Professor Marston and the Wonder Women (2017)

Harika Kadının Arkasındaki Harika Kadınlar

Süper kahraman filmlerinin gişenin tozunu attırdığı bugünlerde bir süper kahramanın doğuş öyküsü sessiz sedasız seyirceye ulaşmaya çalıştı. 2017’nin Amerika’da en çok gişe hasılatı yapan üçüncü filmi olan Wonder Woman’ı duymayan sinemasever kalmamıştır. Wonder Woman’ın çizgi roman geçmişini anlatan biyografik film olarak nitelendirebileceğimiz Professor Marston and the Wonder Women filmi için aynı yorumu yapmak pek mümkün değil. Wonder Woman filmi gösterime girdikten dört ay sonra gösterime giren Professor Marston and the Wonder Woman filmi 1.229 gibi hatırı sayılır sayıda sinema salonunda gösterime girmesine rağmen toplam hasılatı sadece 1,5 milyon dolar oldu! Dağıtıcı firma Annapurna Pictures’ın henüz üçüncü filmi olan Professor Marston aynı zamanda Amerika dışında da festival filmi olarak kaldı (ülkemizde 17. !f İstanbul’da da gösterildi).

Wonder Woman’ın çizgi roman dünyasındaki doğuş hikayesini bilmiyor olmam sebebiyle bir çizgi roman sever olarak Pfofessor Marston filmine olan ilgim yüksekti. Filmi henüz seyretmediyseniz, yazının bundan sonrasını sürprizbozansız (spoilersız) anlatmanın mümkün olmaması sebebiyle okumamanızı öneririm çünkü film birçok sürprizi de beraberinde getiriyor! Ayrıca akıcı anlatımı ve başarı oyunculuklar eşliğinde sadece çizgi roman severlere hitap etmediğini de eklemeliyim. Bu arada sakın “Aaaa çizgi roman filmiymiş bu. İyisi mi bizim çocukla birlikte seyredeyim” demeyin. Film içerdiği yetişkin içerik sebebiyle R (18+) sınıfındadır.

Filme gelecek olursak; film üniversitede öğretim görevlisi olan psikolog William Moulton Marston’ı flashbackler eşliğinde anlatmaya başlar. Aynı üniversitede karısı Elizabeth Holloway Marston da çalışmaktadır. Başarılı iki akademisyenin geçmişlerinde hukuk eğitimi de bulunmaktadır. Birbirlerine ilk günkü gibi aşık çiftin hararetli, yaratıcı ve bir o kadar da sıradışı diyalogları ilk andan sizi filmin içerisine çekmeyi başarıyor. Çiftimizin çalıştığı Radcliffe Koleji, Harvard Üniversitesi çatısı altında bulunması ve sadece kadın öğrencilere eğitim vermesiyle dikkat çekiyor. Profesör Marston’ın öğrencilerinden Olive Byrne’ın güzelliği hocamızın gözünden kaçmaz ve eşini de ikna ederek asistanları yapar. Bir anda çiftimizin üçlüye dönen yaşantısında Elizabeth Marston’ın ilk başlarda tutan kıskancımsı tavırları kısa sürede Olive Byrne’ın sağlam duruşuyla ortadan kalkar. Bu noktada; Olive Byrne’ın güzelliği dışında ailesinde yer alan kadın hakları aktivistlerinin olması Marston çiftinin gözünde Olive Byrne’a bakış açılarını “sarışın aptal”dan daha öteye götürür.

Üçlünün ilişkisine odaklanmaya başlayan hikayede DISC teoreminin ve yalan makinasının doğuşunda Marston ailesinin yer alması filmin tansiyonunun yüksek kalmasına önemli katkı sağlıyor. Filmin dönüm noktası; Moulton Marston’ın Olive Byrne’a olan ilgisinin karısı Elizabeth tarafından daima tetikte takibiyle geçerken Olive Byrne’ın Elizabeth’e olan ilgisini açıklamasıyla başka bir boyuta geçiyor. Yaşanan yüzleşmeler sonrasında herkesin mutlu olduğu ve birbirini sevdiği üçlü bir aşk hikayesi başlar. Bu aşk ortamının Olive’in nişanlısı ve okul yönetimi tarafından fark edilmesiyle üçlümüz kariyerlerini kaybederler ve yeni bir yerde yeni bir hayat kurmalarına sebep olur. Yeni hayatlarında en büyük zorluk yeni iş bulmaktır. Maddi zorluklara rağmen üçlünün yeni hayatı onları mutlu etmeye yeter. Onlar için önemli olan bir arada olmalarıdır. Bu mutlulukları önce Olive ve daha sonra Elizabeth’in çocuk doğurmalarıyla artarak devam eder. Film bu kısımları anlatırken yarattığı ultra mutlu ortamın inandırıcılık açısından sıkıntılı olduğunu düşünüyorum. İnsan seyrederken “beni de aranıza alın, okey oynarız” demeden duramıyor.

Artık Wonder Woman’a da gelelim, değil mi? Üçlünün maddi sorunları aşma sürecinde Moulton’ın filmin başında da gösterilen kadın ve cinsellik saplantısı daha baştan çıkarıcı bir seviyeye ilerler. Bu ilerleme sonucunda Moulton’ın kafasında Wonder Woman karakteri şekillenmeye başlar. Buradaki detayları filme saklıyorum. Charles Moulton adıyla yazmaya başlayan Moulton’ın fetiş dolu dünyası çizgi romana da yansımadan geri kalmaz. Wonder Woman’ın yayınlanmaya başlar başlamaz ses getirmesinin arkasında tamamen Moulton’ın sıradışı ve toplumu ahlaki açıdan zorlayan bakış açısı yatmaktadır. Başarı üçlüye mutluluk getirmede yetersiz kalır. Bir yandan Wonder Woman’a gelen tepkiler ve çoklu aşk yaşamını toplumun kabullenmemesi çatışmayı da beraberinde getirir.

Açıkçası filmin akışını anlatırken çok sayıda olaya değinmediğimi de söyleyeyim. Olay örgüsü açısından zengin bu filmin; kadın yönetmeni Angela Robinson’ı araştırırken, bir kadınla evli olduğunu gördüm ki bunun filmin ruhunu yakalamasına olumlu katkısı olduğu aşikâr. Cinsel tercihler açısında güçlü söylemleri ve duruşu olan bu filmin neden basında geri planda kaldığını anlamaya çalıştığımda (zayıf dağıtım firması dışında) Marston ailesinin günümüzde yaşayan fertlerinin film hakkında olumsuz yorumlarına denk geldim. İtirazları daha çok olayların filmdeki gibi olmadığı yönünde olmuş. Aslında bu yoruma pek şaşırmadım çünkü filmi seyrederken filmin masalsı havası bende de bu tereddütü oluşturmuştu. Filmin gerçeğe uymayan kısımlarının olduğuna dair haberleri de okudum. Yalan makinasının sadece çok ilkel bir prototipini oluşturabilmişler; oysaki filmde makina şakır şakır çalışıyor. Veya Amerika’da çizgi romanlara gösterilen olumsuz tepkilerin olduğu senelerle Moulton’un yaşadığı seneler örtüşmüyormuş. Bir başka tutarsızlığın ise Moulton yaşadığı sürece Wonder Woman’ın ilk günkü aykırı duruşu bozmaması olmuş.

Professor Marston filminin prestijli yabancı sinema platformlarında ortalamanın üzerinde puan alması da filmin ayaklarının üzerinde duran bir film olduğunun ispatı olmuş. Peki, kadın olgusu ve günümüzün yükselen cinsel eğilimlerine değinen bir film neden ödül törenlerinde geri planda kaldı? Bunun cevabı kesinlikle biyografik açıdan çok fazla esinlenme sınıfında bir film olmasıdır. Ana karakterlerin gerçek hayattakilerle görsel açıdan eşleşmemeleri de işin cabası olmuş. Luke Evans (William Moulton Marston), Rebecca Hall (Elizabeth Marston) ve Bella Heathcote (Olive Byrne) ne kadar çok podyumdan fırlamış gibi gözükseler de gerçek hayattaki aşk üçlüsü çok daha ortalama tipler (sol aşağıdaki görsel). Üç ana oyuncunun da performansı fazlasıyla tatmin ediciyken belirttiğim sebeplerden dolayı ödül törenlerinde adaylık yakalayamamaları şansızlık olmuş.

Süper kahraman filmleri yanında çizgi roman dünyası adına bu tarz farklı filmleri daha çok görmeyi isterim. Professor Marston’dan önce bu sınıfta aklıma gelen ilk film 2006 yapımı Hollywoodland filmiydi. Ben Affleck’i sinema/TV tarihinin ilk Superman’lerinden George Reeves’i canlandırırken seyretmiştik.

Öteki Sinema için yazan: Hakan Tunga Kalkan

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir