Filmi / Dizisi Çekilmesi Gereken 25 Oyun

 

Video oyunu uyarlamalarının çoğu hayal kırıklığı yaratsa da son dönemde izlenebilir örneklerin sayısında artış var. Bunu da Üwe Boll’a borçluyuz.

Vergi kaçırmak için film çeken “yönetmen”in filmleri o kadar kötüydü ki oyun firmaları işi ciddiye almaya başladı. Ken Levine, Valve gibi isimler gelen projeyi beğenmezse kesinlikle onay vermezken Ubi Soft ve Blizzard gibi firmalar filmin yaratım sürecine doğrudan dahil oluyor.

Hatta yeni gösterime giren ve bu yazının yazılmasına vesile olan Assassin’s Creed, Ubisoft’un gidişattan memnun kalmaması halinde filmi veto etme hakkının sanatçıların yaratıcılık alanını kısıtladığı gerekçesiyle çok tartışılmış bir film ama bir Üwe Boll’zede olarak itirazım olduğunu söyleyemeyeceğim. Listeye geçmeden önce aşağıdaki maddelere dikkat etmekte fayda var:

  • Filmi çekilmiş veya proje aşamasında olan oyunlar (uzun süredir ses çıkmasa da resmi iptal haberi gelmemiş olanlar dâhil) listede yer almıyor (Mass Effect, Kane & Lynch gibi).
  • Orijinal materyalin üzerine büyük eklemeler yapsa da, sinema kökenli veya yine bir şekilde sinemaya bulaşmış olan oyunlar da yok (Alien Isolation, Lord of the Rings: War in the North mesela).
  • Liste yazılırken farklı oyun türleri ve eski-yeni oyunlar arasında bir denge gözetilmeye çalışıldı.
  • Bu biraz da “sinemaya uyarlanmaya uygun oyunlar” listesi. Yani oyunun şahane olması, listeye girmesi için yeterli değil. Örneğin “Half-Life niye yok” diye sormadan önce bunu dikkate almanızı rica ederim.
  • Listede konsola özel oyunlar yok (çünkü yazarın konsolu yok ve oynamadığı oyunu yazmak istemedi, yoksa o da isterdi bir Uncharted, bir Last of Us yazmayı).

İşte “hangi oyunun filmi/dizisi çekilse güzel olur” diye yaptığım beyin fırtınasının sonuçları:

25. CARMAGEDDON: Son derece geniş pistlerde araba tokuşturup yaya ezdiğiniz bir oyundu Carmageddon. Konu namına pek bir şey yoktu. Zombi kıyameti olunca zengin azınlık yerden yüksek ve güneş ışığı alan şehirlerde yaşarken pis fakirler o şehirlerin altındaki karanlık sokaklarda zombilere karşı koymaya çalışıyordu. Siz de bir Carmageddon sürücüsü olarak şampiyon olup yukarıdaki şehre kapağı atmaya çalışıyordunuz.

Nasıl olsun: Oyunun örnek aldığı Death Race 2000 gibi bol kanlı, kiş havalı, şiddeti mizah aracı olarak kullanan bir film tabii ki. Death Race’in yeniden çevrimini de çekmiş olan Paul W. S. Anderson rahat altından kalkar bu işin.

24. OUTLAWS: Birinci şahıs aksiyon oyunları, tek tabanca olarak koşuşturduğunuz için sinemaya pek uygun değil ama Outlaws bu tarz oyunlara sinematiklerle anlatılan detaylı öyküleri getiren ilk oyunlardan biriydi. Karısını öldürüp kızını kaçıran iki kanunsuzun peşine düşen federal şerif James Anderson’ın maceralarını anlatan bir “intikamımı alıciim” öyküsüydü.

Nasıl olsun: Charles Bronson klasiği Death Wish (Yara)’nın western hali. Open Range (Uzak Ülke) ve Dances With Wolves (Kurtlarla Dans)’la aynı türde gayet iyi işler çıkarmış olan Kevin Costner, bu uyarlamayı bir western ziyafetine dönüştürebilir.

23. BLOOD: Kara Kule serisinin film/dizi uyarlamalarının çekimi yılan hikâyesine döndü diye üzülmeyin, zira Blood’ın olası bir uyarlaması bu alandaki açlığınızı giderebilir. “I live… Again” diye başlayan oyunda intikam için mezardan dönen Caleb adında bir silahşörü yönetiyorduk. Vahşi batıyla gotik mimariyi birleştiren haritalarda zombileri, pompalı tüfek taşıyan tarikat müritlerini ve cehennem yaratıklarını avlayıp zevcemiz Ophelia’yı Kabal’ın elinden kurtarmaya çalışıyorduk.

Nasıl olsun: Westernle karanlık fantastiği birleştiren ama kendini pek de ciddiye almayan bir film. Stephen Sommers yazıp yönetse ne güzel olur.

22. RISE OF THE ARGONAUTS: Yunan kralı Jason’ın evlendiği gün öldürülen eşi Alceme’yi hayata döndürmek için Yunan tanrılarını ikna etmek için çıktığı yolculuğu anlatıyor. Bu yolculukta ona Herkül, bir okçu bir Amazon olan Atalanta, burnu büyük kılıç ustası Aşil, cadı Medea, bir Faun ve bir Centaur eşlik ediyor. Aşk, aksiyon, entrika, ne ararsanız var.

Nasıl olsun: Clash of the Titans (Titanların Savaşı) gibi fantastik bir lunapark filmi. Justin Lin, aksiyonun koreografisini iyi kıvırabilir.

21. THE VANISHING OF ETHAN CARTER: Garip hikâyeler yazan 16 yaşındaki Ethan Carter’ı arayan bir dedektifiz. Araştırdıkça ailesinin nasıl çıldırıp birbirini öldürdüğünü açığa çıkarıyoruz. Bu arada birbirinden garip olaylara da şahit oluyoruz. Nispeten bulmacalı yürüme simülasyonu Ethan Carter, deliliği ve vahşi cinayetleri gerçekten gerilimli bir atmosferle oyuncuya yansıtıyor. Finaldeki sürpriz ise her şeye bakışınızı bir anda değiştirecek nitelikte.

Nasıl olsun: Shyamalan, gel bak bişi diycem!

20. FREEDOM FIGHTERS: II. Dünya Savaşı’nın Amerika’nın Japonya’ya değil, Rusların Berlin’e atom bombası atmasıyla bittiği, alternatif bir tarih. Demir perde bütün Avrasya’yı kapsamış. İngiltere’nin de düşmesinden sonra sıra ABD’ye geliyor. Rusya, “özgürlük ve demokrasi getirmek” için ABD’yi işgal ediyor. Siz de eli silah tutan bir tesisatçı olarak başlıyor, zamanla üç kişiye kadar komut verdiğiniz kıdemli bir direniş gücü askerine dönüşüyordunuz.

Nasıl olsun: David O. Russell’ın Three Kings (Üç Kral)’ı tadında çekilmiş bir Jason Statham filmi.

19. X-COM: “Uzaylı işgali” klişesini uzaylılarla mücadele etmek için kurulmuş, bütçesi uluslararası bir fondan karşılanan X-Com adlı bir teşkilatın yönetimini size bırakarak çekici kılan bir strateji serisi X-Com. Bir yandan uzaylıları ve teknolojileri inceleyerek savaşta dengeyi sağlamaya çalışıyor, diğer yandan uzaylıların dünyalılar üzerindeki deneylerine, saldırılarına ve finansman sağlayan devletleri “X-Com’u boş ver, haydi gel, sen de bize katıl” diye kafalamalarına mani olmaya çalışıyoruz.

Nasıl olsun: Battlestar Galactica (2003)’ü andıran karamsar bir atmosfere sahip, Ronald D. Moore yapımcılığında (ama Mormon zırvaları olmayan) uzun soluklu bir dizi.

18. LEISURE SUIT LARRY SERİSİ: 40 yaşlarında bir beceriksiz, modası geçmiş, beyaz bir takım elbise, birbirinden güzel kadınlar ve bolca… Ben diyeyim kart zamparalık, siz deyin aşk arayışı. Al Lowe’un komedisi olduğu gibi aktarılabilirse şahane bir kadın-erkek ilişkileri/seks komedisi çıkar ortaya.

Nasıl olsun: O komedi anlayışını da en iyi aktaracak isim Judd Apatow. Steve Carrell de Larry rolü için biçilmiş kaftan.

Alternatif: Limboda ruhları cennete veya cehenneme yönlendiren “tur rehberi” Manny Calavera’nın yükselme mücadelesini anlatan Grim Fandango’dan da Anchorman veya The Office tarzında bir iş komedisi çıkabilir.

17. MIRROR’S EDGE: Sade tasarımlı, pastel renkli gökdelenlerden oluşan şehre baktığınız zaman bunun bir distopya olduğunu anlamak zor. Fakat Faith adında Asyalı, atletik bir kadın şehrin altını üstüne getirip faşist yönetime kafa tutuyor. Engellerin altından kayma, düz duvara tırmanma, gökdelenden gökdelene atlarken şarjör değiştirme ve yakın dövüş gibi işlerin üstesinden çok iyi gelen Faith, ateşli silahlar söz konusu olduğunda çuvallıyor. Senaryo ihanetler, entrikalar içeriyor.

Nasıl olsun: Fütüristik bir şehir ve parkur. Hmm, Luc Besson sever böyle işleri. O yapımcı olsun, Banlieue 13’ten Pierre Morel yönetsin.

16. JADE EMPIRE: Efsane oyun Knights of the Old Republic’in sistemini antik Çin’den yola çıkılarak oluşturulmuş bir evrene taşıyan Jade Empire, Bioware oyunları içinde listemizin kriterlerine en uygun olanı. Sevilen karakterlerden oluşan bir kadro, Wuxia filmlerini andıran bir dövüş sistemi ve bir Bioware klasiği olarak entrikalı bir senaryo.

Nasıl olsun: Zhang Yimou yönetsin. Jet Li kötü adamı oynasın. Zhang Ziyi, Donnie Yen, Yayan Ruhian, Iko Uwais, Tony Jaa gibi farklı disiplinden dövüş ustaları resmi geçit yapsın. Jackie Chan de misafir oyuncu olsun.

15. BEYOND GOOD AND EVIL: Devam oyunu bir türlü gelemeyen bu keyifli oyunda kahramanımız Jade adında genç bir hanım kızımızdı. Bir yandan fotoğrafçılık yapan, bir yandan da yetimlere bakan Jade’in yanında Pey’j adında yarı domuz, yarı insan ama tamamen babacan bir de yardımcı vardı. İkamet ettiğimiz Hillys gezegeni DomZ adlı işgalcilerin saldırısına uğrayınca, aynı zamanda yakın dövüş ustası da olan Jade binbir türlü siyasi entrikanın içine çekiliyor ve direniş gücüne katılıp DomZ’un işbirlikçilerini açığa çıkarıyordu.

Nasıl olsun: Matthew Vaughn’un Kingsman: The Secret Service’le edindiği tecrübeler, Beyond Good and Evil’da çok işine yarardı.

14. WOLFENSTEIN: Envai çeşit Wolfenstein oyununda Nazilerin eski uygarlıkların mistik gücünü arkasına alarak II. Dünya Savaşı’nı kazanmasını son anda önleyen Polonyalı ajan/tek kişilik ordu BJ Blazkowicz’i yönettik. Kâh İsa’yı öldüren mızrağı bulmalarına, kâh tarih ötesinden gelen Sakson imparatoru I. Heinrich’i canlandırmalarına, kâh Thule madalyonunun doğaüstü güçlerini kazanmalarına mani olduk. En son Da’at Yichud’un teknolojik sırlarını kullanıp yarattıkları mekanize canavarlarla II. Dünya Savaşı’nı kazanan Nazileri tarihin derinliklerine gönderdik.

Nasıl olsun: Spielberg, Er Ryan’ı Kurtarmak’taki savaş sahneleriyle Indiana Jones tecrübelerini birleştirirse tadından yenmez bir film ortaya çıkabilir. Til Schweiger’de de tam Blazkowicz tipi var.

13. GEMINI RUE: Retro havalı bu noir bilimkurgu/macera oyununda bir yanda tetikçiliği bırakıp dedektiflik yapmaya başlayan Azriel Odin’le bir hapishaneden kaçmaya çalışan 6 Numara’yı yönetiyorduk. Azriel kardeşini ararken mahkûm rehabilityasyon sisteminin nasıl rayından çıkarak mafyaya hizmet edecek hale geldiğini ortaya çıkarıyordu. 6 Numara ise bir ölüm kalım savaşı veriyordu. İki hikâyenin birleştiği yerse şahane bir entrika sunuyordu.

Nasıl olsun: Duncan Jones’u bağımsız sinema yaptığı günlere geri götüren, Jake Gyllenhaal ve Sam Rockwell’le yeniden bir araya getiren bir film.

12. THE DIG: Dünyayla çarpışma ihtimali %100 olan bir göktaşına operasyon düzenlenir. Bilim insanlarından ve NASA astronotlarından oluşan ekip göktaşına inip nükleer bombayı patlatmayı başarır ama göktaşı enteresan bir şekilde yoluna hiç sapma olmadan devam eder. Sebebi anlamak için yeniden göktaşına inen ekip bombanın açtığı yarıktan içeri girdiğinde geometrik şekiller bulur. İşte o zaman anlaşılır ki o göktaşı aslında göktaşı değildir. Üç kişilik NASA ekibini bilinmeyen bir dünyaya götüren bir uzay gemisidir. Bir medeniyetin harabeye dönmüş kalıntılarını bulurlar. Ancak ölümün bile çaresini bulmuş olan medeniyetin tek bir ferdi bile ortalıkta yoktur ve kahramanlarımız geri dönebilmek için medeniyete ne olduğunu çözmek zorundadır.

Nasıl olsun: Rogue One’dan daha küçük bir projenin şartlarına uyum sağlamış bir başka Tony Gilroy/Gareth Edwards ortaklığı bu üç kişilik ekibin gerilim ve gizem dolu serüvenini beyazperdede görmek istediğimiz hareketlere dönüştürebilir.

11. THIEF: Looking Glass Studios tarafından yapılan Thief, ışığı ve sesi oyun mekaniği olarak kullanan ilk oyundu. Çok yetenekli olduğu için kahramanımız Garret’ı eğiten hırsızlar locası bir yanda, dinlerinden aldıkları güçle faşizan yöntemlerle asayişi sağlamaya çalışan Çekiç tarikatı bir yanda. Birbirinden yaratıcı görevlerle giderek yükselip adımızı duyurduktan sonra Constantine adında esrarengiz birinin emrine giriyorduk. Bilmediğimiz şeyse, Constantine’in kıyameti koparmaya niyetli olduğuydu.

Nasıl olsun: Robin Hood, Kingdom of Heaven (Cennetin Krallığı) tarzı tarihi filmler, hem de Alien (Yaratık), Blade Runner (Bıçak Sırtı) gibi karanlık bilimkurgu/fantastik filmler çekmiş olan Ridley Scott, Thief’in Orta Çağ temelli, Steampunk havalı, karanlık fantastik dünyasını hakkıyla verebilir.

Alternatif: Deus Ex, Thief’in tüm güzel yanlarını siberpunk bir bilimkurgu ortamına taşıyor.

10. FREESPACE SERİSİ: Uzay operalarının giderek yaygınlaştığı bugünler için biçilmiş kaftan olan bir oyun. 24. yüzyılda dünyalılarla Vasudanlar arasında kıyasıya bir savaş sürmektedir. Savaş iki taraf için de pek iyi gitmemektedir. Ancak yeni ortaya çıkan ve Shivan adını taşıyan, çok daha ileri teknolojiye sahip bir ırk her şeyi altüst eder. Dünyalılarla Vasudanların tek umudu aralarındaki savaşa son verip güçlerini birleştirmektir.

Nasıl olsun: Babylon 5 (Babil 5) yazarı J. Michael Straczynski’nin klasını konuşturduğu bir dizi.

Alternatif: Benzer bir konuyu okyanusun derinliklerine taşıyan Archimedean Dynasty.

09. INTERSTATE 76: 1973’teki petrol krizinin hâlâ sürdüğü alternatif bir tarihte geçiyor oyun. Krizi fırsata dönüştürenlerden bazıları gücüne güç katmaya çalışıyor. Kahramanımız Groove Champion’ın ablası da onlardan biri tarafından öldürülüyor. Başlangıçta kararsız olan Groove, Taurus ve tamirci Skeeter’ın desteğiyle adalet savaşçısına dönüşüyor, dönüştükçe hoşuna gidiyor, hoşuna gittikçe daha çok bastırıyor.

Nasıl olsun: Araba savaşlarını konu alan oyun, Death Race (Ölüm Yarışı)’yla Mad Max’in tam ortasında. Death Race gibi 70’lerin silah monte edilmiş Amerikan kaslarının içinde savaşıyorsunuz ama konu kendini Mad Max kadar ciddiye alıyor. George Miller, yeni Mad Max bittikten sonra bir el atıver şuna, gözünü seveyim.

08. THE LONGEST JOURNEY SERİSİ: Sanat öğrencisi April Ryan rüyalarında fantastik dünyaları, ejderhaları görmektedir. Bilmediği şeyse gördüklerinin aslında gerçek olduğudur. Büyünün gerçek olduğu bir dünya sahiden vardır ve April iki dünya arasında geçiş yapabilmektedir. Görevi ise büyüyle teknoloji arasında dengenin yeniden tahsis edilmesini sağlamaktır. İki ayrı kahramanın serüvenlerini anlatan, üç oyunluk macera oyunu serisinin en büyük iki özelliği bilimkurguyla fantastiği birleştirmesi ve önemli rollerde Türk NPC’ler barındırması.

Nasıl olsun: Joss Whedon kaptanlığında, Firefly gibi zekice yazılmış, her iki türün de hakkını veren bir dizi olsun.
Alternatif: Yine bir kadın kahraman, ama bu kez Steampunk bir ortamda mamutların peşinden Sibirya’ya uzanan bir yol hikâyesi: Syberia.

07. CRIMSON SKIES: 1930’ların macera romanları havasında yapılmış, Amerika’nın parçalandığı bir başka alternatif tarihte geçen bu uçuş simülasyonunda başlangıçta hava korsanıyken ciddi meselelere dalan Nathan Zachary’yi canlandırıyorduk. Zachary klasik bir kahramandı: Karizmatik, yakışıklı. Rakip hava korsan grubunun lideri olan kadın bile ona hasta. Enteresan pırpır uçak tasarımları ve bolca zeplin içeren oyunda ilerledikçe giden trenin üstünden alçaktan uçup ip merdivenle adam kurtarma gibi konunun genel ruhuna uygun uçukluklar da yapıyorduk.

Nasıl olsun: Biraz Karayip Korsanları, biraz Top Gun. Gore Verbinski ne yapıyor bu aralar?

06. LIFE IS STRANGE: Max Caufield, fotoğrafçılık eğitimi için doğduğu kasabaya geri dönmüştür. Veda etmeden gittiği ve yıllarca aramadığı kankası Chloe vurulduğunda yaşadığı panikle zamanı geriye çevirebildiğini fark eder. Biraz tereddütlü de olsa yeniden bir araya gelen ikili bir yandan kırgınlıklarını onarmaya çalışırken bir yandan da okuldaki tecavüz teşebbüslerini ve Chloe’nin Max’ten sonraki kankası Rachel Amber’ın kayboluşunu araştırmaya başlar. Hikâye ilerledikçe bu üç unsur tek noktada birleşmeye doğru gider.

Nasıl olsun: Fantastik öğeler içerse de, sırtını ağırlıklı olarak karakterler arası ilişkiler ve gerilime yaslayan ve tartışmalı konuları işleme biçimiyle büyük övgüler alan Life is Strange’in tarzı Brick’in yönetmeni Rian Johnson’a uygun. Yeter ki “liseli kız” deyince akla ilk gelen Chloe Grace-Moretz oynamasın.

05. FALLOUT SERİSİ: Nükleer savaşın üzerinden 200 yıl geçmiş. İnsanlar “Vault (Kasa)” adı verilen yeraltı şehirlerinde yaşıyor. Günün birinde mensubu olduğunuz Vault’un su arıtma çipi bozuluyor. Siz de dışarı çıkıp bir tane bulmakla görevlendiriliyorsunuz. Güneş ışığını ilk kez görüyorsunuz (hatta o Vault’tan tek gören sizsiniz). Bir de bakıyorsunuz ki dışarısı hiç de tahmin ettiğiniz gibi değil. Kendinizi capcanlı bir dünyanın içinde buluyorsunuz. İnsanlar, radyasyon etkisiyle oluşmuş mutant ve ucubeler, yine radyasyon marifeti dev yaratıklar, kasabalar, şehirler ve tabii ki savaşlar.

Nasıl olsun: Wasteland’de anlatılacak çok hikâye var. Uzun soluklu bir dizi olsun. Yapımcısı da Revolution’dan ders çıkarmış bir J.J. Abrams olsun mesela.

04. DARKSIDERS SERİSİ: Daha açılış sahnesinde kıyameti kopararak (öyle doğa veya insan yapısı bir felaket değil, bildiğimiz, kutsal kitaplardaki kıyamet) “kıyamet sonrası” kavramına yeni anlamlar ekleyen seride Mahşerin Dört Atlısı’ndan Savaş’ı yönetiyorduk. Yedinci mühür açılmadan dünyaya geldiği ve kıyameti zamansız kopardığı gerekçesiyle rütbeleri sökülen Savaş, birkaç binyıl sonra adını temize çıkarması için insanların ruhsuz birer kabuğa dönüştüğü, cehennem köpeklerinin cirit attığı, cennet ve cehennem arasındaki savaşın yeni cephesi dünyaya geri dönüyordu. Birinciye paralel bir konusu olan ikinci oyunda da kardeşi Savaş’ı temize çıkarmaya çalışan Ölüm’ü oynuyorduk.

Nasıl olsun: Bol kanlı, karanlık bir fantezi. Güçlü karakterler. Epik savaşlar. Peter Jackson, iftiharla takdim etsin.

03. ADVENT RISING: Hikâyesini Orson Scott Card’ın yazdığı, Mass Effect’in ilham kaynaklarından biri olan oyun günümüzden birkaç yüzyıl sonra, uzaylılarla kurulan ilk temasla açılıyor. Aurelyalılar adlı bu ırk bizi tanrıları olarak görüyor. Temas kurmalarının sebebiyse Seekers adlı başka yaratıkların insanların kökünü kurutmaya gelmek üzere olması. Aurelyalılar maalesef geç kalıyor ve toplantı Seekers baskınına uğruyor. Ondan sonrası bir kaçış, özel güçler kazanış, hatta tanrılaşış ve Seeker’lara haddini bildiriş hikâyesi. Tommy Tellerico imzalı harika müzikler, bu uzay operasının epik atmosferinde büyük yere sahipti.

Nasıl olsun: Kalabalık bilimkurgular konusunda rüştünü ispatlamış Bryan Singer, X-Men’den bunalıp yeni bir seri filme dalmak isterse buyursun gelsin.

02. LEGACY OF KAIN SERİSİ: Nereden başlasam, nasıl anlatsam? Nosgoth’un çürüyen sütunları için insanlar, vampirler, kadim tanrılar, sütunların koruyucuları arasında süregiden, tüm kıtaya ve zamana yayılmış (hatta zamanda yolculuk yapıp tarihin akışını değiştirdiğiniz) epik bir mücadele. Oyun dünyasının bence en iyi senaristi olan Amy Hanning’in kaleminden çıkan, seslendirme kalitesiyle hayran bırakan tek kelimeyle kusursuz bir vampir mitolojisi.

Nasıl olsun: Guillermo del Toro’nun Labirente del Fauno (Pan’ın Labirenti)’ndeki performansını egale ettiği bir film serisi.

01. SANITARIUM: Telefonda “Buldum, cevap bunca zamandır gözümün önündeymiş, nasıl gözden kaçırmışım” diye konuşarak işinizden çıkıp arabanıza biniyorsunuz. Hava yağışlı, gece. Kıvrımlı dağ yollarında ilerlerken freniniz tutmuyor ve şarampole yuvarlanıyorsunuz. Gözlerinizi iğrenç olduğu kadar gotik bir tımarhanede açıyorsunuz. Doktor şizofren olduğunuzu, çaldığınız arabayla çok önemli bir yere gittiğinizi zannederken kaza yaptığınızı söylüyor. Bir şeyleri kurcaladıktan sonra tırmarhanenin ortasındaki melek heykeli canlanıyor ve “pes etme, gerçeği ara” deyip üzerinize kapanıyor. Oyunda yaptığınız da gerçekten bu: Adının Max olduğunu öğrendiğiniz kahramanın bilinçaltında bir yolcluğa çıkıyor ve gerçeği arıyorsunuz. Kâh küçük bir kız olup kendisini derinden etkileyen ve mesleğini seçmesinde önemli rol oynayan olayı öğreniyorsunuz, kâh Aztek savaşçısı olup yaptığı Güney Amerika gezisi sayesinde araştırmalarında nasıl ilerlediğini. En gerçekçi şeyler absürt hayaller çıkarken, en uçuk hayaller gerçeklere bağlanıyor.

Nasıl olsun: Tüm filmleri farklı türlerde olmasına rağmen gerilim yaratma hünerini her seferinde kanıtlayan Denis Villenueve, vardığı noktadan çok yaptırdığı yolculukla öne çıkan Sanitarium sayesinde fantastiğe adım atabilir.

Yazar hakkında: Kaan Zanbakcı

1976, İstanbul doğumlu. Sinema denen sanatın ne kadar büyülü bir şey olduğunu 1986’da, Şişli Site sinemasında izlediği Return of the Jedi ile farkına vardı. 10 yıldır çevirmenlik yapıyor. Önce Divxplanet bünyesinde, ardından Öteki Sinema’da film eleştirileri yazdı. Sender’in açtığı senaryo atölyelerine katıldı. Hayalî İcraat adında bir bilimkurgu/fantastik sinema sitesi hazırladı ancak o büyüklükte bir siteyi tek başına hazırlamanın zorlukları, hosting firmasının saçmalıklarıyla birleşince 6 yılda büyük mesafe kat eden, 800’ü aşkın makale içeren sitesini kapadı ve Öteki Sinema’ya geri döndü.

4 Yorumlar

  1. Önyargı kötü şey gerçekten, “The Longest Journey es geçilmiştir kesin, bari ben yazayım” diye geldim ama sadece onun değil Gemini Rue’dan Ethan Carter’a birçok sevdiğim oyunun hakkının verilmiş. Şahane bir liste olmuş, elinize sağlık. Sayenizde oynanacaklar listeme birkaç oyun daha ekledim.

    Ben de aklıma gelen birkaç tanesini söyleyeyim: Terry Gilliam’ın uçuk hayal gücüyle Monty Python mizahını birleştirebileceği bir Psychonauts dizisi hiç fena olmaz (Gilliam olmadı Edgar Wright oldu o da olumlu). The Swapper’ın o gerilimli atmosferini ve felsefi hikayesini de Ex Machina’yla harika bir iş ortaya koyan Alex Garland zorlanmadan sinemaya uyarlayabilir. The Talos Principle’dan bir film çıkar mı emin değilim ama eğer çıkarabilecek biri varsa o da Westworld dizisini bize kazandıran Jonathan Nolan’dır herhalde. To the Moon gibi hem komedi hem de dram içeren mükemmel bir hikayeyi de Spike Jonze’nin elinden izlemekten çok mutlu olurum.

  2. Arsel Tanrıverdi

    Çok güzel bir liste ancak The El
    der Scrolls V: Skyrim de olabilirdi.

  3. Eski oyunlar tamam ama gişe yapacak seri olmazsa yapmazlar. Metal Gear, God Of War gibi milyon kopya satmış oyunlar var. Yapsınlar tabi.

  4. Ben küçükken ağabeyim serious sam oyununu oynardı. Bilimkurgu türü bir oyundu. Filmi de olsa hoş olur bence…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: