Shark Night (2011)

Shark Night posterGayet net bir şekilde söylüyorum ki bu filme kötü diyenlerin ciddiye alınmaması gerekir. Bir sinemaseverin Shark Night’ı sevme gibi bir zorunluluğu tabii ki yok, ama kişi bu filmi “seyredilmeyecek ölçüde kötü” olarak tanımlıyorsa, türden ne beklemesi gerektiği bilinmiyor demektir.

Öteki Sinema için yazan: Yigilante Kocagöz

Geçen hafta kendimi Shark Night’ı Ankara-İstanbul otobüs yolculuğum sırasında Türkçe dublaj ile seyrederken buldum ve uzun zamandır ilk kez bir filmi dublajlı seyrettiğim için kendimi şanslı hissediyorum. Filmin tüm ucuzluğunun “”hey adamım, lanet olsun sana” minvalindeki tercüme kalitesiyle nasıl güzel bir uyum içinde olduğunu anlatamam.

Hikayeye gelirsek, elimizde güzeller güzeli Sara ve üniversiteden altı adet arkadaşı var. Bu tayfa “utanmadan kızlı erkekli” bir şekilde Sara’nın ailesinin yazlığına haftasonu tatiline gidiyor. Tatil evi oldukça büyük bir gölün ortasındaki küçümen bir adanın üzerine inşa edilmiş. Sara yıllar önce yaşadığı bazı travmatik olaylardan ötürü yazlığa hiç geri dönmemiş ama her ne hikmetse arkadaşlarıyla parti fikri tüm travmaları zihninden siliyor anlaşılan. Ardından ne mi oluyor? Gölü bir sürü köpekbalığı basıveriyor. Çekiç kafalılar, piranadan bozma minyonlar, bildiğimiz Jaws familyasından olanlar… Şenlik başlıyor biz de bir avuç çerezi ağzımıza atıp Sara ve arkadaşları şerefine bira şişemizle kadeh kaldırıyoruz.

Shark Night001

Şimdi akıllara gelen ilk soruyu yanıtlayayım: Evet, kulağa pek şaşırtıcı gelebilir ama tatlı suda yaşayan bazı köpekbalığı türleri mevcut. Yani Shark Night o noktada büyük bir mantıksızlığa sahip değil. Bunun dışında doğal olarak göldeki köpekbalıklarının ne kadar büyük bir tehlike oluşturacağını sorgulayabilirsiniz. Sonuçta teknede beklersin, evden birilerini telefonla ararsın, en azından suya hiç yaklaşmamayı akıl edersin. İşte bu noktada Shark Night kendinden bekleneni yaparak en büyük mantıksızlıkları ve klişeleri itinayla hikayesine serpiştiriyor. Telefonlarımız adanın olduğu bölgede çekmiyor, adaya gelirken kullandığımız tekne doğal olarak en saçma anda patlıyor ve tüm köpekbalıklarımızın çok zeki ve jetskiyle yarışacak (hatta önüne bile geçebilecek) kadar hızlı olduğunu görüyoruz. Bakın burada ince bir nüans mevcut, 2-Headed Shark Attack ya da Mega Shark vs Corocosaurus gibi cazibesi absürtlüğünde olan bir filmden bahsetmiyoruz. Shark Night kendini ciddiye alan, bir gerilim hikayesi anlattığına inanan ama korku sinemasındaki tüm klişeleri kullanmayı bir an dahi eksik de etmeyen bir film. Öyle ki, ben bu klişelerin çoğunun hala kullanıldığını bilmiyordum bile. Hiç sürprizleri bozmayacağım, muhtemelen filmi seyrederseniz siz de bana hak vereceksiniz.

Bu filmin fragmanını görüp buna rağmen filmi seyretmeye karar veren birinin kızmakta haklı olabileceği tek nokta filmin 3D olmasıdır. Gene de Shark Night’ı 3D seyretmek  The Great Gatsby’i 3D seyretmekten daha manalı bir seçim. 3D kullanımı konusunda yetkililer artık işin ölçüsünü kaçırdıklarını idrak etsinler.

Shark Night003

Filmin beni sevindiren bir diğer özelliği ise müziklerinin Graeme Revell’in imzasını taşıması oldu. Bu tamamen Revell’i The Crow (1994) ve Strange Days (1995) filmlerinden beri takip etmemle alakalı. Başka kimseyi heyecanlandıracağını zannetmiyorum.

Tüm bunlara ek olarak Shark Night, Sara Paxton’ın korku sinemasında yükseliş yaptığı birkaç yılın son filmi. Paxton 2009 yılında The Last House on the Left ile iyi bir çıkış yakalamış, 2011’de de The Innkeepers ile devamını getirmişti. 2011’deki Shark Night’tan sonra Paxton korku türünde çok gözükmez oldu. Bence masum final kızı imajı onu korku sinemasında daha uzun süre gündemde tutar, tabii böyle anılmayı isteyip istememek tamamen kendisine kalmış.

Açıkçası Shark Night hakkı çok yenmiş bir film. Nasıl bir beklenti ile eleştirildiğini anlamak güç. Her katil balık filmi çağın yeni Jaws’ı mı olmaya oynamalı? Eğer böyle bir taleple eleştiriye girişecekseniz şu cümlemi biraz düşünün: Bu filmde sudan bir anda zıpkın gibi fırlayan bir köpekbalığı jetski ile karşıdan gelmekte olan adamı yutup yeniden suya dalıyor! Nasıl bir dramatik derinlik bekleyebilirsiniz ki? Shark Night, meşhur Piranha filmlerine öykünen bir film, amaçladığını da iyi bir şekilde başarıyor. Sonuçta 2006 yapımı Snakes on a Plane gibi bir filmin arkasındaki yönetmen David R. Ellis, bu tarz bir  filmi kötü çekse bile seyredilmeyecek kalitede çekmezdi. Bu arada Shark Night’ın Ellis’in ölümünden önceki son filmi olduğunu da eklemek gerek.

Shark Night004

Kıssadan hisse, oldukça uçuk konulu bir filmde Scream serisinde yıllardır anlatılan onca klişeyi bir arada görüp de sıkıntıdan ırak, keyifli bir doksan dakika geçirmek istiyorsanız Shark Night’ı seyredin. Şu güzelim bahar günleri de kapıya dayanmış, Sözde Kral Joffrey de cehennemin dibini boylamış iken mutluluğu en çok siz hak ediyorsunuz. Çerezleri hazır edin, Shark Night DVD’sini oynatıcıya takın, sonra da eğlenin eğlenebildiğiniz kadar.

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir