Ellerin; emek gücü, ifade aracı, dil olması; zevk verme özelliği, insanlığın gelişimine katkısının yanı sıra benim için hep dehşet verici bir güzelliği olmuştur.
İlkokulda el güzeli seçildiğimi hatırlıyorum. Muhtemelen kriter temizlikti ama ben fazladan el kremi sürüp parlatmıştım ellerimi. Sonrasında ellerimin öpülmesini çok sevdim. Yüzükler benim için hep güç işareti oldular. Büyük, abartılı, maksimalist yüzükler. (Barış Manço gibi evet.) Vampirlerin ellerini, cadıların upuzun tırnaklarını hep çok estetik buldum. Değişen, tuhaflaşan eller beni adeta hipnotize etti. Ellere çokça takmış vaziyetteyim yani.
İlk kez çok korktuğumu hatırladığım film -ki çocukken izlemiştim-, Michael Caine’in filmi The Hand (1981) idi. Başıboş, kesik bir elin oradan buradan fırlaması çok sinir bozucuydu. (Bulaşık yıkarken mutfak lavabosunu iki kez kontrol ederim.)
Korku sinemasında karanlık, iblis, manyak karakterlerin elleri hep oradan buradan çıkar zaten. Uyurken yatağın kenarına tutunur, saçınızı çeker; tavandan örümcek gibi aşağıya sarkar; yerin altından çıkıp ayaklarınızı kapıverir.
Tam burada durup, ellerin ürkütücü sembolizmine yakından bakmak istiyorum. Romantik başlıyorum:
Uzun ve ince parmaklar: Gotik estetikte güzelliğin ötesinde bir anlamı var. Büyüsel yetenek, gizli bilgelik ve sezgisellik ifade ediyor.
Bir çiçeği tutan el: Kırılgan güzellikle örtüşüyor. Ölüm ve yaşam döngüsü tek gerçek olan. “Her güzel şey fanidir” çünkü.
Birbirine dokunmayan eller: İki dünya arasındaki sınır. Asla kavuşamayan aşıklar. Belki ölüm belki yasak aşk yüzünden.
Gerilim dozunu biraz artırıyorum…
Mistik sembolizmde el, bilgeliği temsil ederken daha karanlık versiyonunda kontrol edemediğimiz şeylerin görünür hale gelmesidir. Bu yüzden korku sinemasında ve gotik edebiyatta eller yüzlerden bile daha ürkütücü olabilir.
Karanlıkta uzanan el: Bastırılmış korkular. Kaçamadığın kaderin, yüzleşemediğin geçmişin.
Mezardan çıkan el: Viktorya dönemi mezarlık sanatında bazen mezar taşlarından çıkan eller bulunur. Sırlar gömülmüştür. Ölüm bir son değildir.
Pençe gibi parmaklar: Uzun, kemikli, pençemsi ellerle anlatılmak istenen avcı doğa, açgözlülük, saplantı, insanlıktan uzaklaşmadır.
Görünmeyen bir ziyaretçi camdaki buğuya el izini bırakır. Aynada eller vardır, gerçeklik bozulmuştur, birileri içeriye hapsolmuştur. (2008 yapımı Mirrors’ı hatırladınız mı?) Bazen de metruk evin duvarlarında el izleri vardır, evin hafızasını yansıtır. Mekan yaşıyordur çünkü hayaletlere sahiptir. Ya siyah eldivenler? Bir karakter sürekli siyah eldiven takıyorsa gerçek kimliğini gizliyordur. Polisiye romanlarda katillerin veya lanetli karakterlerin eldiven kullanması tesadüf değildir. Maskeler yüzleri, eldivenler elleri gizler.
Ve kanlı el izleri. Belki de en evrensel korku sembolü. Ama ilginçtir, çoğu zaman şiddeti değil, suçluluğu temsil eder. Macbeth’teki ünlü temadaki gibi:
“Bu eller temizlenebilir mi?”
Kendisinden ameliyat yapmasını isteyenlere, Cüneyt Arkın’ın titreyen elleriyle haykırdığı gibi:
“Bu ellerle mi?” (Küçük Sevgilim, 1971)
Şimdi derin bir nefes alıyorum ve ellerin başrollerde, ikinci rollerde, ikinci el olduğu “öteki” filmleri düşünüyorum…
Uyarı: Bu yazıda elle ilgili bolca atasözü ve deyim kullanılacak; bu konuda sınırlar zorlanacaktır.
Talk to Me (2022): Burada ana karakter mumyalanmış, sır dolu bir el. Olay bu elin etrafında gelişiyor. Kesinlikle el sıkışmamanız gereken bir el bu. Çünkü doğru tutulduğunda ölülerle iletişim kurmaya yarıyor ama kuralların dışına çıkıldığında elini veren kolunu kaptırıyor.
A Nightmare on Elm Street (1984): Bizzat Freddy Krueger’ın kendi elleriyle yaptığı usturalı eldiveni kabuslarımızı süslüyor. Mükemmel kanlı bir el işçiliği ve bolca tiz ses. Çok da kullanışlı. İsterseniz metalik duvarları çizip herkesi sinir edebiliyorsunuz ya da pizzanızdaki lokmalık genç kafalarını tırnağınıza takıp, kolaylıkla ağzınıza atıyorsunuz. Nom nom!
- Do it yourself Freddy eli: İhtiyacınız olan malzemeler; yıpranmış bir deri eldiven, metal parçalar, perçinler, çeşitli meyve ve ekmek bıçakları. Birleştirin, takın, içine nefretinizi katın.
- İlginç bilgi çünkü çok severim: Wes Craven, evinde koltuğu tırmalayan kedisinden ve gece izlediği reklamlardan ilham almış.
Pan’s Labyrinth (2006): Labirentte yaşayan Pale Man’in kuş ayağına benzeyen elleri, belki de Fauno’dan rol çalmasına neden olmuştu. Karanlık fantezilerin döndüğü bu dünyayı avucunun içi gibi bilen Pale Man, Ofelia’ya önündeki tabaktan alıp, avuçlarına taktığı gözlerle bakıyor. Bu iyi bir şey mi? Hayır. En azından periler için.
Terminator 2: Judgment Day (1991): T-800’ün robotik eli filmin en ikonik unsurlarından biri. Neden mi? Çünkü bu metalik el, bir kanıt. Dünyanın sonu hakkındaki hikayelerin fiziksel, net kanıtı. Şimdi Sarah ve John Connor’ın birincil hedefi onu yok etmek. Çünkü kıyametin eli kulağında.
- Kıyamet sonrası demişken Mad Max: Fury Road’da Furiosa’nın protez, mekanik, brutal kolunu da buraya ekleyelim. Çorak arazide hayatta kalmanın ilk elden sembolü.
Edward Scissorhands (1990): Eller bazen bıçaktır, bazen de makas. Neydi o şarkı? Eller eller eller… Tim Burton’ın büyük gözler kadar sevdiği bir şey varsa o da garip ellerdir. Kıvrık, kabuki karakterlerini, ağaç dallarını andıran; gotik kiliseler gibi göğe uzanan eller. Makas Eller, elleri yerine keskin makaslar ve bıçaklar olan Edward’ın hikayesini anlatıyor. Bu bir gotik trajedi. Dokunmak istiyor ama zarar vermekten korkuyor. İlk başta toplumdan dışlansa da sonradan işe yaradığı anlaşılıyor. En dalgalı saçları o kesebilir. Ama yapamadığı şeyler var ve tuvalet kağıdı kullanamamak bahsedilmeyenlerden sadece biri.
Insidious (2010): Yaşayanlar ve ruhlar dünyasının birbirine karıştığını ve artık güvende olmadığımızı vurgulayan bir el buradaki el. Josh Lambert’ın bedenine yerleşmiş siyahlı kadının eli. Onu tabii ki ruhlara fısıldayan kadın Elise fark etmeliydi. Ne kadar normal görünürsek görünelim ellerimiz sır saklayamaz. Yaşanmışlıkların izleri, çürümüş bir şekilde, ellerimize yansır.
Evil Dead 2 (1987): Bu kez el, bir motorlu testere. Ash’in eli şeytani güçler tarafından ele geçiriliyor. Bir noktada kendi eliyle kavga etmek zorunda kalıyor. Ve kavgayı el kazanıyor. Ash de onu kesip atıyor ve yerine testere eli monte ediyor. Peki, kopan el? O şimdi ölümsüz bir varlık ve eski ünlü olarak yaşamaya devam ediyor.
The Night of the Hunter (1955): Robert Mitchum’un elleri başlı başına sinema tarihi. Sağ elinin parmaklarında “LOVE”, sol elinde “HATE” dövmeleri var. Bu eller, karakterin içindeki iyilik-kötülük savaşını temsil ediyor. Bu yüzden sürekli kadrajda. Bir elin nesi var, iki elin meselesi var.
Gözlerimi kapatıyorum. Ve zihnimden ünlü eller geçmeye devam ediyor…
The Addams Family filmlerinin, Wednesday dizisinin “Thing”i. Marifetli, akıllı, canlı bir beş parmak birey. Herkesin isteyeceği yardımcı. “Kopuk uzuv” korkularının modern bir yansıması.
Darth Vader’ın güç ile boğan, siyah sayborg elleri. Kulağımızda imperial marş sesleri. Kuf kuf kuf…
Mr. Spock’ın Vulcan selamı. Mantıklı ve akılda kalıcı. Uzun yaşa ve başarılı ol!
Dracula’nın büyüleyici, solgun, vampir elleri. Gözlerle birlikte çalıştığında daha da çekici. El emeği, göz nuru.
Nosferatu Kont Orlok’un gölgelerde uzayan elleri. Bedeniyle uyumsuz, orantısız ve tehlikeli olduğu her halinden belli.
Carrie’nin (1976) final sahnesi. Mezardan çıkan, izleyeni zıplatan, tutkulu kavrayan el. (Gratis indiriminde sevdiğim ürün tek kalmıştır.)
The Innocents’taki (1961) çok normal görünen çocuk ellerinin tekinsizliği. Seyirciyi sürekli geriyor. Bir şeyler kesin yanlış.
Doctor Strange’in portallar açan sihirli elleri. O zaman Thanos’un da elindeki sonsuzluk taşları. Frodo’nun elinden düşürmediği o tek yüzük. Wicked Witch of the West’in kara büyülere mazhar yemyeşil parmakları. Wolverine’in mutant elleriyle yarışır. (Güzel de konserve açılır.) Ne de olsa el elden üstündür.
Eminim yazacak daha pek çok el var. Bana el vermek isteyenler yorumlara ekleyebilir. Ama ben rahatlamış, nefesimi veriyor ve bu yazıyı burada bitiriyorum.
🫶 🫰 🤘 👋
