Ha Deyince Kız Kulesi Yok Olmuyor…

1. EVRE:

1’den 4’e kadar bir sayı tutun. Yazının sonunda kaç tuttuğunuzu söyleyeceğim…

2. EVRE:

Bir illüzyonist ve endurans performansçısı olan David Blaine “Buried Alive” isimli gösterisinde 3.5 ton suyla dolu bir tankın altındaki plastik bir tabutun içinde 7 gün boyunca kalıyor.

Bu zaman diliminde mezarının başında onu izleyen yaklaşık 75.000 destekçi…

David de bunları diri diri gömüldüğü rüyasında görüyor…

Diyor ki “bir kahin gibi gördüm… Bu gösteriyi denemeye değer kılan tüm ırkların, tüm dinlerin ve yaş gruplarının bir araya gelişini…”

Birden diri diri gömüldüğü rüyasında biri beliriyor: Michael Jackson… Ona hayran olduğunu çok iyi bilmesine rağmen David o anda bir anlam veremiyor…

Rivayete göre David Blaine’in “Buried Alive” gösterisine canlı tanık olanlardan birisi de Michael Jackson’mış.

3. EVRE:

George Meliés illüzyonlar satıyor, illüzyonlar tasarlıyor…

Bu kez rüyasında görmüş olabileceği ay dedeyi gözünden vuran o roketi tasarlamak için stüdyoya giriyor Meliés. Önce Cinématographe icat ediliyor Lumiere Kardeşler tarafından ama ilk cine-magician olarak Meliés’i biliyor dünya.

Çekim teknikleriyle dünyayı aya gittiğine inandırmak oluyor ya en büyük illüzyonu[i]… Sinemaya terfi etmeden önce de bir illüzyonistti Meliés.

4. EVRE:

Derken sinematik kurgunun gerçekçiliğine değil ama sahnelerdeki illüzyonistlerin gösterilerinin gerçekçiliğine –yani hilelerini deşifre etmeye- kafa yormak pek popüler oluyor…

Fakat kanatlarla, pedallarla, motorlarla, herşeyi deneyip de yere çakılanlar, deşifre edenlerin değil, sadece bir göz yanılması olarak da olsa, bunu mümkün kılmak isteyen, bazen çözümlemelerinin imkansızlaşacağı ve bu yüzden uykularını kaçıracağı kişilerin rüyalarına giriyorlar sadece.

Ve bu tarihi figürler, uykuda rüyasına girdikçe eksperlere göre dünyanın en iyi illüzyonunu gerçekleştirmeyi başarttırıyorlar ona. Tamamen bağımsız uçan ilk illüzyon sanatçısı efsanevi David Copperfield oluyor. David Copperfield’in dünyanın en büyük illüzyon numarasına verdiği isim ve konsept ise “Flying: The Dream; yani Uçmak: Rüya”.

***

Bu yüzden kültürel, yöresel ve geleneksel mirasa oldukça sahip çıkan, bir önceki dönemin yapamadığı ama yapmaya çalıştığı referanslarla ilerleyen (Houdini de Buried Alive isimli bir performans yapmıştı) ve ilerleyecek olan bu görsel sanat, rüyalara girmedikçe, bazen bu rüyaların çözünülmezliğinden ve gerçeğe uyarlamasının iyicene zorlaşmasından ötürü uykuları kaçırmadıkça ne kimse Houdini olmaya cesaret ediyor, ne de Houdini’nin kemiklerini sızlatıyor…

5. EVRE:

Yazının başını hatırlıyorsunuz şimdi…

Bir ses bana 3 tuttuğunuzu söylüyor[ii]

SON

[i] Sinema için en ideal tanım: Bir projektörden gelerek boş bir perdeye ya da ekrana yansıyan, ve gerçek algısı yaratan ışık. (Değerli hocam Savaş Arslan’ın Sinema Tarihi dersinden)
[ii] İstatistiklere göre bu numaranın yapıldığı kişilerin %75’i 3 tutarmış.

Yazar hakkında: Burak Bayülgen

1983′te İstanbul’da doğan Burak Bayülgen yedi yaşında korku filmleriyle tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe, yani yazı yazmaya koyuldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir