Sevgi ve Esaret: İmdat ile Zarife (1990)

Sinemamızın az ve öz film çeken yönetmenlerinden Nesli Çölgeçen 1990(*) yılında dördüncü sinema filmi olan İmdat ile Zarife’yi çekti. Makarayı biraz geriye saracak olursak belgesel çekerek yönetmenliğe atılan Çölgeçen, Kardeşim Benim (1983) ile başladığı sinema kariyerine Züğürt Ağa (1985) ve Selamsız Bandosu (1987) gibi iki yüksek kalibreli klasik ile devam etmişti. Züğürt Ağa’ya göre biraz daha mütevazi (fakat asla daha önemsiz değil!) bir film olan Selamsız Bandosu’nu pek az sinemada gösterme şansı bulduğunda belki de bir sonraki filminin başına geleceklerin kokusunu almıştır. İmdat ile Zarife ise Selamsız Bandosu kadar bile şanslı olamayacak ve sinema salonlarında gösterime giremeyecektir.

İmdat ile Zarife’nin senaryosunu Nesli Çölgeçen, Hakan Aytekin ve İrfan Eroğlu yazarken yapımı Reha Arın (MTV Yapım) üstlenmiş.

Film, hayat denen akışta yolları kesişen ve ayrılan iki kahramanın, Zarife (Ayı Ayşe) ve İmdat’ın (Şevket Altuğ) öyküsünü anlatıyor. Yavruyken doğadan koparılan ve dayakla, sopayla “eğitilen” ve burnuna halka takılarak sokaklarda oynatılan yırtıcı hayvanların en irisi ve güçlüsü ile artık ölmeye yüz tutmuş bir meslekten, ayıcılıktan kazandığı para ile ailesine, yani eşi Menekşe’ye (Selma Çetinel), kayınpederi Bahtiyar’a (Üstün Asutay) ve oğlu Sadi’ye (Erkan Özkurt) bakmaya çalışan bir insanın zorunlu yoldaşlığının öyküsü yani. Bu yoldaşlık iki yönlü. Ayı bir bakıma bir iş aleti, bir geçim kaynağı ama aynı zamanda yıllarca birlikte olmaktan kaynaklanan bir sevgi bağı da var arada. Tabi ki Zarife’nin zabıtaların marifeti ile ormana bırakılması sonucu doğayı ve kendini keşfetmesi ve ayı olmanın gereklerini keşfetmesi ile bu sevgi-nefret ilişkisi son buluyor.

Filmin anlatısı Çölgeçen’in o tarihe kadar çektiği filmlerden Kardeşim Benim’e yakın duruyor. Mizah zaman zaman anlatıyı yumuşatmak için devreye girse de drama ağırlıklı bir anlatı söz konusu. Yine Kardeşim Benim’e benzer şekilde, büyük altüst oluşlara dayalı bir olay örgüsünden çok hayatın sıradan rutinleri üzerine kurulu sıcak ve sahici bir öykü anlatılıyor.

Giovanni Scognamillo’nun Selamsız Bandosu için ortaya attığı başroldeki çift başlılık tespiti (Belediye Başkanı Latif ve Bando Şefi Murat) İmdat ile Zarife’de de var. Fakat bu hem anlatıyı sakatlayan bir şey değil hem de öne çıkan iki karakter arasında asıl kahramanın, tüm mazisini bildiğimiz ve film boyunca değişimine tanıklık ettiğimiz Zarife olduğuna hiç şüphe yok.

Nesli Çölgeçen bir röportajında zaman zaman amatör ve yarı profesyonel kişilerle çalışmaktan hoşlandığını söylemişti. İmdat ile Zarife’de ise görevini harika şekilde yerine getiren Şevket Altuğ, Üstün Asutay, Can Kolukısa ve İskender Bağcılar dışında profesyonel oyuncu görmek çok zor. Merkeze yakın karakterler olan Menekşe ve Sadi hiç tecrübesi olmayan, muhtemelen filmin çekildiği Roman kampındaki sıradan iki kişi tarafından canlandırılıyor. Doğal olarak bu iki oyuncunun tecrübesizliği, zaman zaman ifadesizlik, zaman zaman da aşırı jest ve mimiklerle su yüzüne çıksa da merkezde yer alan Şevket Altuğ ve Üstün Asutay’ın harika oyunuyla başarılı bir biçimde perdeleniyor. Özellikle Selamsız Bandosu’ndaki Tahir karakterinde harikalar yaratan Asutay’ı Bahtiyar rolünde izlemek büyük keyif.

Filmin en keyif veren yanı her planın, her görüntünün bir işlevi olması ve bir yerlere bağlanması. Bazı sahnelerin kuruluşu o kadar akıllıca, ritmi o kadar akıcı ki bunlara harcanan dikkati ve zihin emeğini takdir etmemek olanaksız. Örneğin belinden sakatlanan Bahtiyar’ın bıçağıyla barakanın duvarındaki naylona pencere açması ve akabinde iki adamın Sadi’yi dövmeye gelmesi ile başlayan sahne böyle bir sahne.

İmdat ile Zarife’nin en çok tepki alan yönü hiç kuşkusuz giriş bölümünde Zarife’nin terbiye edilmesine dair görüntüler olsa gerek. Dayakla, eziyetle iki ayağı üstünde durmayı öğrenen, gene dayakla eziyetle sopa tutmasını öğrenen ayı yavrusunun gördüğü muamele kuşkusuz içler acısı. Fakat şunları akılda tutmak gerekiyor: Birincisi filmin anlatısı hayvan merkezli ve hayvansever bir anlatı. Hatta gişe gelirinin bir kısmını Doğal Hayatı Koruma Derneği’ne vermeyi taahhüt etmiş olması gibi bir gerçek var. İkincisi ve en önemlisi de film uğruna kasten bir hayvana zarar verilmesi gibi bir uygulamadan çok sistematik hale getirilmiş bir acımasızlığın, kameranın izleyici konuma geçmesi ile izleyiciye ifşa edilmesi gibi bir yöntem izlenmiş. Maalesef bazı acımasız vahşi uygulamaları, katlanılması zor tanıklıklara mecbur kalanlar sayesinde öğrenebiliyoruz. Örneğin pek çok Amerikalı, Vietnam savaşındaki vahşeti ancak ve ancak kafasına ateş edilerek infaz edilen Vietnamlıların görüntüsünü TV’de izlediği zaman idrak edebilmişti.

İmdat ve Zarife, sinemamızda çekilen, kahramanı bir hayvan olan ender filmlerden biri. Aynı zamanda, Çölgeçen’in ilk üç filminde olduğu gibi bir sosy0-ekonomik kırılma noktası tespiti. Kardeşim Benim’de Yeşilçam bakiyesi düşmüş bir aktör olan Can Öz (Özcan Özgür), Züğürt Ağa’da kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmesi ile varını yoğunu kaybeden bir toprak ağası (Şener Şen) ve nihayet Selamsız Bandosu’nda artık eski sakin hayatlarından sıyrılıp kendilerini uygarlığa taşıyacak treni bekleyen kasabalılar… İmdat ile Zarife de yok olan bir mesleğin iki bileşeni. İmdat, mesleğinden eskisi gibi para kazanamazken Zarife, kazara gördüğü, havasını ciğerlerine çektiği ormana geri dönüp sahici bir ayı olmayı istiyor. Zarife, görünüşte muradına ererken geçim kapısı kapanan imdat ve ailesi yeryüzü sakinlerinin yüz binlerce yıldır kıtlık, savaş ve sistem değişimi yüzünden yaşadığı yer değiştirmelerden birini yaşıyor.

İmdat ile Zarife, Çölgeçen’in kariyerinin ilk ve tabi ki en parlak döneminin kapanış filmi. Filmini göstermek için sinema salonu bulamayan Çölgeçen belki de sinemaya küsüyor ve yaklaşık 10 yıl bizi yeni filmlerinden yoksun bırakıyor. Sonrası ise Oyunbozan (2000) ile başlayan daha sönük ve mütevazi bir başka dönem.

Öteki Sinema için yazan: S. Özgür Ilgın

(*) Türk Film Yönetmenleri Sözlüğü, Agah Özgüç, Sf:46, Agora Kitaplığı.

Yazar hakkında: S. Özgür Ilgın

1977 Yılında Aydın'da doğdu. Üniversitede bir elin parmakları kadar üyesi olan Felsefe Topluluğunun çıkardığı, iki elin parmakları kadar “tirajı” olan Yitik adlı fotokopi fanzinde öykü ve albüm tanıtımları yazdı. Blues, Heavy/Rock, Doom, Thrash, Death, Jazz ve Proggressive müziğe bayılıyor. Sergio Leone'yi David Lynch'i, Stanley Kubrick'i, Metin Erksan'ı, Ertem Eğilmez'i, Nuri Bilge Ceylan'ı, Zeki Demirkubuz'u ve Yılmaz Atadeniz'i çok seviyor, sinema ve müzik gibi eğitiminin olmadığı konularda ukalalık etmekten çok hoşlanıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir