı yapmıştı hatırlamıyorum. Ama her ne amaçla yapılırsa yapılsın kesin olan şey bu teşebbüsün oldukça aptalca ve acemice olduğuydu. Acemilik ve kötü planlamadan da öte “yuttururum” iyimserliği ve naifliği benim ilgimi çok çekmişti. Haksız da değildi adam. O yıllarda uçağa binen, uçuş atmosferini soluyan insan sayısı çok azdı. Birisinin yalı bahçesinden “Sakin ol champ! Dedemin o yıllarda özel jeti varmış” diye sesleneceğini bilsem de uçak yolculuğunun 80’li yılların Türkiye’sine oldukça yabancı olduğunu söylemekte bir beis yok. Yolcuların müdahalesi de ayrı bir garabetti. Acemi korsanımız silahlı olsa, kendine müdahale edenleri savuşturmak için heyecanla silahına davransa, kabinde açılabilecek bir mermi deliği bir uçak dolusu yolcunun canına mal olabilirdi. Neyse ki uçak kaçırma teşebbüsü kimsenin canına zarar gelmeden sonlanmıştı.  Absürt komedi olarak başlayıp slapstick komedi olarak bitmişti.

Norveçli usta sinemacı Erik Skjoldbjærg 2010 yılında çektiği, senaryosu Christopher Grøndahl tarafından yazılan Nokas adlı filmde benzer bir absürtlüğü konu almış. (Bu filmin senaristinin Yarış 3 (Börning 3 / Asphalt Burning (2020) adlı berbat curcunanın senaryosunu da yazmış olması beni biraz şaşırttı.)

İskandinav Mahallesinde Banka Soymak: Nokas (2010) 3 – Nokas 2010 2

Film, gerçek bir olayı,  2004 yılında gerçekleştirilen NOKAS (Norsk Kontantservice AS) soygununu konu alıyor.

NOKAS Soygunu

2004 yılında Norveç’te Paskalya tatili yaklaşırken polisin istihbarat birimlerine bankaların ana kasalarının bulunduğu şubelerde soygun gerçekleştirilebileceği yolunda duyumlar düşmeye başladı. Adı geçen kasalardan biri Stavanger’daki NOKAS şubesi idi. Büyük bir ilçeden hallice, sakin bir şehir olan Stavanger’daki polis teşkilatı, personel yetersizliğinin yanı sıra Paskalya tatili için izne çıkanlar nedeniyle yeterli önlemleri alamadı. 5 Nisan günü sabah 08:00’de mesainin başlaması ile 11 silahlı adam harekete geçti. Soygunun başları gayet iyi planlanmış olsa da -ki bu banka binasının önüne gelene kadarki kısım oluyor- ortaları eksik ve yanlış bilgiler yüzünden tam bir komedi filmine dönüştü. Bu berbat plana rağmen soyguncular 57 milyon Kron tutarında nakit parayı alarak kaçmayı başardı. (1)

Bir soygun filminden beklediğiniz nedir? Heyecan, gerilim ve aksiyon. Gizli sızmalar, heyecanlı alarm çözme sahneleri, yoğun silahlı çatışmalar, yakın dövüş ve araba kovalamacası sekansları… Gel gelelim filmde bunların hiçbiri yok! Aksiyonu düşük olan bir hikayeden gerilim ve heyecan çıkar mı? Nokas, aksiyonu düşük olan bir hikayeden heyecan ve gerilim devşirmeyi başarmış.

Peki bunu nasıl yapmış?

  1. Stavanger’in sakin günlük hayatını yeniden canlandırmayı başarmış.
  2. Hareketli kamera ile sürekli özne değiştirerek izleyicide tarafsız bir gerçeklik duygusu yaratmış.
  3. Hem soyguncuların beceriksizliğini, hem polisin beceriksizliğini ve hazırlıksızlığını hem de halkın bu tarz olaylara yabancılığının altını çizecek ayrıntıları başarıyla sergilemiş.

Skjoldbjærg, tüm bunları yaparak bir kontrastın altını çok iyi çizmiş. Soygun gibi paldır küldür bir iş ile Stavanger gibi 100 bin nüfuslu bir şehirdeki günlük hayatın sakinliğinin oluşturduğu tezatı yakalamış. Filmde bu tezatı en iyi gözler önüne seren sahne şu. Belediye otobüsü şoförü radyodan şehir meydanındaki bankada soygun olduğunu duyup merkezden telsizle talimat istiyor: “Rotam şehir meydanından geçiyor ve orada banka soygunu varmış, ne yapmalıyım?” Aldığı cevap şu: “Şehir meydanına girince polise sor.” Şehir meydanında ise polis ile soyguncular arasında önce neyin ne olduğunu anlamak üzere köşe kapmacalı bir gözetleme faslı sahneleniyor. Sonra da adına ancak eskilerin deyimiyle “ateş teatisi” (karşılıklı ateş açma) diyebileceğimiz cılız silahlı çatışmalar oluyor. Şehir halkının da SWAT kıyafetli soyguncular ile polis arasındaki sürtüşmeye bir anlam verememesi ve olayın ciddiyetini kavrayamayıp “Du bakalım n’olacak?” modunda kalması ile ortam iyice kilitleniyor.

İskandinav Mahallesinde Banka Soymak: Nokas (2010) 4 – Nokas 2010 4

Filmde şehrin sakin ortamı iyi bir biçimde yeniden canlandırılıp kontrast da iyi kurulunca izleyicide heyecanı ve gerilim duygusunu sürükleyen ana duygu “Aman bir sakatlık çıkmasın” duygusu oluyor.  Nokas’ta film boyunca izleyicinin hissettiği  duyguyu bundan daha iyi tarif edecek bir söz bulamadım. Bu berbat ve beceriksizce soygun planına aynı beceriksizlikle müdahale eden polisin oluşturduğu dengenin bozulması ihtimali izleyiciyi film boyunca diken üstünde oturtuyor. Finalde ise bu dengenin bir kişi aleyhine bozulmuş olduğunun, bu absürt komedinin bir kişi için trajediye dönüşmüş olduğunun ortaya çıkması ile gerilim bir nihayete ermiş oluyor.

Bir nevi “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” diyebileceğimiz acemice bir soygun planının ve aynı acemilikteki karşı müdahalenin başarıyla resmedilmesi ve olayın üstünde cereyan ettiği geri planla olan uyumsuzluğundan doğan ince mizahın, dozunda ve ustaca  kullanılması ile çekilen Nokas, yönetmen Erik Skjolbæerg’in Insomnia’dan (1997) sonraki en ilginç ve başarılı filmi.

(1) en.wikipedia.org/wiki

Öteki Sinema için yazan: S. Özgür Ilgın

Yazar hakkında: S. Özgür Ilgın

blank
1977 Yılında Aydın'da doğdu. Üniversitede bir elin parmakları kadar üyesi olan Felsefe Topluluğunun çıkardığı, iki elin parmakları kadar “tirajı” olan Yitik adlı fotokopi fanzinde öykü ve albüm tanıtımları yazdı. Blues, Heavy/Rock, Doom, Thrash, Death, Jazz ve Proggressive müziğe bayılıyor. Sergio Leone'yi David Lynch'i, Stanley Kubrick'i, Metin Erksan'ı, Ertem Eğilmez'i, Nuri Bilge Ceylan'ı, Zeki Demirkubuz'u ve Yılmaz Atadeniz'i çok seviyor, sinema ve müzik gibi eğitiminin olmadığı konularda ukalalık etmekten çok hoşlanıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir