Beware the Batman (2013)

Beware the Batman posterYeni bir Batman / Yarasa Adam animasyonu ile daha karşı karşıyayız. Geçen yıl Nolan Trilogy’si biterken Beware the Batman hakkında çok kısa bir teaser izlediğimi hatırlar gibiyim. Geçen zamanda neden reklamına yer verilmedi ya da verildi de ben mi denk gelmedim bilmiyorum ama yeni Batman dizimiz bu Temmuz’da Cartoon Network’te yayınlanmaya başlayıvermiş! Bundan ancak birkaç gün evvel haberim oldu. Yetişkin seyircilerden nefret edeni bol olacak bir çalışma Beware the Batman, buna rağmen biraz olsun dikkatimizi vermekte fayda var. Seyrettiğim beş bölümde ilginç şeyler yakaladım.

Beware the Batman, bir nevi yeni bir başlangıç hikayesi. Başlangıç hikayesi ifademiz yanlış anlaşılmasın, yeni bir “Genç Bruce’un kendini tanıma hikayesi” değil olayımız. Tim Burton’ın 1989 yapımı Batman’i gibi düşünün; Batman’imiz Gotham sokaklarında kötülükle savaşa başlamıştır ama tüm şehirde nam salmış bir şöhreti yoktur. Komiser James Gordon, bu maskeli vigilante’yi yakalamayı kafaya takmıştır (yani daha Batman’le Gordon aynı ekmeği bölüşüp yiyen yoldaşlar olmamışlar). Gotham’ın en kıdemli kötüleri bile daha ortalıkta değildir, sokaklarda Joker maskesi takıp gezinseniz kimsenin zihninde kötü anılar canlandırmazsınız.

Bu yeni serinin neden pek çok hayran tarafından aforoz edileceğine gelelim. Bir kere Warner Bros. hala çok temel bir olayı öğrenememiş vaziyette: İnsanlar Batman the Animated Series günlerinin stil sahibi iki boyutlu çizimlerle yaratılmış gotik dokunusu istiyor! Beware the Batman hem fazla modern hem de tamamen CGI ile üretilmiş. CGI teknolojisi bazı dövüş sahnelerinin çok iyi kotarılmasına imkan vermiş ama daha sakin sahnelerde rahatsız edici bir donukluk göze batıyor. Wayne Malikanesi’nde geçen kısımlarda bir Sims 3 modu videosu seyrediyormuş gibi hissediyorum.

Beware the Batman 3

Tabii bu gene de büyük bir mesele değil, biz Batmanseverler yapımcıların sanat zevkini gözardı edebiliriz. Sonuçta Batman Beyond ve (altı adet Emmy almasına rağmen) The Batman serilerine de katlanmayı bildik. Batman hayranları için asıl sınav bu yeni hikayenin karakterlerine geldiğimizde kendini gösteriyor. Nasıl mı? Şöyle: Alfred artık tonton yaşlı bir İngiliz uşağı değil, (dizideki tüm karakterler gibi) boru yutmuş, dimdik ve görece genç bir MI6 emeklisi. Tamam, Alfred’in bir ajan emeklisi olması fikri yeni değil, hatta oldukça çekici bir kurgu ama bu kadar genç bir Alfred’i nasıl göze aldınız? Bunun dışında ilerleyen bölümlerde Batman’in yardımcısı olacak karakter de Robin değil, Katana! Kesinlikle tutucu bir Batman hayranı değilim ve değişiklikler hoşuma gider ama biraz fazla risk alınmamış mı?

Hikayenin çekirdeğinde bu tarz değişiklikler varken düşmanların da sabit kalması beklenemez. Beware the Batman’de Penguen, Çiftsurat ya da Bilmececi görmek istiyorsanız aradığınızı bulamayacaksınız. Projenin yapımcısı Sam Register, Beware the Batman’de artık yeni bir Joker hikayesi anlatmak istemediklerini belirtiyor. Yeni seri, tamamen karanlıkta kalmış DC kahramanlarına bir hayat pınarı olmayı kendine misyon edinmiş.  Alfred ve Katana kısmındaki revizyonizm sinirimi bozsa da DC kötüleri konusundaki bu kararı beğendiğimi itiraf etmeliyim. Bu durum açıkçası diziye bir miktar gizem de katıyor, tam olarak nasıl bir kötü karakterle karşılaşacağını insan öngöremiyor. Açıkçası ilk bölümdeki Professor Pyg ve Mister Toad beni şaşırtan bir seçim oldu. İleriki bölümlerde karşımıza çıkan Magpie de iyi bir sürprizdi. DC’nin bu popüler olamamış karakterlerine bir şan daha sunulması Batman külliyatına güzel bir atıf. Aynı şekilde yetişkin seyirciyi de diziyi seyretmeye yönlendirecek yegane etmen. Tabii Cartoon Network’de yayınlanan bir çizgifilmden bahsettiğimiz için bu kahramanlardan büyük psikopatlıklar beklemeyin.

Beware the Batman 2

Aslında Warner Bros. burada gene cinlik yapmayı ihmal etmemiş. Çocuk çizgifilmi olmasından ötürü karakterlerden  vahşi imajı silmiş, ama politik imajı silmemiş. Aynı Dark Knight Rises filminde olduğu gibi Beware the Batman’de de Amerika’da 2011’de büyük ses getiren Occupy Hareketi’nden etkilenme ve kötülüğü bunun üzerinden tanımlama var. Professor Pyg ve Mister Toad’ın ekoterörist bir imajla hayat bulması, daha da önemlisi serinin esas düşmanının Anarky olması bunun en net göstergesi. 1989 yılında Alan Grant ve Norm Breyfolge tarafından DC’ye kazandırılan Anarky, büyük oranda Alan Moore’un V’sinden etkilenilerek yaratılmış bir karakterdi. Kendi kısa serisine de sahip bu karakter DC’de fazla sistem karşıtı görülmüş ve yavaşça “sönümlendirilmişti”. Beware the Batman’de Anarky’nin  yeniden sahneye çıkması tabii ki tesadüf değil. Bu arada Anarky’nin yeni Batman oyunu Origins’te de yer alacağı söyleniyor. Görülen o ki Batman’i muhafazakar bir karakter yapmak için Warner Bros. elinden ne geliyorsa yapacak.

Her şeye rağmen ben Beware the Batman’i fırsat buldukça seyretmeye karar verdim. Bu yeni karakterlerle yola çıkma işi finalde beni cezbetmeyi başardı. CGI grafiklere ve Batman’in aşırı Beyond imajına dayanabilirim sanıyorum. Bir de dizide Katana ve Suikastçiler Ligi sayesinde yüksek dozda 90’lar havası aldım (Ninja demek benim için 90’lar demek). Bu açıdan hoş bir nostalji yaşayacağımı hissediyorum. Evet bir fenomen Batman the Animated Series olmayacak ama olsun. Animated Series de başarısını çağından geri bir atmosferi başarıyla ekrana taşıması sayesinde kazanmış, bu sayede çağının ötesine geçmişti. Kim bilir, belki Beware the Batman de beklenmedik bir başarı hikayesi sunar bize. Denemekten zarar gelmez.

Yigilante Kocagöz

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir yorum var

  1. The Untouchables filmindeki Sean Connery’nin Jim Malone karakterinden öykünen Alfred’e alışmak ya da alışmamak işte tüm mesele bu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: