24×36: A Movie About Movie Posters (2016)

İlk gençlik yıllarımızda bir film ile kurduğumuz ilk ilişki posterle başlardı. Sinema salonlarının girişlerinde vizyondaki filmin ya da filmlerin yanı sıra “gelecek program” ve “pek yakında” başlıkları altındaki bölümlerde bir sonraki hafta ve daha sonrasında vizyona girecek filmlerin posterleri de yer alırdı. Uzun uzun o birbirinden büyüleyici, el emeği göz nuru posterlere bakıp film hakkında -izledikten sonra çoğunlukla yanlış çıkan- hayallere dalar giderdik. Aynı hülyalı ilişki, 80’li yılların unutulmaz video kaset furyası döneminde de bu sefer video kaset kapakları aracılığıyla devam etti. 90’lı yıllarla beraber posterlerde daha çok başroldeki starların koca koca kafalarının yer aldığı fotoğraflar tercih edilmeye başlanınca açıkçası işin zevki biraz kaçtı ama sinema sevdamız baki kaldı. Kevin Burke’ün yönettiği 24×36: A Movie About Movie Posters adlı belgesel, biraz da bu nostaljik duygunun peşine düşüp günümüzdeki yansımalarını kayda almak için çevrilmiş sanki.

Önce belgeselin adındaki 24×36 nedir, onunla başlayalım. Bu rakamlar, kolayca tahmin edilebileceği üzere posterin ‘inch’ cinsinden boyutlarını gösteriyor. (1 inch = 2,54 cm.) Ancak zaman içerisinde ölçülerin sıkça değişime uğradığını da göz ardı etmemek gerekiyor. Sonuçta poster nerede kullanılacaksa ona uygun ölçüde basılıyordu. Ek olarak baskı makinesi ve kullanılacak kâğıdın müsaade ettiği ölçülerin dışına çıkılamayacağı gerçeğini de unutmamak gerek. Tabi bu ölçülerin bir de ülkelere göre değişmesi söz konusu ki o apayrı bir konu. Yıllar içinde farklılıklar gösterse de en çok kullanılan film posteri ölçüsü ‘one sheet’ olarak da bilinen 27×41 idi. Peki, en çok kullanılan film posteri ölçüsü 27×41 ise 24×36 da nereden çıktı diyebilirsiniz. Gerek internet üzerinden, gerek elden alışveriş ile perakende satışı yapılan posterlerin yaygın kullanılan ölçüsü olarak bilinen 24×36, ilerleyen kısımlarda bahsedeceğim Mondo film posterleri için de kullanılan ölçü. Belgeselin adıyla büyük olasılıkla buna işaret edilmek isteniyor ama 82 dakikalık süresi boyunca bu konu üzerinde hiç durulmuyor. Muhtemelen izleyenlerin bunu biliyor olabilecekleri öngörülüyor ama fazlasıyla yanıldıklarını söylemek lazım.

Çok daha fazla sayıda alt başlık altında sunuluyor olsa da belgeseli kabaca iki bölüme ayırabiliriz. İlk yarım saatte film posterinin tarihçesi, zaman içerisindeki değişimi, yaygın olarak kullanılan ölçüleri ve öne çıkan çizerleri gibi ilgi duymasanız bile ilginç anekdotlarla süslendiği için pürdikkat izleyeceğiniz konular; çeşitli çizer, koleksiyoncu, yönetmen ve yazar gibi konuya hâkim ağızlardan aktarılıyor. Özellikle Bob Peak, John Alvin, Roger Kastel, Richard Amsel ve Drew Struzan gibi çizdikleri film posterleri ile sinemaseverlerin dağarcığında hiç çıkmamacasına yer eden sanatçılar hakkında dinlediklerimiz tadından yenmeyecek lezzette. Bu bölüm belgesele kesinlikle değer katıyor ama bir anlatıcı eşliğinde derlenip toparlanarak sunulsa çok daha efektif olurmuş gibi bir hissiyat da bırakmıyor değil. Sonuçta sunulan bilgiler, daha çok anlatanların bildiği/ilgilendiği kadarla sınırlı kaldığı için biraz bölük pörçük ve hızlıca geçiştirilmiş izlenimi uyandırıyor.

Yine ilk bölümün içine dâhil edebileceğimiz bir başka kısımda; 1990’lı yıllarla beraber çizim posterlerden, çoklukla başrol oyuncularının kafalarından ibaret fotoğrafların bilgisayarda kolajlandığı posterlere geçiş süreci ve bu yöntemin tercih edilme sebepleri aktarılıyor. En rağbet gören sebeplerden biri; potansiyel müşteri gözüyle bakılan izleyicinin, çizim poster gördüğünde bunun bir animasyon filme ait olduğunu düşünebilme ihtimaliymiş. Siz de benim gibi buna inanmakta zorluk çekebilirsiniz ama belgeselde yer verilen toplantıya ait görüntüler, insanı intihara sürükleyebilecek denli umutsuzluk aşılıyor. Stüdyoların vizyona girecek filmlerine ait poster seçimi için yaptıklarına benzer şekilde organize edilmiş toplantıda; rastgele seçilmiş insanlardan oluşan gruplara biri fotoğraf kullanarak bilgisayarda tasarlanmış, diğeri çizim iki poster gösteriliyor ve evet, gruptakiler çizim poster kullanılırsa bunun bir animasyon olduğunu düşüneceklerini söylüyorlar ve evet, diğer posteri seçiyorlar.

Belgeselin sürece daha fazla yer kaplayan ikinci bölümünde ise film posteri sevdalılarının kendini kaptırdığı yeni bir akımdan bahsediliyor. Austin, Texas’ta bulunan Alamo Drafthouse sinema salonunun gişesinde, gösterilen filmlere ait illüstrasyonların baskılarının yapıldığı tişörtler satılıyormuş. İlgi gören bu uygulama sonrasında “neden bunu gösterimini yaptığınız filmlerin posterleri için de uygulamıyorsunuz” önerisi gelmiş ve alternatif poster çılgınlığı böyle başlamış. 2000’li yılların ortalarından itibaren alternatif posterler üretmeye başlayan Mondo, yeni bir akımın öncüsü olmuş denebilir. Eski yeni ayırt etmeden lisansını aldıkları filmlerin çeşitli sanatçılar tarafından çeşitli tekniklerle çizilen posterlerini satışa sunmaya başlamış. (Mondo ürünlerine göz atmak için sitelerini ziyaret edebilirsiniz: mondotees.com) İşin ilginci kısıtlı sayıda üretilen ve yaklaşık 40-60 dolar arası fiyatlara satılan posterler, tükendikten sonra eBay gibi ikinci el satış yapılan sitelerde kimi zaman 1.000 dolar gibi rakamlara alıcı bulabiliyormuş. Akabinde Mondo’yu Skuzzles ve Grey Matter Art gibi başkaları da takip etmiş ve bugün yeni ve eski filmlerin alternatif posterleri üzerine hiç de azımsanmayacak büyüklükte bir pazar oluşmuş durumda.

Şimdilik sektörü avucunun içine almış stüdyoların çizim posterlere bir anda geri dönmesi zor gibi görünüyor. Fakat giderek yükselen ilgiye de tamamen gözlerini kapatmış değiller. Arada stüdyolara ait bazı filmler ile kimi bağımsız filmlerin çizim posterleri tercih ettiklerine tanık oluyoruz ama bu yönde yoğun bir hareketten söz etmek için henüz erken.

24×36: A Movie About Movie Posters, hem teknik hem de içerik açısından biraz çalakalem hazırlanmış izlenimi uyandıran bir belgesel. Bilhassa ses kaydı rahatsız edici derecede iniş çıkışlar gösteriyor. Konuşan kafalar şeklinde ilerleyen röportajlar serisi, belgeselin ana omurgasını oluşturduğundan pek izleyici dostu olduğu da söylenemez. Bunların yanında bahsettiği konular hakkında tıka basa doyurucu bilgiler vermekten uzak olması da iyice amatör bir görüntü çizmesine neden oluyor. Fakat “kabaca verdiği için zayıf kalan ama renkli anekdotlarla süslediği için değer kazanan” ibaresi geçer not vermek için yeter de artar bir sebep. Bunun yanına günümüzde bir hayli popüler olan yeni bir akımı tanıtmasını da eklersek 24×36: A Movie About Movie Posters, kesinlikle tavsiye edebileceğim, ilgiye değer bir belgesel.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir