Bir Yalnızlık Destanı: One Hour Photo / Baskı (2002)

One Hour Photo Çorlu’da askerdeyken izlediğim filmlerden biriydi. Nöbet istirahatlı olduğum günlerde elbiselerimi değiştirir değiştirmez hemen VCDciye koşar izlemek için bir şeyler alırdım. Klasiklerden, Çorlu gibi bir yerde sinemada izleme fırsatı bulamayacağınız nitelikli vizyon filmlerine kadar her şeyi bulabildiğim için pek şaşırmazdım. (Ama şimdi burada, Denizli’de büyük kitapçı/müzik marketlerde bulamadığım için çok şaşırıyorum.) Uykusuz geçen nöbetten sonra dinlenme gününe, gözümden uyku akmasına rağmen uyumadan güzel bir film izleyerek başlamak büyük bir zevkti. One Hour Photo da işte o uykusuz istirahat günlerinde keşfettiğim nadide bir filmdir.

One Hour Photo klip ve müzik belgeseli yönetmeni olarak adını duyurmuş olan Mark Romanek’in yönettiği ikinci sinema filmi. Romanek aynı zamanda senaryoyu da yazmış. Filmin başrollerinde Robin Williams, Connie Nielsen ve Michael Vartan var.

Nereden Gelir Tüm Yalnız İnsanlar?(*)

Seymour Parrish (Robin Williams) veya onu tanıyanların hitap ettiği şekilde söyleyecek olursak “Sy” Wal-Mart çakması bir supermarket olan Sav-Mart’ın fotoğraf bölümünde 20 yıldır, sabah 8-akşam 7 filmleri tab edip baskı alan bir teknisyendir. Sy çok yalnızıdır. Ailesi, akrabası veya arkadaşı yoktur.

Sy, filmlerini getirip fotoğraf baskısını alan insanların hayatına ister istemez şahit olmaktadır. Amatör porno meraklıları, sigorta eksperleri, kedi hastaları… Ama bir aile vardır ki Sy onlarla yakından ilgilenmekte ve adeta onların yaşantısına kare kare tanık olmaktadır. Sy, Yorkin’lerin baskı için getirdiği her karenin yedeğini almakta ve evinin bir duvarına yapıştırmaktadır. Nina Yorkin (Connie Nielsen) ile Will  Yorkin’in (Michael Vartan) okul yıllarındaki arkadaşlığından evlenmelerine, oğulları Jacob’ın doğumuna ve okula gidişine kadar fotoğraflanan her ayrıntı Sy’ın duvarında yerini almıştır. Sy kendini bu ailenin parçası saymaktadır. Ne var ki Yorkin’lerin bundan haberi yoktur.

Sy, bir noktada onlarla temas kurmaya karar verir. Nina’yla samimi olaya çalışır. Jacob’a doğum gününde fotoğraf makinesi hediye eder, onun okul maçlarına gider ve ona en sevdiği oyuncağı hediye etmek ister. Nina’ya göre daha sığ bir kişilik olan Will ile bile diyalog kurmaya çalışır. Ama bundan sonra meydana gelen bir kaç olay tüm ipleri koparacaktır. Öncelikle Sy’ın aldığı fazla kopyalar dikkat çekmeye başlamıştır. Baskı makinesinin sayacı ile müşterilerden gelen ücretler arasındaki tutarsızlığın mağaza yöneticisi tarafından anlaşılması sonucu Sy işten atılır. Ayrıca Maya Burson (Erin Daniels) adlı müşterinin bıraktığı resimler Will Yorkin’in ihanetini ortaya çıkarır.

Will’in Nina’yı aldattığını öğrenen Sy çok üzülür ve sürece dolaylı yoldan müdahale etmeye karar verir. Maya’nın Will ile çekilmiş fotoğraflarını Nina Yorkin’in fotoğraflarının içine karıştırır. İhaneti öğrenen Nina yıkılsa da , Sy’ın beklediği tepkiyi vermez ve hiçbir şey olmamış gibi davranır. Şaşkınlığını “Nesi var bu insanların?” diyerek belirtecektir.

Sy artık sürece doğrudan müdahale etmeye karar verir. Önce mağaza müdürünün kızının uzaktan çekilmiş fotoğraflarını Sav-Mart’a tab edilmek üzere bırakır. Daha sonra da reyonlardan bir bıçak çalarak, bir otel odasında buluşan Will ve Maya’nın cinsel içerikli fotoğraflarını zorla çeker. Olay yerinden kaçmaya çalışan Sy otoparkta yakalanır. Sy, sorgusunda anlattığı şeyler ile hem işlediği suçun nedenlerinin hem de yaralı kişiliğinin bir nebze anlaşılmasını sağlayacaktır.

Ve Nereye Aittir Tüm Yalnızlar?(**)

Psikolojik bir gerilim filmi olarak One Hour Photo yalnızlık teması üstüne oturur. Sy, hayatını kazanmak için çalıştığı işyeri dışında çok yalnızdır. Sevgilisi yoktur, ailesi yoktur, arkadaşları yoktur. İş yerinde suratında kabuk gibi duran sabit ve gergin bir gülüşle dolaşır. Günün 10-11 saatini birlikte geçirdiği Yoshi ile olan ilişkileri bile oldukça mesafelidir.

Sy, finalde anlattığı üzere sorunlu bir çocukluk geçirmiştir. Büyük ihtimalle babasının cinsel istismarına maruz kalmıştır. Annesi ise buna karşı sessiz kalarak istismarın dolaylı onaylayıcısı olmuştur. Hatta babası istismarı fotoğrafa ve videoya almıştır. Ebeveynlerinden küçük yaşta bu kötülüğü görmüş olan Sy hayatının ileriki yıllarında kimseye samimi ilişki kuracak kadar güvenemez hale gelir. Öyle ya, ailesinden ile güvenemeyen insan başka kime güvenebilir? Bu yüzden ailesinden uzaklaşmıştır. Yalnızlığının temel nedeni budur. Nina’ya annesinin fotoğrafı diye gösterdiği resim aslında bir avlu satışı veya kermes’ten aldığı eski bir fotoğraftır.

İnsan garip bir varlıktır. Her ne kadar kendini yalnızlığa mahkum eden ve bunun için kendince çok geçerli sebeplere sahip olan Sy gibi bir insan bile her insan gibi varlığını onaylatma ihtiyacı içindedir. Varlığın onaylanmasının en doyurucu ve gerçekçi yolu diğer insanlarla hiyerarşik olmayan, yatay iletişime dayalı sevecen ilişkiler kurmaktır. Yoksa bu tıkanıklık çok nahoş bir biçime dönüşerek insanı mahvedip çürütme potansiyeli vardır. Takşi Şoförü’ndeki Travis Bickle, Anayurt otelindeki Zebercet…   

Sy, yalnızlığını gidermek için kendine sanal bir aile bulmuştur. Yorkin’lerin her çektiği her kare fotoğrafı biriktirerek adeta onlarla birlikte yaşamaktadır. Ama ne yazık ki bu tek yönlü bile diyemeyeceğimiz bir iletişim şeklidir.

Sy, Nina’nın fotoğraf makinesinde kalan son poz ile kendi resmini çekerek farkında olarak veya olmayarak onlara doğru bir iletişim kanalı açmaya çalışır. Artık onlarda da Sy’ın bir fotoğrafı vardır. Buna paralel olarak Sy, hayatı boyunca hiç yapmadığı bir şeyi yaparak onlarla iletişim kurmaya çalışır ve bunu da başarmasına ramak kalmıştır.

İşte tam bu noktada işten atılmanın Sy için tek bir anlamı vardır: İletişim kanallarının sonsuza kadar kapanması! Bunu da rüya sahnesinden anlarız. Sav-Mart’ta boş market rafları arasında ayakta duran Sy, elleri ile yüzünü kapamıştır. Ellerini çekip gözlerini açtığında gözleri kanlanmaya başlar, sonra da gözünden kanlar fışkırır. Rüyanın temsil ettiği şey, görsel temas kanallarının tamamen kapanmasıdır. Çünkü Sy’ın Yorkin ailesi ile olan iletişimi fotoğraflar aracılığıyla, yani görseldir. Bunun için tek yöntem Sav-Mart’tır. Elbette başka yöntem olmadığı için değil, alıştığı tek yöntem bu olduğu için.

İletişimin tamamen koptuğunun anlaşılmasından sonra oluşan tıkanıklık anormal bir eyleme evrilecektir. Travis Bickle’ın yürüyen kolordu cephaneliği gibi Iris’nin çalıştığı otele dalarak herkesi öldürmesi, Zebercet’in önce ortalıkçı kadını ve kediyi öldürüp sonra intihar etmesi gibi Sy da önce ihaneti Nina’ya sezdirir, beklediği tepkiyi alamayınca fiziksel müdahaleye girişir. Jacob’ı kendiyle, ihanet karşısında sessiz kalan Nina’yı istismar karşısında sessiz kalan kendi annesiyle ve Will’i de kendi istismarcı babasıyla özdeşleştirir. Will’i cezalandırma tarzı da aynen babasının kendisine yaptığı şekildedir. Sevişirken zorla fotoğraflarını çeker. İntikam eylemi burada tamamlanır. Çünkü Sy’ın amacı Will’in ihanetini ispatlamak değil, sadece babasının çocukken kendine yaptığının intikamını almaktır. İntikam aleti de bu yüzden bıçak değil fotoğraf makinesidir. Fotoğraflar çekildiği an intikam alınmıştır. Fotoğraf makinesini içinde filmler ile birlikte otel odasında bırakması da bunun en sağlam kanıtıdır. Seymour Parrish’in yalnızlık bilmecesi de böylece çözüme ulaşacaktır. Finalde görünen, Will, Nina, Jacob ve Sy’ın mutlu bir aile olarak göründüğü fotoğraf karesinin ise hayal mi yoksa gerçek mi olduğu bir muammadır.

Klip yönetmenliğinden gelen hızlı, değişken ve çarpıcı kısa planlar yakalama, fotojenik yüzler bulma gibi meziyetlerini bir sinema filmine oldukça başarılı bir biçimde aktarabilen Romanek,“gerilim filmi” deyince ille de tempolu bir film bekleyen bazı izleyicileri hayal kırıklığına uğratsa da filmin psikolojik derinliğinden haberdar olan izleyiciden tam not alıyor. Yorkin ailesinin derinliğine fazlaca inilmemesi filmin tek kusuru olsa da genelde çok iyi bir film olarak akılda kalıyor. Robin Williams’ın ise yine 2002 yılında gösterine giren bir başka film olan “Insomnia”daki katil rolünde sergilediği oyun ile birlikte kariyerinin belki de doruk noktası oluyor Sy. Bipolar bozukluktan mustarip olan ve belki de bu yüzden itihara sürüklenen Robin Williams’ın hep neşeli ve çatlak yüzünü sinema perdesinde görmeye alışık olan bizler için onun karanlık ve depresif ikinci yüzünü görme şansı veren bu yalnızlık destanını sevenleri saygıyla selamlıyorum!    

(*),(**) The Beatles’ın Elanor Rigby adlı parçasından alıntıdır:

“All the lonely people
Where do they all come from
All the lonely people
Where do they all belong”

Yazar hakkında: S. Özgür Ilgın

1977 Yılında Aydın'da doğdu. Üniversitede bir elin parmakları kadar üyesi olan Felsefe Topluluğunun çıkardığı, iki elin parmakları kadar “tirajı” olan Yitik adlı fotokopi fanzinde öykü ve albüm tanıtımları yazdı. Blues, Heavy/Rock, Doom, Thrash, Death, Jazz ve Proggressive müziğe bayılıyor. Sergio Leone'yi David Lynch'i, Stanley Kubrick'i, Metin Erksan'ı, Ertem Eğilmez'i, Nuri Bilge Ceylan'ı, Zeki Demirkubuz'u ve Yılmaz Atadeniz'i çok seviyor, sinema ve müzik gibi eğitiminin olmadığı konularda ukalalık etmekten çok hoşlanıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir