Eksantrik Bir Komedi Western: Çifte Tabancalı Damat (1967)

Yeşilçam’ın ilk western filmi Nuri Akıncı’nın çektiği Beş Hikaye’dir (1962).(1) Western o tarihe kadar pek ilgi gören bir konu olmadığı için bu ilk örnek çabuk unutulur. 60’lı yılların ortasında gerçekleşen spagetti western furyası bize de uğrar. 1967 yılında dört western birden çekilir. Hatta Ertem Eğilmez bile western makyajlı bir intikam hikayesi olan Ölünceye Kadar’ı (1967) çekerek furyaya bir şekilde bulaşır. 67 furyasını başlatan ilk film Zafer Davutuoğlu’nun Ringo Kid – Kanunsuz Kahraman’ıdır. Ayrıca Türker İnanoğlu’nun çektiği Kader Bağı ve Remzi Jöntürk’ün Cango Korkusuz Adam’ı bu yılın mahsüllerindendir. Yazımızın konusu olan film ise 67’nin getirdiği bir diğer film olan Çifte Tabancalı Damat’tır. Filmin Yönetmeni O. Nuri Ergün, senaryo yazarı Safa Önal, yapımcısı ise İrfan Ünal ve Recai Akçaoğlu (Akün Film).

Çifte Tabancalı Damat, Red Kit Ahmet (Öztürk Serengil) isimli eksantrik banka memurunun deli dolu maceralarını anlatıyor. Red Kit Ahmet’in Red Kit ile olan tek bağlantısı, ismi. Bu filmin ise Red Kit ile uzaktan yakından ilgisi yok, bunu baştan belirtmiş olayım. Banka hesaplarının içinden çıkamayıp 100 Dolar-Lira açık veren Red Kit Ahmet hapse girmemek için çareler aramaya başlar. Zira bankanın sahibi olan Para Babası (Vahi Öz) -evet ismi bu!- çok acımasızdır ve daha önceki memurlardan birkaçını 5-10 dolarlık hesap açığından dolayı hapse göndermekten çekinmemiştir. Açığı cebinden karşılamaktan başka çare bulmayan Red Kit Ahmet Altın Vadi kasabasına gidip dayısı Frank Fuat’tan (Münir Özkul) 100 dolar almak ister. Çünkü Ahmet bütün maaşını yatırım yapması için düzenli olarak dayısına göndermektedir. Gel gör ki Frank Fuat kumarbazın tekidir ve Ahmet’in tüm yatırımlarını kumarda kaybetmiştir. Ahmet’in kasa açığını kapatmak için başka bir yol bulurlar: Ahmet, çeşitli suçlar işleyerek başına ödül konmasını sağlayacak, Fuat da onu yakalayıp şerife teslim ederek ödülü alacaktır. Bu para ile de Ahmet’in kasa açığı kapatılacaktır. Hiç vakit kaybetmeden çeşitli suç girişimlerinde bulunurlar. Yaşlı bir adamın çiftliğinden tavuk çalmaya kalkarlar, dul bir kadına saldırırlar. Ahmet beceriksizliği ile işleri karıştırıp, başına konan ödülü bir arttırıp bir azaltsa da en sonunda hileli bir cinayet tezgahı ile on binlerce dolar ödüllü bir “Aranıyor” ilanı sahibi olmayı başarır. Fuat, anlaştıkları gibi Ahmet’i yakalamış gibi yaparak Altın Vadi şerifine teslim eder ve ödülü alır. Asılmak üzere hapse giren Ahmet, kendisi gibi asılmayı bekleyen azılı bir Meksikalı haydut olan Toro Cafer ile aynı hücreyi paylaşmaktadır. Ahmet dengesiz hücre arkadaşı ile uğraşırken Fuat’ın gelip kurtarmasını beklerken Fuat tabi ki bütün ödülü kumarda kaybetmiştir. Marijuana içtiği zamanlarda dünya tatlısı bir insan haline gelen Toro Cafer, Ahmet ile dost olur ve onunla beraber hapishaneden kaçar. Sonra da Toro Cafer’in çetesinin olduğu yere giderler. Lakin Ahmet’in çilesi henüz bitmemiştir. Çünkü Toro Cafer marijuana içmediği zamanlarda kendisini tanımaz.

Hayırsız dayı Fuat, hapisten kaçınca başına konan ödül iki katına çıkan Ahmet’i tekrar şerife teslim etmek için Toro’nun kampına sızmaya çalışırken yakalanır. Toro, Ahmet ve dayısı Fuat’ı öldürmek isterse de Toro’nun Ahmet’e aşık olan sevgilisi Juanita Hülya (Zeynep Aksu) sayesinde kurtulur. Toro Cafer, Ahmet’in çalıştığı Gümüş Teneke Bankası’nı soymak için ondan faydalanmak ister ama sonunda Juanita’nın yardımıyla Toro Cafer ve çetesi kodesi boylar.

67 yılında çekilen yerli westernlerin en ilginç yanı aşağı yukarı hepsinin birbirinden farklı olması. Cango Korkusuz Adam o devre göre sert bir spagetti western/fantasik kolaj iken Kader Bağı ve Ringo Kid klasik westernlere yakın duruyor. Çifte Tabancalı Damat da klasik tarza yakın dursa da komedi filmi olarak hepsinden ayrılıyor. Ve evet şunu söylemek yanlış olmaz: Bu film ilk erişte western/komedi filmimiz!

İlk western komedi filmimiz oldukça “bomba” bir kadroya sahip. Öztürk Serengil, Vahi Öz, Münir Özkul ve Kadir Savun bu kötü senaryo sınırları içinde sergileyebilecekleri en iyi oyunu sergilemiş. Genelde “Adanalı Tayfur” sınırları dahilinde hep aynı hiperaktif ve eksantrik kahramanları canlandıran Öztürk Serengil’in hiperaktifliği Mücap Ofluoğlu’nun muhteşem seslendirmesi ile birleşince bu filme çok iyi gitmiş. Münir Özkul o devirde canlandırdığı karikatürize tiplerin aksine bu filmde çok daha dengeli bir oyun sergileyerek öne çıkmış. Vahi Öz’e ise söz söyleyip çarpılmaktan korkuyorum çünkü bu adam hangi rolde karşıma çıkarsa çıksın suratıma kocaman bir tebessüm yerleştirmeyi başarıyor.

Az önce senaryodan dem vurmuştuk şimdi konuya girelim. Senaryo Safa Önal gibi başarılı ve (hatta 1 yıl sonra Lütfü Akad ile birlikte Vesikalı Yarim gibi bir şahesere imza atacak) usta kalemin elinden çıkmasına rağmen oldukça baştan savma. Ahmet’in kasa açığı vermesi öykünün serimini düğümüne taşıyacak olaysa film Ahmet’in pattadanak kasa açığı vermesi ile başlayabilir mi? Düğüm bölümünde ise epey zorlanıldığı ve senaryonun epey zorlandığı bariz. Ahmet ve Toro’nun hapisten firar etmesi sonrasındaki kısımlar -yamyam bir baba ve bayıltıcı sprey!- tamamen bir raydan çıkış gibi. Yabancı westernlerden alıntılar da var: Müzik kutusu susunca başlayan düello gibi. Yoksa bu da hikayenin yönetmenin kafasına yazılı olduğu ve senaristin sadece günlük diyalogları yazma yönünde destek verdiği bir film mi? Muhtemelen Önal’ın katkısı sadece bu yönde olmuş gibi bir kanaate sahibim.

Bir western filmi için çok önemli olan dekor ve kostüm konularına gelelim. Dekorlar tek kelime ile dökülüyor. Ama gene de o günlerin kısıtlı şartları içinde gösterilen harcanan takdire şayan bir çaba söz konusu. Yabancı westernlerden görüntü “alıntılayıp” filme saplamak yerine küçük çaplı bir kasaba meydanı kurmak gibi bir işe girişilmiş. Kostümler ise şaşırtıcı derecede iyi!

Filmi izlemediyseniz, üzerinize afiyet sürprizbozan veriyormuş gibi olacağım ama filmin Ahmet’in rüyasından uyanarak 60’lı yılların Türkiye’sine dönmesi ile final yapması bende yönetmenin yaptığından utanması ve özür dilemesi hissi uyandırdı. “Biz bir halt ettik, komedi western türünde bir film çektik. Ama merak etmeyin bunların hiçbiri gerçek değildi!” İyi de filmin 96 dakikasının 92 dakikasının rüya olmasına ne demeli? Sen filminin nerdeyse tamamından utanacaksan niye çektin diye sormazlar mı? Üstelik biz bütün senaryo hatalarına rağmen o deli dolu 92 dakikayı sevmişsek hele?

Keşke böyle filmler daha çok çekilseydi. Keşke Uçan Daireler İstanbul’da (1955) filmini çeken Orhan Erçin yaptığından utanıp sinemayı bırakmasaydı. Keşke Yeşilçam’ın en fantastik adamlarından olan Çetin İnanç Dünya’yı Kurtaran Adam’a sonraki yıllarda aslında filmde olmayan “sosyal” alt metinler yüklemeye kalkmasaydı. Genel sorunumuz bu olsa gerek; çok üst düzey entelektüel yaratımlarda bulunmuşuz da tek defomuz buymuş gibi fantastik olandan, gırgır olandan utanmak. Türk Sineması “Biraz hayal kurduk, biraz da eğlendik. Daha ne olsun!” diyebilecek cesur sinema insanlarını bekliyor hala!

(1) Fantastik Türk Sineması, G.Scognamillo-M.Demirhan, Sf:102, Kabalcı Yayınevi.

Yazar hakkında: S. Özgür Ilgın

1977 Yılında Aydın'da doğdu. Üniversitede bir elin parmakları kadar üyesi olan Felsefe Topluluğunun çıkardığı, iki elin parmakları kadar “tirajı” olan Yitik adlı fotokopi fanzinde öykü ve albüm tanıtımları yazdı. Blues, Heavy/Rock, Doom, Thrash, Death, Jazz ve Proggressive müziğe bayılıyor. Sergio Leone'yi David Lynch'i, Stanley Kubrick'i, Metin Erksan'ı, Ertem Eğilmez'i, Nuri Bilge Ceylan'ı, Zeki Demirkubuz'u ve Yılmaz Atadeniz'i çok seviyor, sinema ve müzik gibi eğitiminin olmadığı konularda ukalalık etmekten çok hoşlanıyor.

Bir Cevap Yazın