Looper Yapım Notları

Gelecek zamanda geçen, aksiyon-gerilim türündeki Looper‘da, zamanda yolculuk yapma olanağı bulunmuştur ama bu yasaktır, haliyle karaborsaya düşmüştür. 

Mafya, bir adamdan kurtulmak istediğinde, onu otuz yıl geriye göndermektedir. Hemen oracıkta bekleyen tetikçi ve kiralık katil Joe ise, gelen adamı temizlemektedir. Geçimini bu şekilde sağlayan Joe gitgide zenginleşmekte, güzel bir yaşam sürmektedir… Taa ki günlerden bir gün, aynı tetikçi Joe’nun gelecekteki kendisini Joe’ya yollayana dek! Filmin senaristi ve yönetmeni Rian Johnson. Diğer rollerde Emily Blunt, Paul Dano ve Jeff Daniels var. Yapımcılar ise Ram Bergman ve James D. Stern.

FİLM

Senarist ve yönetmen Rian Johnson’ın, hem zamanı, hem de insanın aklını ters yüz eden son filmi Looper’da, bir kiralık katil olan Joe (Joseph Gordon-Levitt), öldürmesi gereken kişinin, bu sefer, gelecekteki kendisi (Bruce Willis) olduğunu fark eder. Film 2044 yılında geçiyor. Bu tarihte, zamanda yolculuk yapmak olanaksızdır ama otuz yıl sonra zaman yolculuğu yapılabilir hale gelecek, üstelik de bu işin kontrolü, özellikle de belli bir amaçla, mafyanın elinde olacaktır: Gordon-Levitt’in de dediği gibi, “Gangsterler zaman yolculuğu yaptırarak adam öldürüyor. Kurbanlarını otuz yıl öncesine gönderiyor ve onları gelecekteki gangsterlerin tuttuğu kiralık katile öldürtüyor. Cesetten de böyle kurtuluyor.”

Willis filmin konusu için şunları söylüyor: “Joe’nun başı, avını elinden kaçırdığında derde giriyor. Avını elinden kaçırmak dediğim de şu: Joe işe koyulur; bir de bakar ki karşısında kendi yaşlı hali duruyor ve Joe nedense onu elinden kaçırıyor. Bu insanın başına çok gelecek bir şey değil ama her şey planlandığı gibi gitseydi, kendi gelecekteki halini başında bir çuval ve eli kolu bağlı bulacaktı. Onu tanıyamadan ve ne yaptığını bile bilmeden, adamı vurup işi bitirecekti. Ama benim oynadığım karakter, kendi gençliğinin karşısına, başı açık ve elleri serbest olarak çıkıyor. Sonra da, onu bir güzel faka basıp elinden kaçıyor.”

Looper filminde, sağlam birer dost olan Gordon-Levitt ve Johnson, birkaç yıl önce çektikleri, bağımsız ve çok başarılı bir sinema filmi Brick’ten sonra ikinci kere bir araya geliyor. “Rian’la yaklaşık on yıldır tanışıyoruz,” diyor Gordon-Levitt. “Daha Brick filmini yeni bitirmiştik, Rian bana Looper’ın konusunu anlatmaya başladı. Sonunda da filmin başkarakterini, bana göre senaryolaştırdı. Daha önce, hiç başıma böyle bir şey gelmemişti; o nedenle, bu rolde oynamaktan büyük gurur duydum.”

Filmin senaristi ve yönetmeni olan Johnson ise şunları anlatıyor: “Joe’ya Looper’dan söz ettiğimde, daha Brick filmini yeni tamamlamıştı. Bu fikir aklımda daha yeni yeni şekilleniyordu ve en sevdiğim yanı, Joe’nun içine düştüğü ikilemdi: Adam, gelecekte neler olacağını biliyor ve bu konuda çok hayati bir karar vermesi gerekiyor.”

Bu arada, Willis’in canlandırdığı karakteri harekete geçiren şey, gelecekte dünyanın ne kadar kötüye gideceğini bilmesi. Eğer daha 2040’lı yıllarda işler yolundan çıkmaya başlamışsa, 2070’li yıllarda dünyanın organize suç örgütlerinin eline geçeceğini öngörmek zor olmasa gerek. “Her şey Rainmaker denen bir adamın iki dudağının arasında,” diyor Willis ve daha sonra şunları anlatıyor: “Rainmaker toplu katliamlar yaptırıyor. Tam bir terör estiriyor. Ancak, benim canlandırdığım karakter, Rainmaker’ın, Joe’nun zamanında nerede yaşadığını biliyor. Geçmişe döndüğümde, bu Rainmaker denen adamın peşine düşüyorum. Haliyle, hiçbir şey sanıldığı kadar kolay olmuyor.”

Yapımcı Ram Bergman bundan önce, Johnson’ın ilk iki filminin de yapımcılığını üstlenmişti: Brick ve The Brothers Bloom. Bergman, Johnson gibi bir senarist ve yönetmenle çalışmanın, insanın her zaman bulamayacağı büyük bir şans olduğunu söylüyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: “Johnson son derece yeteneklidir; öyle ki, eşi benzeri yoktur, son derece de hoş bir insandır. Rian eğer aklına gelen bir düşünceyi bana açmışsa, bilirim ki ne yapıp eder, o fikri mutlaka geliştirir. Önce, bir kaç taslak çalışma yaparız. Sonra, taslakta sona yaklaştığımızda, bu fikirden nasıl bir film çıkacağını düşünmeye başlarız. Bu filmin, Rian’ın istediği gibi olması gerekir. Bizim işimiz, onun vizyonunu desteklemek ve bu vizyonu gerçekleştirmesine yardımcı olmaktır.”

Aynı şekilde, Yapımcı James D. Stern de bu filmde tekrar Johnson ile çalışma olanağını yakalamış. Daha önce, Bergman ile birlikte Johnson’ın The Brothers Bloom filminin yapımcılığını üstlenmişti. Yapımcı James D. Stern bize şunları anlattı: “Rian tekil bir sestir. Onun özelliği de bu işte. Nasıl bir dünya yaratacağı konusunda aklında çok net bir fikir vardır ve yapmak istediklerinden geri adım atmaz. Onun yaptığı işe baktığınızda, gerçekten var olan bir şeyi görmüş gibi olursunuz. Oyuncu ile izleyici arasındaki bu iletişim çok önemlidir. Ben Looper filminin senaryosunu ilk okuduğumda, hem tekrar Rian (ve Ram) ile çalışacağıma çok sevindim, hem de bu kadar çok ileri-geri sıçrama yapan, katman katman gözümüzün önünde açılan ve anlam zenginliği taşıyan bir film bulduğuma sevindim.”

Zamanda yolculuk öyküsünü yaratırken, Johnson sadelikten ödün vermemiş: “2070’li yıllarda sizi bir makineye sokuyorlar. Sonra, pat diye otuz yıl öncesinde belli bir yere yolluyorlar. Zaman makinesi belli bir döneme ayarlı. Ayarını bozup daha ileri – geri gidemiyorsunuz. Yıllar geçip 2074’e yaklaştığınızda, makinenin sizi götüreceği 2040’lı yıllar da ilerliyor.”

Üstelik Johnson’ın kurduğu dünyada, zamanda yolculuk yasak! Bu yüzden, kimse bu işi tam olarak anlamıyor ve araştıramıyor ama gangsterler biliyorlar ki zamanda yolculuk mümkün! “Gelecek zamanda yaşayan zeki adamların bildiği bir şey var: Bu işten korkmak lazım,” diyor Johnson ve şunları anlatıyor: “Zamanda yolculuk yapmanın yasaklanmasının bir nedeni de bu zaten. Dede paradoksları, kelebek etkileri falan oluyor. Kimse zamanda yolculuk yapılırsa neler olacağını bilemiyor. Ama bildikleri tek bir şey var, o da, bu işin ölesiye tehlikeli olduğu ve pek kurcalanmaması gerektiği. Öyle ki, suç çeteleri bile zamanda yolculuk olayını sadece tek bir amaçla kullanıyorlar. İşte bu yüzden, geçmişe gönderilen herkesin temizlenmesi gerekiyor. Ama bu sefer, işler çığrından çıkar ve geçmişe gönderilen bir kişi öldürülmeden serbest kalır. Bunun nelere yol açacağını kimse bilemez.”

“Rian’ın zihninde filmin bütün taşları yerine oturmuştu,” diyor Stern. “Filmin nasıl çekileceğini, bitince nasıl görüneceğini, her şeyi zaten biliyordu. Her gün çekilecek her sahneyi zihninde canlandırmıştı. Ben New Orleans’a çekimler için geldiğimde, görsel senaryo kitap haline getirilmiş, yapım ofisindeki bütün arkadaşlara dağıtılmıştı. Ekipteki herkes, filmin her sahnesini ezbere biliyordu. Bu, inanılmaz bir şey! Ve tamamını Rian’a borçluyuz.”

Filmin merkezinde, tabii ki, tetikçiler var. Bunlar, gelecek zamandaki mafyanın kurbanlarını temizlettirmek için tuttuğu düşük nitelikli kiralık katiller. “Tetikçiler öyle pek ileriyi düşünecek türden adamlar değil,” diye açıklıyor durumu Gordon-Levitt: “Yaptıkları iş, birden bire ortaya çıkan, eli kolu bağlı bir kurbanı vurup öldürmek. Kendi hayatını tehlikeye atmaktan korkmayan herkes bu işi yapabilir çünkü eninde sonunda, gelecek zamanda yaşayan gangsterler, kendi gelecekteki halinizi size yollayarak sizin halkanızı da kapatıyorlar.

Tetikçilerin kullandığı silahın adı Blunderbuss. “Bu silah, tam tetikçilere göre tasarlanmış: Eli kolu bağlı bir adamı yakından vurmaya yarıyor,” diyor Gordon-Levitt. “Uzun menzilli ya da keskin nişan alınabilen bir silah değil. Uzaktaki bir hedefi vurması olanaklı değil ama yakındaki bir hedefi de kaçırmıyor!”

“Blunderbuss berbat bir silah,” diye aleti bize açıklıyor Johnson. “Gözünüzün önüne metalden yapılmış bir tüp getirin. Bu tüp bir iki el ateş edebilsin. Hepsi bu! Ama önünüzde birden bire, başına çuval geçirilmiş, eli kolu bağlı bir adam belirse ve ille de bu adamı öldürmeniz gerekiyorsa, bu işi en iyi bu silahla yapabilirsiniz.”

“Tetikçiler öyle nitelikli katiller değil. Daha çok birer teknisyen gibiler,” diyor, Joe gibi kiralık katillerden birini canlandıran Paul Dano ve şunları aktarıyor: “Mafya işi olabildiğince kolaylaştırmış. Sanki bir fabrikada çalışıyormuş gibi, tek yapmanız gereken kolu çekmek!”

Gelin bir de, bu düşük seviyeli gansgterlerle, Gat Man’leri karşılaştıralım. Gat Man’ler ellerinde daha iyi silahlar olan eğitimli katiller. “Gat Man, mafyanın taşıyıcı kolonları,” diyor Johnson: “Tetikçiler alt kademe katiller, Gat Manler ise, oldukça kalifiye. Ellerinde devasa, son derece keskin nişan alabilen, değerli silahlar var. Başları sıkıştığında, kendilerini kolayca kurtarabiliyorlar.  Kimse kendisini bu büyük, güçlü silahın namlusunun ucunda bulmak istemez.”

OYUNCU SEÇİMİ

Filmde, Joseph Gordon-Levitt’in canlandırdığı Joe gangsterlerin tuttuğu bir kiralık katildir. Gelecek zamanda yaşayan gangsterler bir adamdan kurtulmak istediklerinde, onu geçmişe gönderirler. Bu adamı oracıkta Joe beklemektedir. Düşünsenize, bir ceseti saklamak için, geçmiş zamandan daha iyi bir yer düşünülebilir mi? Joe’nun hayatı yolundadır, taa ki bir gün mafya onun ipini çekmeye karar verene kadar! Nasıl mı? Joe’nun gelecekteki kendisini, öldürsün diye ona göndererek!

Bu arada, 2074 yılında, Yaşlı Joe (Bruce Willis), hayatını yaşamış ve çeşit çeşit kötülükler  görmüştür. Günü gelip de şehirdeki gangsterler halkasını da kapatmaya karar verdiklerinde, işin altına elini koymaya karar verir. Kendi gençliğini kandırır ve elinden kaçar. Şimdi artık, Yaşlı Joe gençliğinden kaçıp geleceğini değiştirmeye çalışacaktır.

Filmde aynı karakterin bir genç, bir de yaşlı halinin canlandırılması gerektiği için, film ekibinin önünde oyuncu seçimi açısından ciddi bir zorluk vardı. Birbirine benzeyen iki oyuncu aramak yerine, film ekibi bu rollere en uygun oyuncuları aramayı yeğledi. Gerisi sonra halledilebilirdi. Johnson oyuncu seçimi konusunda bize şunları anlattı: “Ben Genç Joe rolünü Joseph Gordon-Levitt’ı düşünerek yazmıştım. Kendisi, hem benim en beğendiğim oyuncudur, hem de iyi bir dostumdur. Yeni bir filmde birlikte çalışmayı çok istiyorduk. Bruce Willis’in Yaşlı Joe’yu oynama olasılığı ortaya çıktığında, bundan büyük heyecan duydum çünkü Bruce müthiş iyi bir oyuncu ve bu rol için biçilmiş kaftan. Ama ortada bir sorun vardı: Bu iki adam birbirine hiç mi hiç benzemiyordu. Bu farklılığı örtecek bir şeye ihtiyacımız vardı. Bulduğumuz çözümün iki sonucu oldu. Bunlardan birincisi, Joseph Gordon-Levitt’e her sabah neredeyse üç saat süren bir makyaj yapılması. Bu makyaj burnu ve dudaklarını yeniden şekillendirdi. Onu, Bruce Willis’in genç haline tıpatıp benzetme olanağı yoktu ama bir – iki ortak özellik belirleyip onları belirginleştirerek izleyiciye bu iki adamı birbirine benzetme şansı verdik.”

Gordon-Levitt’in de bu konuda söyleyecekleri var: “Herkesle bahse girerim ki dünyadaki en başarılı özel efekt makyajı tasarımcısı Kazuhiro Tsuji’dir ve ben bu filmde ta kendisiyle çalıştım. Adam sihirbaz gibi. Makyaj sona erdiğinde, cilde makyaj yapılmış olduğuna dair tek bir iz bile göremiyorsunuz. Ama bunun için, her sabah, makyaj masasına oturup üç saat süreyle burnumun, dudaklarımın, kaşlarımın, kulaklarımın ve kontakt lenslerimin yeniden şekillendirilmesini beklemem gerekti. Bruce Willis ile birbirimize o kadar benzemiyoruz ki ne yapsak onun gibi olmayacaktım ama sanırım, öyle bir makyaj yaptık ki izleyicinin aklına bu konuda hiç soru takılmayacak.  ‘Evet, bu adam tıpkı o adama benziyor, sadece otuz yıl sonrasına,’ diyecekler.”

Ama Johnson bütün işi makyajın yapmadığı kanaatinde: “İşin büyük yükü, yani yüzde doksanı, Joe’nun omuzlarındaydı. Performansını izlediğinizde gözlerinize inanamıyorsunuz. Asla Bruce Willis’i taklit etmiyor ama Bruce’un genç halini andıran bir karakter ortaya koyuyor. Sesini özel bir şekilde kullanıyor ve Bruce’un davranışlarından da oldukça esinleniyor. Müthiş bir oyunculuk sergiliyor, ekranda izlemek harika olacak.”

Bu konuda Gordon-Levitt ise şunları anlatıyor: “Ortaya basit bir Bruce Willis taklidi çıkartmak istemedim. Benim o taraklarda bezim yok. Yaratacağım karakterin bu adamın gençliğini andırmasını istedim. İçine biraz Willis tadı kattım. Bruce oldukça sessiz bir adam. Bu yüzden, ikili bir çekimde bir an bana bakıp “Yahu, sesin tıpkı benim sesim gibi çıkıyor!” dediğinde, kendime hakim olup sakin sakin “Sağol Abi” dedim ama içimden “Başardım!” diye çığlık atmak geçiyordu.’”

Gordon-Levitt’in performansını Willis de beğenmiş. Bize şunları anlattı: “Bir sahnede, masada Joe ile karşı karşıya oturuyoruz. Rolümü oynayıp replikleri söyleme sırası bende. Ama ben, birden bakakaldım: “Amma da garip bir durum,” diye düşünmüşüm. Kendi gençliğinize benzeyen birini görmek garip bir şeymiş. Gordon-Levitt çok iyi bir oyuncu. Yaptığı işleri ve bu filmde ortaya koyduğu oyunculuğu beğeniyorum. Benim konuşurken yaptığım dalgalanmaları da kaptı. Bu benim kulağıma bir anlamda garip, bir anlamda da güzel geldi.”

Johnson da bu sahneyi unutmuyor: “O sahneyi çekmek çok eğlenceliydi. Bir masanın başında çok iyi iki oyuncu oturuyor. Bir ona bakıyorsunuz, bir diğerine. İzlemesi çok eğlenceli. O sahneyi çektiğimizde yapımın neredeyse yarısına gelmiştik. O ana kadar da Joe ve Bruce ile hep ayrı ayrı çalışmıştık. Onları öyle karşılıklı oturur halde görmek çok güzeldi.”

Emily Blunt, Genç Joe’nun şehirden kaçıp saklandığı çiftliğin sahibi genç anne Sara rolünde. Kurbanını elinden kaçırdığı için gangsterlerin peşine düştüğü Genç Joe, içinde bulunduğu zor durumdan kurtulmak için bir formül aramaktadır ve gelecekte olacakları büyük çapta belirleyecek kişi Sara olur.

“Bir kiralık katil olan Joe ortaya çıktığında, belli ki zihninde bir şeyler planlamaktadır. Sara, haliyle, ondan çok şüphelenir,” diyor Johnson ve şunları anlatıyor. “Yavaş yavaş, filmin ikinci yarısına geldiğimizde, Sara bu adamın doğru yolu seçmeye çalıştığını anlayacak ve ona güvenmeye başlayacaktır.”

Sara’nın, o tarihte küçük bir sihirbazlık numarası gibi görünse de, gelecekte önemli bir role sahip olacak özel bir yeteneği vardır. Bu konuda Blunt şunları bize anlattı: “Ona TK diyorlar: Telekinetik yetenekleri var. Filmdeki kişilerde farklı farklı güçlerde bu tür yetenekler var. Sara bazılarından daha güçlü ama filmdeki diğer karakterlerle karşılaştırılamayacak bir yeteneği var.”

Johnson, filmde sunulan telekinesis gücünün sandığımız kadar heyecan verici boyutlarda olmadığını söylüyor: “TK bir genetik mutasyon olarak ortaya çıkmış. Başlangıçta, herkesi bir heyecan sarmış, olay gazetelere manşet olmuş ama sonra çok zayıf bir güç olduğu anlaşılmış, neticede bozuk paraları havada dolaştırmaktan daha öteye gidememiş. Sonra, “süper kahraman olduk” naralarından vazgeçilmiş, olay ayağa düşmüş, barlarda insanları eğlendirmek için yapılır olmuş. Bu yetenek Sara’da da var. Diğerlerinden de bu konuda biraz daha iyi. Belki de, bu nedenle oğluyla beraber herkesten uzak yaşamaya karar vermiş.”

Sara şehrin dışında bir çftlikte yaşıyor, tek başına oğlunu büyütmeye çalışıyor. Blunt Sara konusunda şunları söylüyor: “Oğlu Cid ile aralarında sorunlu bir ilişki var. Cid ona Anne demiyor, adıyla hitap ediyor ve bunu her yaptığında Sara’nın kalbine bir hançer saplanıyor. Sara oğluna yaklaşıp onunla güzel bir ilişki kurmaya çalışsa da, bu çabası her seferine Cid’in duvarlarıyla karşılaşıyor.”

Filmde Paul Dano’yu Seth rolünde görüyoruz. O da Joe gibi bir kiralik katil ve onun halkası da benzer şekilde zorlu bir şekilde kapatılmış.  “O yapayalnız bir adam aslında. Diğer tetikçilere de pek benzemiyor ama Joe’ya yakınlık duyuyor,” diye karakterini tanıtıyor Dano: “Üstelik o avını elinden kaçırdığında, bunu yapmak için elinde ciddi bir nedeni de olmamış: Yaşlı hali kensinin önüne geldiğinde, ona çocukluğunu anımsatan bir şarkı söylemekteymiş ve bu da Seth’i duygulandırmış. Bir an, zaman durmuş gibi olmuş. Nedenini kendisi de bilmiyor.”

Abe’in en önemli Gat Man’i olan Kid Blue rolünde Noah Segan’ı görüyoruz. “Kid Blue bir katil ve gangster ama psikopat olduğunu sanmam,” diyerek sözlerine başlıyor Segan: “Her ne pahasına olursa olsun, görevini başarıyla tamamlamaya kararlı bir adam o.”

Senarist ve yönetmen Johnson, Suzie rolü için Piper Perabo’yu uygun görmüş. Perabo bu konuda bize şunları anlattı: “Suzie bir gece klübünde çalışıyor ve arkadaki odada müşteri kabul ediyor. Tetikçiler bu gece klübünün en iyi müşterisi falan değil. Hatta, bazı geceler oraya girmeleri bile yasak! Ama Suzie arada bir Joe ile görüşüyor ve kendi aralarında farklı bir ilişki yaşıyorlar. Suzie’nin yatıp kalktığı diğer katillere kıyasla, Joe iyi bir adam. Joe’nun kibar bir tarafı var ki işte o tarafı, bazen Suzie’nin kalbini durduracak gibi oluyor.”

Filmdeki oyuncular içinde tanıtacağımız son kişi ise, filmin geçtiği zamanda suçluların patronu olan Abe rolünde gördüğümüz Jeff Daniels. Johnson bize bu konuda şunları anlatıyor: “Kentin yönetimini Abe adındaki bir gangster ele geçirmiş. Bu adam, Joe için, bir baba gibi. Elinde bir sürü Gat Man var, bunlarla şehri yönetiyor. Ama sorun şu ki, Abe aslında gelecekten gelmiş bir adam. Oraya tetikçileri yönetmek üzere gönderilmiş. Ama bir süre sonra bu işten sıkılınca kendine küçük bir çete kurmuş, böylece kentin yönetimini de ele geçirmiş.”

Bergman “Kimse Jeff Daniels’in bu rolü oynamasını beklemiyordu,” diyor ve sözlerine devam ediyor: “Hatta oyuncu seçme ekibinden bir arkadaş Rian’ın bu rol için özellikle Jeff’i istemesine çok şaşırmış. Ama adam müthiş iyi oynadı, görmelisiniz!”

YAPIM AŞAMASI

Filmin nasıl görüneceğine karar verirken, Johnson görüntü yönetmeni Steve Yedlin ve sanat yönetmeni Ed Verreaux ile birlikte çalışmış. Bu film yakın gelecekte geçiyor. Bu nedenle, Johnson bilimkurgu ile gerçek zaman arasında bir yerde durabilmiş: “Filmin zamanı öyle bir gelecekte olsun ki bazı fantastik öğeler koyabilelim istedim. Ama bu zaman çok da uzak bir gelecekte olmamalıydı çünkü öyle olursa, filmde kurduğumuz dünyanın bugünkü gözle tanınır bir hali olamazdı.”

Johnson sözlerine şöyle devam ediyor: “Gelecekte dünya oldukça tatsız görünüyor. Her şey yıkık dökük. İnsanların altında hala 2010’lı yıllardan kalma arabalar var. 30 yıldır bu arabaları kullanıyorlar.”

Bu konuda Yedlin ise şunları anlatıyor: “Rian bu filmin tanımını yaparken özel bir terim kullanıyor: Teatral gerçekçilik. İlk bakışta, bu terimin, filmle tam bir tezat oluşturduğunu düşünebilirsiniz ama Rian ile ikimiz o kadar uzun zamandır bu konu hakkında konuşuyoruz ki, ben bu terimi ilk duyduğumda benim için çok belli bir anlama geliyordu. O da şu: Aydınlatma, bu kaynakların etkisi, her şeyin gerçekten var olan bir kaynaktan gelmesi ama bu etkinin tiyatral anlamda yüksek olması.”

Sanat Yönetmeni Verreaux da bu konuda bizi aydınlatıyor: “Gelecekte dünyanın tamamen harabeye dönmüş olmasını istemiyorduk, ama öyle ışıl ışıl mükemmel bir yer de olmamalıydı. Bizim yarattığımız gelecek zamanda, işler pek iyi gitmemiş olacaktı. Ekonomi çökmüş, belli başlı üretimler sona ermiş olacaktı. Bu nedenle, filmde gördüğünüz bütün arabalar otuz yıllık; sadece ultra zenginlerde bir kaç tane yeni araba var, onların dışında herkes eski püskü arabalara biniyor.

Yedlin ise bu durumu şöyle açıklıyor: “Bu görünümün anafikri şu: Dünyada sosyopolitik bir değişim oldu, teknolojik değil.”

Stern de bu konuda bir şeyler anlatıyor: “Daha baştan bunun ‘Tron’ olmayacağı belliydi. Geriye gitmiş bir gelecek zaman yaratacaktık. Ama bir yandan da şehirli teknolojik hoşlukları da olacaktı. Örneğin, bisiklet tahtası gibi. Bu alet İkinci Dünya Savaşı’ndan da kalmış olabilir, ama fütüristik bir tarafı da var. Bu anlamda, eşsiz bir görünüme sahip.”

Johnson bu alanda bile yüksek teknolojiden kaçınmış: “Rian her şeyi olabildiğince kameranın sınırlarını kullanarak yapmayı seviyor,” diyor ve devam ediyor. “Geri planda birkaç tane CG ögesi var. Ama bunların büyük bölümü bir şeylerin eklenmesi şeklinde değil de, mevcut tellerin silinmesinden ibaret. Öyle ki, örneğin bisiklet tahtası yaparken bile, gerçek bir bisikleti alıp bir çubuğun üstüne oturttuk. Sonra bu çubuğu kamyona bağlayıp boyadık.”

Zaman makinesinin tasarlanmasına gelince, bu konuda Johnson ve Verreaux öncelikle geçmişteki örneklere bakmışlar. “Rian bana ilk atom bombasının resmini gösterdi,’” diyor Verreaux. Bu bombanın retro-fütüristik bir tasarımı var: Büyücek bir kürenin üstüne dolanmış bir sürü kablo ve tel, bolca da kutucuk. “O resmi gördüğüm anda, ne yapmak gerektiği zihnimde şimşek gibi çaktı. Retro stilinde, basit, kirli paslı bir alet yapacaktık. İzleyiciye vermemiz gereken tek izlenim bu aletin bu haliyle de çalıştığıydı. Bunun dışında, asıl altını çizmemiz gereken şey, filmin öyküsüydü.”

 “Zaman makinesinin sanki toplama gibi görünmesi gerekiyordu. Hani, maliyeti ucuza gelmiş, pırıltıdan uzak, eski püskü bir makine olacaktı. Neredeyse, zar zor çalışır gibi görünse, yeterdi,” diyor bu konuda Bergman.

Filmin büyük bölümü New Orleans kentinde çekilmiş olmakla birlikte, iki hafta süreyle Çin’de de çekim yapılmış. “Aslında, ben senaryoyu yazdığımda, o sahne Paris’te geçiyordu. Ama çekimleri New Orleans’ta yapacaktık. Tamam, Paris’in aynısı olmasa da, biraz film büyüsüyle altından kalkabileceğimiz bir işti.  Ama sonra, Çinli film dağıtımcısı bize filmin bir bölümünü Şangay’da çekmemizi önerdi. Düşününce, bu öyküde böyle bir sahnenin yaşanabileceğini gördüm. Tamam, Joe Paris’i hayal ediyor ama Çin de gelecekte genç bir adamın yolunun bal gibi düşebileceği bir yer. Üstelik böylesi bizim için daha iyi oldu çünkü hayali bir Paris yaratmak yerine, gerçek bir Şangay yaşadık. Gayet iyi oldu,” diyor bu konuda Johnson.

LOOPER SÖZLÜĞÜ

Looper: Tetikçi. Gelecek zamanda yaşayan mafyanın kiraladığı alt kademe kiralık katil. Geçmişe gönderilen hedefleri öldürür ve cesetini yok eder.

Gat Man: Daha üst düzey gangster. Yerel çalışır. Daha mafya tipi işlere bakar. Tetikçileri hakir görür. Onları eğitimsiz aylak adamlar olarak niteler.

Blunderbuss: Tetikçilerin kullandığı kısa menzilli toplu silah. Güçlüdür ama uzaktaki bir hedefi asla vuramaz, yakındaki hedefi ise hayatta ıskalamaz.

Gat: Aslında tabanca demektir ama Gat Man’lerin daha yüksek kalibreli silahı anlamına gelir. Güçlüdür, güvenilir ve hedefi tam onikiden vurur.

TK: Telekinetik’in kısaltması. 2040 yılında, nüfusun yaklaşık %15’inde düşük seviyeli bir telekenetik güç gelişmiştir. Süper bir güç olmak bir yana, zayıf ve kısa menzilli bir güçtür ve çoğunlukla barlarda eğlence amacıyla gösterilir.

Halkanın Kapanması: Tüm tetikçilerin sözleşmesinde yer alan bir kavramdır. Buna göre, bir tetikçinin, günün birinde, kendisinin gelecekteki halini de öldürmesi gerekebilir. Sözleşme bu şekilde sona ermektedir. Bunun karşılığında, oldukça yüklü bir ücret alacaktır ve gelecekteki işvereni ile kendisi arasındaki bu son derece yasadışı düzenlemeden geriye tek bir iz bile kalmayacaktır.

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus'un David'i gibi... Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir