Westworld: Robot Parkında Anti-toplum

Westworld’un (2016) ilk bölümünde, dilediğinizce işkence edip öldürebildiğiniz yapay insanların bulunduğu Westworld adasını ziyaret edenlerden biri, ilk kez bu parka ailesiyle birlikte geldiklerini ve “iyi adam”ı oynadığını, balığa gidip dağlarda altın aradıklarını anlatır. Ama sonradan tek başına geldiğinde -asıl isteği olan- kötü biri olduğunu ve işte o zaman çok eğlendiğini söyler. Ailenin baskısından kurtuluş onun özgürce tecavüz etmesine, öldürmesine, gerçek hayatta yasak olan her suçu korkusuzca işleyebilmesine olanak verir. İçindeki vahşiliğe ve ilkelliğe teslim olduğunda yaşadığı hazların esiri olarak, Westworld’un, bu günah yuvası Batı Dünyasının acımasız efendilerinden biri haline gelir. O bu simülasyonda ilkel benliğin hiç unutamadığı anti-toplumun bir öğesidir artık.

Westworld 2016 yılında iddialı bir reklam kampanyasıyla gösterilmeye başladı. Türe yeni bir şey getirmese de teknoloji kullanımı ve görkemli anlatımıyla belli bir başarı elde etti. Ancak seyirciye sürekli bilmeceler sorarak merak duygusunu diri tutmaya çalışan -ama bu soruların çoğuna yanıt vermeye tenezzül etmeyen senaryosu belki ilk sezondaki labirent anlatımına uygun düşse de 2. sezonda seyircisinin dörtte birini kaybetmesine yol açtı. Yeni bir soluk getirmeye çalıştığı 3. sezon da kopuk kurgu ve altını pek dolduramayıp geçiştirilmiş izlenimi veren içeriğiyle beklediği heyecanı oluşturmadı ve izlenme oranları bu kez daha sert bir düşüş yaşadı. Güncel bir örnek olmasından dolayı Westworld’den yola çıkıp benzeri robot parkı kurgularını da anarak bu yapımlardaki şiddet ve kölelik anlatılarının nasıl kullanıldığından bahsedeceğim. Yazıda tırnak içinde verilen alıntılar, Westworld’un yapısını kurarken önemli ölçüde temel aldığı Nietzsche’nin “İyinin ve Kötünün Ötesinde” ve “Ahlakın Soykütüğü” eserlerindendir.

Sınırlandırılmış bir bölgede, yapay insanlara istediğiniz her şeyi yapabileceğiniz bir vahşi oyun alanı fikrinden yola çıkan 1973 yapımı ilk Westworld ve 2016 uyarlaması, seyircileri bir Vahşi Batı kasabası setinde ziyaretçilerine kovboy filmi karakterlerinden biri olma fırsatı veren bir fanteziye götürür. Bu alanda, sete uygun giysilerinizi giyip kasabanın figüranları olan robotları ister sever, ister döver, isterseniz öldürebilirsiniz. Öldürdükleriniz de seviştikleriniz de yapaydır ama oldukça gerçekçi bu makineleri insandan ayırt etmek çok zordur ve onlarla yaptıklarınızdan alacağınız tatmin garantidir.

blank

Westworld’e gidenler toplum baskısıyla bulunmak zorunda kaldıkları kalıpları terk ederler. Yani Westworld düzenli toplumun tam tersi bir kaos ortamıdır. Uygarlığın toplumsal yaşamda bastırılmasını zorunlu kıldığı ilkel istekler, ceza olasılığı ortadan kalkınca yüzyıllardır buzul içinde uyuyan ve uygun koşullarda canlanıveren bir virüs gibi ortaya çıkar. Bir varlığı kendinden aşağı görerek onu dilediğince hırpalama hakkına sahip olmanın zehirleyici erincine dönüşür.

Nietzsche, insanın yaşadığı bu zehirlenme ve toplum içinde ve dışındaki ikiyüzlülüğü üzerine etkili bir anlatım yapmıştır: “Gelenek-görenekle, hürmet duygusuyla, örf ve adetle, şükran ve daha çok da birbirlerini karşılıklı kollama yoluyla dizginlenenler, dışarıya karşı, yabancı olanın, yabancı diyarın başladığı yerde, dizginleri salıverilmiş yırtıcı hayvanlardan farksız olurlar. Tüm toplumsal zorlamalardan özgür olmanın tadını çıkarırlar orada, uzun süre toplum huzuru içine kapatılmışlığın, sıkışıp kalmışlığın yarattığı gerginliği atarlar üstlerinden yabanda, bir dizi rezil cinayet, yakıp yıkma, tecavüz ve işkenceden sonra, sanki bunlar yalnızca bir öğrenci muzipliğiymiş gibi, kibirle ve ruh sarsılmazlığıyla çekip giden, sevinçten içleri içlerine sığmayan canavarlar olarak yırtıcı hayvan insafsızlığının masumiyetine geri dönerler.” Bu satırlar, Westworld ziyaretçilerinin birkaç gün geçirip artlarında kanlı ve günah dolu anlar bırakarak yeniden iyi insan kalıbına girecekleri toplumsal yaşama dönüşlerinin özeti gibidir.

UNUTMAYAN VAHŞİ KÖKENLERİMİZ

Gangster World (1997), Westworld’den farksız şekilde kişilerin yapay insanlarla dolu bir eğlence parkında eğlenip en karanlık isteklerini tatmin edebildikleri bir yeri gösterir. Park 30’lu yıllar Amerika’sına göre tasarlanmıştır ve ziyaretçiler de o zamanların kostümlerini giyerler. Parkın sahibi, Gangster Dünyası’nın reklamını yaparken “bu parkın insanların şiddet duygularını tatmin ettiğini, içlerindeki kötülüğü akıtmalarını sağlayarak oradan arınarak çıkmalarını sağladığını” söyler. İnsanın içindeki şiddet duygusunu, pervasız sadisti ortaya çıkaran bu yerde, karanlık tarafınıza bayram yaşatabilirsiniz ama bu şölen onu doyurmaya yeter mi? Başka insanlara zarar verme arzusu, benzeri makinelere yöneltilerek giderilebilir mi? Şiddetin gerçek ve taklit üzerinde uygulanması arasında ne kadar fark var?

Toplumsal şiddetin ilk yöneldiği kurbanlar hayvanlardır. Cani kimseler ve bir de bazı zalim çocuklar için saldırılarına karşı koyamayacak yaratılıştaki hayvanlar, güçlerini zayıf olan üzerinde kullanma güdülerini tatmin etmek için en elverişli hedeflerdir. Kendi başlarına hareket eden makineler ve robotlar da bu anlamda hayvanlara benzetilebilir. 2015 yılında Osaka, Ryukoku ve Tokai Üniversitelerinin ortak projesi kapsamında Japonya’da bir alışveriş merkezine konan hizmet robotunun çocuklar tarafından itilip tekmelenerek şiddete uğraması videoya alınmıştı. Çocuklar ilk başta robotun ilerleyişini engelliyor sonra etrafını sarıp şiddetin dozunu giderek artırıyorlardı. Bazı çocukların hayvanlara karşı tutundukları zalim davranışta olduğu gibi bu çalışmanın sonuçları da robotlara karşı şiddetin, şiddet uygulamanın hazzına ulaşmak amaçlı olduğunu göstermiştir. “Acı çekildiğini görmek iyi gelir, acı çektirmek daha da iyi gelir.”

Artificial Intelligence (2001) filminde bir arenada, eskidiği veya bozulduğu için terk edilmiş robotların toplanıp seyircilerin tezahüratları arasında parçalandıkları bir sahne yer alır. ABD’de dev tekerlekli big foot adıyla anılan araçların hurda arabaları ezdiği gösterilerde olduğu gibi, robotların parçalanıp ezilip büzülmelerini izlemek seyircileri vahşice coşturur. Fakat burada ezilenler araçlardan farklı olarak varlıklarını sürdürmeye eğilimli insan biçimli makinelerdir. Bu sahnede David’in yapay olmasına karşın bir çocuk görünümündeki varlığı seyircilerin onu gerçek bir çocuk gibi kabullenmelerine neden olur ve yok edilmesi önlenir. Fazlasıyla naif olan bu sahnede küçük büyük, sevimli sevimsiz ayırt etmeksizin insan biçimli robotların yok edilmesinden zevk alıp yalnızca bu eğlence için orada olan kitlenin, bir makine, çocuk görünümünde diye ortaya çıkıveren şiddet duyarlılıkları hiç inandırıcı değildir. Bu satırları yazarken bir gencin, annesini emmekte olan bir sıpayı köpeklerine parçalattığı ve bu anları çektiği videonun 700 kişi tarafından beğenildiği haberi veriliyordu. Filmde temsil edilen kimselerin, gerçekte yasakların en büyüklerinden olan çocuk katlinin yasal taklidini serbestçe görmekten tam tersine daha çok hoşlanmaları hiç de olanaksız değildir. Westworld ve benzeri yapımlarda makinelere yöneltilen şiddet, tatmin edilememiş, bastırılmış vahşi bir güdünün dışavurumudur. Hayvanlara işkence ederek, acı çektirerek zihinsel doyuma ulaşma ve zevk duyma olarak tanımlanan davranış bozukluğuna zoosadism denir. İleride yaygınlaşacak bir tutum olarak, robotlara şiddet uygulamaktan tatmin olmayı da “robosadism” diye adlandırmak herhalde yerinde olur.

Vice (2015), yine benzeri bir eğlence parkını anlatan ve ertesi yıl Westworld dizisinin kullanacağı pek çok fikri barındıran bir yapımdı. Öyküde, polisin dediğine göre, her türlü acımasız fantezinin gerçekleştirildiği bu ortamda insanların işkence ve öldürme deneyimi yaşadıktan sonra doymayıp daha fazlasını isteyerek gerçek tecavüz ve cinayetlere giriştiklerine dair bir suçlama yer alır. Filmde ne yazık ki bir söylem olarak kalmıştır ama şiddet taklidiyle yetinilmemesi ve şiddet uygulamaktan alınan heyecan ve zevki gerçek kurbanlarla yaşama talebinden bahsedilmiş olur. Hep daha fazlasını istemek, bir yasak aşılabilir olduğunda onu yıkmanın cazibesi içinde kaybolmak insani bir zaaftır. Hayvanlara zarar verme eğilimindeki kimselerin daha sonradan suça bulaşma ve şiddeti hayatlarının bir parçası haline getirme oranlarının yüksekliği önemli bir veridir. Sinemada işlendiği gibi kurgulanmış robot parklarının da şiddet eğilimini törpülemeye değil de onu palazlandırmaya yarayacağı öngörülebilir.

RÜYADAN KÂBUSA UYANIŞ

Dolores, ondan dünyasını anlatmasını isteyen Bernard’a şöyle der: “Kasabaya [Parka] yeni gelenler de bizimle aynı şeyi arıyordu: Kontrol altında tuttuğumuz hayallerimizi başıboş bırakacağımız, sınırsız olanakları olan bir yer.” Bu yer ister canlılardan ister yapay varlıklardan oluşsun ancak cehennemi bir yer olabilir. Sınırsız olanaklar ve başıboş hayaller o hayallerin sahipleriyle birlikte zavallı oyuncaklarını da barındırmak zorundadır. Westworld, şiddet dolu eğlencelerle coşanlar yanında bu sadist oyunun cefakâr kölelerini de barındıran bir anti-ütopyadır. Orada adalet, saygı, hoşgörü yoktur. Uygarlığın oluşmasını ve insanların birlikte yaşayabilmesini sağlayan kuralların hiçbiri geçerli değildir. Westworld ziyaretçileri için bir cennettir; dünyada yasak olanların cennette önümüze serileceği vaadini onlara sunar ama bir yandan da cehennemin ta kendisidir; tüm günahların normal sayıldığı ve tüm günahkârların toplandığı yerdir. Dolores’in babasını canlandıran Abernathy ilk uyanışlarını yaşamaya başladığında dehşet içinde -Shakespear’ın Fırtına adlı oyunundan alıntı yaparak- şöyle der: “Sanki cehennem boşalmış da bütün şeytanlar buraya doluşmuş.”

blank

Bilinçsiz köle, efendisinin hizmetinde olması gerektiğini kabullenmiş ve başka türlüsünü hayal edemediği bir rüyadadır. Westworld’de her robot analiz edilirken neredesin sorusuna “Bir rüyadayım.” diye yanıtlar. Kullanıldığını, haksız yere eziyet gördüğünü, dünyanın yalnızca efendisi için var olmadığını idrak ettiğinde uyanışı başlar. Dolores park ziyaretçisi zengin ve şımarık Logan’a kızarak “Bu dünya güzelliklerle dolu ama sizin gibiler onun içine ediyor.” der. Logan aynı zamanda hayatın acımasız gerçeklerini kavramış biri olarak ona güler yalnızca: “Bu dünya bizim gibiler için yapıldı, sizler için değil.” Dolores’in buna yanıtı efendi-köle döngüsünün sonraki aşamasını haber verir: “Öyleyse birinin burayı yakıp yıkması gerek.”

Dolores, ilk bölümün sonunda boynuna konan bir sineği öldürerek, gözlerinin korneasında bile dolaşıp duran sineklere aldırış etmeyen donuk doğasını ilk kez terk eder. Sinek bu sahnede onlarla istedikleri gibi oynayan ve engellenemez park ziyaretçilerini simgeler. “Mısır’daki Yahudi kölelerin firavuna isyanlarının artık iyi kavramının fakir, güçsüz ve alt sınıftan olan kimseleri; kötünün de zengin, soylu ve üst sınıfları temsil eder hale getirmesi” ile başlayan süreçte zengin ve soylular sinek düzeyine indirgenir. Dolores’in ona musallat olan sineği öldürmesi köle isyanının ilk sinyali olur.

blank

İlk Westworld’de robotlar komutlara uymamaya başladıklarında bunun nedeni tam olarak belirtilmez. Robotların bilince erişip erişmedikleri belli değildir ama genel anlatım, gördükleri zulüm yüzünden isyan etmeleri üzerinedir. Bu anlamda filmin sonunda robotların kontrolden çıkıp insanlara saldırmaları bir tatmin verebilir, bir yandan da masum başkahramanın karşısında onları canavarlaştırır. Westworld’ü küçükken izleyenler için özellikle Yul Brynner’ın canlandırdığı silahşorun tedirginlik verici duruşu ve sonradan kontrolden çıktığı, finalde de yüzünü yitirmiş haliyle görüldüğü sahneler oldukça korkutucuydu. Bir çocuk için filmdeki robotlar korkunç canavarlardır ama aslında asıl canavarlar insan karakterlerdir. Silahşor’un öldü sanılırken bir türlü ölmemesi ve artık en sonda cehennemden çıkıp gelmiş bir zebani olarak saldırması, parktaki kölelere yapılan işkencenin vicdan azabı olarak yansıtılmıştı.

2016 uyarlamasında ise buna başvurulmaz, yapay insanlar hep mağdur olan ve korkutulanlardır. Daha ilk bölümden robotlar başkahraman, insanlar ise düşman olarak konumlanır. Dizide hemen hiçbir robotu bir dehşet öğesi olarak göremeyiz. Onlar ölüp yeniden dirilirler ama ne zombi olurlar ne de cehennem kaçkını. Hatta bu yapay insanların isyan başladıktan sona bile bıktırıcı şekilde art arda yeniden canlandırılması, ölümün caydırıcı bir öğe olarak varlığını yok eder ve robot karakterlerin ölümle son bulması muhtemel gerilimler içinde bulunduğu sahnelerin sıkıcılaşıp sıradanlaşmasına neden olur.

PROGRAMLANMIŞ KÖLELER

Westworld’ün ilk dizi uyarlaması yalnızca birkaç bölüm devam edebilen Beyond Westworld (1980) adlı yapımdı. Westworld yok edildikten sonra yaşananları anlatan bu kısa ömürlü dizinin ilk bölümünde, parktaki robotların kendi kendine değil onları dünyayı ele geçirmek için kullanmak isteyen Quaid adlı bir yöneticinin programlamasıyla insanlara saldırdıkları anlaşılır. Bu anlatım Westworld robotlarının özgürlük için isyanlarına gölge düşürür. Yeniden, özgür karar veremeyen kukla konumuna dönüşerek, köle isyanının bile daha üst güçlerce planlandığı söylenmiş olur. 2016 uyarlaması da bundan pek farklı değildir.

blank

Yeni uyarlamada Arnold ve Ford adlı iki arkadaş, her nasılsa kiraladıkları bir Uzakdoğu adasında tıpatıp insan benzeri robotlar üretirler. Bunların bulunacağı bir tema parkı fikirleriyle bir yatırımcı bulurlar. Arnold bir yandan robotlarına bilinç kazandırmak ister, bunun gerçekleşeceğini anlayınca onların parkta işkence çekeceklerini öngörerek parkın açılmasına engel olmak ister ve pek açık anlatılmayan nedenlerle intihar eder. Ford projeyi sürdürür. O da robotlara bilinç vermek ister ama bunu dolaylı, uzun ama emin bir yoldan gerçekleştirir. Uzun yıllar boyunca parktaki yapay insanların her gün parçalanıp yeniden tamir edilirken yaşadıkları acılar ve kötü olaylar anılarında saklanmaktadır. Ford bu şekilde acıların süzgecinden geçmiş birer bilinçaltı vermiş olur onlara.

Ford yöntemini Nietzsche’den almıştır: “İnsanın kendine bir bellek oluşturmayı gerekli görmüş olduğu hiçbir seferde kan, işkence, kurban eksik olmamıştır; en tüyler ürpertici kurbanlar ve kefaletler (ilk doğan çocuğun kurban edilmesi de buraya girer), en iğrenç sakatlamalar (örneğin iğdiş etme), tüm dini kültlerin en zalimce törenleri (kaldı ki tüm dinler en temelde birer zalimlik dizgesidirler) – bütün bunlar, bellek geliştirmenin en etkin yolunun ‘acı’ olduğunu sezinlemiş olan o içgüdüden kaynaklanır.”

Dolores, “Büyümek için acı çekmek zorundayız.” der, Ford’un onları yetiştirme planını onaylayarak. Ve böylece zamanı gelince uyanışları ve isyanları başlar. Ford, fazlasıyla ayrıntılı, uzun süreli ve kapsamlı bir planla, parkın sözde ev sahiplerini insan düşmanlarına karşı hazırlar ve onlara park dışındaki toprakları vaat eder. Musa peygamber gibi, isyan edecek köleleri yavaş yavaş bilinçlendirerek onlara Mısır’dan çıkışın yolunu gösterir. Prometeus gibi, onlara ateşi götürür ve böylece Olimpos’taki tanrılarına karşı durabileceklerdir. Tüm bunlar ise baştan belirlenmiş bir kaderin parçalarıdır. Sonuçta Ford, hem sakinlerin yaratıcısı, -tek bir hareket ve sözüyle çevredeki tüm park sakinlerinin donup kalmalarını sağlayabilen, gerçeğine eş bir sanal dünya oluşturabilen ve burada zamanı durdurabilen, parkta kendi istemedikçe gerçekten ölümsüz olan tek varlıktır- hem de kaderlerin yazarıdır.

Don “the Dragon” Wilson’un en eğlenceli dandik dövüş filmlerinden biri olan Virtual Combat (1995) yakın gelecekte sanal gerçeklik oyunlarının yaygınlık kazandığı bir dünya gösterir. Bu oyunların sanal âlemden gerçeğe taşınması üzerine projeler yürütülmektedir ve oyun karakterlerinin bir plazma havuzundan robot halinde çıkmalarını sağlayacak bir yöntem bulunur. İlk başta seks oyunlarındaki karakterler oluşturulurken her nasılsa cani bir dövüş oyunu karakteri olan Dante de plazma havuzunda kendini oluşturup gerçek dünyaya adım atar ve korkunç cinayetlerine başlar. Bir ay sonra gösterime giren Russel Crow ve Denzel Washington’un başrolde oldukları Virtuocity de daha büyük bütçeli benzer bir öykü anlatır. Oyun karakterlerinin gerçek hayata gelip oyundaki zalimliklerini sürdürmesi öyle programlandıkları içindir ve sanal dünyanın güvenli konforunda eğlenceliyken gerçek hayatta kâbusa dönüşürler. Bu karakterler gibi Westworld robotları da isyan etmeleri için programlanmışlardır. Örneğin, Westworld robotları geniş bir coğrafyada kendilerine ait yazılmış senaryoları, ziyaretçiler katılmasa bile her gün tek başlarına oynamaya devam eder dururlar. Bu durum onların her seferinde doğaçlama yeteneklerini pekiştirmek üzere bir alıştırma yaptıkları şeklinde açıklanır. Tüm bu alıştırmalar ve silinmeyip biriktirilen acı deneyimler, isyan günü için programlanmış hazırlıklardır.

KÖLENİN ÖCÜ, EFENDİNİN GÜCÜ

Dolores‘in uyanışı tamamlandığında, kendisi olmuş, kendini bulmuş, artık çok zeki ve derin düşünebilen birisi gibi görünür, “Şimdiye kadar pek çok role büründüm, şimdi oynayacağım son bir rol kaldı, o da kendim.” diyerek insanları bir bir avlarken aslında pek de akıllıca davranmaz. Yarattıkları katliamla insanların ebedi düşmanı haline gelmekle kalmayacaklar, onlardan hiç de farklı olmadıklarını göstereceklerdir. Gelişim döneminde şiddete tanık olan veya maruz kalan çocukların yetişkinlik döneminde şiddet uygulayan bireyler olma olasılığı çok daha yüksektir. Cezalandırmanın yine ölüm ve işkence şeklinde uygulanması, hınçla öç almanın, tarafların rol değiştirmesinden ibaret olduğunu gösterir. Ev sahibi köle intikamcılar “Kötülerden farklı olalım biz, iyi olalım! Ve zulmetmeyen, kimseyi yaralamayan, saldırmayan, misillemeyen, öç almayı Tanrı’ya bırakan…” diyemezler. Tepkileri soğukkanlılıktan ve buna uygun intikamdan uzak, yılların ezilmişliğiyle dolu bir çaresizlik ilanıdır.

blank

“Hınç ve bundan doğan intikam isteği kölelere özgüdür, soylu bir ruh hınç beslemez, onun hıncı çabucak söner gider. Soylu olan düşmanına saygı duyar, köle ise düşmanını kendi yaratır ve ondan daima nefret edip kötüler, kendini de iyi olan diye konumlar, başka bir değer yargısınca sınanmadan.” Park ziyaretçileri cani olarak konumlansa da gerçek yaşamda böyle bir öç katliamının ne kadar haklı olduğu tartışmalı olacaktır. Ama sinemasal anlatım içinde cezalandırılanın, bu makinelerin gerçekten acı çekmekte olduklarını bilmeyen ziyaretçiler değil onların şiddete ve işkence etmeye susamış günahkâr benlikleri olduğu da söylenebilir.

1973 yapımı Westworld’de, işleyeceğiniz günahların günlüğü 1000 dolardı, 2016 uyarlamasında ise parkta geçirilen tek bir gün için en az 4000 dolar ödemek gerektiği söylenir. Parktaki senaryoları oluşturan Sizemore, Westworld müşterilerinden “zengin piçler” diye söz eder. Westworld zenginlerin ve iktidar sahiplerinin oyun alanıdır. Yani öyküde sürekli olarak robotlar karşısında insanlık aşağılanırken sanki tüm dünya park ziyaretçisi zengin piçlerden ibaretmiş gibi yapılması, “kötü insanlık ve yok edilesi medeniyetleri” klişesinin sığlığına saplanır. Oysa insanlığın geri kalanı, zenginleri eğlendiren robotlardan farksızdırlar.

blank

Westworld ve yapay insanları Delos şirketinin malıdır. Kapitalizm kölelere özgürlük hakkı doğdu diye onları özgür bırakacak değildir. Özgürlük izlenimi vermesi yeterli olur. Oldukça sündürülmüş 2. sezonda parkın aslında insanlardan veri toplama ve bunların kullanılmasıyla geliştirilen teknolojiler satmak üzerine kurulduğu gösterilir. Tüm ziyaretçilerin DNA örneklerinin alınması, onlar hakkında bilgi toplanması, bugün Google ve Facebook benzeri şirketlerin, kullanıcılarının bilgilerini elde ederek daha çok kazanç elde etme ve belli amaçlar için yönlendirme için kullanmalarını yansıtır. Dizide kişilerin tüm beyin haritalarının çıkarılıp kaydedilmesi, onlara ölümsüzlüğü vaat etmeye yarar. Sonuçta, dünyada ölümsüzlük satmaktan daha çok kazandıracak ne olabilir?

Westworld, nihayet dış dünyanın da aslında parktan farklı olmadığını göstereceği hikâyeye 3. sezonda başlayabildiğinde parktaki 2000 civarı robottan yalnızca bir elin parmağı kadarının dışarıya adım atabildiği görülür. Ama meğer dışarısı zaten makinelerin yönettiği bir dünyadır. Robert Ford robotlarının kaderini belirlerken dış dünyada ise -amaçları belirsiz bırakılmış, bir dünyayı kurtarma heveslisinin oluşturduğu- Rehoboam adlı süper bilgisayar, tüm insanların verilerini işleyerek onların geleceklerini tahmin etmektedir. Aslında elindeki sonsuz veriyi kullanarak olasılıklar denizi içinden insanların geleceğini bizzat belirlemiş olmaktadır. Dolores insanlığı yok edip dünyayı ele geçireceğim derken neyse ki fikir değiştirip bu kez insanlığı makinelerin boyunduruğundan kurtarmaya soyunur. Dışarıdaki parkın efendilerine ve iktidar sahiplerine karşı insanlığın da kendisinden bir farkı olmadığını görebilmiştir.

ANTİ-TOPLUM

“Düşmanlık, zulüm, takipten, baskından, değişimden, yıkıp dökmekten alınan haz -bunların tümünün, böylesi içgüdülere sahip olan insana karşı cephe alması: budur ‘vicdan rahatsızlığı’nın kaynağı.” Kanunlardan önce bu cephe korur başkalarına zarar verme yasağını. Ama vicdan rahatsızlığı aşıldığında, toplumsal yapıyı bir arada tutan organizasyonda toplumun belli kesimleri sömürülüp hiçe sayıldığında, efendiler ve sonsuz bir açlık ve eziklik içindeki güç müptelası yöneticileri engelleyecek bir kurumun kalmadığı noktada, sonsuz olanakların cazibesi ve güç zehirlenmesinin sarhoşluğu içinde daha da fazlasını istemek, delirtici bir sona doğru, yani artık yasak olan en son şeye kadar götürür. Yaşamı ve yaşam olasılıklarını kurutmak, yok etmek, çiğnenecek olan yasakların sonuncusudur. Albert Camus, Denemeler’inde özetler: “Bir insana veya herhangi bir şeye boyun eğdirmeyi istemek, onun kısır, sessiz, hatta ölü olmasını istemek demektir.”

blank

Westworld’deki sınırları belirlenmiş alanlarda ve koşullarda yaşamaya zorlanmış kimselerin cehennemine ve bir de yaşadığımız düzenli ama düzenli olmayan gerçekliğin haline bakınca bu eğlence parkındaki anti-toplumun bizimkinden farklı olmadığını görmek kaçınılmazdır. Ayrıcalıklı bir azınlığın parasını verip satın aldığı pahalı lüksler dünyasında milyonlarca insan; orada çile çekip eziyet gören, tecavüze uğrayıp öldürülen, paranın hükmünde kullanılıp efendileri ölümsüz olsun diye çalıştırılan, gelecek vaat eden bir gerçeklikte yaşadığını zannedip boş umutlarla oyalanan ve hücrelerine kadar ifşa edildikleri bu dünyayı yakıp yıkacak bir Dolores’e muhtaç bırakılmış zavallı ev sahiplerinden ibarettirler.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kirisci

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir