Altered States (1980)

İnsan zihninde haritası çıkarılmayan pek çok bölge ve potansiyel bilinç formları bulunur. Zihnin içindeki diğer bilinç formlarına ulaşmak çoğu zaman ifade edilemeyen, akıl ve zamandan öte bir kavrama halidir. Bütün hayatını ibadetlerle geçirip bunun sonucunda diğer bilinç hallerine ulaşmak bu yöntemlerden biridir. Bazı araştırmacılar tarafından kabul edilmese bile, uyuşturucu madde alarak diğer bilinç hallerine ulaşmak da bir yöntemdir.

Öteki Sinema için yazan: Büşra Erturan / @tinuviel_mira

Ken Russel’in yönetmenliğini yaptığı Altered States; bilincin farklı katmanlarına ulaşarak, kendini bireysel kimliğinden ayırıp, evrenle ve tanrıyla bir olup saf bilinci tecrübe etmek ve kozmosun sırlarını öğrenmek isteyen akademisyen Dr. Jessup’un deneyimlerini anlatıyor. Dr. Jessup’un çalışmaları, gerçek hayatta John C. Lilly’nin izolasyon tanklarını kullanarak, insan bilincinin doğasını keşfetmek ve diğer türlerle iletişim kurmak amacıyla yaptığı çalışmalara oldukça benziyor. Altered States de, bu deneylerden etkilenen ve bunun sonucunda aynı adla bir kitap çıkaran Peddy Chofeysky’nin kitabından uyarlanıyor.

Film, Dr. Jessup’un izolasyon tankında yaptığı deneylerinden biriyle başlıyor. İzolasyon tanklarının ana-rahmine benzer yapıları, tankın içerisindeki kişinin diğer bilinç formlarına geçmesine yardımcı oluyor. Biz de izleyici olarak tıpkı Jessup gibi, filmi izlemeye başladığımız anda bu izolasyon tanklarına giriyor ve bilincin diğer katmanlarına ulaşmaya başlıyoruz. Jessup’un ilk rüya/halüsinasyon deneyimlerinde yoğun dini semboller bulunuyor. Fakat bu deneyimler Jessup’un geçeceği dört aşamanın sadece başlangıcı. Duyusal düzey, anımsama düzeyi, sembolik düzey, derin integral düzey biçiminde ilerleyen her aşama zihnin öte yakasına daha derinden yaklaşıyor. Yani her aşama Jessup’u nihai kavranışa daha çok yaklaştırıyor. Filmin başlarında yaptığı deneylerde Dr. Jessup ilk aşama olan ve çeşitli algı festivallerinin görüldüğu ‘’duyusal düzeye’’ ve geçmiş tecrübelerin yaşandığı ‘’anımsama düzeyine’’ gelebiliyor. Çünkü Jessup’un yoğun duygusallık ve geçmiş yaşamdan parçaları tekrar yaşama gibi eğilimleri bulunuyor.

Altered States

Dr Jessup diğer deneylerinde görülerini katılımcı olarak; yani gördüğü her şeyin içinde olarak tecrübe etmeye başlıyor ve bu görüler gittikçe dini içerikli sembollere dayalı, ayinsel bir havaya bürünmeye başlıyor. Bu deneyler, tam olarak üçüncü aşama olan ‘’sembolik düzeyin’’ özelliklerini gösteriyor. Jessup sembolik evre içerisinde kendi suretinin arkasında deniz canlıları görüyor, yani başka canlıların bilinç alanlarında gezinebiliyor. Böylece maddenin en temel seviyede aynı özden olduğunu, kendisiyle dış dünyadaki her şeyin ‘’bir’’ olduğunu hissetmeye başlıyor. Fakat sembolik evredeki görüler alışılagelmiş sembolik düzeydeki gibi iyiliksever bir atmosferde ilerlemiyor. Tıpkı Aldous Huxley’in meskalin tecrübeleri gibi her an yakıcı ve korku dolu şizofreni cehennemlerine dönüşebiliyor. Aslında görülerin bu kadar dayanılmaz ve cehennemi bir hal alması da Jessup’un inanç ve sevgi yoksunluğundan kaynaklanıyor. Nitekim Jessup’un bu sevgi yoksunluğu eşiyle daha sonra yaşayacağı problemlerinden daha iyi anlaşılıyor.

Dr. Jessup’un bu konuyu ailesinden ve başka her şeyden ötede tutması da mistik/transpersonel deneyimlere aşırı bir biçimde takıntılı olduğunun göstergesi. Hatta yaptığı diğer çalışmaları bile tamamen bu araştırmalarını desteklemek üzerine. Örneğin şizofreni hastalarıyla yaptığı deneyler, şizofreninin bilincin başka bir hali olduğunu kanıtlamaktan başka bir amaçla yapılmıyor. Şizofreniye olan bu bakış açısı da Jessup’un bu araştırmalarında içsel olarak ne düşündüğü hakkında ipucu veriyor. Çünkü şizofreni bilincin sadece ‘’farklı’’ bir haliyse bu durumda mistik tecrübeler dini değil, tamamen kimyasaldır. Yani Jessup bütün bu görüleri, mistik yolculukları dini bir amaçla yapmıyor, tam tersine bu yolculukların bilimsel olduğunu kanıtlamak istiyor. Zaten Jessup Emily’ye, babasının ölümünden önce dini hayaller gördüğünü ve babası kansere yakalandıktan sonra Tanrıyı kafasından silip attığını anlatıyor. Tanrıyı Jessup’un düşünce biçimine göre sembolik olarak yüceltilmiş bir baba olarak düşünebiliriz.Böylece Jessup kendi gereksinmelerini bilen ve yaşamına göz kulak olan asıl kişiyi kaybettiğinde, tanrı inancı da zayıflıyor ve yok oluyor. Ayrıca bu durum kişiliğini ve araştırmalarına vereceği yönü de belirliyor bir bakıma.

Jessup kişiliğinin ve davranışlarının birçok özelliği sayesinde bu hikayede ‘’mad scientest’’ rolünü üstleniyor. Konuya olan takıntılı hali, nihai bilgiye, ezelilik ve sonsuzluğa ulaşma amacı tıpkı mad scientist karakteristiğinin ‘’tanrıyı oynama’’sına benziyor. Yaptığı çalışmalar kendisine ve çevresine zarar verse bile ısrarla devam ediyor. Çünkü bu tecrübeleri deneyimlemek, bunları bilimsel bir temele dayandırmak kendini gerçekleştirmesi için en önemli yollardan biri. Jessup sembolik evreyi de geçip derin integral düzey dediğimiz manevi bilince ulaşma aşamasına gelebilmek için sonraki deneylerinde uyuşturucu maddeler kullanmaya başlıyor.

Meksika’ya gidip özel bir mantar türü bularak, nihai evreye ulaşmak için en önemli adımı atıyor. Bu özel mantar türü, bilincinde daha derine inmeye, tam istediği damarı bulmasına yarıyor. Meksika’ya gittiğinde bu mantar türünü ilk kez deniyor ve bu görüsü sırasında mantarın fallik görüntüsü bizim de hafızamıza kazınıyor. Jessup’un görülerinin içinde cinselliği çağrıştıran birçok sembolik öge bulunuyor. Mistik tecrübelerin de tıpkı cinsel deneyimler gibi yavaş yavaş yukarı tırmanarak, orgazm gibi patladığı bir kavranış hali bulunuyor. Jessup bu mantarı izolasyon tanklarında denediği zaman ise nihai gerçekliğe tıpkı orgazm deneyimi gibi bir noktaya gelerek ulaşıyor. Fakat bunu yaptığında Hinchi yerlilerinin ona söylediği gibi ‘’ruhu ilk ruha geri dönüyor’’ ve evriminin önceki aşamalarına giderek ilk maymunsu insanlara dönüşüyor. Yaşadığı deneyimin gerçek olduğunu düşünmekle kalmıyor, deneyim fiziksel bir kanıta dönüşüyor. Daha sonra deneylerine devam ediyor ve asıl nihai gerçekliği, kozmosun sırlarını keşfettiği, maddenin ötesine geçtiği, tanrıyı hissettiği, belki de bizzat tanrı olduğu bir aşamaya ulaşıyor.

Yararlanılan kaynak:
Uyuşturucu Tecrübeleri ve Mistizm – Abdüllatif Tüzer (makale)

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir