Cinsel Hazzın Karşı Konulamaz Kudreti: Sarı Tebessüm (1992)

90’lar, ülke sinemasında birçok aykırı işin ortaya çıktığı zaman dilimini temsil eder. Malum, sinemaya olan ilginin azaldığı ve yapımcıların da çıkış noktası aradığı dönemler… O yıllarda çekilen ve sinemamızın en enteresan işlerinden biri olarak kabul gören Sarı Tebessüm filminin de izleyici ile buluşması 90’ların başına denk düşer. Dönemin karanlık atmosferinden etkilenen ve cinselliği merkezine yerleştiren film, o yıllarda fazlasıyla eleştiriye mazhar olsa da esasen önemli argümanlara sahip. Peki, karşımızdaki film gerçekten de yüzüne bakılmayacak kadar pespaye mi yoksa enteresan duruşunun altından filizlenen gizli bir hazine mi vadediyor? Gelin, hep birlikte göz atalım.

Şiirden sinemaya, resimden müziğe kadar farklı sanat dallarıyla uğraşan birtakım entelektüelin hayatına kamerasını çeviren Sarı Tebessüm, odağına ise mutlu bir evliliğe sahip olan İdris ve Eda’yı yerleştiriyor. Tabii ikilinin mutluluğu yalnızca dışarıya yansıyan bir koruma kalkanıdır. Arka plandaysa oldukça mutsuz bir cinsel hayata sahiptirler. Nitekim bu mutsuz cinsel hayat, Eda’yı zamanla farklı yollar aramaya itecek ve o yollar da büyük bir buhranı beraberinde getirecektir.

Sarı Tebessüm, 90’ların ilk yarısında ortaya çıkan karanlık filmler furyasının bir temsilcisi. Ancak onu muadillerinden ayıran ise cesareti ve sanat dünyasına getirdiği bakış açısı. Seçkin Yasar imzası taşıyan film, süslü ve ezber cümleler kullanmayı numara sanan, her kalıba göre şekil değiştirmeyi açık fikirlilik olarak düşünen sözde entelektüelleri eleştirme gayesi ile yola çıkıyor. Ancak doğrusunu söylemek gerekirse, bu yalnızca iyi niyetli bir çaba olarak kalıyor. Nitekim film, başından itibaren merkezine yerleştirdiği gerçek dışı mekânlar, eğreti atmosferi ve git gide bayağılaşan diyalogları ile kendi kendini sabote ederek inandırıcılığını yitiriyor ve adeta bir parodiye dönüşüyor. Bu da Sarı Tebessüm’ün amiyane tabirle kaş yapayım derken göz çıkarmasına neden oluyor.

blank

E peki, biçim olarak yerden yere vurulması pekâlâ mümkün bir film neden konuşulmaya değer? Sarı Tebessüm’ün alametifarikası ne dili, ne de eleştirel bakış açısı. Sarı Tebessüm’ü konuşulmaya değer kılan konu, dönemine göre oldukça cesur sahneleri. Ancak bu demek değil ki film salt erotizme yer veriyor. Asla! Nitekim başından sonuna dek erotizmi işlevsel olarak kullanan ve hikâyesini de bu çerçeveye göre dizayn eden bir anlatı var karşımızda. Bu da özellikle Türk Sineması’nda pek karşılaşmadığımız bir durum. Malum, ülke sınırları içerisinde erotizm ya dikkat çekmek ya da fon olarak kullanılır. Ancak Sarı Tebessüm’ün derdi, zevk çığlıklarının karşı konulamaz gücüne paye biçmek.

Görünürde hayatı dört dörtlük olan, güçlü bir kadın Eda… Herkesin gıpta ettiği başarılı bir eş ve saygı duyulan bir işe sahip. Gelgelelim ki kapalı kapılar ardında durum hiç de öyle değil. İdris’in yatak odasında adeta yok olan duruşu, Eda’nın ona olan saygısından bir şey alıp götürmüyor belki ancak dış dünyaya karşı gardını indirmesine olanak tanıyor. Ünlü Alman düşünür Arthur Schopenhauer, varoluşun amacını ve hedefini cinsel birleşme olarak tanımlar. Film de esasen Schopenhauer’ın bakış açısından yola çıkar ve Eda’nın içinde bulunduğu durum için, zor da olsa tek bir çözüm yolunu işaret eder: Doğru bir cinsel birliktelik!

Sarı Tebessüm, Eda’nın çözülmesi ve bir başkasıyla birlikte olmasıyla vuruculuğunu doruğa ulaştırır. Çünkü burada, kocasını aldatma dürtüsüyle yola çıkan bir kadın değil, varoluş amacına doğru ilerleyen ve cinsel hazzın kudretine boyun eğmek mecburiyetinde kalan bir birey mevcuttur. Film, bu noktada izleyicisine açıkça gösterir ki hayatta tüm değerleri yerle yeksan edecek; dünü, bugünü ve yarını yok hükmüne getirebilecek tek bir güç vardır, o da zevk alma içgüdüsü.

Film, anlatısının ivme kazandığı noktada ise elindeki tüm kozları alelacele oynama yoluna giderek esasen büyük bir hataya imza atar. Bu dakikadan itibaren hiç vakit kaybetmeden Eda’nın içinde bulunduğu kaotik atmosferi etik ve ahlaki değerler çerçevesinde sorgulama yolunu seçmesi, anlatıyı da bir anda fazlasıyla karamsar bir atmosferin içine yerleştirir. Bu da hikâyenin Eda’nın kendisini keşfetmesine fırsat dahi tanımadan, ihanetle sınanmasına ve boğulma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu kocaman bir denizin ortasında yalnız başına kalmasına neden olur.

blank

Elindekileri çarçabuk tüketen Sarı Tebessüm, artık başka sorunların doğmasına engel olamaz ve geri dönülmez bir kısır döngünün içine saplanır kalır. Evet, Eda kocasını aldatmak istemez ancak çoktan tutkularının esiri olmuştur bile. Hal böyle olunca da doğru ile yanlış birbirine girer ve her ne yaparsa yapsın kendini daima pişmanlığın ortasında bulur. Bir başka deyişle film Eda için bir çıkış noktası sunmaz ve bunu da izleyicisine erkenden deklare eder. Eda, artık ne yaparsa yapsın girdiği bataklıktan çıkamayacak ve daima kendini suçlu addedecektir. Tabii buradaki ana etmenlerden biri de Erdal’ın kendisine karşı otoriter tutumudur. Her defasında Eda’yı dikte etmeye çalışan Erdal üzerinden, kadın-erkek ilişkisindeki çıkmazı da resmeden Sarı Tebessüm, anlatısını bir kısır döngü içerisinden sunsa da ataerkil düzenin yanlış ve acı verici şekilde işleyen dişlisini de açıkça izleyicisine aktarır.

Birbirini takip eden kopya sahnelerin varlığı ise Sarı Tebessüm’ün en büyük zaaflarından. Özellikle dakikalar ilerledikçe daha fazla ön plana çıkan sevişme sahnelerinin, en az diyaloglar kadar yapay bir hale bürünmesi, anlatının bohem aurasını git gide baltalar. Eda karakterine hayat veren dönemin vamp kadınlarından Şahika Tekand’ın yer yer kaybolan motivasyonunun gözle görülür olması, filmin finale dek ritmini korumasına engel olur. Üstüne üstlük Mahir Günşiray dışındaki tüm oyuncuların sınıfta kalan performansı, bu lümpen dünyayı yansıtma konusunda da başarılı adımlar atılmasının önüne geçer.

Aşk ile tutku ikilemi arasında gidip gelen bir kadını merkezine alan Sarı Tebessüm, cesur sahneleri ve sözde entelektüelliğe getirdiği eleştirel bakış açısıyla sinemamızın konuşulmaya değer yapımlarından biri. Her ne kadar yaptığı yanlış tercihler neticesiyle belli bir düzeyi aşamasa da cinsel hazzın karşısında hiçbir katı duvarın kalamayacağının altını çizmesiyle fark yarattığını söylemek mümkün. Evet, Sarı Tebessüm belki sinemamız için bir hazine değeri taşımıyor. Ancak söylemi ve bunu başrol hüviyetine yerleştirdiği erotizm ile işlemesiyle de izlenmeyi ziyadesiyle hak ettiği aşikâr.

SEVDİYSEN PAYLAŞ BAŞKALARI DA OKUSUN
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir