Altered States (1980)

Ken Russell mahsulu ilginç bir film Altered States ayrıca yönetmenin en ünlü filmi de diyebiliriz. Filmografisinde belki de en piyasa işi film. Tabii bu tabiri filmi kötülemek için kullanmıyorum. Ayrıca bu  durum filmin kendine has olmasını engellemiyor.  Ama Russel genel de, Peter Greenaway kadar tutulmasa da entellektüel / tuhaf filmlere sahip. Aslında filmin yapımcısı Arthur Penn’di fakat anlaşmazlıklar  yüzünden koltuğunu K.Russell’ a  bırakıyor, film Paddy  Chayefsky’nin bir romanından uyarlanmış.

Her ne kadar Russel’ın filmleri yoğun ve yorucu bir altyapıya sahipse de -evet tıpkı Greenaway gibi- Altered States en anlaşılır ve makul yapımlarından biri…genel izleyici kitlesine daha yakın duruyor. İzolasyon, başarı saplantısı ve uzaklaşma gibi ruh hallerini gayet vurucu bir şekilde veriyor.

Filmin konusuna gelecek olursak; Professor Eddie Jessup bir bilim adamıdır arkadaşı fizikçi Arthur Rosenberg ile gizli bir takım deneyler yapmaktadırlar. Prof. Eddie Jessup deneylerinde denek sandalyesinde kendini oturtmaktadır. Şöyle ki bir izolasyon tankına kendini kapatır bu tank ses ve ışık geçirmemektedir. içi yarıya kadar 36 derecenin biraz altında tuzlu su ile doludur (tam 36 derece olursa vücut dışarı ısı veremez ve kendi ürettiği ısı ile pişmeye başlar). tankın içine giren kişi suyun üzerinde batmadan durabilmektedir, yani görme duyma ve dokunma duyuları beyne hemen hemen hiç bir şey göndermemektedir bunu beyinde yarattığı etkiyi görmeye çalışır ama hiç bir sonuç elde edemez. Daha sonra bir arkadaş grubunda tanıştığı Prof. Eduardo Eccheverria Eddie’ ye Güney Amerika yerlilerinin kullandığı bir çeşit mantardan ve yarattığı halüsinasyonun gerçekliğinden bahseder. Eduardo ve Eddie yola koyulurlar yerlileri bulurlar ve ritüellerine katılmak için izin alırlar. Eduardo Eddie’yi mantar konusunda uyarır. Mantarın yarattığı etkinin çok kuvvetli olduğu insanı geçmişe alıp götürdüğünü anlatır.( buradaki geçmiş dün ve ya bir kaç yıl öncesi değil insanın ilk ortaya çıktığı zaman dilimi ) Eddie varoluşumuzdan itibaren bütün bilgilerin beynimizde kodlandığını savunur ve bu mantar karışımının bu kodları açığa çıkarmada yardımcı olacağını düşünür. İzolasyon tankı deneyelerini bu karışımı alarak yapmaya başlar. İlk deneyden sonra hemen bir röntgen filmi çektirir, iskelet yapısı bir gorilinkiyle aynıdır. Evet çılgın profesörümüz zaman ve mekan kavramlarını alt üst etmiştir.

Film bundan sonra daha da hareketlenmeye başlıyor doktorun yaşadığı mutasyonu görmek etkileyiciydi. Görsel efekt olarak belki çoğu kişinin hoşuna gitmeyebilir ama ben gayet başarılı buldum. Zaman, mekan, gerçeklik, varoluş, aşk ve tanrı kavramları ile bir sürü sorular varken gerçek olan aşktır! diyerek  bitmesi de filmin tek kötü tarafı.

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

2 Yorumlar

  1. Peter Greenaway, hiç bir zaman ulaşamayacağım entellektüel seviyesi nedeniyle korkumdan saygı duyduğum bir sanatçı. Ken Russel ile deliliğinden tav olduğum biri. Aslında Ruusel’a hiç de uymayan ahlakçı bir teması var filmin: Bitmeyen merakı ile, üstelik mantarların yardımı ile, deneyler yapan bilim adamı sonunda belasını bulu… Fakat ortaya çıkan işin çok da Russel’a aykırı olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca, her ne kadar, özellikle yeni sinemaseverler tarafından eleştirilse de, filmin ağırlıklı olduğu efektleri, halüsinatif ve gerçeküstü halleriyle beğendiğimi söylemeliyim. Sıralama meraklısı değilsem de Russel filmleri arasında, The Devils ve Lair Of The White Worm’dan sonra sevdiğim üçüncü Russel filmi olduğunu söylemeliyim.
    Yazara Not: Epey bir “tencerenin-sadece-dibi-değil-içi-de-kara” biri olarak, izin verin bu film de aşkla bitsin. Tamam biraz zorlama ama varsın olsun. Benim de arada bir iyi hissetmeye, bir şeylere “inanmaya” ihtiyacım olabiliyor. :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: