Bir Anneyi Çocuğundan Ayıramazsınız: Gorgo (1961)

1950’li yıllarda İngiltere’de çekilen düşük bütçeli bilim kurgu ve korku filmleri, belki Amerikan örnekleri kadar iddialı yapımlar değildi ama bir bakıma garanti yatırım sayılırdı. Ucuza çekilen filmler, hem iç pazara hem de Amerika’ya pazarlanabildiğinden, yatırılan para rahatlıkla geri dönebiliyordu. Hatta bu dönemde çekilmiş İngiliz bilim kurgu ve korku filmlerinde, Amerika’daki ortakların aracılığı (ya da kimi zaman zorlaması) ile kadroya dâhil edilmiş Amerikalı oyuncu, senarist veya yönetmenlere rastlamak pek de sıra dışı bir durum değildi. Meşhur İngiliz yapım şirketi Hammer’ın da korku sinemasında liderliğe giden yolun ilk temellerini bu dönemde attığını hatırlatalım.(1) 1960’lı yıllara gelindiğinde dev canavarların istilası teması, önceki on yıla göre cazibesini yitirmişti ama koşulların elverişsizliği, İngiliz yapım şirketi King Brothers’ın, Japonya’nın milli gururu Godzilla’ya cevabı niteliğindeki filmini engellemedi. Daha çok Jean Renoir filmlerindeki sanat yönetmenliğiyle bilinen Rus asıllı Fransız sinemacı Eugene Lourie, Renoir ile birlikte Amerika’ya gittikten sonra The Beast from 20.000 Fathoms (1953) ve The Giant Behemoth (1959) gibi dev canavar filmleri ile yine aynı kategoriye koyabileceğimiz The Colossus of New York’u (1958) yönetmişti. 1961 yılı mahsulü Gorgo, Lourie’nin yönettiği dördüncü ve son sinema filmi oldu.

“Daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemiyor!” sloganıyla sunulan Gorgo, iddia edilenin aksine daha önce gördüğümüz birçok filmin kolajı gibi. Lourie’nin ilk filmi The Beast from 20.000 Fathoms’ın (1953) yanı sıra King Kong (1933) ve Godzilla (1954) gibi köşe taşı filmlerden de fazlasıyla etkilenen Gorgo, bu faydacılığıyla sinema tarihinin dehlizlerinde unutulmaya mahkûm olabilecekken, kimi artılarıyla kendini hatırlanır kılmayı başarıyor.

Deniz altındaki gemi kalıntılarını yağmalayarak geçimlerini sağlayan Joe Ryan (Bill Travers) ve Sam Slade’in (William Sylvester) gemisi, yakalandığı fırtına sonrası İrlanda kıyılarındaki küçük bir balıkçı köyünün açıklarına sürüklenir. Gemilerinin tamiratı sırasında köye giden ikili, pek hoş karşılanmaz. Misafirperverlikten uzak köylülerin davranışlarından huylanan Joe ve Sam, köyün açıklarında yaptıkları dalış sonrasında ummadıkları bir şeyle karşılaşırlar.

Denizden çıkan 65 feet (yaklaşık 20 metre) boyundaki canavarı yakalamayı başaran paragöz ikili, Dublin Üniversitesi’nden gelen teklifi kârlı bulmadıkları için bir sirkle anlaşır ve Gorgo ismini verdikleri canavarı satar. Londra’ya getirilen Gorgo, sirkte sergilenmeye başlar. Bu arada bilim insanları, yaptıkları araştırma sonrasında Gorgo’nun yetişkin değil, sadece küçük bir çocuk olduğunu tespit ederler. E bunun annesi babası yok mu diye endişelenmeye başlayanların haklı olduğu kısa bir süre sonra ortaya çıkar.

Vahşi doğadaki yaşam alanından zor kullanarak kaçırılıp büyük şehre getirilen ve bilet karşılığı insanların seyrine sunulan dev canavar temasıyla King Kong’la, büyük şehri yerle bir eden dev canavar temasıyla da Godzilla’yla yakın bağlar kuran Gorgo’nun senaryosundaki en büyük farklılığın, anne canavarın çocuğunu kurtarmak için verdiği mücadele olduğu söylenebilir. Fakat filmin, yazının başında bahsettiğimiz artılarından biri bu değil elbette. Kafaya yazacağımız en önemli artı, tabii ki dev canavarın harika tasarımı. Gorgo’nun sinema tarihinin en havalı dev canavarlarından biri olduğu su götürmez bir gerçek. Artık öfkeden mi bilinmez ama alev alev yanan kıpkırmızı gözleriyle akıllara kazınan Gorgo, aynı Godzilla gibi kimi dinozorlar esas alınarak tasarlanmış. Hemen ardından ekleyeceğimiz bir başka artı ise filmin görüntü yönetmeni Freddie Young. Kariyerinin devamında Lawrence of Arabia (1962), Doctor Zhivago (1965) ve Ryan’s Daughter (1970) ile tam üç kez Oscar’a uzanacak olan Young’ın varlığı, Gorgo’ya kesinlikle kademe atlatıyor.

Filmin bir diğer artısı da kendini uygarlığın merkezine yerleştiren ataerkil beyaz adamın, diğer insan, hayvan, kadın dâhil bütün canlıları ötekileştirmesine farklı bir bakış açısı sunması. King Kong gibi filmlerde dev canavarın yaşam alanındaki yerli halk genelde siyahidir ve beyaz adam bölgede nakde dönüştürüleceğini hissettiği her şeyi sömürme eğilimindedir. Gorgo’daysa dev canavarın yaşam alanındaki yerli halk beyaz ırktan (İrlandalılar). Gorgo, gerek (filmde Gaelic olduğu söylenen) konuşmaları, gerekse davranışları ile ötekileştirdiği köylüler üzerinden her beyaz adamın “uygar beyaz adam” olmadığına dikkat çekiyor. Joe ve Sam karakterleriyle özdeşleştirebileceğimiz sömürgeci İngiltere, her ne kadar birlikte yaşadığı köylülerin ölümüne yol açıyor olsa da dev canavarı İrlanda’dan çalıyor ve Dublin Üniversitesi’nden gelen teklifi de elinin tersiyle iterek Londra’daki sirke götürüp bilet karşılığı sergilemeye başlıyor.

Ayrıca çocuğu kurtarmak için baba değil de anne canavarın gelmesi de oldukça manidar. Bariz biçimde kadının temsili olan devasa boyutlardaki anne canavarın, büyük toplarıyla boy gösteren savaş gemileri ve tanklar ya da Big Ben gibi fallik objeleri yerle bir etmesini izlemek gerçekten ayrı bir zevk.

Bunların dışında Gorgo’yu yerden yere vurabileceğimiz bir dolu sebep de mevcut. Zaten 78 dakika gibi görece az süresinin neredeyse son yarım saati, çocuğunu kurtarmak isteyen anne canavarın önüne gelen engeli yıkıp geçerek ilerlemesinden müteşekkil olduğundan, geriye “tip” olmaktan öteye gidemeyen karakterleri derinleştirmek için yeterli vakit kalmıyor. Hatta filmde öne çıkan hiçbir kadın karakterin yer almadığını da eklemek lazım. Herhangi bir mizahi ya da romantik dokunuştan yoksun film, bütün ağırlığını dev canavarın büyük şehri yerle bir etmesine veriyor.

Evet, dev bir canavarın Tower Bridge, Big Ben, Picadilly Circus gibi Londra’nın simge mekânlarını dümdüz etmesini görmek, çok ama çok eğlenceli. Fakat yıkım sahnelerinin fazlasıyla uzun süresi, bir yerden sonra yorucu olmaya başlıyor. Ayrıca özel efektlerin tutarsızlığı da çok can sıkıyor. Bir sahnede “vay, burayı ne güzel çözmüşler, hâlâ eskimemiş” diyorsunuz, zamanına göre bile demode kalan bir sonraki sahnede hayal kırıklığına uğruyorsunuz. Ordunun hava, kara ve deniz kuvvetlerinin anne canavarı durdurmak için savaştığı sahnelerin aralarına eklenen arşiv görüntüleri ise öylesine özensiz yerleştirilmiş ki hayret etmemek elde değil. En fenası da finalde bir araya gelen anne ve çocuk canavarın bir arada göründüğü sahneler. Güya annenin boyu 200 feet (yaklaşık 60 metre), çocuğunki ise 65 feet (yaklaşık 20 metre). Beraber yan yana yürüdükleri sahnede sıkıntı yok ama ilk karşılaştıkları sahne ile finalde denize girip uzaklaşmaya başladıkları sahnede şok olacaksınız. Orantıyı öyle ayarlayamamışlar ki ancak bileğine kadar gelen çocuktan kerteriz alırsak annenin boyunun nereden baksan en az 250 metre olması lazım.

Son bir not: Japonya yapımı Godzilla’dan esinlenerek çekilen İngiltere yapımı Gorgo’nun, bir başka Japonya yapımı filme neredeyse yeniden çevrim denebilecek kadar esin kaynağı olması ise kaderin bir başka cilvesi olsa gerek. Nikkatsu yapım şirketinin pek de gurur duymadığından emin olduğum tek kaiju (dev canavar) filmi olan Gappa the Triphibian Monsters’ı (1967), rahatlıkla Gorgo’nun gayriresmî kardeşi olarak yaftalayabiliriz.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

(1) Hammer’ın fitilini ateşleyen Quatermass serisi hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenleri BURAYA alalım.

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

Bak bunu da seversin...

Korku Filmleri Hakkında 20 Tüyler Ürpertici Bilgi

Öteki Sinema yazarı Semra Doll, yine ilginç bir listeyle okurların karşısına çıkıyor: Korku Filmleri Hakkında 20 Tüyler Ürpertici Bilgi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir