Yıllar Sonra TV’de Uzay Operası!

Yıl 1987. Return of the Jedi’dan (Jedi’ın Dönüşü) sadece dört yıl sonra. Uzay operası türüne duyulan ilgi hâlâ capcanlı, çünkü bu arada bilim kurgunun bir diğer büyük serisinin, Uzay Yolu’nun üçüncü ve dördüncü filmi de gösterime girdi. Bu filmlerin kârlılığı da yapımcılara türü televizyona geri döndürmek için cesaret verdi. Star Trek: The Next Generation doğdu.

Yapımcılar hazır tür popülerken seriyi genişletecek cesur adınlar atmaya karar verdi. Artık yaşı kemale ermeye başlayan Kirk ve ekibinin yerine yepyeni bir ekip yaratıldı. İzlenme oranları, özellikle hikâyelere biraz daha çekidüzen verilen üçüncü sezondan itibaren uçtu. The Next Generation (müsaadenizle kısaca TNG yazacağım) uzay operasının televizyondaki piyasasını o kadar genişletti ki yayınına başlandığı 1987 yılından Battlestar Galactica’nın son bölümünün yayınlandığı 2009’a tür ekranlardan hiç inmedi. Bugün efsane olan pek çok dizi de bu süreçte yayınlandı. Yine Uzay Yolu evreninden DS9, Voyager ve Enterprise’ın yanında Babylon 5 (Babil 5), Farscape, Stargate, Firefly gibi isimler, dönemin ne kadar görkemli olduğunu anlatmaya yeterli olur sanırım. Fakat daha sonra bir haller oldu uzay operasına. Diziler ortadan kaybolmaya veya Stargate Universe gibi, erken iptal edilmeye başlandı. Hasret nihayet bitiyor. Televizyonlarda uzun süredir ilk kez iki uzay operası dizisi aynı anda oynuyor: Dark Matter ve Killjoys.

Dizilerin ikisi de Kanada’dan geliyor. İkisi de safkan uzay operası, ama türe yenilik getirmek yerine güvenli sularda yüzmeyi tercih ediyorlar. İki dizi arasında başka ortak noktalar da var. Her ikisinde de lider bir kadın. Hatta birbirlerine pek benzemeseler de iki karakter için de “alfa dişi” denebilir. Her ikisinde de güçlü bir “şirket” vurgusu var. Şirketler yönetimi ele geçirmiş, lobi veya baskıyla yasaları kendine uydurmuş, istediklerini yapıyorlar. Hatta şirketler devlet olmuş diyebiliriz (hatta devletlere de şirket diyebiliriz ama o başka bir tartışma konusu). Dark Matter da, Killjoys da sistemin sebep olduğu zulmü hikâyeleştiren alt öykülere sahip ama buradan bir sistem eleştirisi çıkaracak kadar ileri gitmiyorlar. Buna karşın sistemin dışında kalmaya, şirketler karşısında bağımsızlığını korumaya çalışan kahramanları konu alıyorlar.

İlk konuğumuz olan Dark Matter 13 bölümden meydana geliyor. Bir uzay gemisinde hiçbir şey hatırlamadan uyanan 6 insan ve 1 android’in hikâyesini anlatıyor.  Hafızaları o kadar boş ki birbirlerine isimlerle değil, uyandıkları sıraya göre aldıkları sayılarla hitap ediyorlar. Kimsenin bir şey hatırlamaması, çözülmesi gereken en büyük bilmece ve dizi bu gizemi koruduğu sürece ilgiyi canlı tutuyor.  Kısa bir süre sonra Beş hariç hepsinin cinayetten korsanlığa kadar pek çok suçtan aranan, paralı asker olarak çalışıp pis işler yapan azılı suçlular olduğu ortaya çıkıyor. Peki bu ortaya çıktıktan sonra gizem çözülüyor mu? Hayır. Çünkü yeni bir başlangıç yapmaya karar verseler de, bu kez geçmişleri onları rahat bırakmıyor. Dahası, cevap bulan sorulardan çoğu yeni soru işaretlerinin belirmesine yol açabiliyor.  Üstelik bu sorular sürüncemede de kalmıyor. Çoğu en fazla 1-2 bölüm sonra açıklanıyor. Belki bir çizgi romandan uyarlanmış olduğu için böyle ama bu, dizinin seri anlatımına rağmen gizemli atmosferini 13 bölüm boyunca korumayı başardığı gerçeğini değiştirmiyor.

Fakat maalesef her şey güllük gülistanlık değil. Dark Matter, Farscape ve Firefly’ın izinden gidiyor.  Yani birbirinden çok farklı mizaca sahip oldukları halde bir şekilde bir uzay gemisinde bir araya gelmiş yedi kişiyi işliyor. Ancak karakterler insanı kendine bağlayamıyor. Hepsinin zaman içerisinde ortaya çıkan bir entrikası var ama hiçbiriyle bağ kuramıyorsunuz. En enteresanları olan Üç dâhil, hepsi kahraman ve anti-kahraman klişeleri üzerine kurulu. Ayrıca bütçesi çok düşük ve prodüksiyon kalitesi yerlerde geziyor. Uzay gemisinin gelip geçtiği sahneler hep tekrar ediyor. Hadi bunu sineye çekebiliriz, hatta son bölümlerde biraz düzeldiğini de söyleyebiliriz ama “kalabalıktır” diye alışveriş merkezinde çekim yapıp “uzay üssü” diye yutturmaya çalışmak biraz eşeğin kulağına su kaçırmak oluyor. Yedi karakter, şirketlerin birbirini yediği ortam, aksiyon (dövüş koreografileri iyi bu arada) filan derken yapımcılar bütçeye göre biraz fazla açılmış gibi geliyor.

Killjoys ise sadece üç kahramanı ve tek şirketiyle daha mütevazı bir portre çiziyor. En azından ilk birkaç bölümde. Zira sonradan birkaç farklı güç odağı tanımlanıyor ve şirket bunlardan sadece biri. Dört gezegenli bir sistemde paralı asker olarak çalışan kahramanlarımızın bağlı olduğu RAC bir diğeri. Ayrıca irili ufaklı direniş güçleri de var. Belki de Dark Matter gibi seyirciyi “bilinmeyen” üzerinden bağlamadığı için çok daha iyi oluşturulmuş bir mitolojisi var Killjoys’un. Geçtiği ortam hakkında daha doyurucu bilgi veriyor. O bilgileri verirken de en sevdiğim şeyi yapıyor: Satranç tahtasına taşlar yerleştiriyor.  Kırmızı 17’den şirketin yönetim kurulu Dokuzlar’a, mazoşist tarikat liderinden altıncı seviye Killjoy’lara kadar pek çok farklı güç odağı, sezonun ikinci yarısında giderek artan bir gerilimle birbirine doğru hareket ediyor. İşte o zaman Killjoys’un daha iyi planlanmış bir dizi olduğunu anlıyorsunuz.  Giderek artan ve “yaklaşan fırtına” olarak tanımlanan gerilim son bölümde patlıyor. Biz de olacakları görmek için ikinci sezonu beklemek zorunda kalıyoruz.

Dark Matter için getirdiğim eleştirilerin büyük bölümü bu dizi için de geçerli. Geçerli olmayan şeyse karakterler. Hem konu gereği haklarında daha fazla şey bildiğimizden, hem de John’un moralini düzeltmek için Dutch’a çizgi roman okuması gibi iyi yazılmış birkaç sahne sayesinde karakterlerle daha fazla bağ kurabiliyorsunuz. Sadece üç karakter olması, her birine daha fazla zaman düşmesini de sağlıyor tabii. Yine de dokuz kişilik Firefly’ın karakterler konusundaki başarısının yanına yaklaşmıyor Killjoys. Bunun en önemli sebebi, (Firefly’la kıyaslandığında) karakterlere birer süper kahraman gibi yaklaşılması. Bu da beraberinde belli bir karizmayı tutturma gerekliliği ve ulaşılmazlık hissini getiriyor. Karakterlerin geçmişten gelen yaraları bile Süpermen’in kriptoniti muamelesi görüyor. Ama bunun diziyi aşağı çektiğini söylemek haksızlık olur. Zaten bir eleştiriden ziyade tespit bu. Killjoys’u aşağı çeken şey, tıpkı Dark Matter gibi, düşük maliyet ve prodüksiyon kalitesi. Ancak bu alandaki kusurlarını Dark Matter’a kıyasla daha iyi gizlediğini söyleyebilirim. Kanada menşeli bir diğer bilimkurgu dizisi olan Continuum ikinci sezonda bu alanda çağ atlamıştı. Umarım Dark Matter ve Killjoys da benzer bir sıçrama gerçekleştirir.

Evet, uzay operası televizyona geri dönüyor. Her iki dizi de kusurlara sahip olsa da kalite açısından “yoklukta gideri var”ın üzerindeler. Yazıdan anlaşılmıştır belki, şahsen Killjoys’u daha çok tuttum ama Dark Matter da yeterli eğlence vadediyor.  Yine de bu diziler sizi kesmezse, Syfy’ın yeni dizisi The Expanse’in başladığını ve gayet iyi olduğunu not düşelim.

Yazar hakkında: Kaan Zanbakcı

1976, İstanbul doğumlu. Sinema denen sanatın ne kadar büyülü bir şey olduğunu 1986’da, Şişli Site sinemasında izlediği Return of the Jedi ile farkına vardı. 10 yıldır çevirmenlik yapıyor. Önce Divxplanet bünyesinde, ardından Öteki Sinema’da film eleştirileri yazdı. Sender’in açtığı senaryo atölyelerine katıldı. Hayalî İcraat adında bir bilimkurgu/fantastik sinema sitesi hazırladı ancak o büyüklükte bir siteyi tek başına hazırlamanın zorlukları, hosting firmasının saçmalıklarıyla birleşince 6 yılda büyük mesafe kat eden, 800’ü aşkın makale içeren sitesini kapadı ve Öteki Sinema’ya geri döndü.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir