Yerli Top Gun

Pilotluk mesleği ve sinema endüstrisinin aynı çatı altında buluştuğu filmlerin kronolojik dökümü yapılsa listenin ilk sırasında yer alacak film hiç şüphesiz ki 1986 tarihli “Top Gun” olur. Film çok genel bir tanımlamayla “Maverick” isimli bir jet pilotunun hikâyesi üzerine yoğunlaşır. Öyle ki Tom Cruise’un canlandırdığı pilot; deri ceketi, Ray-Ban güneş gözlüğü ve motosikletiyle jet pilotu olmanın temel arketiplerini oluşturmuştur. Ayrıca Pentagon-Hollywood ikili ilişkilerinin analizi açısından da ders niteliği taşır. Peki, benzeri örnekler Yeşilçam Sineması’nda yapılmamış mıdır? Uçmak ve uçmak ile özdeşleşen uçak ve pilot kavramları sinemamız içerisinde kullanılmamış mıdır? Maalesef üzerinde çokça konuşulmayan bir konudur. Bunun ardındaki en büyük neden ise yapılan örneklerin kısıtlı sayıda olmasıdır. Ancak “Yerli Top Gun” genel konseptine dahil edilebilecek filmlerin sayısı sanılanın aksine biraz daha fazladır.

Türk sineması üzerindeki Muhsin Ertuğrul hâkimiyeti 50’li yıllarla birlikte sona erer. Bu yıllardan itibaren Türk sineması çeşitlenir ve sinemanın diğer sanatlardan ayrılmasında en büyük etkenlerden olan “çeşitlilik” kavramını da beraberinde getirir. Öyle ki birbirinden farklı örnekler arttığında başlı başına tür ve alt türler de oluşur. Türk sinemasının bu döneminde Hollywood menşeli karakter ve tipolojiler de (Drakula, Şarlo, Tarzan, Görünmez Adam, vb.) yerli motiflere bezenerek Türk sinema seyircisinin izleyebileceği bir içeriğe dönüştürülür. Pek tabii ki hedef kitle profili dikkate alınarak yapılan dönüşümlerdir ve teknolojik yetersizliğin etkileriyle şahsına münhasır yapımlar olmuşlardır.

50 ve 60’lı yıllarda avantür sinema veyahut fantastik kalıplar içine dahil olan/dahil edilebilecek filmler, çeşitliliğin dinamosu olarak kabul edilebilir. Yalnızca sinema değil; edebiyat, çizgi roman, çizgi bantlar, tefrikalarla etkileşimin etkisi de artmıştır. Tarkan, Köroğlu, Malkoçoğlu, Kara Murat, Alpago, Battal Gazi gibi seriler yine bu dönemde belirir. Girizgah, avantür ve tarihi fantazyalar ile yapılır, bir sonraki aşamada tarihsel kahramanların yanına “Süper Kahramanlar” da eklenir. Seyirciye sunulan kahramanlar hem özgün, hem de değildir. Çoğunlukla Amerikan kültüründen senaryolara adapte edilen “Süpermen”, “Batman”, “Örümcek Adam” ve benzeri karakterler bir nevi kolaj niteliğine sahiptir. Tayt ve pelerinli olan, kıyafetine “S” harfi ya da amblemler konulan, bazen maskeli bazen de maskesiz karakterler yaratılır. Bu kahramanların ortak özelliği ise “uçmaktır”. Daha doğrusu “uçamamak”!

Levent Çakır gibi cambazlık maharetleri sergileyen oyuncular ile kahramanlar uçmak yerine atlayıp zıplamayı tercih ederler. İtalyan fotoromanı Kilink’ten esinlenerek sinemaya uyarlanan “Kilink Uçan Adama Karşı” (1967), Kent Clark isminde bir ajanın yer aldığı “Süper Adam İstanbul’da” (1972), Safiye Yankı’lı “Uçan Kız” (1972), Batman uyarlaması “Uçan Adam Bedmen” (1973), siyah kostümlü bir kahramanın yer aldığı “Süper Adam Kadınlar Arasında” (1978), Cüneyt Arkın’ın oynadığı “Süpermenler” (1979), Aydemir Akbaş’lı erotik Süpermen uyarlaması “Süper Selami” (1979),Türk-İtalyan ortak yapımı “3 Süpermen Olimpiyatlarda” (1984) ve diğerlerinde uçmak kavramı, film afişlerinde, lobi kartlarındaki illüstrasyonlarda veya film isimlerinde kullanılır, daha ötesine geçemez.[1]

Bir karakterin uçması, daha doğrusu filmde uçuyormuş gibi gösterilmesi Çetin İnanç’ın yönetmenliğindeki “Bombala Oski Bombala” (1972) ve Kunt Tulgar’ın Süpermen yorumu “Süpermen Dönüyor” (1979) ile gerçekleşir. Tulgar,  hazırladığı yüksek bir platforma yüzüstü uzanmasını istediği oyuncusunun altından saç kurutma makinesi yardımıyla rüzgâr efekti yaratır, elde ettiği görüntüyü İstanbul semalarına ait stok görüntüler ile birleştirir.

Uçmak, doğaüstü bir kavramdan sıyrılıp, insan-makine ilişkisine dönüştürüldüğünde ise Yeşilçam’ın ilk örneği olarak “Şafak Bekçileri” (1963) filmine ulaşılır. Yeşilçam’a girdiği ilk günden itibaren dramatik aşk filmlerinin aranan jönü olan “Altın Çocuk” Göksel Arsoy, aynı zamanda havacılık kültürü içinden gelen bir aktördür. Babası Hava Kuvvetleri personelidir ve havacılık kültürü içinde yetişmiştir. Aktör olmadan önce de havaalanında çalışmıştır. Nitekim Yeşilköy Havalimanı’nda çalışırken Sırrı Gültekin ve Halk Film’in sahibi Fuat Rutkay ile tanışmasıyla Yeşilçam’a transfer olmuştur.

Arsoy, biyografik kitabında büyük aşkım olarak ifade ettiği uçakları kullanarak bir film çekmeye karar verdiğinde askerliğini henüz bitirmiştir. İçinde Hava Kuvvetleri’nin yer alacağı bir film çekmek ister ve projesini dönemin Türk Hava Kuvvetleri Komutanı’na iletir, talep ettiği desteği de alır.[2]

O yıllarda Arsoy’un girişiminin bir benzerine Türk sinemasında rastlanmaz. Nitekim 60’lı yıllarda ordu ile Yeşilçam arasındaki işbirliği politikalarından bahsetmek pek mümkün değildir. Durum, Birinci Dünya Savaşı’na kadar geçmişi uzanan Pentagon-Hollywood arasındaki profesyonel işbirliğinden çok uzaktır. Türk ordusunun sinema endüstrisi içindeki en büyük rolü sansür mekanizmasının bir parçası olmak ve temsilci bulundurmaktır. Arsoy ve sonraki projeleri de münferit ve istisnaî çabalar olarak değerlendirmek gerekir. Nitekim bu bağlamda Türk sineması ile Hollywood’u kıyaslamak da yersizdir.

Arsoy, Hava Kuvvetleri’nin en üst makamından projesine olur almıştır. Bu noktadan sonra senaryo çalışmalarına geçilir. Havacılara ait hikâyeler dinlenir, yaşantıları yakından incelenir. Yönetmen olarak ise Halit Refiğ seçilmiştir. Film, Eskişehir’de konuşlu askerî hava üssünde, kışlada görev yapan personelin de katılımıyla çekilir. Gerçek uçakların iniş-kalkış sahnelerine yer verilir, böylece yapım zenginleşirken fark da yaratılması sağlanır. Filmin adı “Şafak Bekçileri” olarak belirlenir. Dönemin gazete kupürleri incelendiğinde savaş pilotları için gökyüzünün bekçileri olduklarına yönelik haber başlıkları göze çarpmaktadır. Nitekim 60’lı yıllar, on yıldan fazla ülke envanterinde olan jet uçaklarının ilgi odağı olduğu, millî güç olarak kabul edildiği yıllardır. Film adının gazetelerden mi esinlendiği bilinmez ancak senaryodaki şafak vaktinde yapılan operasyonun, filmin adına doğrudan etkilediği aşikârdır.

Hikâye, üsteğmen rütbesindeki bir pilot olan Göksel Akıncı isimli karakterin etrafında şekillenir. Varlıklı bir ailenin oğludur ve ailesinin ısrarlarına rağmen mesleğini bırakmaz. Tehlikeli olan bu mesleği bırakmasına vesile olacak tek şey ise daha fazla seveceği bir şeyin olmasıdır ki, o da âşık olduğu kadındır. Nişanlısı, görev yaptığı birliğe komşu olan bir köyde yaşamaktadır ve babası da köyün ağasıdır. İkisi de pilot olmasını istemez ve ısrarları sonucu Arsoy mesleğini bırakır. Ancak özel bir görev için çağrıldığında Hava Kuvvetleri’ne tekrar katılır ve görev sonunda şehit olduğuna yönelik haberler çıkar. Haberlerin asılsız olduğu anlaşılır ve hem sevgilisine hem de jet uçağına yeniden geri döner.

23 yıl önce çekilmesine rağmen “Top Gun”da görülebilecek kalıplar “Şafak Bekçileri”nde de vardır. Erkek kızla tanışır, kız erkekle flört eder, erkek krizlerle mücadele eder, sonunda da istediğini elde eder. Aslında kalıplaşmış bir senaryo örneğidir ve pek çok senaryonun özü ile aynıdır. Ancak film, aynı zamanda bir sergüzeşt hikâyesidir. Bunun yanı sıra toplumcu gerçekçiliği yansıtan detaylar da göze çarpar. Öyle ki pilotlar toplumun aydın kesimini, aile baskısı altında ezilen ve sonra da kurtulan nişanlısı çağdaş Türk kadınını simgeler. Asker karşıtı olarak sunulan toprak ağası üzerinden de eğitimsizlik gibi toplumsal sorunlar işlenir.

Yapım sürecinde büyük sorunlar da yaşanır. Her şeyden önce çekimler esnasında ihtilal olur. İlk başta projenin iptal olduğu düşünülse de çekimlere devam kararı verilir. Çekimler esnasında savaş uçaklarında uçurulan Arsoy’un bir uçuşu esnasında da havacılık jargonunda “Emercensi” olarak ifade edilen acil bir durum yaşanır. İki kişilik savaş uçağında arka kokpitte uçan Arsoy, uçağa verilen çekiş hareketi esnasında vücuda binen yük olarak tanımlanan G[3] etkisine uzun süre maruz kalır. O günü hatırlayan emekli bir savaş pilotu anılarını şu cümlelerle aktarır:

“Artistler, figüranlar, herkes filoların önünde Göksel Arsoy’un uçuşunu seyretmek için hazır. Hava 8/8 kapalı, bulut alt tavanı alçak. F-100 piste giriyor, A/B içeri koşturuyor ve kalkıyorlar. Bulut altında kalıyorlar ama hâlâ A/B içerde uçuyorlar. Bu arada meydan üstünde devamlı G’li dönüşler yapıyorlar. 7-8 dakika sonra iniş takımları, flaplar derken, son yaklaşmada motor durdurup, palas pandıras iniyorlar. Tayyare pisti terk edip duruyor.”[4]

Film gerçekten de Türk sinema tarihinde önemli bir konuma haizdir. Bazı sahnelerinin hatırlanmasına ve hatırlatılmasına ihtiyaç duyulan kültürel bir miras niteliğindedir. 1959 tarihli Alfred Hitchcock’un meşhur yapıtlarından “North by Northwest” filmi denildiğinde akıllara gelen ilk sahnelerden bir tanesi, ticarî bir uçağın Cary Grant’ın üzerinden geçmesi ve hemen ardından yere atlama sahnesidir. Ancak bu anı anımsatan bir sahne “Şafak Bekçileri” filminde de vardır. Bir hayli alçalarak arabanın üzerinden geçen uçak sahnesinde ekranlardaki ise pervaneli bir uçak değildir, jet uçağıdır. Riskli bir çekim planı olarak kabul edilebilecek bu sahne başarıyla tamamlanır. Yönetmen Refiğ’in “North by Northwest” filmden etkilenip etkilenmediği bilinmez ancak bu sahneyi üst seviyeye taşıdığını kabul etmek gerekir.

Arsoy, Yeşilçam’ın ilk Top Gun’ı olmayı başarır. Uluslararası örnekleri göz önüne alındığında başarılı bir temsildir. Askerî havacılık ve sinemanın büyük örneklerle bir araya geldiği filmlerin başlangıcını 1927 tarihli “Wings” (Kanatlar) filmine dayandırırsak, aradan geçen süre içinde “Savaş pilotu erkek-Güzel kadın-Aşk” üçgenini kurabilen bir yapımdır. Ancak Yeşilçam’ın çıkardığı tek Top Gun, Göksel Arsoy değildir. Ancak en bilinenidir ve 50 yıl sonra Eskişehir’deki Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi’nde sergilenmek üzere pilot kıyafeti ile giydirilmiş bir balmumu heykeli yapılır.

“Şafak Bekçileri”nden sonraki örnek 1966 tarihli “Göklerdeki Sevgili”dir. Yeni jet pilotu, uçuş tulumuna kavuşan ve pilotluğun hayalindeki iş olduğunu bir söyleşisinde ifade eden Cüneyt Arkın’dır. Tesadüftür ki(?) “Şafak Bekçileri”nin çekimleri esnasında Eskişehir’deki hava üssünde yedek subay olarak görev yapan ve Halit Refiğ’in dikkatini çeken de “Fahrettin Cüreklibatır”, bir başka deyişle Cüneyt Arkın’dır. Kariyerinin başlangıcı olarak kabul edilen filmden üç yıl sonra çekilen “Göklerdeki Sevgili”de 1963-1964 Kıbrıs olayları işlenir. Milliyetçi duygular ile serüven filmleri birleştirilerek, Amerikan örneklerinde olduğu gibi ordu ve sivil arasındaki köprü kurulur. Nasıl ki Dünya savaşlarından Vietnam Savaşı’na; Körfez Harekâtlarından Amerika’nın Ortadoğu politikalarına kadar geniş ölçekte Pentagon destekli filmler varsa, Türk Sineması içinde de bir benzeri Kıbrıs olayları üzerinden yapılır. İki bölüme ayrılabilecek filmin ilk bölümü jet pilotluğu ve havacılık kültürü etrafında şekillenir, son bölümü ise Türk askeri ve millî kahramanlıklarını anlatır.

Arkın’ın serüven filmlerine geçiş filmi olarak da değerlendirilebilecek “Göklerdeki Sevgili”de, teğmen rütbesindeki çapkın, motosiklet tutkunu, eğitimli, ahlaklı ve vatansever bir jet pilotu temsil edilir. “Top Gun” ile hafızalara işlenen kalıplara rastlanır. Arkın, Arsoy gibi jet uçakları ile uçurulmaz, ancak uçuş tulumunu kendine özgü oyunculuğu ile taşımasını becerir. Film, Eskişehir’de değil, Bandırma’daki askerî hava üssünde çekilir. Jet uçaklarına, havada yaptıkları akrobasilere geniş yer verilir.

Kıbrıs Türklerinin maruz kaldığı saldırılar üzerine Türk ordusunun Kıbrıs’a yapacağı müdahalede gizli bir göreve giden pilotun Rum çetelerine karşı mücadelesi anlatılır. Remzi Jöntürk’ün yönettiği film propaganda alt yapısıyla birleşir, barış mesajları ile sonlanır. Hava Kuvvetleri’nin kahramanlarından olan ve 1964 tarihinde Kıbrıs olayları esnasında düşürülen ve Kıbrıs’ta Rumlar tarafından öldürülerek şehit edilen ve de millî bir değer olarak kabul edilen Yüzbaşı Cengiz Topel’in şehadeti senaryo içine dahil edilir, hatta Arkın’ın kanat arkadaşı olarak sunularak oldukça teatral bir sahnede anılır.

Kıbrıs meselesini işleyen tek film “Göklerdeki Sevgili” değilse de jet pilotu merkezinde işleyen ilk filmdir. Tunç Başaran’ın yönetip Yılmaz Güney’in yer aldığı 1964 tarihli “On Korkusuz Adam” da konusunu Kıbrıs olaylarından alır. Ya da 1965 tarihli “Kıbrıs Volkanı”,  1967 tarihli “Fedai Komandolar Kıbrıs’ta” ve 1968 tarihli “Komandolar Geliyor” da örnekler arasına dahil edilebilir, ancak bu örnekler yalnızca tematik benzerlik taşır.

1974 tarihli Kıbrıs Barış Harekâtı’nda Ayşe tatile çıkarken, Sezercik de devreye girer ve 1975 tarihinde “Sezercik Küçük Mücahit” filmi çekilir. Yine Kıbrıs üzerinden bir jet pilotu hikâyesi anlatılır. Sezercik küçük yaşı dolayısıyla pek tabii ki pilot değildir. Ancak Kıbrıs’ta gösterdiği kahramanlıklar nedeniyle ödüllendirilir. Filmdeki jet pilotu Orçun Sonat’ın canlandırdığı pilot üsteğmen Murat karakteridir. Filmin henüz başında, Kıbrıs görevi esnasında uçağı düşerek şehit olur. Havacılık kültürü içindeki diyaloglara yer verilen filmde baskın bir savaş pilotu hikâyesi yoktur. Ayrıca Orçun Sonat’ın jet pilotlarına özgü olan ve o dönemde temini zor uçuş tulumu giymemesi, yabancı belgesel ya da filmlerden stok görüntüler kullanılması filmin Hava Kuvvetleri desteği olmaksızın çekildiği izlenimini de vermektedir, ancak teyide muhtaç bir bilgidir.

Kıbrıs Harekâtı’nda aktif rol oynayan Türk hava unsurlarını anlatan bu film, haliyle Kıbrıs Harekâtı ve Hava Kuvvetleri’ni bir araya getirir. Ancak bu filmden bir yıl önce, 1974 yılında “Zafer Kartalları” filminde jet pilotları hikâyenin merkezini oluşturur. Gösterime girdiği yıllarda Kıbrıs Harekâtı başlamamış olsa gerek ki, ticarî bir hamle olarak filme alternatif bir poster de tasarlanmış ve “Zafer Kartalları Kıbrıs’ta” olarak da sinemalarda gösterime girmiştir. Nitekim filmin sonu haricinde Kıbrıs’a yönelik herhangi bir mesaj verilmemektedir.

Diyalog ve melodram kalıpları göz önüne alındığında savaş pilotları, Yeşilçam’ın kalıplarıyla şekillendirilir. Bu yönüyle önceki yapımlardan da ayrılır. “Havacı eşlerinin ruhları uçak motorlarının sesleriyle beslenir”, “Jet pilotları büyük bir hareket kabiliyetlerine maliktirler, çelik iradeleriyle derhal istikametlerini değiştirebilirler” gibi Yeşilçam ruhunu yansıtan söylemler ile havacılık kültürü aktarılır. Bu kültür içinde sayılan bir diğer husus, pilotların birbirlerine lakap takmasıdır. Buna atıfta bulunurcasına “Deli Kartal” lakaplı şehit bir pilottan bahis olunur. Şehidin kızı rolündeki Perihan Savaş’ın bir havacı ile evliliği de senaryonun nüvesidir. Pilot, gözlerini kaybeder. Tam da bu noktada melodram kalıpları ortaya çıkar ve pilot arkadaşının düşman ile yaşadığı it dalaşı sonucunda düşmesi, öleceğini bildiği için de gözlerini bağışlaması ile tekrar görme yetisine kavuşur. Başarılı geçen operasyonun ardından pilot, kendisini Türk Hava Kuvvetleri’nin logosunda yer alan çift başlı kartala benzeterek uçuşlarına devam eder ve mutlu bir son ile film biter. Yukarıda da ifade edildiği gibi Kıbrıs meselesine değinilmez. Ancak filmin sonunda dönemin siyasetçileri, gazeteci Adem Yavuz’un cenaze töreni, Zafer Bayramı törenlerinden görüntüler ile belgesel/propaganda sinemasına dönüşür.

Filmin başlangıcında bir açıklama da yer alır:

“Bütün Türk halkının milli gurur ve duygularını okşayıcı bir ten içerisinde Silahlı Kuvvetleri’ne olan inancını arttıracak, Silahlı Kuvvetler ve bilhassa Hava Kuvvetlerimiz filmin her sahnesinde kendini bulacak, gurur içerisinde bir hazla hava psikolojisi ve meslek ruhuna dinlendirici bir tazelikle birlikte artan bir gayret kazandıracaktır.”

Olasıdır ki film gösterime girdikten sonra Kıbrıs Harekâtı başlamış; hem tecimsel ya da millî kaygılarla isminin sonuna Kıbrıs kelimesi eklenmiş, hem de filmin sonuna siyasi göndermeler taşıyan arşiv görüntüleri ilave edilmiştir.

Şu ana kadarki örneklerin tamamı millî duyguları ön plana çıkaran ya da bir şekilde Kıbrıs meselelerine bağlayan yapıtlardır. Ancak 1971 tarihli “Sevenler Kavuşurmuş” filmi, Yeşilçam’ın dramatik yapısına sahip bir aşk filmidir ve millî duygulara yer vermez. Babası öldükten sonra köyden büyük şehre gelen ve pilot olmak isteyen bir çocuğun hikâyesidir.  “Uçağa bineceğim, mavi semalarda dolaşacağım, göklerin hâkimi olacağım, bayramlarda üzerlerinizden geçerken sizlere selam vereceğim” diyen çocuk hayallerine ulaşır. Bu seferki jet pilotu Kartal Tibet’tir. Dram filmlerinin en bilinen yüzlerinden Ediz Hun da Hava Kuvvetleri üniforması giyenler arasındadır ve 1968 tarihli “Kadınlar Asla Ölmez” filminde pilot bröveli resmî kıyafeti ve şapkası altında Hava Kuvvetleri personelini canlandırır.

Gerçekten de Türk kültürü içinde havacılık ayrı bir öneme haizdir. Motorlu bir uçağın kontrol edilebilir dümenle ilk uçuşunu yaptığı 1903 yılından yalnızca sekiz yıl sonra, 1911’de Türk askerî havacılık teşkilatı kurulmuştur. Kuruluşunda, Kurtuluş Mücadelesinde, hatta Türk Hava Kurumu önderliğindeki Cumhuriyet dönemindeki bağışlar sayesinde hava gücü gelişmiştir. “Sevenler Kavuşurmuş” filmi de Türk milletinin havacılık konusundaki sevgisinin bir karakter üzerinden aktarımı gibidir. Ancak Yeşilçam’ın melodram kalıplarını sıkı sıkıya takip eden bir eserdir. Diyaloglar üzerinden verilmeye çalışılan, cesaret ve gökyüzüne duyulan tutkudur. Film, tıpkı “Şafak Bekçileri”nde olduğu gibi jet uçağının düşerek pilotunun şehit olduğu haberi ile sonlanır, ancak yanlış haber olduğu ortaya çıkar.

Savaş uçaklarına yer veren, arşiv görüntülerinin kullanıldığı filmlere de dikkat çekmek gerekir. Deniz Kuvvetleri’nin desteğiyle çekilen ve erken dönem bir örnek olarak kabul edilebilecek 1965 tarihli, “Kartalların Öcü: Severek Ölenler” filminde denizaltıcıların hikâyesi anlatılır. Filmin başında F-100 tipi savaş uçaklarının ve pilotlarının görüntülerine yer verilir. 1966 tarihli “Denizciler Geliyor” filminde de Deniz Harp Okulu’ndan mezun olan dört denizci teğmenin serüvenleri işlenir. Yapım tarihleri dikkate alındığında filmlerin, “Şafak Bekçileri”nin yakaladığı başarının ardından Deniz Kuvvetleri’nin desteği ile çektirilmiş olmasına yönelik bir çıkarım pekâlâ yapılabilir. Esasen “Top Gun” filmi de Deniz Kuvvetleri’ni anlatan bir filmdir. Daha doğrusu Deniz Kuvvetleri içinde yapılanan hava gücü üzerinden ilerler. Ancak Türk ordusu içinde jet uçaklarının yer aldığı tek kuvvet Hava Kuvvetleri’dir ve deniz unsuları kullanılarak havacılığı anlatan bir film yapılması da mümkün değildir.

Yerli Top Gun’lara dönülecek olunursa bir sonraki yapım, 22 yıl sonra, 1993’te gerçekleşir. Bahse konu proje, makaleye adını da veren ve “Yerli Top Gun” manşetiyle basına yansıyan “Barışta Savaşanlar” isimli televizyon dizisidir. Dönemin en pahalı yapımları arasında gösterilen ve meşhur isimleri bünyesinde barındıran Arzu Film imzalı dizi, Kanal 6’da yayımlanır. Altı bölümlük dizi, senaryosundan kurgusuna, havadan havaya yapılan çekimlerinden oyunculuğuna kadar en başarılı örnek olarak kabul edilebilir. Nitekim Hava Kuvvetleri’nin kurumsal kültürünü detaylıca yansıtabilmek için altı farklı bölüme sahiptir, bu imkânını başarıyla kullanmasını da bilir. Hikâye,  F-16 eğitimi almak için Ankara’daki askerî hava üssüne katılan altı teğmen ve uçuş öğretmenlerini konu alır.

“Barışta Savaşanlar”ı diğer yapımlardan ayıran en önemli özellik, dramatik temeller üzerine inşa edilmiş olmasıdır. Belgesel ya da tanıtıcı filmlerin atmosferinden sıyrılarak altı teğmenin pilotluk eğitimleri esnasında gelişen olaylara ve dramatik olgulara yer verir. Hava Kuvvetleri, bir anlamda arka fondadır ve izleyene dolaylı olarak sunulur. Pilotlar, hamasetle yüceltilmez ve bir insan olarak işlenir, duyguları ve ilişkileri ön plana çıkarılır.

Jet pilotluğunu Top Gun kültürü ile birleştiren büyük bütçeli yapım ise “Anadolu Kartalları” (2011) filmidir. Hava Kuvvetleri’nin 100. yıl kuruluş yıldönümü ile eş zamanlı gösterime giren filmde Engin Altan Düzyatan binbaşı rütbesindeki tecrübeli bir pilotu canlandırırken, üsteğmen rütbelerindeki Çağatay Ulusoy ve Özge Özpirinçci de ana karakterlerdir. Ulusoy filmin merkezindeki esas karakterdir (protagonist) ve savaş pilotu olma uğruna yaptığı fedakârlıklar üzerinden senaryo ilerler. Ayrıca genç bir jet pilotunun sinemadaki başarılı bir temsili olarak rolünün hakkını da verir. (2018 tarihli Netflix dizisi olan “Hakan: Muhafız”da giydiği deri ceket ve kolundaki pilotlara özgü bröveleri anımsatan amblem akıllara Anadolu Kartalları filmindeki rolünü getirmektedir.)

Filmde, “Barışta Savaşanlar” dizi projesinin kaçındığı bir yaklaşım sergilenir ve askerî bir öğrencinin jet pilotu olana kadarki 3-4 yıllık tüm safahatı detaylarıyla anlatılır. Bu noktada filmin vermek istediği asıl mesajın iletilmesi zorlaşır, zaman ve mekândaki sıçramalar takip edilmesi zor olaylar silsilesine dönüşerek tanıtıcı bir film halini alır. Filmin senaristi askerlik mesleğini yakından tanıyan aynı zamanda eski bir asker olan Hakan Evrensel’dir. Daha önce “Nefes” filmiyle başarı yakalayan Evrensel’in senaryosu Ömer Vargı yönetmenliğinde aktarılır.

Nasıl ki Göksel Arsoy jet uçağıyla uçurulmuşsa, Düzyatan da F-16 savaş uçağı ile uçurulur. Belki de F-16 ile uçan ilk Türk aktör olma unvanına erişir. Özellikle Amerikan Hava Kuvvetleri’nde sıkça yapılan bir PR faaliyeti olan ve ünlü aktör/aktrislerin uçurulması gibi Düzyatan da uçuşunun ardından sembolik bir sertifika alır. Filmi önemli kılan unsurlardan biri havadan havaya yapılan çekimlerdir. Yakın hava çekimlerini yapan “Transformers” ve “Iron Man” gibi pek çok filmin hava çekimlerini yapan “Learjet Ekibi”dir. Nitekim askerleri konu edinen bir filmde savaşın ve düşmanların olmadığı bir senaryoyu zenginleştirecek olan aksiyon içerikli sahnelerdir ki hava çekimleri bir nebze de olsa bu açığı kapar.

2011 yılından sonra anlatılan ve bir jet pilotunun yer aldığı son örnek Burak Özçivit ve Kerem Bursin’in yer aldığı “Can Feda” filmidir. Filmin credit bölümüne bakılırsa Hava Kuvvetleri’nin desteği ile çekildiği görülecektir. Ancak film, pilot karakter olan Kerem Bursin etrafında şekillenmez. Biri Özel Kuvvetler personeli, diğeri Hava Kuvvetleri’nde pilot olan iki arkadaşın hikâyesine odaklanır. Bursin, sınır ötesi bir operasyonda teröristler tarafından kıskaca alınan Özel Kuvvetler Timi’ni kurtarmak için harekât görevine çıkan bir pilottur ve görev dönüşü düşer. Bu kez ölmekten kurtardığı tim devreye girer ve teröristlerin hâkimiyeti altındaki bir bölgeye düşen pilota yönelik kurtarma operasyonu gerçekleştirir. Pilot kurtarılır ancak filmin sonunda hayatını kaybeder. Türk sinema tarihindeki havacılık filmlerine bakıldığında çoğunun içinde savaş pilotlarının öldüğüne yönelik dramatik sahnelere yer verildiği görülecektir. Ya da hikaye içine şehit bir pilot entegre edilmiştir. Can Feda da bu kuralı bozmaz, hatta bir basamak ileri taşır. Öyle ki pilot karakter, önce savaş uçağından atlar, yere düşerken vurulur, yerde akrep tarafından sokulur, girdiği çatışma esnasında da ölerek şehit olur.

Görüntü yönetmeninin başarısının ön plana çıktığı film gişede istediğini yakalayamaz. 1963 yılında başlayan ve 2018 yılında sona eren “Yerli Top Gun” macerası da bu filmle şimdilik sonlanır. Ancak jet pilotlarının şahsına münhasır karizmasından, son yıllarda bir dönem furyasına dönüşen asker temalı diziler de istifade eder. “Söz”, “Savaşçı”, “Börü” dizilerinin bazı bölümlerinde jet pilotlarına yer verilir. Börü dizisinin Üsteğmen Gökçe’si, Savaşçı’nın Üsteğmen Funda’sı sinema örneklerinin aksine kadın savaş pilotlarıdır. Kadın oyuncuların savaş pilotu rolüne büründükleri bir örneğe Türk sinemasında rastlanmamaktadır. Yalnızca bir örnek göze çarpmaktadır, onda da Hülya Koçyiğit ve kardeşi bir tanıtım projesi kapsamında jet pilotlarına ait uçuş tulumu giymişlerdir. (Hangi vesile ile olduğu tespit edilememiştir. Benzeri bir projede de Tolga Savacı yer almıştır.)

Jet pilotu olmayan askerî pilotlar da pekâlâ vardır. Ulaştırma ya da helikopter pilotları bu kategorilere dahil edilebilir. Daha da geçmişe gidildiğinde jet uçaklarından pervaneli uçaklar dönemine ulaşılacaktır ve bu uçakların pilotlarına da genel bir tanımlama getirmek gerekecektir. Askerî pilot demenin yeterli olacağı örnekleri sinema tarihimizde bulmak mümkündür. Çanakkale Deniz Zaferi’nin 100. yıldönümü vesilesiyle çekilen 2015 tarihli “Son Mektup” tam da bu kategoriye eklenebilir. Film, Çanakkale mevzilerinde Osmanlı pilotuyla bir hemşire arasındaki ilişkiyi anlatır. CGI desteğiyle çekilen hava sahnelerine yer veren ilk örnek olarak da benzerlerinden ayrılır. “Son Mektup” haricinde 1916 yılında Romanya’yı işgal eden müttefik orduları arasındaki Türk askerlerinin hikâyesinin anlatıldığı 1967 tarihli “Son Gece” filminin kötü karakteri Romen askerî pilottur ve kuyruğunda siyah bir kuru kafa olan uçağı vardır. (Doğrudan alakası olmasa da 2008 tarihli “The Red Baron” filmini hatırlatmaktadır.) Buradaki pilot karakteri kötü olarak sunulur ancak Balkan Harbi’nin anlatıldığı 1969 tarihli “Günah Bende mi?” filmindeki düşman kuvvetlerine ait düşen yabancı pilot aksi bir örnektir.

Askerî pilotlar yerini sivil pilotlara bıraktığında da örnekler bulunabilir. Pilot olma hayaline sahip oto tamircisinin hikâyesinin anlatıldığı 2009 tarihli “Usta” filminde Yetkin Dikinciler uçma sevdalısıdır. Ana karakter olmasa da Şener Şen’in hayat verdiği Vecihi karakteri ise bu alanı başlı başlına doldurur niteliktedir. Her ne kadar Ferdi Eğilmez “Barışta Savaşanlar” ile havacılık filmleri kronolojisinde önemli bir başarı sağlamış olsa da babası Ertem Eğilmez, yalnızca Türk sinemasına değil, Türk popüler kültürüne de bir miras kazandırır. Dönemin geniş kadrolu filmlerinden olan ve aralarında bir bağ olmasa da senaryo ve anlatım diliyle tetraloji olarak değerlendirilebilen aile filmlerinin üçüncüsünde, bir başka deyişle 1977 tarihli “Gülen Gözler”de, âşık ve şaşkın bir pilot karakteri hayat bulur. Sarı renkli Cessna A-118B tipi ziraî bir uçakla Yaşar Usta’nın evinin üzerinden geçen Vecihi’li sahneler, yerden ve uçak içinden çekilen görüntüler ile desteklenir. “Gülen Gözler” filmi, Vecihi’nin uçağını Yaşar Usta’nın evine çarpmasıyla son bulur. Şener Şen’in canlandırdığı karakter aslında tarihî bir şahsiyettir ve Türk havacılık tarihinin en önemli isimlerinden biridir. Öyle ki aradan yıllar geçer ve biyografik bir film olan 2018 tarihli “Hürkuş: Göklerdeki Kahraman”da hayat hikâyesi anlatılır.

Sivil ya da ticarî pilotların yer aldığı örnekler arttırılabilir. Havacılık ve uçmak konuları da dahil edildiğinde kronoloji daha da kalabalıklaşır. Perihan Savaş “Hostes” (1974) filminde hostes, hatta kısa bir süreliğine pilot olur; “Örgüt” (1976) filminde kaptan pilot üniformasını Ayhan Işık giyer. Yılmaz Atadeniz’in kült filmi “Yılmayan Şeytan” (1972), “Mysterious Doctor Satan” adlı seriyalden alınan uçak sahneleri ile zenginleştirilir. Zeki Müren, Türkân Şoray ile birlikte oynadığı “Düğün Gecesi” (1966) filminde havalanmak üzere olan bir yolcu uçağında “Durdurun uçağı iniyoruz” diyerek uçaktan atlar. Mustafa Altıoklar’ın yönettiği 1995 tarihli “İstanbul Kanatlarımın Altında” filminde Türk havacılığının miladı kabul edilen Hezarfen Ahmet Çelebi ve Lâgarî Hasan Çelebi’nin uçma girişimleri anlatılır. “Tatlı Cadı” (1975) ve “Tatlı Cadı’nın Maceraları”nda (1975) sevimli cadılar uçar, “Arkadaşım Şeytan” (1988) ve “Nihavend Mucize” (1997) filmlerinde kanatlı melek figürleri havada süzülür, “E.T.”’nin yerli uyarlaması “Badi” (1983) filminde bisiklet yerine eskici arabası havalanır. “Yumurcağın Tatlı Rüyaları”nda (1971) İlker İnanoğlu aya çıkar. Konu uzay olunca “Flash Gordon” uyarlaması “Baytekin Fezada Çarpışanlar” (1967), “Star Trek” uyarlaması “Turist Ömer Uzay Yolunda” (1973), “Star Wars-Star Trek-Galactica-Flash Gordon” kolajı denilebilecek “Dünyayı Kurtaran Adam” (1982) filmleri veya sezon finalini göremeyen “Türk’ün Uzayla İmtihanı” (2012) dizisi ile mekânın boyutu gökyüzünü aşar.

Uçmak, insanoğlunun hayalini süsleyen olgulardan biridir. Sinema ile bütünleştiğinde daha da büyüleyici bir hale dönüşür. Emir Kusturica’nın Arizona Dream (1993) filminde Faye Dunaway gibi bir kadının hayallerinde, Steven Spielberg’in “Empire of the Sun” (1987) filminde İkinci Dünya Savaşı’nın patlak verdiği yıllarda ailesinden ayrı kalan küçük bir çocuğun hayallerinde de yer alır. Ancak bazı hayaller tutkuya dönüşür, savaş pilotluğu da bu tutkunun en uç noktalarından biridir. Dünya sinema tarihinde “Top Gun” bir milattır ve bu türün arketiplerini oluşturan ve sağlamlaştıran en önemli örnektir. Her başarılı film gibi yıllar sonra devamının çekilmesine de karar verilir. 2020 yılı içerisinde “Top Gun: Maverick” ismiyle ikincisi gösterime girecekken Maverick’in oluşturduğu efsane daha da mı yükselecek yoksa zarar mı görecek bilinmez. Ancak bilinen bir şey vardır ki Türk Sineması’nın kendi kahramanlarını yaratmaya devam etmesi gerekliliğidir. Yalnızca bir kesim ve kendi sınırlarımız içinde değil, uluslararası arenada da tanınan bir karakter yaratmak nihaî hedef olmalıdır. Nitekim yeterli tarihsel zemin mevcuttur. Kim bilir belki bir gün, 1971 yılında gazetelerde yayımlanmaya başlayan, 1975 yılından sonra da dergi olarak basılan “Yüzbaşı Volkan” etrafında şekillenen bir hikâye, hatta bir “evren” yaratılabilir. Jet pilotları ses sınırlarını geçebildiğine göre pekâlâ hayallerin ötesine de geçebilir. Bunun için yalnızca doğru yazılmış senaryolara ve hayalperest yapımcılara ihtiyaç vardır…

Öteki Sinema için yazan: Fatih Danacı

[1] Danacı, Fatih, “Türk Yıldızları: Bir Yıldızın Doğuşu”, Bilgi Yayınevi, Ankara 2017, sf. 277

[2] Arsoy, Göksel, “Altın Çocuk”, Remzi Kitabevi, İstanbul 2017,sf. 52

[3] Sarp, İrfan, “Bir Jet Pilotunun Anıları”, Kastaş Yayınevi, İstanbul 2016, sf. 42

[4] Danacı, Fatih, age, sf. 281

Poster Galeri

Yazar hakkında: Fatih Danacı

Uçak mühendisliği alanında eğitim alıp mezun olduktan sonra sinema ve edebiyat merakı aktif bir uğraşa dönüştü. 2006 yılından itibaren çeşitli dergi, e-dergi, internet siteleri gibi platformlarda öyküleri, sinema yazıları yayımlandı. Korkunun Canavarları adlı ilk kitabı 2011 yılında basıldı. Aynı yıl Giovanni Scognamillo ve Aylin Ünal ile birlikte hazırladığı Vampir Manifestoları çıktı. Evlidir ve Ankara’da ikamet etmektedir.

4 Yorumlar

  1. Gerçekten müthiş bir yazı. Okumaktan çok zevk aldım.

  2. Teşekkürler.

  3. Türk sinemasinin gercek anlamda ilk “Top Gun”u olma özelligi tasiyan Safak Bekcileri filminde Israil milli marsinin caliyor olmasi kimsenin dikkatini cekmemis anlasilan.

  4. Merhaba Haydar Bey, hiç dikkatimi çekmedi gerçekten. İlginç bir detay, tam olarak hangi sahnelerde geçiyor acaba?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir