Aile, Androjen Bir Özdeşleşme ve Dışarısı

AİLE

Taste The Blood of Dracula posterSosyal konumun bir kolu olan aile konumu dışarıdan bir erkek figürün görünürde bozulmamış aileye girip bu ataerkil yapıyı korku sinemasının fantazyasını oluşturacak olan kendi yöntemleriyle baştan çıkarmasıyla kendini ifade eder; Dracula’nın vampirlerin lordu olması gibi… Bu aile değeri bir otorite olan baba ile dominant kadın ve kız evlatlarla esasen sadakatin bittiği bir yerde gündeme gelmelidir. Taste The Blood of Dracula’da (Peter Sasdy, 1970) baba/erkek figür aileye olan sadakatinden ödün vermiş, karısını başka bir kadınla aldatarak tüm eğlencenin dibine vurmuş bir şekilde halen muhteşem bir baba ve aile değerlerine sahipmiş görünümü vermeye çalışmaktadır. Vampir; Dracula artık bozulmuş çürümüş değerleri cezalandırmak maksadıyla devreye girer ki artık kendi cezalandırma sistemini de kazanır. Babanın kızlarından birinin boynundan emdiği kan ile bu ailenin ne derece yanlış değerler üzerine kurulduğunu gün ışığına (!!!) çıkarmak ister. Artık Öteki, yolunda giden ideal bir sistemi bozmak amacıyla değil ne derece çürümüş değerler olduğunu belirtmek üzere devrededir.

Fark ediyoruz ki etrafta bir kaç kadın olmasına rağmen içlerinden bir tanesi Dracula’nın şehvetine kapılmaya çok daha fazla müsaittir; o da katı aile kurallarından diğerlerine göre daha uzaktır; dışarı’ya ve de sekse daha düşkün ve yine dışarı’dan olan erkeklere yöneliktir. Nişanlı karakterin Dracula tarafından baştan çıkarılması ve yepyeni bir form olan vampire dönüşmesi ise daha zordur. Kurtarıcısı sadakattir. Bu mevzuya slasher filmlerinde de rastlayacağız.

Artık çok iyi bildiğimiz bir konuya; yani slasher filmlerinde kurbanların sekse olan düşkünlüğüne bir kez daha değineceğiz. Kurbanların erkek ve kadınlardan oluşmasına rağmen son kalan kadının (final girl) diğer kurbanlardan sekse daha az düşkün olduğunu da biliyoruz . Katilin seksüel travması da seks düşkünlerine yönelmiştir. Bu seksüellik aynı zamanda genç figürün de travmasıyken kullandığı silahların bir fallusu andırması bir yetişkinin seksi cezalandırması olarak ele alınmıştır. Eğer katil bastırılmış seksüaliteyse, final girl içindeki erkeksilikle ve de erkekle bu dürtüyü bastıran kişidir. Bu andan itibaren artık katili öldürecek kişi kadının ta kendisidir; durum tersine dönmüştür.

ANDROJEN BİR ÖZDEŞLEŞME

laurie strodeCinsel bir konu olarak seyirciden bahsedeceksek, özdeşleşmeden de bahsetmiş oluruz. Eğer pov açısı (point of view) özdeşleşmeyse, seyirci ilk olarak erkek kem gözüyle; katil ile özdeşleşir. Filmin uzun bir süreci katilin gözünden izlenir. Örnek vermek gerekirse Friday The Thirteenth’de Jason’ın pov’undan kurbanı çalıların arkasında görürüz. Erkek kem gözü kadının erkeğe nazaran daha uzun bir süreçte ölmesini gerektirir. Ancak final girl’e geldiğimizde filmin üçte biri artık kadının pov’undan görülmeye başlanır. The Texas Chainsaw Massacre II’daki (Tobe Hooper, 1986) Strecth (Caroline Williams) ve Halloween’deki (John Carpenter, 1978) Laurie (Jamie Lee Curtis) buna örnektir. Artık özdeşleşme katilden bir kadına doğru yer değiştirmeye başlar. Ancak burada bir ironiyle karşı karşıya kalıyoruz: final girl ile olan özdeşleşmemiz esasen yine bir erkek özdeşleşmesiyle vuku bulmaktadır çünkü katiller Dressed to Kill (Brian De Palma, 1980) ve The Silence of The Lambs’de (Jonathan Demme, 1991) olduğu üzere seksüel açıdan da düşündürücü ve karmaşık kimliklerdir. Özdeşleşme androjendir. Erkek kem gözü ne kadar kadın için bir ceza ise, seksüel olarak karmaşık katil kimliği de kadın tarafından cezalandırılmaktadır. Kadın erkek kem gözünü kazanmıştır. Seyirci final girl ile özdeşleştiğinde artık onun sekse az düşkünlüğü yahut bakire olması bir önem atfetmez. Aksine onun bastırdığı tüm cinsellik –eylem olarak değil düşünsel olarak- katili cezalandırmak için gün ışığına çıkmıştır ve katilin kullandığı fallusu andıran cismin kadının ellerinde katili cezalandırması tesadüf değildir.

AYNI FORM: DIŞARISI

Korku sinemasının cinselliğe olan yaklaşımında yanlış yönelimlerin, seksin ve sekse düşkünlüğün hep bir cezalandırılma mekanizmasıyla karşı karşıya geldiğini biliyoruz. Bunun kayıp anne figürleriyle de sağlandığını Psycho (Alfred Hitchcock, 1960) gibi bir örnekte görmüştük. Oedipus Kompleksi annenin kendi yokluğunu tamamladığı yerde devreye giriyordu. Jason da annenin yokluğunda sekse düşkün olanları öldürmek üzere kıskançlıkla devreye giriyordu; kendi ölümüne de sebep oluyor, anne özlemine daha fazla direnemiyordu. (!!!) Bu yozlaşmış aile ortamı bir Öteki tarafından daha da yozlaştırıldığında, var olan değerlerin beat kuşağıyla özgürce seksin gün ışığına çıkmasıyla da bir bastırılma sürecinden geçtiğini görüyoruz. Ancak bu sefer bir yetişkinin gözünden görülmek suretiyle… Final girl çözüme ulaşmış ancak artık bir yetişkin olmuştur. Bu bastırılanlar kaos ve ikilemlerin başladığı yerdedir. Bu ikilemler kurban olmaya adaylığının sebebidir. Bu ikilemlerin bilincinde olan kadın kendini bu ikilemlerden kurtarmaya çalışır. Bu ikilemler tam anlamıyla kurtarıcıdır da çünkü onu gençlik ateşinden çıkarmış, yetişkinlik evresine sokmuştur.

Taste The Blood of Dracula

Tüm bu kadının kem göze kavuşma ve cezalandırma (gaze) mevzusu için en başa dönersek, Taste The Blood of Dracula’da gözü dışarıda olan, vampire dönüştürülme tehdidiyle karşı karşıyaydı. Vampire dönüşmek bir ödül olamazdı onun için. Vampirin ısırdığı gözü dışarıda ve de kokuşmuş aile değerleri içindeki kadın erkeğin kem gözüne teslim olmuş, kendi erkek kem gözüne kavuşamadığından savunmasını asla bir cezalandırma sistemine dönüştürememiştir. Sadakat sahibi ise dokunulamaz bir biçimde erkeğin kem gözüne kavuşmuş ve erkeğe yöneltmiştir bakışlarını. Bir kazıkla (fallus) öldürülecek olan vampir bir erkeğin elinden ölse bile kadının yönelttiği erkek kem gözünden kurtulamaz ve kendisini bundan daha fazla da androjen hissedemez. Kadın baştan çıkarılma ve de baştan çıkmama ikileminin ardından erkek kem gözünü katile yönlendirerek hem yetişkin sıfatına erişmiş hem de erkeğin ona kötü bakışını erkeğin kem gözüne bürünerek engellemiş olarak “kadın” olmayı başarmıştır.

-*-

Öyleyse Robin Wood’un dediği gibi Öteki hem cezalandırıcı hem de toplum ve aile değerlerinin bozulmuşluğunun gün ışığına çıkarıcısıdır. Nosferatu ve Taste The Blood of Dracula’da kurtulan kadın, slasher filmlerinde kurtulan ile aynı formda olduğu kadar ailenin ve cinselliğin dışarı’dan bir figür ile yozlaştırılması ve bozulması da aynı formdadır.

Öteki Sinema için yazan: Burak Bayülgen

Yazar hakkında: Burak Bayülgen

1983′te İstanbul’da doğan Burak Bayülgen yedi yaşında korku filmleriyle tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe, yani yazı yazmaya koyuldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir