Flash Resmi Olarak Doğdu: 1×06 The Flash Is Born

İki hafta önce yayınlanan The Plastique bölümünü hiç beğenmemiştim, fakat The Flash yapımcıları son bölümle gönlümü almayı bildi. Araya işler girdiği için, tam haftasında değerlendirmemi yetiştiremedim, o nedenle lafı uzatmadan sıradan yorumlamaya başlıyorum.

Iris West’in inatla kahramanımız hakkında yazması ve yapma denmesine rağmen “ama insanlar senin var oluğunu bilmeli” serzenişine takılıp kalması, artık kabak tadı vermişti. Bu bölümde Iris’i aksiyonun ortasına alarak bu işe bir hacim kazandırmaları güzel oldu. Şaşırmak ile cinsel bir histeri arasında gidip gelen halleriyle Iris, Flash’a olan hayranlığını gizlemekte zorlanıyor ve bunun için erkek arkadaşına yalan söylemesi de Barry’nin gözünden kaçmış değil. Muhtemelen gelecekteki karanlık Eddie Thawne / Professor Zoom sapağına da bu yönden dalacaklar. Eğer öyle olursa iyi olur. Bu bölüm Eddie’ye derinlik kazandıran bir bölüm oldu; hatta karaktere olması gerekenden fazla sempati beslediğimizi söyleyebilirim.

news_illustre_1416903053_750

Sarı Humvee kullanan zengin siyahilerle açıkça dalga geçtikleri kovalamaca sahnesinde, ABD ve Kanada’nın en büyük sosyal sorumluluk gündemlerinden biri olan “bullying / zorbalık” alt metniyle karşılaştık. Tony Woodward Barry’nin okul yıllarından kalma kâbusuydu ve Star City felaketi, sanki başka adam yokmuş gibi onu bir Meta Human’a çevirmişti. DC’nin en büyük kahramanlarından biri olan Superman dışında bir “Man of Steel” tanımam; o yüzden bu sıfatı “Flashpoint” ile değişen “Prime Earth” mitolojisine yapılmış küçük bir gönderme olarak algılıyorum. Tony, Barry’i Flash’a çeviren olayın olduğu gece bir hurda kazanının içine düşmüş ve metale dönüşebilme becerisi kazanmış bir serseri ve yapabileceği en yanlış hareketi yaparak Iris West’i kaçırmaya karar veriyor. Bir ‘Guido’ prototipi olarak, şehrin en sıkıcı ve sıradan kızı Iris West’ten hoşlanmasının tek nedeni hatunun tuttuğu blog olmalı çünkü Iris, tüm bu ilgi dalgasını taşıyabilecek bir karakter ne yazık ki değil. Barry Allen, Eddie, Tony… Hepsinin Iris’e âşık olması? Biraz daha uğraşırsak, Iris’in adını Feriha olarak değiştirebiliriz.

Yine bu bölümde ilk defa, Star Lab ekibi her zaman olduğu gibi kulaklarımı ve gözlerimi tırmalamadı. Sanıyorum bir önceki bölümde dibi gördükleri için, artık onun üzerinde kalan her şey bana daha kabul edilebilir geliyor. Bunu söylediğime inanamıyorum ama Cisco ve Caitlin’in esprileri, hatta Wells’in bu husustaki asistleri bile benden puan aldı. Böyle olması gerçekten iyi, çünkü Joe ve Iris dışında kendileri için bir şeyler hissedebileceğimiz tek malzeme onlar.

news_illustre_1416903053_511

Joe demişken, babacan dedektifimiz de geçmiş dosyaları kurcalarken Flash’ın annesini öldüren Reverse Flash’ın gerçek kimliğine olabildiğince yaklaştı. Bölümün sonunda Reverse Flash cameo’su görmemiz zaten bariz biçimde inanmamız için yemlediğimiz bir düşünceyi gün yüzüne çıkardı: Wells %99,9 Reverse Flash. %100 demiyorum, çünkü söz konusu Flash evreni olunca işin içine süper-zeki, telekinezik goriller, zaman yolculukları ve alternatif evrenler giriyor. Ama her şey o kadar bariz ki insan artık “kesin bir şaşırtmaca var” diye düşünüyor. Çünkü artık dizilerin “yeterince iyi” sayılabilmesi için, bizi şaşırtması gerekliliği yazılı olmayan bir kanun haline dönüştü. Eh ortada Eddie Thawne gerçeği de varken, artık neyin ne olacağına bir kesinlik tayin etmek pek mümkün değil.

Gelelim bölümün benim için en iyi olan yanına: SUPERSONIC PUNCH BABY! WOOOOOOOOOOHOOOOOOOO! Red Streak lakabından kurtulup, Barry’nin yardımlarıyla “Flash” adına kavuşmamızın yanında, kahramanımızın en büyük silahlarından biri olan “süpersonik yumrukla” tanışmamız da son derece güzel oldu. Müzikler, efektler, her şeyiyle güzeldi ve ilk defa bunu yapan Flash’ın şaşkınlığı, mutluluğu vs. her şey gayet tadında yansıtıldı. Tony ile yüzleşen Barry’nin ona sadece bir “zorba” olduğunu söylemesi, o anı yaşadıktan sonra müthiş bir sevinç yaşaması çok güzel detaylardı. Klişenin sınırlarını zorlamadan, çizgiroman klişelerinin gücünden yararlanmaları oldukça naif bir tat katıyor diziye. Eğer her bölümde bu tadı yakalayabilirlerse, The Flash tadından yenmez olur. Yarın, yeni bölümün incelemesi ile görüşmek üzere.

Yazar hakkında: Emel Bilge Çınar

1985 yılında İstanbul’da doğdu. İlk sinema deneyimi Jurassic Park olmuştur. Animasyon ve VFX alanında eğitim almak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Türkiye’ye döndükten sonra 3 yıl boyunca Post Producer olarak çalıştı. Bugünlerde bağımsız olarak 3D animasyon ve oyun yapımı üzerinde emek harcıyor. 2009′dan bu yana çeşitli mecralarda sinema ve TV üzerine yazılar yazmaya devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir