Recep İvedik Üstüne Birkaç Kelam

Yerli gişe komedilerini izlemek işkence haline geldi son yıllarda. Ertem Eğilmez’lerin Nesli Çölgeçen’lerin çıktığı ülkenin sineması nasıl bu hale geldi? Tek tek yönetmenlere, senaristlere ve oyunculara odaklanarak bu soruyu cevaplamak zor. Sisteme, yani üretim sistemine bakmadıkça, onun toplumu ne tür bir istikamete sürüklediğini anlamaya çalışmadıkça da bu soru tam anlamıyla cevap bulamayacak.

Gişe komedileri, adı üstünde toplumun bütününe hitap etmeli. Çoluk çocukla yaşlıların, işçiyle patronun, eğitimli ile eğitimsizi aynı anda güldürebilen film gişede de başarılı olur. Kabul, herkese hitap edecek bir film çekmek zor, emek isteyen bir şey. Ama ortaya sinemacıyım diye çıkıyorsan bu zor işi başarmak için de emek vermeyi kabul ediyorsun demektir. Bunun için sinemacısın, yoksa fabrikada, tarlada, muayenehanede, adliyede, okulda veya başka bir yerde çalışıyor olurdun. Lakin bizim gişe komedileri kendine bir hedef kitlesi seçmiş, her geçen gün bu kitleyi daraltıp rafineleştirerek(!) yoluna devam ediyor. Lümpen mizah anlayışının en süzme en “çamur de la çamur” örneklerine şahit olduğumuz bu filmler toplumun en alt kültür ve gelir seviyesindeki insanlar için yapılıyor. Çalışmaktan anası ağlamış, boş zamanı elinden alınmış, kaliteli bilgi kaynaklarına erişmek ve  kişisel kültürünü geliştirmek için zamanı, imkanı ve hevesi olmayan, kötü çalışma şartlarında kısıtlı sosyal haklarla berbat paralar karşılığında çalışmak zorunda kalan insanlara pazarlanıyor bunlar.

Lümpen gişe komedileri içinde kuşkusuz en çok öne çıkanı Recep İvedik serisi. Malum, çok izleniyor. Box Office Türkiye’den aldığımız rakamlara göre(1) serinin ilk 4 filmi 19.330.019 izleyiciye ulaşmış. Serinin en az izlenen 2. filmini bile 3.326.084 kişi izlemiş. Ama Recep İvedik’i önemli yapan gişe komedilerinin buldozeri olması değil sadece. Diğer filmlerde ufak kırıntılarını gördüğümüz bazı rahatsız  edici eğilimlerin ayyuka çıkması gibi hastalıklı bir hal de var Güngörenli Recep’in maceralarında.

Recep eğitimsiz, işsiz güçsüz bir karakter, tam bir lümpen. İş arama, bulursa da işte kalabilme gibi bir hevesi de yok. Küfürbaz,  üstelik kaba kuvvet kullanmaya da eğilimli. Gücünün yettiğini eziyor. Ama bir de bunun öteki yüzü var: Gücünün yetmediği yerde boyun eğiyor, biat ediyor. Öneriye, eleştiriye hele hele iğnelemeye hiç tahammülü yok, adeta 130 kiloluk bir “Gonuşma Len”den ibaret. İşçi ve çalışan sınıfının döküntüsü olarak kendini onlara yakın hissediyor. Recep’in derdi orta ve orta-üst sınıfın iyi eğitimli karnı tok sırtı pek insanlarıyla. Murat Tolga Şen(2) ve Başak Bıçak(3) yazılarında bu konuya değinmişti. İşçi/çalışan sınıfından olan hatırı sayılır miktarda bir kitle Recep İvedik ile özdeşlik kurabiliyor. O tokatlar, o yumruklar aynı zamanda o kitle adına orta sınıf insanlarına atılıyor, buna kuşku yok. Bunun yanlış yönlendirilmiş bir özdeşlik. Bu yüzden Recep İvedik filmlerini izleyen kitleye mi kızacağız? Yoksa filmi çekenlere mi kızacağız? Yoksa daha başka şeylere göz atmamız mı gerekiyor? İşçi/çalışan sınıfını kendi adına atılan bu tokatlardan, tekmelerden ve yumruklardan mutlu olmaya iten şartların ne olduğunu göz atmak yerinde olacaktır.(4)

“Orta Sınıf” Denen Martaval

Orta sınıf gerçekte var olmayan, var edilmeye çalışılan devşirme bir kitledir. İçinde işçi/çalışan sınıfının beyaz yakalılarını, sermaye sınıfından yöneticileri ve esnafı içerir. Sınıfsal çıkarları açısından birbirine zıt parçaların bir araya gelmesinden oluşur. Bu parçaları bir arada tutmak için birbiriyle çatışan çıkarlar kullanılamayacağına göre aynı işlevi görmesi planlanan orta sınıf ideolojileri devreye girmiştir. Sosyal Demokrasi, Liberalizm… Serbest Piyasanın tamamen ortadan kaldırılmadan insanlara asgari düzeyde bir yaşam standardının garanti edilmesi anlamına gelen “Refah Devleti/Sosyal Devlet” ile bu orta sınıf ideolojileri uyum içindedir. Çünkü karşı tarafta korkutucu Doğu Bloku vardır. Sistem çalışanlara belli bir hayat standardı sağlayarak sol akımlara meyletmelerinin önüne geçmek istemektedir.

Orta sınıf sistemin vitrini, showroomudur. İşçi sınıfına sistemin ne kadar hoş, ne kadar ferah bir şey olduğunu ispatlayacaktır. Bir tüketim cennetidir. Evi, mobilyaları, beyaz eşyası, arabası ile orta sınıfımız mutlu, sanal bir ailedir adeta.

60’lı yılların sonunda, Doğu Bloku’nun, bilhassa Sovyetler’in korkulduğu kadar büyük bir güç olmadığı kayıtlara girmeye başlar. 70’li yılları büyük bir geri çekilişle geçirir sol. 80’li yılları değişimle geçirip durumu kurtarmaya çalışan Sovyetler Birliği 90’lı yılların başında Doğu Blokuyla birlikte  çökünce sistem rahat bir nefes alır! Artık devlet için refahın ve sosyalliğin bir lüzumu kalmamıştır. 90 sonrasında her krizde daha da törpülenen sosyal devlet fikri berhava olur. Batı yüksek karlı sektörlerde  çalışırken doğu düşük karlı sektörlerde üretim yapmak için debelenmektedir. Batı, daha sonraları işçiliği ucuzlatmak için imalatı doğuya taşır. Sendikasız, sosyal güvencesiz ucuz emek deposu olarak görülen Çin, Malezya vs. ülkelerde ucuzlayan emek, benzeri ülkelerdeki çalışanların hayat standartlarını aşağı çeker. Bu arada Batı’yı da yüksek işsizlik oranları ve “ucuz üret/çok sat/eskit/bir daha sat/herkesi borçlandır” döngüsünün sonucu olan derin bir kriz beklemektedir. Netice itibarı ile Doğu Bloku’nun çöküşü ile rakipsiz zıvanasız kalan sistem meşhur orta sınıfı da gözden çıkarır. Artık sistemin tercihi, biri güvencesiz ve çok ucuza çalışan, diğeri de güvencesiz ve çok ucuza çalıştıran iki sınıftan yanadır. Orta sınıf gibi orta sınıf kültürünü oluşturan her türlü bileşenin her geçen gün daha bezdirici bir saldırı altında olacağını tahmin etmek güç değildir. Hem dünya genelinde, bilhassa da bizde!

Lümpen Mizah

Recep İvedik’in bu kadar sevilmesindeki önemli sebeplerden biri toplumun lümpen kesimleriyle kurduğu özdeşleşme bağı buna şüphe yok. Özdeşleşmek, bir olmak ve kendini yüce hissetmek. Ama şunu da gözden kaçırmamak gerekiyor: Arınma (katharsis) korku filmlerinin olduğu kadar komedi filmlerinin de önemli bir unsuru. Recep İvedik yalnızca lümpen kesimlerle kurduğu özdeşlik sayesinde değil diğer kesimlerde yarattığı güçlü arınma duygusu sayesinde onlarla da güçlü bir bağ kurabiliyor: “Biz iyi ki bu adam kadar aptal, cahil, kaba ve tahammülsüz değiliz.” Biraz sosyal falcılık yapacak olursak; nerede arınma duygusu varsa ve toplum neye “iyi ki biz böyle değiliz” diyorsa bilin ki “böyle” olma tehlikesi çoktan ufukta belirmiştir. Artık pek çok beyaz yakalıyı mavi yakalı günler, mavi yakalıları da “Recep İvedik” günler bekliyor. Hani “Çok güldük, kesin başımıza bir gelecek var” derler ya! Neye güldüğünüze dikkat edin, çünkü siz farkına varmasanız da güldüğünüz şeye benzemeye doğru giden uğursuz yolculuk çoktan başlamış olabilir.

(1) http://boxofficeturkiye.com

(2) http://www.otekisinema.com

(3) http://www.otekisinema.com

(4) Bir bilim insanının kanserin oluşumu ile ilgili yaptığı çalışmalar sonucunda kanseri anlaması ile kanserli dokuya aşık olması başka şeylerdir. Günümüzde de gelecekte de bu ve benzeri filmlerin patolojik bulgu olmaktan başka bir değeri  olmayacaktır. Çöküşün ve yıkımın alametleridir.

Yazar hakkında: S. Özgür Ilgın

1977 Yılında Aydın'da doğdu. Üniversitede bir elin parmakları kadar üyesi olan Felsefe Topluluğunun çıkardığı, iki elin parmakları kadar “tirajı” olan Yitik adlı fotokopi fanzinde öykü ve albüm tanıtımları yazdı. Blues, Heavy/Rock, Doom, Thrash, Death, Jazz ve Proggressive müziğe bayılıyor. Sergio Leone'yi David Lynch'i, Stanley Kubrick'i, Metin Erksan'ı, Ertem Eğilmez'i, Nuri Bilge Ceylan'ı, Zeki Demirkubuz'u ve Yılmaz Atadeniz'i çok seviyor, sinema ve müzik gibi eğitiminin olmadığı konularda ukalalık etmekten çok hoşlanıyor.

3 Yorumlar

  1. Recep İvedik filmlerini ve onun temsil ettiği sulu, müstehcen komedi akımını da sevmem. Yaptığınız yorumun bir kısmı hariç hepsine katılıyorum. O da şurası; “bu filmler toplumun en alt kültür ve gelir seviyesindeki insanlar için yapılıyor. Çalışmaktan anası ağlamış, boş zamanı elinden alınmış, kaliteli bilgi kaynaklarına erişmek ve kişisel kültürünü geliştirmek için zamanı, imkanı ve hevesi olmayan, kötü çalışma şartlarında kısıtlı sosyal haklarla berbat paralar karşılığında çalışmak zorunda kalan insanlara pazarlanıyor bunlar.”
    Bu tespitlerinize katılmam mümkün değil. Toplumun bu kesimindeki insanlar “ekmek parasını” kazanmanın derdinde olan kişiler. Sizin tanımınıza göre “kişisel kültürünü geliştirmek için zamanı, imkanı ve hevesi olmayan” bu kişilerin sinemaya gidip Recep İvedik serisini izlediklerini söylemek haksızlık olur. Kaldı ki bu tespite göre o zaman sadece Recep İvedik serisi değil bu kategoride değerlendirebileceğimiz diğer filmlerin de gişede başarıya ulaşması gerekirdi. Nitekim kendi arkadaş çevremden gözlemlediğim kadarıyla Recep İvedik filmlerini beğenen arkadaşlarımın hepsi “kaliteli bilgi kaynaklarına erişmek ve kişisel kültürünü geliştirmek için zamanı, imkanı ve hevesi olan, kötü çalışma şartlarında kısıtlı sosyal haklarla berbat paralar karşılığında çalışmayan” kültür ve refah seviyesi gayet yerinde üniversite mezunu kişilerdir.
    Saygılarımla…

  2. Dediğiniz gibi bu filmler toplumun en az kültür seviyesine ait insanlar için yapılıyorsa, çaresi basit. Bu insanlara sinemayı yasaklayın. Sinemaya sadece sizin gibi “kültür seviyesi yüksek, ne izlemesi gerektiğini bilen, zeki insanlar” alınsın. Bizde görelim bakalım hangi filmler gişe yapıyormuş…

  3. Mansur Yıldırım

    Güzel bir yazı olmuş zevkle okudum güzel tespitler var teşekkürler s.özgür ılgın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir