Gülten Ağrıtmış: ‘Filmlerimi o kadar sıkı sıkı saklayamıyorum’

Deneysel filmleriyle bir hayli karşılaştığımız, şiir ve öykü yazdığını bildiğimiz Gülten Ağrıtmış ile konuştuk…

Öteki Sinema için söyleşen: Banu Bozdemir

Öncelikle seni tanıyalım mı?

Merhabalar… Ben Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü mezunuyum. Üzerine Beykent Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü’nde yüksek lisans yaptım. Sinema içimde hep vardı benim için. Her çalıştığım ortamda sağından solundan film sektörüne dair bir ortamın içinde ya bir reklam filmi ya bir belgesel ya da kısa film projelerinde bir konumum oluyordu. En sonunda yüksek lisansa karar verdim ve devamında kendi projelerimi yapmaya başladım. Üniversite yıllarımda zaten hep yazıyordum. Onbeş yaşından beri yazıyorum. Öykü ve şiir üniversite yıllarında devam etti, sonrasında kendi çapımda senaryo çalışmalarım da oldu, birkaç festivale yolladım. Üniversite bitince yurtdışında yüksek lisans için Universitàper Stranieridi Perugia’ya başvurdum. Kabul edildim fakat gidemedim. Özel sektöre geçtim, reklam ajanslarında Art Director (Sanat Yönetmeni) olarak çalıştım.

Daha çok deneysel çekiyorsun, deneysel zor, anlaşılamaz ve o yüzden herkesin de pek yaklaşmak istemediği bir alan ama senin alanın genelde deneysel. İlham aldığın konular nedir, seni deneysele yönelten şey nedir?

Aslında araştırmacı ruhum beni buna itiyor. Farklı tatlar denemek hoşuma gidiyor. Bir de düşündürmek istiyorum. Sinema dilini kullanıp metaforları bilgisayar efektlerini kullanıp bir bulmaca bir bilmece içinde kendini bulsun istiyorum seyreden. Tabi seyirci tarafından anlaşılamama riskinin de içinde buluyorum kendimi… Hep önüne tepsiyle sunulmuş anlaşılabilir anlatımlardan sonra benimki onları yoruyor. Oysaki her sahnenin her planın, her efektin, her rengin, her kostümün her malzemenin bir söylemi var. Bir anlatım dili var… Türkiye’de pek yaygın değil ve festivallerde ayrı bir kategori olarak çoğunda yok. Kurmaca filmlerim de var. Deneysel ve kurmaca beraber…

Biraz sıvılardan, tasmalardan yola çıkarak kuruyorsun filmlerinin dokusunu, insanoğlunun hangi duygularını ortaya koymak derdin? Ya da var mı böyle bir dert…

Evet, metaforlardan yola çıkıyorum… Entropi – Soğuk – Estetize – Tasma – Beni Yanına Al Anne – Tılsım – Çıplak – Kesik Ayaklar – Bak ve Kaşık tüm filmlerimde kullandığım malzemelerin bir anlamı var… O anlam her seyredende farklı bir şekilde algılanabilir ya da herkeste aynı algılanabilir. Genel olarak içerdiği anlamda kendini de ifade edebilir… Mesela Estetize diye bir kısa filmim var aslında şiddeti Estetize edilmiş şekilde anlatmak istediğim bir kısa filmimdir… Mekan bir müzik evidir ve o ortamda olmasını özellikle istedim yoksa bir evde bir odada da anlatabilirdim derdimi ama her müzik aleti farklı bir şiddetin boyutunu temsil edecekti ve estetikti… Maskeler ve mankenler kullandım. Bir çeşit şiddete sebep olacak bahaneler vardı ve şiddet vardı ve her maskenin bir anlamı ve üzerlerine su fırlatılan mankenler donuklaşmışlığı temsil ederken suda oluşan kanlı bir figürde bağırıyordu orda şiddetin boyutunu.

Estetik vermeye çalıştım ismini de Estetize koydum…

Keza her kısa filmimi uzun uzun detaylandırarak anlatabilirim… Adım Adım (Step by Step) çok eski bir filmimdir ama ben hala çok beğenirim değişik felsefi bir anlatım kullanmışımdır. Filmlerim bir film analizcisinin eline geçtiğinde çok güzel dile gelir… Sinema meraklısı bir seyirci de gayet rahat çözer içindeki gizemli sinema dili anlatımını.

Belli bir psikolojik önerme, gösterme ya da çözüm derdi olabilir mi filmlerinde?

Aslında her filmimde bir mesajım var. Her filmimde bir çığlığım var. Ne olduk. Ne oluyoruz. Ne oluyor var. Yaşanmışlıklar var… Yaşananlardan yola çıkılmışlıklar var… Gözlemliyorum… Demleniyor… Sonra ortaya çıkıyor…

Festivallerden ve izleyicilerden nasıl tepkiler alıyorsun, mesela festival yolculuğun nasıl geçiyor, ülkemizde ve yurt dışında yapılan birçok festivalde yer alma imkanın oluyor mu?

Anlaşılamadığımın altını çizen tepkiler aldım ama beni takip eden, yaptıklarımın özgün olduğunun farkına varıp benim dilimin içinde bu sefer ne demiş neyi anlatmış neyi göstermeye çalışıyor neyi fark etmemizi istiyor deyip beni takip eden bir kitlem de var. Festivallere katılıyorum filmlerim gösterildiğinde ödül aldığında veya o ortamdaki insanlarla buluştuğunda çok keyif alıyorum.

Fakat çok festivale de katılamıyorum çünkü filmlerimi Vimeo veya Youtube’a yüklüyorum ve birçok kısa film festivali yönetmenlerin filmlerini çektikten sonra bir yıl boyunca kısa filmlerinin hiçbir yerde yayınlanmasını istemiyor bu da bana ters geliyor… O kadar sıkı sıkı saklayamıyorum ve bunu kabul eden festivallere katılıyorum o da oldukça az oluyor… Bunu kabul eden festivallerde de filmlerim festival seyircisiyle buluşmuş oluyor. Bir gün bazı festivaller bu kurallarını değiştirir Vimeo ve Youtube gösteriminin serbest olmasını kabul ederler umarım…

Baktığımızda bir hayli filmin var, bunların maddi ve manevi çekim koşullarından bahseder misin, destek aldığın yerler var mı?

Anlatmak istediğim farklı farklı konular var.  Her bir filmim için ayrı ayrı uğraşıyorum… Maddi ve manevi çekim koşullarını kendim karşılıyorum. Etrafımdaki ailem arkadaşlarım ve oyuncu çevremden de kim ne yapabiliyorsa o konuda destek görüyorum sağ olsunlar iyi ki varlar onlara buradan tekrar teşekkür ederim… Katkıda bulunan herkes harikaydı. Şimdi dönüp baktığımda gittikçe çoğalan bir kitle bu… Sanırım en güzel yeri de burası, o ekip olma işi ekip duygusu. Sinema bir ekip işi… Kamera arkası önü kadar yorucu ve zaten yönetmen olarak filmin başından sonuna önüyle de arkasıyla da her şeyiyle ilgilenmen gerekiyor… Zor iş… Manevi destek çok önemli ama çıkan iş insanı öyle bir mutlu ediyor ki işte bunu hiçbir şeye değişemiyorum. Daha fazlasını daha ötesini yapmak istiyorum hep bir sonrasını… Her filmimi ayrı ayrı seviyorum hepsi benim için çok kıymetli yaptıkça bir sonrasını yapmak istiyorsun. Umarım destek alabileceğim maddi kaynaklar da oluşur ve çoğalır…

Mesela son filmin olan Kaşık’ın senaryo aşamasından şimdiki aşamasına kadar neler yaptığını kısaca dinlesek?

Evet… Ben dört yıl Erenköy Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon merkezinde çalıştım… Oraya felçli gelip iyi kötü tuvalete gidebilecek kadar kalkabilip yürüyebilen hastalar gördüm aynen senaryomdaki gibi ama o süreçte hasta kadar hasta yakınının da hayatı sekteye uğruyor buna dair çok yaşanmışlıkları tanıma,  dinleme,  görme ve anlama imkanım oldu… Bu süreci oldukça pozitife çevirip yaşayan hasta ve hasta yakınları da var, bu süreci zor atlatan hasta ve hasta yakınları da var. Ben Kaşık’ta zor atlatanı seçtim… Kaşık’ta hastaya bakan hastaya bunu yansıtmıyor o kendi kaosunu tekken yaşıyor. Fırında sütlaç çok şey anlatıyor aslında süt de öyle. Fırında sütlaçta içinde şeker pirinç süt ve üstünde yanık bir tabaka var… Metaforları şimdi siz sıralayabilirsiniz.  Süt bardakta keza kaşık kaşık içiriyor, içiyor… Hasta olunca elden ayaktan çekildi derler ya, ya da hayat bu yüzüne gözüne bulaştırdı, bulaştı gibi… Kaşık’a baktıklarında bir mutluluk buluyorlar ikisinin de anlık gülebildiği mutlu olduğu bir an…

Kitapların da var yayımlanmış, şiirler de var bildiğim kadarıyla…

Şiirlerim ve öykülerim. Evet şiir ve öykülerim var… Üç kitabım oldu şu an… “Annem Derdi ki” ilk şiir kitabım sonrasında “Bengisu” öykü kitabım ve “Alır Gidermiş Hayat” şiir kitabım basıldı…Birçok ödül aldım. Dergilerde iki blogspotumda ilgili sitelerde Youtube ve Vimeo kanallarımda ve web sayfalarımda eserlerim takipçilerimle buluşuyorlar.

Filmlerinde efektler kullanıyorsun, bunların eğitimine dair çalışmaların oldu mu?

Kendim uğraşıyorum ama bu konularda benden daha profesyonel kişilerle çalışmak isterim destek olacaklara açığım çünkü her yere yetişmek inanın çok yoruyor.

Bundan sonraki projeler nedir?

Yine ekip kurmak ve yine bir konuyu dilimin döndüğünce kendi tarzım ve kendi özgün anlatımımla seyirciye ve okuyucuya ulaştırmak.

Diğer kısa filmleri izliyor musun ve kısa filmcilerle iletişimde oluyor musun? Fikir alışverişi ya da ortak birtakım şeyler yapmak konusunda…

Evet baya kısa film izliyorum ve uzun metraj birçok filmi de takip ediyorum. Daha çok kısa filmcilerle bir araya gelmek isterim buna ortam yaratan ortamların çoğalması arzum. Etrafımda daha çok ekip kurabileceğim kişiler olsun isterim dediğim gibi birbirine destek çok önemli…

Eklemek istediklerin?

Evet Banu Hanım, şiir, öykü, kısa filmlerimin dışında da kendimi ifade edebileceğim bir ortam yarattığınız için size çok teşekkür ederim… Sinemaseverlere ve beni takip eden kişilere de sevgilerimi iletiyorum…

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu… Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan’da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, “sanat ve sevgilim İstanbul” programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir