Bekle Bizi Süpermen, Geliyoruz: Bekas (2012)

Hepimizin muhakkak vardır; uzun zaman önce radarına takılan, hikâyesiyle dahi merakını cezbeden bir film. Ancak ne hikmettir ki bu tarz bazı filmleri hep ötelemiş, izlemeyi geciktirmişizdir. Benim için bunlardan biri de Bekas. Ha bugün ha yarın izleyeceğim derken filmin Türkiye’deki ilk gösteriminin üzerinden tam 5 sene geçmiş bile. Ancak geçtiğimiz günlerde “artık izle beni” dercesine karşıma çıkan filmi, bu sefer ertelemeyi reddettim. Daha afişinden bile sıcacık bir anlatı vadeden bu yapım için geçtim ekran karşısına ve senelerdir bile bile lades dediğimi fark ettim. Çünkü Bekas, başından sonuna dek samimiyet vadetmesinin yanı sıra amiyane tabirle tebessümü de beraberinde getiriyor. Hal böyle olunca da onun hakkında konuşmak, birkaç kelam etmek de elzem oldu.

Zana ve Dana, kimsesiz iki kardeştir. Saddam Hüseyin’in hüküm sürdüğü 1990 yılının Irak’ında yaşam mücadelesi veren bu iki kardeş, günün birine sinemada Süpermen filmini izler. O günden sonra tek amaçları Amerika’ya gidip Süpermen ile tanışmak olan ve onun doğaüstü güçlerini savaşı bitirmek, ebeveynlerini hayata geri döndürmek amacıyla kullanmak isteyen bu ikili, onca imkânsızlığa rağmen yola düşmeyi kafaya koyar. Bu dakikadan itibaren ise iki kardeşin çılgın macerasını izleyicisine aktaran film, farklı tatlar sunmayı da ihmal etmez.

Bekas için söylenmesi gereken ilk husus, gücünü naif yapısından alması olacaktır. İki kardeşin, uçsuz bucaksız hayal gücünden beslenen film, bir yandan onların masumane duruşuyla içten yapısını güçlendirirken diğer yandan ise Zana ile Dana’nın düştüğü amansız yolculuk vesilesiyle sürükleyiciliğini maksimum düzeye çıkarmayı başarır. Esasen filmin asıl ilgi çekici yanının da burada gizli olduğunu söylemek mümkün. Bir an olsun sıkmayan, aksine samimi yapısıyla izleyicisi ile bağ kurmayı başaran film, böylelikle ilk dakikasından son anına kadar meraklı gözleri üzerine dikmeyi ihmal etmez. Bu da Bekas’ı özgün ve kendine has bir macera olarak nitelendirmemizin önünü açmaktadır.

Film biçim olarak ziyadesiyle tatmin ederken hikâyesiyle de izleyicisini bambaşka bir serabın ortasına bırakmayı başarır. Beyazperdede gördükleri süper güçlere sahip karakterin peşinden gitmeyi kendine görev edinen, bu uğurda karşılarına çıkan tüm zorluklara göğüs geren iki kardeşin hikâyesini tanımlayacak en doğru kelime özgürlük olacaktır. Onlar, bir diktatör tarafından rehin alınmış ülkelerinden kendi özgürlüklerini yaratarak kurtulmak, sonra da tüm ülkeyi refaha kavuşturmak için çıkarlar aslında yola. Bu farklı ama oldukça hayalperest olan yolculuğun anahtar kelimesi ise masumiyet… Bir başka deyişle Bekas, ekran başına geçen herkesi alır, koca bir hayalin peşine takar ve izleyicisinin içindeki çocuğa temas eder. Bu da anlatıya karşı sempati gütmemizin önünü açar.

Bu noktada Bekas’ın en büyük artılarından biri de kuşkusuz kolaycılık tuzağına kaçmaması. Savaşın ortasında ailelerinden yoksun, biçare kalmış iki çocuğun hikâyesi neresinden bakarsak bakalım hüzne fazlasıyla elverişli. Ancak film, bir an olsun ajite etmiyor ve bu deli dolu maceranın en dramatik anını bile bir melodram havasında servis etmeyi tercih ediyor. Bu da hem samimiyetin daha güçlü bir şekilde izleyiciye geçmesine olanak tanıyor hem de anlatının cazibesini de doruk noktasına çıkarıyor.

Bekas’ı keyifli bir seyirlik haline dönüştüren ana etmenlerden biri de yol temasıyla yakın münasebeti. Evet, film bir yandan izleyicisini iki kardeşin amansız hayalinin ortasına bırakırken öbür yandan da Irak’ın bir köşesinden öbür köşesine doğru yolculuk yaptırmayı ihmal etmiyor. Hem de önlerine çıkan her zorluğu alaşağı etmeye yeminli iki afacan vesilesiyle! Hal böyle olunca anlatının ele avuca sığmaz macerası daha dişe dokunur bir seviyeye yükseliyor ve kazandığı ivmeyi bir an olsun terk etmeyerek temposunu maksimum düzeyde tutmayı başarıyor.

Filmin insanı içine çeken ve sonuna kadar da bırakmayan büyüsünden bahsettikten sonra gelelim hikâyenin bahşettiklerine ve arka planda seyredenlere. Bekas için ne kadar samimi ve içten bir film yakıştırmasını yapmak mümkünse bir o kadar da siyasi bir benliğe sahip olduğunu iddia etmek mümkün. Malum, hikâye Saddam döneminin Irak’ında geçiyor. Halkın bu cani diktatörden yaka silktiği ve sadece hayatta kalmak için çabaladığı bir zaman dilimi… Bekas’ın merkezine yerleştirdiği, “Süpermen gelse de bizi kurtarsa” mottosu da esasen anlatının Amerika hayranlığını gün yüzüne çıkaran yegâne husus. Kaldı ki tüm film boyunca alttan alta verilen özgürlükler ülkesi Amerika mesajı ve kurtuluş için reçetenin yine “tek güç olan” Amerika olarak işaret edilmesi, Bekas’ın ve dolayısıyla yönetmenin durduğu safı da net bir şekilde işaret ediyor. Esasen filmin eleştirilecek bir noktası varsa onun da tam burası olduğunu dile getirmek gerekir. Keza “globalleşen dünya” kisvesi altında filmde sıklıkla karşımıza çıkan Coca-Cola ve Michael Jackson ibareleri, anlatının Amerikan güzellemesinin bir diğer ayağı olarak belirmekte. Kaldı ki böylesi naif bir anlatı içerisinde kör göze parmak misali giydirilen bu süslü emperyalizm ceketinin, yer yer anlatının saflığını zedelediğini de dürüst bir şekilde itiraf etmek gerekir.

Bekas’ın yönetmeni Karzan Kader, çocukluk yıllarında Saddam zulmünden kaçarak İsveç’e yerleşen Kürt bir ailenin oğlu. Her ne kadar film, Irak’tan çıkagelen bir düş hikâyesini izleyicisine aktarsa da yer yer oryantalist bir bakış açısıyla karşılaşmak da mümkün. Kaldı ki filmin idealize edilmiş Süpermen figürü ile başlayan Amerika güzellemesini ve Irak’ta yaşayan halkı zaman zaman kötücül gösterme çabasını bunun en büyük örneği olarak gösterebiliriz. Ancak arka fonda seyreden ve irrite etmesi de ziyadesiyle mümkün siyasi alt metni bir kenara bıraktığımızda Karzan Kader’in ilk uzun metrajı olmasına rağmen zor bir görevin altından tökezlemeden kalktığını dile getirebiliriz. Sürükleyiciliği tam tadında olan ve izleyicisi ile kurduğu bağı finale dek taşımayı başaran yönetmen, servis ettiği sıcak hikâye şablonunu neşeyle birleştirerek keyifli bir filmi karşımıza getirmeyi başarıyor.

Tabii eğer film ile ilgili methiyeler düzebiliyor ve negatif yönlerini göz ardı edebiliyorsak bundaki en büyük pay sahibi, hikâyenin merkezinde yer alan Dana ve Zana’dır. Anlatının dram ile komedi arasındaki ince çizgisinde sırıtmadan yürümeyi başaran bu ikili, filminde en çok takdiri hak eden yapı taşları olarak beliriyor. Özellikle küçük kardeş Zana’ya hayat veren Zamand Taha’nın filmin açık ara en büyük şansı olduğunu da belirtmek gerekir. Yeri geldiğinde hüzünlendiren, yeri geldiğinde ise fütursuzca kahkahalar attıran küçük oyuncu, zaman zaman abisinden rol çalmayı da ihmal etmiyor ve filmin en dişe dokunur yönü olarak öne çıkmayı başarıyor.

Bekas, merkezine yerleştirdiği iki küçük çocuğun Süpermen ile tanışma hayalinden yola çıkan, anbean neşe saçan, oldukça sıcak ve samimi bir film. Arka fonda seyreden ve yer yer rahatsız edici seviyeye ulaşan siyasi mesajını bir kenara bıraktığımızda ekran başındaki herkesin bam teline dokunan ve düş kurmanın aslında dünyadaki en büyük nimet olduğunu izleyicisine hatırlatan film, naif yapısıyla tek solukta tüketilecek ve ardından da uzun uzadıya gülümsetecek bir iş olarak öne çıkıyor. Eğer ki hala Bekas’ı izlemediyseniz ve benim gibi yıllarca filmi geri plana atanlardansanız, sadece içinizdeki çocuğu dışarı çıkarmak adına bile bu filme sıkı sıkıya sarılabilirsiniz.

Öteki Sinema için yazan: Polat Öziş

Yazar hakkında: Polat Öziş

1992 İzmit doğumlu… Küçük yaşlarda tanıştığı Yeşilçam filmleri sayesinde sinema en büyük tutkusu oldu. Sonrasında ilginç bir şekilde Muğla’ya İktisat okumaya gitse de tutkusundan vazgeçemedi ve sinemayla ilgili çalışmalar ortaya koymaya başladı. İzledi, düşündü, çekti. Sonunda ise filmler hakkında yazmaya başladı. Film Arası Dergisi, Film Hafızası ve Öteki Sinema’da çok sevdiği filmler hakkında yazmaya devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir