Tipik Bir Yavuz Figenli Avantürü: Hedefteki Adam (1978)

Sinemamızın 70’li yıllarının avantür yönetmenlerinden Yavuz Figenli’nin çektiği filmlerin en önemlilerinden biridir Hedefteki Adam. Tabi ki kendi sıkletindeki filmlerle karşılaştırıldığında. Filmin senaristi, jeneriğe bakacak olursak,  genelde Naki Yurter filmleri için yazdığı senaryolarla tanıdığımız Recep Filiz. 1977 yılında çekilip 1978 yılında gösterime giren filmin yapımcısı ise Necdet Barlık (Barlık Film).

Öncelikle film tam anlaşılamayan bir olayla açılıyor. Tam açıklanmadığı için biraz hayal gücümüzü çalıştıracağız beyler. Bir yağ üreticisi panik halinde avukatından aman dilemektedir. Belli ki başı derttedir. Başkalarından aldığı yağları kendi etiketi altında satışa sunan üreticinin paniğinin nedeni, yağlarda halk sağlığını tehdit edecek bir şeyin olmasıdır belki de. Bunu filmden anlayamıyoruz. Video kaydından dijitale aktarılan ve hatırı sayılır bir kısmı da malum nedenlerden ötürü makaslanan filmin baş kısmı aynı şekilde uçurulmadıysa bunu alışıldık Yavuz Figenli savrukluğuna tahvil etmek zorunda kalacağız. Neyse efendim yağ üreticisinin deposunu bir çete basar, adamı ve avukatını öldürerek üreticiye yağ veren şirketlerin listesini ele geçirmek ister. Çetenin üyelerinden Kenan (Tamer Yiğit), listeyi saklayarak kaçmak isterken Nusret (Tarık Şimşek) tarafından ağır yaralanır. Kenan’ın öldüğünü sanan Nusret listeyi alarak kayıplara karışır. Nusret ise kefeni yırtar ve olayı aydınlatmak üzere polis ile beraber çalışmaya başlar.

Nusret, mafya babası Altan’ın (Erol Taş) ortağı Şevki (Turgut Özatay) ile birlikte çalışmakta ve Altan’dan gizli bir şekilde yağ skandalına adı karışan firmalara şantaj yaparak onlardan para sızdırmaktadır. Kenan, Nusret’in Balkanlar’da öldürüldüğü polis tarafından bilinen (fakat Nusret tarafından bilinmeyen) ortağı Remzi kılığında Şevki ve Altan’ın yanına giderek Kenan’ın ölmediğini ve yağ şirketlerinin listesi ile ortalıkta dolandığını söyler. Nusret ise yanlış iz üzerinde olduğu için Kenan’ı İzmir’de aramaktadır. Remzi, yani gerçek Kenan ise Altan’a Kenan’ı bulmaları için yardım edebileceğini ama bunun için en tepedeki patronlarla görüşmek istediğini söyler. Altan ve Şevki, Remzi’den şüphelenir. Onu tanıyan iki kişi vardır. Biri Nusret, diğeri de hapiste olan Selim. Remzi’nin gizlice resmini çekip Selim’e göndermek için Altan’ın metresi Gül’ü (Zerrin Doğan) görevlendirirler ama Gül başaramaz. Altan ve Şevki ile pazarlık yapan Remzi büyük patronlarla görüşmek ister. Bu arada Şevki, Nusret ile birlikte çevirdiği işlerin ortaya çıkmasından korkarak Remzi’yi ortadan kaldırmaya karar verir ama Remzi, Gül ve babası Hakkı’nın (Tevhit Bilge) yardımı ile Şevki’yi bertaraf edip Altan’ı ve yağ üreticilerinin listesini polise teslim etmeyi başaracaktır.

70’li yıllarda fotoromanlardan esinlenmiş alengirli bir olay örgüsü olan, yer yer sürprizli sona sahip b-filmlere sık sık rastlanıyordu. Ama bunların çoğunun kötü yazılmış (veya hiç var olmayan) senaryo, berbat kurgular ve birkaç haftalık koşuşturmacalı bir yapım temposunun ele ele vermesiyle çoğunlukla faciaya dönüştüğünü söylemeye bile gerek yok. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki eğer film video kasetten dijital ortama aktarılırken ve erotik sahneler ayıklanırken filmin bütünlüğünü sakatlayacak sahneler de atılmışsa (ki bu çok sık olan bir şey) sözlerimi geri almaya hazırım ama bu film de kopukluklardan ve mantıksal hatalardan oldukça mustarip olmuş gibi görünüyor. Öyle ince eleyip sık dokumadan hemen aklıma gelen üç beş gizemli(!) noktayı hemen sıralayayım:

  1. Filmin başında yağ üreticisinin deposunu basıp üreticiyi ve avukatını öldürenler -ki Kenan da bu çetenin adamıydı- kimin adamlarıydı, Altan’ın mı, Şevki’nin mi yoksa Nusret’in mi?
  2. İlk gelen çete Altan’ın adamlarından oluşuyorsa Altan, Şevki’nin adamlarından oluşuyorsa Şevki, Kenan’ı neden tanımadı? Yok eğer bu adamlar Nusret’in çetesinden ise Nusret ile beraber iş çeviren Şevki, Kenan’ı hayatında bir kere olsun görmedi mi?
  3. Remzi’nin fotoğrafını çekemediği için Altan’ın evden kovulan metresi (ve Hakkı’nın kızı) Gül, daha sonra nasıl olup da elini kolunu sallaya sallaya Altan’ın mekanlarında dolaşıp Remzi’ye yardım edebildi?

Mümkünse bu üçünü birden istiyorum.

Buraya kadar filmin dağınıklığını ortaya serdik. Peki nedir bu filmi dikkate değer kılan? Üç önemli ismin bir araya gelmesi: Erol Taş, Tamer Yiğit ve Turgut Özatay. Bu kadar karman çorman işlenmiş bir öyküden hala zevk alabiliyorsak bunda aslan payı Erol Taş’a aittir. “Hakkında tahkikat yapmam gerekli. Burada seni tanıyan yok” sözleriyle başlayan sahne, yıllardır dönüp dönüp izlediğim sahnelerden biridir. İflah olmaz bir Erol Taş hayranıysam bunun en önemli nedenlerinden biri de bu sahnedir. Sinir bozucu bir aldırmazlık içinde blöf yapan Tamer Yiğit, Tevhit Bilge’nin yanından bu diyaloğu delici bakışlarla izleyen Turgut Özatay ve Tamer Yiğit’in blöfleri karşısında öfkeden deliye dönen Erol Taş… Her şey o kadar iyidir ki diyaloglardaki abuklukları çok sonra fark edersiniz:

Remzi: Ne çok insan beni ölü sanırsa o kadar rahat çalışırım.

Altan: Madem öyle, neden hakiki ismini; Remzi’yi kullanıyorsun?

Remzi: Etkimin fazla olması için!

Tamer Yiğit’in boşluksuz dövüş sahneleri ise övgüye değerdir. Hele seyir halindeki arabaya asılıp bir direksiyondaki Topuz’a (Oktar Durukan), bir arka koltuktaki Nusret’e (Tarık Şimşek) saydırdığı kovalamaca sekansı akıllara sezadır.

Hedefteki Adam, Yavuz Figenli’nin savrukluğundan nasibini alan, filmin yaklaşık 15-20 dakikasının kesilmesinden anladığımız kadarı ile erotik dozu fazla olan ve o devrin tipik ucuz avantürlerinin tüm özelliklerini taşıyan bir film iken usta oyunculuklar sayesinde öne çıkarak akılda kalan bir seyirliğe dönüşüyor. Öyle sanıyorum ki Figenli’nin keşfedilmeyi bekleyen pek çok filmi var.

Yazar hakkında: S. Özgür Ilgın

1977 Yılında Aydın'da doğdu. Üniversitede bir elin parmakları kadar üyesi olan Felsefe Topluluğunun çıkardığı, iki elin parmakları kadar “tirajı” olan Yitik adlı fotokopi fanzinde öykü ve albüm tanıtımları yazdı. Blues, Heavy/Rock, Doom, Thrash, Death, Jazz ve Proggressive müziğe bayılıyor. Sergio Leone'yi David Lynch'i, Stanley Kubrick'i, Metin Erksan'ı, Ertem Eğilmez'i, Nuri Bilge Ceylan'ı, Zeki Demirkubuz'u ve Yılmaz Atadeniz'i çok seviyor, sinema ve müzik gibi eğitiminin olmadığı konularda ukalalık etmekten çok hoşlanıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir