Kıymeti Bilinmemiş Bir Film: Kardeşim Benim (1983)

Yetmişli yıllar dünyaya pek yumuşak bir iniş yapamamıştı. İkinci Dünya Savaşı sonrası uygulanan sosyal devlet / sosyal refah devleti politikaları çökmüş, şirketlerin kar oranları düşmüş ve ABD’nin Ortadoğu politikalarına kızan petrol üreticisi Arap ve Ortadoğu devletleri petrol üretimini kısarak fiyatların artmasına neden olmuştu. Petrol aşağı yukarı her üretim malının doğrudan veya dolaylı girdisi olduğu için bütün dünya bundan etkilenmiş ve dünya daha acımasız bir ekonomik sistemin kucağına yuvarlanmaya başlamıştı. Elbette Türkiye de bundan payını alacaktı. Sinemamız 1972-1973 yıllarından başlayarak derin bir krize girerken Yeşilçam, 50’li yıllardan beri üretmeye alışık olduğu ürünleri pazarlayamaz hale geldi. Değişik arayışların gündeme gelmesi kaçınılmaz olacaktı. Bu arayışlardan bir tanesi pahalı yapımlardan uzak durup çok sayıda ucuz avantür çekerek riski dağıtmak, diğeri ise İtalyan yapımı erotik komedilerinden feyz alarak erkek izleyicilere erotik düşler pazarlamaktı. Ekonomi daha çok bozulduğundan, sokaklar siyasi çatışmalar yüzünden daha güvensiz hale geldiğinden ve tabi ki televizyon git gide daha çok eve girmeye başladığından tiyatrolar sıkıntıya düştü, sinemaların izleyici sayısı ve profili gitgide daha çok yerlerde sürünmeye başladı. Pek çok tiyatro oyuncusu ve sinema oyuncusu bu dönemde erotik filmlerde oynamak zorunda kaldı. Tiyatro oyuncusu olarak aklıma gelenler Hadi Çaman, Bülent Kayabaş, Mete İnselel,  Baykal Kent ve Aydemir Akbaş, bunlardan yalnızca birkaçıydı.

Nesli Çölgeçen’in yönettiği ve senaryosunu Nuri Sezer ile birlikte yazdığı Kardeşim Benim işte böyle bir arka planın kılıç artığı olan eski bir komedyeni, Can Öz’ü anlatıyor. Can Öz içkiye düşkünlüğünden dolayı hayli çaptan düşmüş. Yok, çaptan düşmemiş ama düzensiz özel hayatı yüzünden uzun soluklu rollerin altından kalkamayacağı düşünüldüğü için artık daha seyrek bir biçimde ve daha küçük roller için teklif alır olmuş.

Kardeşim Benim, Ah Güzel İstanbul (1966) ile başlayan şehirli, uyumsuz, başarısız ve  yalnız erkek filmlerinin bir sonrası halkası, Muhsin Bey (1987) ve Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (1990) filmlerinin de esin kaynaklarından biri.

blank

Can Öz’ün hikayesi, rolü canlandıran Özcan Özgür’ün hayat öyküsü ile oldukça fazla örtüşüyor. Bu örtüşmenin sıradan bir tesadüf veya paralellikten öte olduğunu iddia etmek abes kaçmasa gerek. Yani bu örtüşmenin senaryoya uygun bir başrol oyuncusu bulmaktan çok doğrudan başrol oyuncusunu model alarak bir senaryo yazmaktan kaynaklandığını düşünmek yerinde olacak. Bu konuda bilgisine başvurduğum Murat Tolga Şen, Nesli Hoca’nın bir festivalde buna benzer şeyler söylediğini aktardı.

Can Öz ile Özcan Özgür arasındaki örtüşmenin fazla olması ortaya gerçeğe yakın, kanlı canlı bir karakter portresi çıkarıyor. Can Öz biraz defolu bir kişilik. 80’li ve 90’lı yılların “kaybeden adam” filmlerine baktığımızda Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’nin kahramanı Haşmet Asilkan’a daha yakın duruyor. Ah Güzel İstanbul’daki Haşmet İbriktaroğlu ve Muhsin Bey’in peygambervari cömertliğinden ve hoşgörüsünden uzakta. Sorunlu bir ailede büyümüş. Annesi evi terk ettiğinde çocuk yaşta olan Can, bir daha onu görememiş. Babasıyla yıllardır konuşmamış. Erken yaşta öksüz kalan herkes gibi insanlara olan güveni eksik ve onlara karşı yaklaşımı pragmatik. Fayda gördüğü sürece onlara hayatında yer veriyor. Bu pragmatik yaklaşımın en somut örneği filme adını veren “kardeşim benim” lafı. Barda belki ona bir zamanlar bir şeyler ısmarlamış olan samimi olmadığı kişi “kardeşim benim”dir. Yapayalnız kalınca yalnızlığına ortak olsun diye evine getirdiği yavru köpek “kardeşim benim”dir. Ve tabii ki beğenmediği halde oynamak zorunda kaldığı deli tiplemesinin tek repliği “kardeşim benim”dir. Tabi ki bunun karşılığında aynı pragmatik yaklaşımı başkalarından görmesi şaşırtıcı olmuyor. Hayatında iki kadın var. Biri barmaidlik yapan Selma, diğeri kafası estiğinde gelen Suzan. Bu ikiliden onu gerçekten önemseyen Selma’dır ama Selma lezbiyen olduğu için bu ilgi Can’ın beklediği türden cinsel bir ilgi değildir.

Özcan Özgür

1936 yılında İstanbul’da doğmuş. Astsubaymış. Çanakkale ve daha sonra Ankara’da görev yapmış. Ankara’da görev yaptığı sırada Münir Özkul Tiyatrosu’nun bütün temsillerini izlemiş. İçindeki tiyatro aşkı depreşmiş. Bir gece tiyatro çıkışı Özkul’un eline sarılmış öpmek için. Demiş ki;  “Beni de aranıza alın ne iş olsa yaparım.” Münir Özkul “Bizim kadro tamam, adama ihtiyacımız yok” dese de bakmış adam baştan savılacak gibi değil. “Peki demiş bas istifayı gel!” Ama Özgür astsubay olduğu için öyle istifayı basıp gelemiyor. Kendi mi kuruyor, yoksa birileri akıl mı veriyor belli değil; “istifa edemiyorsam bari kendimi attırayım” diyor. Mesaiye pijamayla geliyor, açmaması gereken şifreli zarfları inadına açıyor, kendi kendine konuşuyor, komutanlara dil çıkarıyor derken dileği gerçekleşiyor. Şizofreni tanısı ile ordudan malulen emekli ediliyor. Koşuyor Özkul’un yanına, tiyatronun mutemetlik işlerini yapmaya başlıyor. Ayfer Feray, Ali Poyrazoğlu, Ferhan Şensoy gibi isimlerle çalışıyor. Ayrıca 1970 yılında ilk kez bir sinema filminde oynuyor. Tiyatro işinde para yok. Bir süre sonra Türkiye derin bir sosyo-ekonomik krize girince Özgür mecburen erotik komedilerde oynamaya başlıyor. Sinemanın da artık para kazanmadığı, oyuncuların elinde yapımcıdan aldığı senetlerle dolandığı günler bunlar. Galiba içkiyle ilk  bu yıllarda haşır neşir oluyor. “Oraya borç, buraya veresiye” şeklinde hayatını idame ettirmeye çalışıyor. İçki masasında Özdemir Asaf, Baykal Kent ve Bülent Kayabaş gibi kişilerin vazgeçilmez eşlikçisi, meyhanecilerin de veresiye müşterisi oluyor.

Özgür nev’i şahsına münhasır bir adam. Emekli bir diplomat gibi kararlı ama nazik konuşuyor. Konuşması tekdüze değil, bazen cümlenin bir yerine kadar hızlanıp bir yerde duraklıyor. Diğer cümlede tekrar hızlanıyor. Ne söylerse söylesin cümlelerini “efendim” kelimesi ile bitiriyor. Öyle ki nadiren sarf ettiği küfürlü cümlelerin sonunda bile “efendim” var.

Aslında çok iyi bir oyuncu olan Özgür biraz ülkenin içinden geçtiği zor dönem biraz da savruk özel yaşamı yüzünden git gide daha küçük rollere ve kısa diyaloglara mahkum oluyor.  Maddi yönden sıfırı tüketiyor. Bu dönemi çok iyi anlatan bir anekdot var. Özgür içki masasında bir arkadaşına Ali Poyrazoğlu’ndan dert yanıyor. “‘Özcan Bey avans isterse vermeyin, anında rakıya çeviriyor’ demiş. Ben rakıya para vermiyorum ki… Meyhanelere yazdırıyorum… Bakkala borcum var efendim.”

Seksenli yıllar, doksanlı yıllar derken Özgür giderek daha az ekranda görünüyor. Son tiplemelerinin biri de Varsayalım İsmail dizisindeki her dediğini üç defa tekrarlayan -hafızam beni yanıltmıyorsa- Kompresör Bey oluyor. 1995 yılında aramızdan ayrılıyor. Ve hakkında Ferhan Şensoy’un aktardığı anekdotlar, doğum ve ölüm tarihi ve yalan yanlış birkaç internet tevatürü dışında yazılı hiçbir şey kalmıyor. Kim bilir belki ben de şu anda bu yalan yanlış tevatüre katkıda bulunuyorum! (*)

Kardeşim Benim, çok büyük dönüm noktaları içermeyen,  gündelik hayatın sığ sıradanlığında yüzmekten sıkılan ama tehlikeli derinliklere açılmaktan korkarak yeniden sıradanlığa ikna olma hikayesi. Çizgisel bir zaman akışına uygun bir kurguya sahip. Akış zaman zaman paralel kurgu sekanslarıyla hacim kazanabiliyor. Bazen de yerli yerinde giren atlamalı kısa geri dönüş (flashback) sekansları, akışı sakatlamadan ve ilgi dağıtmadan Can’ın karakterine etki eden bir ayrıntıyı ustaca verebiliyor.

blank

İmdat ve Zarife ile ilgili yazımda “Filmin anlatısı Çölgeçen’in o tarihe kadar çektiği filmlerden Kardeşim Benim’e yakın duruyor. Mizah zaman zaman anlatıyı yumuşatmak için devreye girse de drama ağırlıklı bir anlatı söz konusu. Yine Kardeşim Benim’e benzer şekilde, büyük altüst oluşlara dayalı bir olay örgüsünden çok hayatın sıradan rutinleri üzerine kurulu sıcak ve sahici bir öykü anlatılıyor” demiştim. Bu filmi İmdat ve Zarife’ye yaklaştıran bir başka husus da Çölgeçen’in ana karakterler dışında çok güçlü bir oyuncu kadrosu ile çalışmamış olması. Nazan Ayas için aynı şeyi söyleyemesem de ana karakteri canlandıran Özcan Özgür kariyerindeki tek başrolde resmen kendine hayran bıraktıran bir oyunculuk sergilemiş. Özcan Özgür’ün gözlerinde üç farklı ışıltı tonunun üç farklı ifadeye bürünebildiğini görmek şaşırtıcı ve keyifli. O ışıltının bir tonu mephistopheles tarzı hınzır bir gülüşe, diğeri çocuksu masum bir sevince, öbürü de ağlamak üzere olan bir insanın gözlerine hücum edecek yaşlara delalet edebiliyor. Özgür’ün oyunculuk yeteneklerini küçümsemeden şunu eklemek yanlış olmasa gerek: Can Öz ile Özcan Özgür’ün hayatları arasındaki örtüşme onun Can rolündeki başarısını perçinlemiş.

Nesli Çölgeçen’in ilk filmi olan Kardeşim Benim, kıymeti bilinmemiş ve açık söylemek gerekirse kendi kıymetini bilememiş bir oyuncu olan Özcan Özgür’ün harika oyunuyla taçlanan, şehirli erkek yalnızlığını Sait Faik öykülerinden fırlamışa benzeyen deniz, balık, balıkçı sandal manzaraları ile süsleyen,  öncü ama bir o kadar da unutulmuş bir film. Belki de sonradan bulup da sevinelim diye unutuyoruz onları. Ne dersiniz?

Öteki Sinema için yazan: S. Özgür Ilgın

(*) Özcan Özgür ile ilgili biyografik bilgiler Ferhan Şensoy’un Başkaldıran Kurşunkalem adlı kitabından derlenmiştir. (Başkaldıran Kurşunkalem, Ferhan Şensoy, Ortaoyuncular Yayınları, 2012.) Sadece doğum ve ölüm yılı konusunda Vikipedi girdisinden faydalanılmıştır.

SEVDİYSEN PAYLAŞ BAŞKALARI DA OKUSUN
Share

Bir yorum var

  1. blank

    Doğrusu beni bu film ile ilgili yazıdan daha çok sevindirecek şey, YouTube’da filmin kendisini bulmak olabilirdi. Çok teşekkür ederim. Zamanında Moda Sineması’nda seyretmiştim. Gayet gerçekçi ve alçak gönüllü bir filmdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir