Öteki Michael Jackson

Öteki Michael Jackson… 80’ler korku sineması kurt adam ve zombi mitlerinin efekt teknolojilerinin de nimetlerinden yararlanmak suretiyle atağa kalktığı bir yıldı. Paul Naschy ve John Landis gibi bu alanda kült filmlere imza atan yönetmenler ve müthiş makyaj ustaları sayesinde insanlar sinema salonlarını doldurup kendilerinden daha güçlü ve bir o kadarda acımazsız olan bu efsanevi yaratıkların filmlerini şaşkınlıkla seyretmeyi kendilerine görev addetmişlerdi. Dolunayın gücüne, ölümden sonrasına merak salan bu güruh sayesinde hem sinema dünyası hemde seyirci mutlu mesut hayatlarına devam ediyorlardı. Her seferinde sinemadan kafalarında mistik ve dönüştürücü bir gücün varlığına inanmak isteyerek ayrılan bir kitle doğmuştu. O dönemlerde sinema efekt teknolojisi denen sihri keşfetmiş bir de buna hayal gücü sınır tanımayan dahi yönetmenler eklenince bugün bile seyrederken hayran kaldığımız yapımlara imza atmışlardı. 80’ler gençliği farklı tatlar peşinde gelişen müziğin ve mitlerin eşliğinde hayal güçlerine müthiş bir ziyafet sunan bu insanlara hayran bir sonraki adımı merakla beklemeye devam ediyorlardı ki işte tam bu sırada bilinmeyen bir ülkeden gelen kırmızı ceketli çocuk tüm ezberleri bir anda değiştirdi.

Öteki Sinema için yazan Melahat Yılmaz

Müzik piyasası farklı renkler denemeye açtı. Sürekli tekrardan ibaret melodiler, bir türlü isteneni veremeyen çalışmalar, ritimler ve klip çekmek adına yapılan salınım hareketlerinden kurtulamayan piyasa kan ağlıyordu. Görsel sanatların doyum noktasına ulaştığı bir dönemdi ve artık fark yaratmak dikkat çekmenin tek yoluydu. Günlerden bir gün tüm dünya aynı anda televizyon ekranına kilitlenmek suretiyle karanlık ve tenha bir yolda başlayan bir hikâyeyi izlemeye koyuldu. Klasik otomobilin içinde sislerin gerisinden beliren genç bir çift tekleyen otomobilleri son nefesini verirken birbirlerine baktılar. Kırmızı ceketli çocuk gülümseyerek kıza ciddiyim benzin bitti dedi. Kızın aklındaki tek soru şuydu. Şimdi ne yapacağız. Ardından orman yoluna düşmeleriyle hikâyede şekillenmeye başlayacaktı çünkü bu çocuk gerçekten diğerleri gibi değildi. O bir kurt adamdı ve karanlık güçlerini gecenin ışığıyla birleştirmek için ihtiyacı olan tek şey dolunaydı. Sonrasında beklenen sahne o zamanın en başarılı efektleriyle gerçekleşirken biz yerlerimizi sağlamlaştırıp izlemeye devam ettik. Kısa film kurt adam miti ile başladığı yolculuğuna hikâye içinde hikâye mantığıyla devam etmiş kurt adama dönüşen liseli genç, kız arkadaşını orman boyu kovalayadursun bir sinema salonunda bu kez bu katliama şahitlik eden bir çifte kamerayı çevirmişti. Kız artık seyretmek istemiyorum serzenişleriyle sinema salonunu terk edince kırmızı ceketli çocuğumuz delikanlılığın gereğini yerine getirip kızın peşinden dışarı çıkmıştı. Esas oğlan kıza korktun değil mi diye alaylı bir ifadeyle sorduğunda kızımız hayır o kadar da değil demiş sonunda kızın korktuğuna kanaat getirilmişti. Karanlık sokakta yürümeye başladıklarında kızın bilmediği tek şey asıl korkunun şimdi başlıyor olmasıydı. Sonrasında sokak ortasında beliren zombiler eşliğinde hayat bulan müthiş bir dans rutini ve atılan kocaman bir imza vardı artık.

Sanırım kimden bahsettiğimi anlamışsınızdır. Mıchael Jackson ve o efsanevi kısa filmi thriller’dan bahsediyorum. Tüm ezberleri bozan ve müziğin yanına görseli eklemenin nasıl bir şölen yarattığını bize kanıtlayan bir hikâyeden dem vuruyorum. Sinemada kurt adamlar ve zombiler cirit atarken ve türün hayranları çoğalırken müzik dünyasında bomba etkisi yaratmış olan bu klip aynı zamanda hala en başarılı yapımların üst sırasında yer alıyor. Klibin yönetmenliğini o dönemin ve bu türün en başarılı isimlerinden biri olan john landis yapmıştı. Mıchael american werewolf in london filmini seyrettiğinde filme bayılmış ve john landis’e telefon açarak thriller adlı şarkısına bir kısa film çekmek istediğini anlatmıştı. Sonrasında bir araya gelip bu projeye yıllar geçse de eskimeyecek olan imzalarını attılar. Bir röportajında popun kralı filmi çekerken çok eğlendiklerini ve kimyalarının mükemmel uyumunu anlatacaktı. Aslına bakarsanız korku filmleri onun tarzı değildi. Çünkü seyretmek onu korkutuyordu. Lakin konu yaratıcılık olunca bu tam da popun kralının kalemiydi. Yine aynı röportajında filmde en beğendiğiniz sahne hangisi olmuştu sorusuna şu yanıtı veriyordu. Karanlık sokakta bir anda kızın ve erkek arkadaşının etrafını zombiler sarar ve kız onlardan kurtulmak için erkek arkadaşına güvenir ama dönüp baktığında onunda onlardan birine dönüştüğüne tanık olur işte benim favori sahnem. Makyajlarını yine yönetmenin unutulmaz kültü an american werewolf in london filiminin makyaj ustası olan ödüllü bir isim rick baker üstlenmişti. Makyaj açısından o günün filmleri ile boy ölçüşebilecek nitelikteydi. Rap kısımlarında sesini tüylerimiz diken diken olarak dinlediğimiz vincent price’da eklenince başarı kaçınılmaz olmuştu. Bu film aynı zamanda birçok ilki de içeriyordu. Yaklaşık on üç dakika süren rutiniyle başından sonuna kadar bizi içine çeken bir senaryosu vardı. Kısa film dönemi müzik piyasasında bu eser sayesinde vücut bulmuştu. O dönemin şarkıyı seyirciye görsel açıdan sunma şekline bakacak olursak tamamen basit optik hileler ve manzara resimlerinden ibaret olduğunu söylememiz yanlış olmazdı. Fakat dedik ya artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bütçesiyle yapımcısına kalp krizi geçirten bu film aynı zamanda birçok klasmanda bu gün bile takdire şayandır ki sonsuza dek korunması gereken yapım olarak aldığı unvanı da sonuna kadar hak ettiğini kanıtlamıştır.

İlerleyen dönemlerde kısa filminde etkisiyle aynı adı taşıyan albümü tüm zamanların en çok satan albümü unvanına da kavuştu. Popun kralı açılın ben geliyorum diyordu artık. Çocuk yıldızımız büyümüştü ve yapacak çok şeyi vardı. Yolculuğuna yıllarla birlikte farklı yapımlarla devam etmiş olsa da aklının bir köşesinde bu türe duyduğu hayranlıkla beraber bu kez hayalet olarak çıkıyordu karşımıza. Metruk bir köşke baskın basanındır diyerek dalan kasaba sakinlerinin korkak adımları bizi yine mükemmel bir rutine sürüklüyordu. Kızgın ve meraklı kalabalık köşke hayaleti kovma hevesiyle girdikleri anda kim kimi korkutacak bakalım yarışına dönüşen olaylar zinciri seyirciyi bir kez daha bu dehaya şapka çıkarmak zorunda bırakmıştı. Yalnız yaşadığı sanılan hayalet arkadaşımızın ailesiyle de tanışmak zorunda kalan ekip hem keyifli hem de ürkütücü anlar yaşarken biz de ekranlarımız karşısında bu şöleni izleme ayrıcalığına kavuşuyorduk. Filmin genelinden alınacak ders ise basitti; siz siz olun bir hayaletle uğraşmayın. Aslında niyeti sadece eğlenmek olan hayalet kasabanın aşırı titiz bir miktarda geri kafalı öğretmenini rahatsız etmişti. Kasaba halkını kahramanımıza karşı kışkırtan koca gözlüklü öğretmen (ki kendisine de popun kralı hayat vermiştir) doğruca köşkün yolunu tuttu. Daha köşke girer girmez yaptıklarından pişman olan kasaba ahalisi korkunun ve eğlencelinin göbeğine düştüler. Eğlenmeyen tek bir adam vardı o da çekilmez derece de sabit fikirli öğretmen. Başlarına gelen onca inanılmaz olayların sonucunda kasaba halkı hayalete hayran kalmış ve evlere şenlik öğretmen karakteri kendini dayanamayıp bulduğu ilk camdan dışarı atmıştı. Yıl 1997’di. Teknoloji artık her alanda fırtına hızıyla eserken film sektörü de bu fırtınadan payına düşeni almış türün müthiş yapımlarına imza atıyordu. Senaryosunu stephen kıng ile beraber yazdığı yönetmenliğini ve makyajlarını jurrasıc park, terminator ve batman return gibi filmlerden tanıdığımız stan winston’nın üstlendiği bu yapım aynı zamanda yine bir ilk olarak Cannes film festivalinde gösterilmişti. Stan Winston’ı aynı zamanda James cameron’la olan çalışmalarından da hatırlarsınız. 2008’deki ölümü sinema dünyası adına bir büyük bir kayıptır. Tüm dans rutini Mıchael Jackson dehasını taşıyordu. Makyajlar başarılı aklında kalıcıydı. Efektler, kullanılan mercek ve ışık kısa filmin etkisini bir kat daha arttırıyordu. Popun kralı bu kısa metrajlı film de tam beş karaktere yapılan müthiş makyajlar sayesinde hayat verebilmişti. İskelet adam olarak yaptığı nerede görülse tanınan dansı ilgi çekiciydi. Ne de olsa popun kralıydı ve bu filmde de zamanın tüm imkânları kullanılarak en iyisi yapılmıştı. Bize ise bir kez daha şaşkınlık ve hayranlıkla seyredip bu adam bir numara kardeşim kabul etmek lazım demek kalmıştı.

Mıchael Jackson popun kralı hayatını kayıp çocukluğuna adayan ve asla hayallerinden ödün vermeyen adam… Onunla tanıştığımız ilk andan itibaren yaptıklarıyla bugün ve bundan sonrasında onun gibisi olmayacak. Üzerinden çağlayan yeteneği, sürekli keşfe yelken açan zekâsıyla olmayan ülkesinden çıkıp bizlere ilham vermeye devam edecek. Efsaneler ölmez derler. Doğru. Bir konuşmasında insanlar her zaman daha fazlasını bekler dediğini hatırlıyorum. O her zaman daha fazlasını verdi. Hayat verdiği kurt adam, zombi ya da hayalet ne olursa olsun hep en iyisiydi. Yalnızca müzik dünyası adına değil görsel sanatlara olan katkısı da bizim burada dillendirmeye çalıştığımız bu iki çalışmasında olduğu gibi başarılı ve fikir vericiydi. Kendi tabiriyle o sadece farklı bir şeyler yaratmak ve insanların hayatlarına birazda olsa heyecan katmak istemişti. Hayallerine hayatına inat sonuna kadar sahip çıkan bu adamı bir kez daha burada anmanın mutluluğunu duyuyorum. Öteki sinema adına ona bir kez daha saygımızı gösterelim istedik. İyi ki varsın Kralımız çok yaşa!

Michael Jackson / Thriller

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

Bir yorum var

  1. Yazı için teşekkürler. Ancak sevdiğim şarkıları olsa da, Öteki Michael hakkında pek bi şey diyemeyeceğim (pek tuttuğum biri olduğunu söyleyemem açıkçası). Ama pek sevdiğim bir grubun ‘öteki’si hakkında bir link vereceğim, buram buram 80’ler kokan bu klip/şarkı için: http://www.youtube.com/watch?v=T1nMC6kLOYA

    Keyifli izlemeler+dinlemeler, saygılar & sevgiler. :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: