Hey Kaptan, Kaptanım!

Robin Williams (21 Temmuz 1951- 11 Ağustos 2014)  

Biraz geç oldu ama bilirsin, veda etmek zorsa geciktirilir. Beklersin içine sindirmeyi, kendini hazır hissetmeyi ve en onurlu şekilde uğurlamayı… Beklersin lakin her veda sevene zamansız gelir ve zamansız açılan her yara zor iyileşir. Hatırladıkça kanar. İşte bu da öyle bir veda benim için… 

Chicago, Illinois’te Laura Mclaurin ve Robert Fitzgerald Williams’ın oğlu olarak doğan Williams siyaset bilimi okudu. Okulundan öğrendiği şey hayata karşı her daim gülümseyen insanların kazandığıydı belki de. O dünyanın en çok güldüğü adam olarak anıldı. Ödüller aldı. Başarıları eleştirmenlerin yüzünde gülücükler oluşmasına sebep oldu. Robin sinema dünyasına siyasetle donandığı okulundan mezun olduktan sonra gösteriler yaparak başladı. Gülümsemesine eklediği sıcacık gözleri onun seyirciye ilk seslenişi olan “Good Morning Vietnam!” ile hayat buldu. Yıl 1987…

Robin Williams’la Hayata Açılan Pencereler 

Robin Williams004

Good Morning Vietnam (1987)

“Kalbimde komik olduğumu biliyorum.”

Kara mizah türünün başarılı bir gösterimi olan filmin yönetmenliğini Barry Levinson yapmıştı. Robin bu hikâyede ünlü bir DJ olan Adrian Cronauer’i canlandırır. Vietnam savaşı sırasında ordunun radyosunda yayın yapmak için çağırılmıştır. Başlangıçta sıkıcı hava durumu raporları ve cenaze evini andıran içeriğiyle askerleri daha bir deprese eden radyo onun gelişi ile bambaşka bir şeye dönüşür. “Günaydın Vietnam!” haykırışlarıyla açtığı yayını anlattığı fıkralar ve hikâyelerle tam bir komedi şovuna dönüştüren Adrian askerlerin sevgisini kazanırken üst düzey komutanlarında sinirini bozmaya başlar. Savaşı, müzik, komedi ve iyimserlikle çevreleyen film, Williams’a ilk Oscar adaylığını da kazandırır.

“Vietnam’da marihuana sorunu mu var? Yo, herkes istediği kadar bulabiliyor!”

Robin Williams002

Dead Poets Society (1989)

“Carpe Diem!”

Peter Weir’ın yönetmen koltuğunda harikalar yarattığı yapım En İyi Özgün Senaryo Dalında Oscar’ı kucaklarken Williams’a çok daha büyük bir ödül sunar. Filmde ağzından dökülen her replik o zamanların genç kuşağı için kulağa küpe sözler haline gelir. Her genç onun gibi bir öğretmenin gelip yol göstermesini bekler. Ve her şiir artık biraz Robin Williams’tır.

“Aptalca hayaller peşinde koşmayan bir kalp gösterin, ben de size mutlu bir insan göstereyim.”

1959 yılında çok sıkı bir erkek kolejine ki öğrenciler oraya cehennem demektedir; yolu düşen John Keating’in öğretilerini anlatan yapım sinema tarihine adını yazdırır. John Keating sıkı kuralların arasında kendini unutan öğrencilere hayatı şiirin büyülü dizeleri arasında gösterir. Zamanın sadece şu andan ibaret olduğunu ve her şeyden önce kendi öz benliklerini dinlemeleri gerektiğini fısıldar. Fakat bu fısıltılar onu çok seven öğrencilerin çığlıklarına dönüştüğünde okulun yöneticisi tarafından da günah keçisi ilan edilir Keating…

“Hayatın iliğini sömürmek demek (Carpe Diem) kemiğini boğazına kaçırmak demek değildir. Akıllı insan ne zaman duracağını ne zaman adım atacağını bilmelidir.”

Robin Williams007

Awakenings (1990)

Oliver Sacks’ın aynı adlı romanından beyaz perdeye uyarlanan yapım iki dev oyuncuyu bir araya getiren özel bir filmdir. Robin Williams ve Robert De Niro’nun başrolleri paylaştığı anlatının yönetmen koltuğunda Penny Marshall oturmaktadır.

“İnsanlar yaşamın gerçek anlamını unutmuş. Yaşıyor olmanın anlamını… Ellerindekinin ve kaybedeceklerinin ne olduğunu onlara hatırlatmalıyız. Benim hissettiğim, yaşama sevinci, yaşam armağanı ve yaşama özgürlüğü!”

Malcolm Sayer içine kapanık, tutuk bir adamdır. İş başvurusu yaptığı bir hastaneye eleman eksikliğinden dolayı alınır. Hastanede birçok hasta bulunmaktadır fakat bu hastalar bizim bildiğimiz gibi değildir. Bir nevi koma halinde olan hastalar değişmeyen yüz ifadeleri, zar zor hareket ettirdikleri eklemleri ve suskunluklarıyla hayata gözlerini kapatmış gibidirler. Sadece nefes alıyorlardır. Sayer bu hastaları kurtarmak için elinden geleni yapar ve sonunda bir tedavi geliştirir. Lakin yetersiz maddi kaynaklar sebebiyle yalnızca bir hasta üzerinde uygulama yapmasına izin verilmiştir ve o hasta (Robert De Niro) onun hayatını değiştirecektir.

“Lütfen kendine bir bak. Hayır. Sen kendine bir bak! Benim hastalığım var. Hastalık beni bu dünyadan aldı ve geri dönmek için savaştım. 30 yıl savaştım ve hala savaşıyorum. Ama sen… Hiç özrün yok. Sen korkak ve hiçbir şeyi olmayan yalnız birisin! Hayatın, hiçbir şeyin yok. Asıl uyuyan sensin!”

Robin Williams005

Hook (1991)

“Hangi yıldayız?”

Steven Spielberg ismiyle klasik Peter Pan hikâyesinin farklı bir anlam kazandığı filmdir. Yapımda içindeki çocuğu unutan ve hayatın boş uğraşlarıyla kendi gölgesine küsen avukat Peter Banning’in çocuğunu kurtarmak için gittiği Neverland’de kendini bulma savaşı anlatılır. Hikâye etkileyici görüntüleri ve hiç dinmeyen aksiyonuyla oldukça beğenilmiş uyarlamadır. Tabi Robin’in Peter’a kattıkları ile…

“Yaşamak çok büyük bir macera…”

Robin Williams009

The Fisher King (1991)

“Bu insanlardan sana bahsettim. Yalnızca kendi cinslerini beğenirler. Ve onlarla çiftleşirler. Bu yüzden aptaldırlar ve aynı giysileri giyerler. Âşık olmaz, aşkı müzakere ederler. Onlar kötüdür. Mükemmeli arar, banalden kaçarlar.”

Cinnet geçiren bir adam ünlü DJ Jack Lucas’ın söylediklerini yanlış anlaması sonucunda korkunç bir katliama yol açar. Jack olanları kendine yediremez ve amaçsız bir alkoliğe dönüşür. Hayatın anlamını içki şişesinde ve boşluğun ortasında arayan derbeder Jack tam da bu sırada katliamda karısını kaybeden Perry ile tanışır. Perry kendine bir dünya yaratmış ve acılarını kendi dünyasına sığınak yapmıştır.  İki kaybeden bir kazanan olmayı öğrenmeye çalışırlar, kaybettiklerini anarak… Filmin yönetmeni Terry Gilliam…

“Nietzche iki cins insan olduğunu söyler. Büyük insanlar, Walt Disney ve ya Hitler gibi…  Bir de bizler, geri kalanlar. Bize başarısız ve ezik derler, bizlerle dalga geçilir. Bazen başarıya yaklaşırız ama asla elde edemeyiz. Biz, harcanabilir kütleleriz.”

Robin Williams008

Mrs. Doubtfire (1993)

“Eğer arada aşk varsa, bu seni bağlar şekerim. Ailen böylece sonsuza dek kalbinde olacaktır.”

Üç çocuk sahibi Hillard çifti boşanır. Sorun Daniel Hillard’ın bir türlü çocukluklarından vazgeçip de yuvasının sorumluluklarını üstlenememesidir. Daniel çok sevdiği çocuklarından ayrı kalmak istemez ve aklına şeytanı bile güldürecek bir fikir gelir; kendi çocuklarının dadısı olmak… Yönetmenliğini Chris Columbus’un gerçekleştirdiği film Williams’a yapılan makyaj ve akıcılığı ile akılda kalıcıdır.

Robin Williams006

Jumanji (1995)

“Jumanji… Oynamak ister misin?”

Chris Van Allsburg’un 1981 yılında dillere düşen aynı adlı kitabından uyarlama olan yapımın yönetmenliğini Joe Johnston üstlenmiştir. Macera sihirli bir oyunu konu alır. Zarlar atılır ve ormanın akıllara zarar dünyasına dalınır. Yapım Robin Williams’ın müthiş oyunculuğu ve mimikleri ile daha heyecanlı bir hal almıştır. Robin hikâyede oyunu yıllar önce oynayarak kaybeden ve oyunun içinde hapis kalan Alan Parrish’e hayat vermiştir.

Robin Williams001

 Birdcage (1996)

“Sakin ol, benim annelik yönüm çok güçlüdür. Albert desen baştan aşağı bir memedir zaten…”

Arman Goldman Güney Miami’de “Birdcage” adında bir gay kulübü işletmektedir. Sevgilisi ise kulübün yıldız sanatçısıdır. Goldman’ın eski evliliğinden olan oğlu Val bir gün babasının kapısını çalar ve hayatının aşkını bulduğunu, evlenmek istediğini söyler. Sıkıntı şudur ki kızın babası senatördür ve aile oldukça tutucudur. Aşkın kendilerince belirledikleri ahlak kuralları çerçevesinde doğru olduğuna inanmaktadırlar. Velhasıl Val babasından bir günlüğüne de olsa normal bir baba olmasını ister. Lakin yalancının mumu yatsıya kadar yanacaktır. Yönetmen Mike Nichols… Film o yıllarda büyük tartışmalara yol açmış ve eleştirilere maruz kalmıştı.

Robin Williams011

Good Will Hunting (1997)

“Hayatta iki şeyin kesin olduğunu anlayacaksın! 

Bir; bunu yapma! 

İki; 150 bin dolarlık eğitimi aslında halk kütüphanesine üye olarak 1,5 dolara da alabilirdin.”

Oyuncuya “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” Oscar’ını kazandıran yapımdır. Senaryosu Ben Affleck ve Mat Damon’un ellerinden çıkan filmin yönetmeni Gus Von Sant… Will Hunting zekâsından ve hayattan kaçan bir dehadır. Çalıştığı üniversitenin koridorunda paspas yaparken kimsenin çözemediği bir matematik teorisini çözdüğünde kendisi de keşfedilir fakat hayatı ve aşkı keşfetmek ona can dostu psikolog Sean Maguire ile nasip olacaktır.

“Bana mutluluğun, aşkın ne olduğunu anlatabilirsin, ama ondan aldığın o duyguyu bana tarif edemezsin. Yaşamadığın için bunu tarif edemezsin.” 

“Sen birini kaybetmenin ne demek olduğunu bilmiyorsun. Çünkü birini kaybetmen için onu kendinden çok sevmen gerekir.”

Robin Williams012

Patch Adams (1998)

“Kimsenin görmediğini görmeye çalış. Korkudan, tembellikten ve herkese uymaktan dolayı başkalarının görmek istemediği şeyleri görmeye çalış. Tüm dünyayı her gün yeni bir biçimde görmeye çalış. Gerçek şu ki; emin adımlarla ilerliyorsun. Eğer burada çılgın ve sinirli yaşlı bir adamdan başkasını görmeseydin buraya ilk gelen sen olmazdın!”

Yaşanmış bir hayat hikâyesinden yola çıkılarak perdeye uyarlanan yapımın yönetmeni Tom Shadyac’tır. Hayattan umudunu kesmiş kendini yaşatmaktan çok öldürmeye meyletmiş Hunter (Patch) Adams yatırıldığı akıl hastanesinde gördüklerinden sonra tıp fakültesinde okuyup doktor olmaya karar verir. Kitaplardan ziyade yaşayana yönelen zihniyeti ve hayata tutunmanın yolunun ilaçlardan çok gülmekten geçtiğine dayanan tedavi yöntemleri ile bir anda çalışma arkadaşlarının ve çevresinin hem tepkisini hem de ilgisini çekmeye başlar. Hayatı, aşkı, hastalığı ve ruhun tanımını özünde yeniden harmanlayan bir adamın trajik-komik hikâyesi olan film beyazperdenin unutulmaları arasındadır.

“Bir hastalığı tedavi ettiğinde kazanabilir ya da kaybedebilirsin. Ama bir insanı tedavi ettiğinde, sana garanti veriyorum, sonuç ne olursa olsun kazanacaksın.”

Robin Williams010

Insomnia (2002)

“İyi polis bulmacanın parçalarını birleştiremediği için uyuyamaz. Kötü polis ise vicdanı el vermediği için…”

 Chistopher Nolan’ın yönettiği psikolojik gerilim filmidir. Yapım Al pacino ve Robin Williams’ı bir araya getiren tek yapımdır. İki usta karşılıklı savaşırken bize de oturup bu seyrin keyfini sürmek kalmıştır. Konusuna gelince; dedektif Will Dormer(Al Pacino) genç bir kızın ölümünü araştırmak için Alaska’nın küçük bir kasabasına ortağı ile adım atar. Buradaki yerel polis ile çalışarak katili bulmaya çalışacaktır. Fakat onun hayatını gölgeleyen bir problemi vardır. Uykusuzluk hastalığı olarak da bilinen “Insomnia”. Bu hastalık tam da şüpheli gördüğü yazar Walter Finch(Robin Williams)’ın peşine düştüğü sırada ona korkunç bir hata yaptırır ve ortağını öldürmesine sebep olur. Katilin peşindeki dedektif de artık bir katildir ve tek sorunu da bu olmayacaktır.

Robin Williams003

The Angriest Man in Brooklyn (2014)

Henry Altman asabiyet konusunda zirve yapmış ve yaşadıklarıyla tam bir sabır sınavı veren pısırık, sürekli kaybeden hayatından bezmiş bir adamdır. Bir gün bir trafik kazası sonucunda bitmek bilmeyen hastane bekleyişinin ardından beyninde patlamak üzere olan bir baloncuk(anevrizma) olduğunu öğrenir. Sinirden deliye dönen adam ne kadar ömrü kaldığını sorduğunda “90 dakika!” cevabını alır ve hayatının son dakikalarında artık mutlu bir adam olmaya karar verir.  Kırdığı herkesten özür dileyecektir ve bunu 90 dakika içinde yapması gerekmektedir. Hem de sinirlerine hâkim olarak… Nasıl olsa ölecektir bari mutlu ve vicdanı rahat ölsündür.

cats

Robin Williams birçok filmin kahramanı… Bize bıraktığı anlar, sözler unutulmaz. Burada paylaştığımız ve paylaşamadığımız niceleriyle… Eksiğim varsa tamamlarsınız, değil mi? Lakin ben şimdi ona veda ediyorum…

Hey kaptan, kaptanım!

Hayat adil değil bunu sen de öğrendin. Gülümsettiğin yüzler yalnızlığına, aklının içindeki karmaşaya, seni yanlış patikalara sürükleyen sarhoş eden o nehri geçmene çare olamadı. Hayat çok karmaşık geldi sana. Fazlaca abartılmış, yalanların izinde aydınlığını yitirmiş ve huzurdan eser kalmamış bir film setiydi. Aslında sen o filmde oynamayı hiç istememiştin. Unutmak isteyen dimağın ve kalbin olmayan şehirlerde gezintiye çıkmıştı çokça zaman ta ki sen hayatına son verinceye kadar!

Hey kaptan, kaptanım ben seni, bu sözcüklerle ve bana bıraktığın cümlelerle uğurluyorum. Seninkine benzeyen aklım gidişine inanamamış olsa da…

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir