Birdemic: Shock and Terror (2010)

Neredeyse on yıldır San Francisco ve Oakland’ı da kapsamına alan Bay Area bölgesinde yaşıyorum. Nedense son dönemin kült statüsüne dönüşmüş “en eğlenceli en kötü film” rezaletleri Bay Area’dan çıkmaya başladı.

Öteki Sinema için yazan: Oktay Ege Kozak

İlk olarak nereden geldiği belirsiz Tommy Wiseau’nun nereden bulduğu bilinmeyen 6 milyon dolarla 2003 yılında çektiği The Room’un kült statüsü her geçen yıl büyüyor. Bizim ayda bir yapılan geceyarısı gösterimlerine gittiğimiz 2009-2010 döneminden beri sadece Bay Area’da geceyarısı gösterimleri ayda 3-4 kere yapılmaya başlandı. New York, Londra, Sydney, Toronto gibi dünyanın dört bir yanında bu gösterimler halen devam ediyor.

The Room kadar ünlü ve kişilikli olmasa bile bilgisayar tamirciliğinden gelen “yönetmen” James Nguyen’in 10.000 doları bir araya getirip çektiği Birdemic, en kötü film standartlarını bile zorlayan kötülükte bir film. Hatta kötü filmler için hep kullanılan bir klişedir ama Birdemic’e film demek zor.

Nguyen’in nedense dört yıl süren çekimlerden sonra 2008 yılında bitirdiği film de The Room gibi Bay Area’da geçiyor. Bay Area’lılar olarak gelişmekte olan bu “Geceyarısı Gösterimleri Yapılan Bay Area En Kötü Filmleri” alt-türünü hak etmek için ne yaptık bilmiyorum ama ufukta bir kaç adet daha şaheserin görünmesi muhtemel.

Nguyen, Birdemic ile romantik korku filmi türünü yarattığını iddia ediyor filmin fragmanında. Hitchcock’un Kuşlar şaheserini bir bakıma yeniden çekmeye yeltenen film (Hitchcock mezarında kaç takla atıyordur kim bilir?), Kuşlar’da olduğu gibi bilinmeyen bir sebepten insanlara saldıran kuşların terörünü betimliyor.

Filmin ilk yarısı katil kuşlara girmeyerek insanımsı yaratıklar Rod ve Nathalie’nin romansını gösteriyor. İkinci yarıda ise Rod ve Nathalie’nin aralarında nasıl olup ta yere dalınca patladığını bilmediğimiz “kamikaze”kuşların da bulunduğu katil kuşlar ordusundan kaçışını izliyoruz. Evet, konu bu kadar basit…

Yerlerde sürünen oyunculuklara ve yönetime gelmeden bile en basit teknik yeterlilikleri yerine getirmeye tenezzül etmeyen bir film Birdemic. Işıksız, otomatiğe takılmış, tüketici sınıfı HD kamera videografisi için ne denebilir? Hayatında kamera görmemiş kişiye bir düğünde eline aynı kamerayı versen daha görgülü ve profesyönel kadrajlar çıkaracaktır. Ayrıca DVD transferinden midir bilmiyorum ama film boyunca her şeyin etrafında kalın mavi bir çizgi var. iDVD’de bile filmi DVD’ye yazınca böyle saçmalıklar olmuyor.

Filmin montajı, 90ların başında eski  S-VHS kameraların içinde bulunan “otomatik geçiş efekti” moduna takılmış sanki. Hemen hemen her çekim arasındaki geçiş sırasında önce ilk çekim bir kaç saniye donuyor, sonra donuk ikinci çekim arasında dissolve oluyor, bir sonraki çekim sonra devam ediyor. Montaj böyle olunca yıldız şeklinde wipe efektleri görmediğime şaşırdım açıkçası.

Ayrıca ses miksajı için hiç çaba gösterilmemiş. Prodüksiyon sesi olduğu gibi kullanılmış. Mesela aynı diyaloğu yakın çekimde gördüğümüzde karakter yüksek sesle, uzak çekime kesildiğinde zar zor duyulan kısık sesle geliyor. Çekimler arasında Final Cut Express’te iki saniyede yapılan otomatik ses dissolve efekti bile yapılmamış. Sesler bir çekimden diğerine olduğu gibi çarpık çurpuk kesiliyor.

Nguyen sanki dünyaya iki gün önce ayak basmış, insan davranışları hakkında iki günlük deneyimlerini bir senaryoya sıkıştırmak zorunda kalmış bir uzaylı. Birdemic’in diyalogları ya müsamere ötesi bir kaliteye sahip, ya da hiç bir şekilde insan mantığına uymuyor. Filmin en klasik sahnelerinden biri olan toplantı odası sekansında patronun “Bir milyar dolar yaptık!” diye bağırması mesela. Veya çevreci bir profesörün on dakika süren, aynı repliklerin üst üste tekrarlandığı “Benzine olan bağımlılığımız yüzünden kuşlar saldırıyor” monoloğu.

Oyunculuğa gelmişken nasıl açıklasam bilmiyorum. Tamam, bütün yardımcı oyuncular ilkokul piyesinden bile beklenmeyen bir donukluğa sahipler. Fakat Rod ve Nathalie rollerinde Alan Bagh ve Whitney Moore için ne demeli? Whitney Moore bariz yeteneksizliğini seksiliği ile kapatmaya uğraşıyor. Diğer yandan Alan Bagh’ın belirsiz bir zeka özürlüğüne sahip olduğundan şüpheleniyorum. Hayır, açıkçası gerçekten zeka özürlüğüne sahip biri Bagh’ın rolünü canlandırsaydı çok daha doğal bir performans vereceğinden eminim.

Bu bitmek bilmez eğlenceli öğelerin yanında Birdemic’in geceyarısı gösterimleri severler arasında bu kadar popüler olmasının asıl sebebi bence CGI kuş efektlerinde yatıyor. Filmin kuş efektleri, iki-üç  kuş animasyonunun copy-paste yapılıp aynı iki saniyelik hareketleri tekrarlamasından oluşuyor. Kamera açısı nerede oluşursa oluşsun, kuşlar her zaman aynı pozisyonda olduğu için filmin içinde bulunan efektler değil de, ekrana yapışmış parazitler gibi duruyor. Kamera hareket ederken kuşların da kamera ile aynı anda hareket etmesi ayrı bir görsellik abidesi yaratıyor.

Film çekebilmek için akla karayı seçen sinemacılar için Birdemic gibi filmleri izlemek aynı oranda ilham verici ve ruh kırıcı bir deneyim. Bir yandan, “Eğer bu film dağıtımcı bulmuşsa bende film çeksem bulurum” diyoruz. Diğer yandan ise “Bu film nasıl dağıtımcı bulmuş? Ben sinema dünyasında tutunmak için çırpınırken bu filmi çeken yeteneksiz hıyar nasıl olur da bir film kariyerine sahip olur?” diye ağlamamak ta mümkün değil.

Birdemic’in The Room kadar popüler olabileceğini zannetmiyorum. Yer yer aynı oranda eğlenceli rezilliklere sahip olmasına rağmen yeniden izlemesi zor bir film, geceyarısı seyircisi ne kadar coşkulu olursa olsun. Ama yine de Bay Area’da geçen kötü filmler kategorisinde yerini hak ediyor.

Oktayegekozak.wordpress.com

The Room hakkındaki yazımı okumak için tıklayın:

http://www.otekisinema.com/the-room-2003/

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir