2 Ocak 2012: Can Abanazır’ı Kaybettik

Hacettepe Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı’nda okumaya başladığım ilk gündü sanırım. Kendi bölümümün yerini öğrenmek için Edebiyat Fakültesinin koridorlarında yürüyordum. İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünün koridoruna girdiğimde gözüme ilk çarpan şey, kapılardan birindeki Blair Witch Project afişi ve hemen yanındaki H.Ü. Bilim Kurgu ve Fantazi Topluluğu posteri oldu. Korku sinemasıyla, bilim kurgu ve fantaziyle haşır neşir, liseden yeni çıkmış bir adam olarak “vay, üniversitelerde böyle hocalar oluyor demek!” diye düşünüp, kapıda yazan ada bakmıştım: Can Abanazır.

Daha sonra odasının önünden geçerken, çekingenlikle kapısını çalmış, içeri girdiğimde bir rüya alemine geldiğimi sanmıştım. Duvarlar çeşitli rock gruplarının posterleriyle, Yüzüklerin Efendisi afişleriyle ve bilimum ilgi çekici görselle kaplıydı. Odanın bir köşesinde, dünyanın dört bir yanından gelen onlarca farklı bira şişesi ve kutusu vardı, raflarda bir dolu okumak istediğim kitap… “Pardon hocam, ben bilim kurgu ve fantazi topluluğuyla ilgili bilgi almak için rahatsız etmiştim” deyince, bu küpeli, dövmeli, metal grubu tişörtlü adam, “gel dostum ya, toplantıları salı günleri saat 5’te yapıyoruz” demişti. Dostum?!! Bu alışık olmadığım türden bir hocaydı gerçekten…

Bilim Kurgu ve Fantazi Topluluğuna katıldım ve bu vesileyle Can Hocayla olan arkadaşlığımız başlamış oldu. Bu esnada tabii onunla ilgili bir dolu efsane duydum, o efsanelerin bir kısmına da tanıklık ettim. Hacettepe’de ögrenci olan pek çok insan, başka fakültekiler de dahil, onun ismine aşinaydı zaten. Can Hoca sınavlara girerken “Crom, ölüleri say!” diye bağırırmış, sınavlarda kitap, defter açık, her şey serbestmiş. Bazen sınav sorularını evde cevaplayıp gelin dermiş. Can Hoca yoklama almazmış, ama onun dersleri her zaman dolu olurmuş. Derslerde, sex, drugs and rock n roll’dan, Dracula ve Yüzüklerin Efendisi’nden, bilim kurgu filmlerinden bahsedermiş. Can Hoca, Tarkan Viking Kanı filminde figüran olarak bir vikingi canlandırmış…

Zaman içinde bu anlatılanların çoğunun doğru olduğunu gözlerimle gördüm. Hatta Can Hoca Tarkan Viking Kanı’nda nasıl oynadığını da anlatmıştı. Gençliğinde saçları uzun olduğundan, Tarkan filminde oynayacak figüran vikingler arayan bir asistan tarafından keşfediliyor Can Hoca. Filmde de Tarkan tarafından birkaç kere öldürülüyor.

O, bir çok öğrencisi için Can Hoca değil, Can Baba’ydı. Odasına gelen kimseyi çevirmez, rock müzik, bilim kurgu, korku, fantazi, çizgi romanlar ve diğer lanetli türler üzerine uzun uzun sohbet ederdi. Her ne kadar Amerikan Kültürü ve Edebiyatı öğrencisi olsam da, Can Hoca’nın verdiği iki İngiliz Edebiyatı dersini seçmeli olarak almıştım, bazılarına da arada dinleyici olarak katılmıştım. Ondan aldığım İngiliz Romanı dersinde Clockwork Orange, Trainspotting, Ripley Bogle ve Lord of the Flies romanlarını okutarak farkını göstermişti Can Baba. Vampirler, Dracula romanı, İrlanda ve Viking efsaneleri, futbol holiganları (Can Hoca harbi Beşiktaşlıydı) ve rock alt kültürü gibi konularda akademik makaleleri yayınlanmıştı. Alışılagelmiş Türk akademisyeni kalıplarının dışındaydı.

Yıllar içinde  iyi arkadaş olduk, her hafta bir iki kere odasına uğrardım, ilgi alanlarımızdan, hayattan konuşur, geyik yapardık. Zaman içinde film değiş tokuşu da yapmaya başladık. Bana verdiği filmler arasında, en sevdiğim filmlerden biri olan Cemetery Man’in bir VHS kopyası vardı. Bu ve bunun gibi pek çok güzel filmi, kitabı, çizgi romanı Can hoca sayesinde tanıdım. Eski video kasetleri toplamaya meraklı olduğumu bildiği için bana bir beta video bile hediye etmişti. Artık çalışır durumda olmayan bu videoyu ve Can Babanın verdiği filmleri hala saklarım.

2003’te Hacettepe’den mezun oldum, Can Babanın yazdığı referans mektubunun da katkılarıyla ODTÜ’de yüksek lisansa başladım. Onu zaman zaman üniversitede ziyaret etmeye devam ettim. Sonra dünyanın öbür ucuna taşındım, Can Hoca Hacettepe’den ayrıldı, İstanbul’a taşındı. Ayrı yerlere savrulduk.

2010 Ekim ayında, Beşiktaş’ta, dostum Emrah’la oturmuş yemek yiyorduk. İstanbul’a geleli iki gün falan olmuştu, sanırım. Fazla da uzun kalmayacaktım. Birden yanımdan Can Hoca’ya benzeyen birinin geçtiğini gördüm. O muydu, değil miydi diye düşünürken, arkasından gidip Can Hocam diye seslendim. Arkasını döndü. Beni görünce yüzüne bir gülümseme yayıldı. “Vay Can, dostum nasılsın ya?” dedi, kollarını açıp bir kucakladı beni. “İyiyim hocam, sizi sormalı” dedim, “Valla n’olsun be işte Cancım” dedi, biraz ayaküstü konuştuk. Tekrar kucaklaştık, yine görüşelim gitmeden, dedik. Can hoca uzaklaştı. Ben Emrah’ın yanına geri döndüm.
Bugün Can Hocanın vefat haberini aldığımda inanamadım. Kendisi 2 Ocak sabahı kalp krizi geçirerek aramızdan ayrılmış. Yaşının henüz çok genç olmasının yanısıra Can Hoca insanda ebediyete kadar yaşayacağı izlenimini bırakırdı. Dracula gibi, ya da daha doğrusu Gandalf gibi. Belki de Mick Jagger gibi… Cool bir adamdı, rock n roll bir üniversite hocasıydı, içten bir dosttu. Valhalla’ya doğru at sürerken yolu açık olsun. Onu her zaman hatırlayacağım; onu tanıdığım ve son bir kez görüp veda etme fırsatı bulduğum için de kendimi şanslı sayacağım.Ailesinin, tüm sevenlerinin, öğrencilerinin ve Türk Fantastik Türler camiasının başı sağolsun.

Yazar hakkında: Can Yalçınkaya

Müzmin öğrenci, Punk Akademik. Avustralya'da yaşıyor ve Türk sineması ve popüler müziğinde melankoli üzerine çalışıyor. Çizgi romanlar, filmler, kitaplar, fanzinler ve saireyle haşır neşir olmayı, yazmayı ve çizmeyi seviyor.

9 Yorumlar

  1. Bilge Tolunay

    Evet iyiler erken gider…Allah rahmet eylesin.Çok üzüldüm.

  2. videodreamproject

    İki “CAN DOST” ve sonsuza dek sürecek hatıraları..
    Sevgili Can, Can Hoca’yı hiç tanıma şansım olmasada sayende iliklerime kadar işledi.
    Can Hocalar ölmez.
    Saygılar.

  3. hayatımda tanıdığım en ilginç ve en eğlenceli öğretmenimdi. çok üzgünüm…

  4. sıra dışı bir insan…ruhu güzel bir insan…insan gibi bir insan…ve gerçekten de ölümün çok uzak göründüğü bir insan…

  5. İyi bir insan ancak bu kadar iyi anlatılırdı. İyi bir insanı ta-nıttığınız, anlattığınız için teşekkür ederim. Yolu ışık olsun…

  6. Teşekkürler arkadaşlar. Can Hocanın ne kadar çok seveni olduğunu, ne çok hayata dokunduğunu ve vefatının ardından da dokunmaya devam ettiğini gördük son iki gündür. Lütfen Can Hocayla ilgili paylaşmak istediğiniz anıları, hikayeleri, düşüncelerinizi yorumlara yazın. Can Hocamızı anmaya devam edelim.

  7. Soyadıyla Ebenezer Scrooge karakterini benzeştirirken gözlerini patlatıp o muhteşem gülüşüyle “laaaaaannn” derdi..
    Odasından lavanta kokulu kolonyasını hiç eksik etmezdi..
    bildiğim kadarıyla araba kullanmazdı. kullanmamayı seçmişti sanırım :)bu yüzden “Kazan” servislerinin Tunalı hattında onunla sık sık karşılaşabilirdiniz.. Can ABANAZIR, candı.

  8. Handan Gürelik

    Ben de 1990-1994 arası Hacettepe İng. Dili ve Ed. da öğrenciyken bir kaç ders almıştım Can hocadan. Aklımda kalan bir gün nerden konu açıldıysa ortaçağ torture tekniklerini anlatmıştı. Manowar ın Iron Maiden in nereden geldiğini o şekilde öğrenip şaşırmıştım. Zaman zaman ben de arada öğrencilerime hatırladıklarımı anlatmışımdır. Çeviri sınavında da instruction okuma özürümüzü ortaya çıkarmak için “Urduca ya çevirin gibi bir şey yazmış”. Kimse farkına varmadan direk soruları cevaplamaya başlamıştı. O da o zaman ne yapıyorsunuz instructionı okumadınız mı gibilerinde dalga geçmişti:)
    Ben vefat haberini duyduğumdan beri onu yine okuldaki hocam hala orada birilerine ders veriyor, hayatlarında izler bırakıyor diye düşünmek istiyorum. Galiba ancak o zaman acı duymayacağım. Huzurlu yolculuklar hocam…

  9. Can hocayla 2009 yılında tanıstım,2009 halıc unı. mezunuyum dersımıze hıc gırmedı ama sankı senı tanıyrmus gıbı her gordugu yerde gulumserdı ınsan noluyoruz bana mı gulumsuyor baskasana mı acaba der arkana bakardın. odasını baska bı hocayla paylasırdı o hocaya soru sormak ıcın gırerdın göz kırpar naber derdı sasırırdım nasıl bı hoca dıye, burnu kaf dagında olmayan bır hoca, sonra posterlerıyle tanıstım zaten oda 2ayrı bı kutup gıbıydı kendı yarım adası fantastık kurgu poster ve bıblolardan olusurdu sadece o yarım adada saaatlerce durmak ıcın sacma sebebler uydurup odaya gırerdım, ve sımdı aramızdan ayrıldıgını duydum cokk uzuldum onunla hıc fantastık kurgu uzerıne sohbetımız olmadı ama bende hep yuzuklerın efendısi kıtabında tolkıenın yanında ımzası olması gereken ınsan ımajı uyandırmıstı, Allah mekanını cennet eylesın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: