Pelin Esmer’in Ustalık Eseri: İşe Yarar Bir Şey (2017)

Öncesinde çektiği Gözetleme Kulesi ve 11’e 10 Kala gibi filmlerle adından söz ettiren Pelin Esmer’in son filmi İşe Yarar Bir Şey, 24.Uluslararası Adana Film Festivali’nde görücüye çıktı. Aynı zamanda ulusal yarışmanın da güçlü adaylarından biri olarak dikkat çeken film, inci gibi parıldayan senaryosu ve bir romanı andıran anlatım diliyle izleyenleri mest etmeye aday. Başak Köklükaya, Öykü Karayel ve Yiğit Özşener’in başrolleri paylaştığı film, aynı zamanda şiire olan yakın duruşuyla da ilgi odağı olmayı başarıyor.

Film, biri kuşetli biri yataklı vagonda İzmir’e gidecek iki yolcunun istasyonda tanışmasıyla kapılarını açar. Sonrasında bu uzun yolculuk esnasında birbirleri ile sohbet etme imkânı yakalayan bu iki kadın, bir anda kendilerini yolculuğun büyüsüne bırakmışken bulur. Ancak ortada ucu ötenaziye dokunan, gizem sosu fazlasıyla yüksek de bir hadise vardır. Henüz 20’li yaşların başındaki hemşire Canan ile asıl mesleği avukatlık olsa dahi şairliği ile nam salmış Leyla’nın bu noktadan itibaren kader birliği yapması ise kaçınılmaz bir süreç halini almaktadır.

İşe Yarar Bir Şey için söylenilmesi elzem olan ilk söz, filmin adeta ustaca yazılmış bir kitap edasında ilerlemesi ve tek solukta tüketilmesi. Henüz ilk dakikalarından itibaren izleyicisi ile yakın bir bağ kurmayı başaran film, son dakikaya kadar üslubunu terk etmiyor ve her bir sekansıyla izleyenlerin içine nakşetmeyi başarıyor. Bundaki en büyük pay ise, Pelin Esmer’in tutturduğu samimi anlatım tarzı olduğunu dile getirebiliriz. Abartıya mahal vermeyen, aksine derinlikle yazılmış karakterlerini realist şekilde resmetmeyi başaran Pelin Esmer, böylelikle inandırıcılık dozajı fazlasıyla yüksek bir filmi de huzurlarımıza getiriyor.

Bu noktada parantez açılması gereken husus ise, incelikle yazılan senaryo. Barış Bıçakçı ve Pelin Esmer’in birlikte kaleme aldıkları hikâyede, özellikle Barış Bıçakçı’nın nevi şahsına münhasır üslubundan kesitlere rastlamak mümkün. Keza hikâyenin başından sonuna dek bir roman estetiğinde ilerlemesi ve etkileyici diyaloglarıyla albenisi yükseltmesi de bunun en önemli göstergesi.

Pekâlâ, İşe Yarar Bir Şey’i özel kılan ve muadillerinden ayıran konu başlıkları neler? En başta film, Türk Sineması’nda eşine az rastlanacak türden bir yol hikâyesini huzurlarımıza getiriyor. Nitekim bu noktada filmi ikiye ayırmakta yarar. İlk bölüm, iki kadın karakteri merkezine alan ve tren yolculuğunu başrol hüviyetine yerleştiren, senaryonun en leziz bölümü olarak öne çıkıyor. Burada karakterlerimiz, yolun sonunda onları neyin beklediğini bir kenara bırakıp, yolun kendisine odaklanıyor ve iç hesaplaşmalarını şairane bir üslupla dışa vuruyor. Bazen yola çıkıldığında, varılacak noktanın hiçbir önemi kalmaz; yolculuğun kendisi birincil hadise olur. İşte İşe Yarar Bir Şey, filmin ilk bölümünü tamamen bu çizgide götürüyor ve yolculuk teması sayesinde karakterler arasında bir bağ oluşmasının da önünü açıyor.

Bu noktada es geçilmemesi gereken konu ise, filmin yol temasından harikulade şekilde beslenmesi. Her ne kadar dramatik bir hikâyeye sahip olsa da, eğlenceye sırtını dönmeyen İşe Yarar Bir Şey, bu formülle henüz ilk dakikalarında izleyicisiyle yakın ilişki kurmayı başarıyor. Bu da esasen karakterlerimizin hikâyesine daha çabuk adapte olmamızın önünü açıyor.

Gelelim hikâyenin ikinci bölümüne. Bu noktada senaryonun diğer ana başlıklarından birini oluşturan ötenaziye daha geniş yer ayrıldığını görmekteyiz. Yiğit Özşener’in devreye girmesi ile birlikte yol serüvenini rafa kaldırarak, ölüm temasına eğilmeyi tercih eden film, bunu bir an olsun dramatize etmeden yapmayı başarıyor. Üstüne üstlük hayatın her daim yaşamaya değer oluşunu, sanat ile içe içe sokarak betimliyor ve izleyenlerinin yüzüne içten bir tebessüm yerleştiriyor.

Filmin başından sonuna dek terk etmediği samimi ve şairane üslubu en çok destekleyen detayların başında ise oyunculuklar geliyor. Uzunca bir süredir endamına hasret kaldığımız Başak Köklükaya’yı tekrardan sahneye çıkaran film, bu tercihiyle dahi takdiri hak ediyor. Nitekim Köklükaya da, Pelin Esmer’in güvenini bir an olsun boşa çıkarmıyor ve adeta filmi kanlı canlı yaşayarak, hikâyenin realitesine birebir katkı sağlıyor. Film içerisinde onun göründüğü her bir sahne, dilinden dökülen tüm sözcükler öylesine değerli bir noktaya ulaşıyor ki, Başak Köklükaya’ya hayran olmamak kaçınılmaz bir süreç halini alıyor. Tabii onun büyük oyunculuğu karşısında devleşen Öykü Karayel’i de es geçmemek gerekir. Muhafazakar bir ailenin kızı olarak tanımlayabileceğimiz Canan karakterine hayat veren Karayel, karakterin ürkek duruşunu ve içinde bulunduğu zor durumu olabilecek en doğal şekilde aktarmayı başarıyor. Ve filmin ikinci yarısından itibaren devreye giren ve yattığı yerden dahi oyunculuk dersi vermeyi başaran Yiğit Özşener, filmin en büyük artılarından biri olarak dikkat çekiyor.

Pekâlâ, İşe Yarar Bir Şey’in hiç mi negatif tarafı yok? Esasen filmin artıları o denli ağır basıyor ki, eksilerini görmezden gelmek mümkün hale geliyor. Ancak yine de söylemekte yarar var; filmin son bölümü, izleyeni hikâyeden koparma potansiyeli taşıyan ve ana konudan git gide uzaklaşan sahnelerle dolu. Burada da Barış Bıçakçı etkisini hissetmek mümkün. Kaleme aldığı romanlarda dahi yer yer dağılan ve sayfalar boyunca okuyucularına farklı hikâyeler sunan yazar, İşe Yarar Bir Şey’de de alışkanlığından vazgeçemiyor. Burada uzun sayılabilecek sekanslar boyunca, orta yaşlı bireylerin gündelik dertleri ile izleyicisini baş başa bırakan senaryo, tam anlamıyla tökezlemeye başlıyor. Nitekim bu hususun da finaldeki vuruculuğu minimize ettiğini söylemekte yarar var.

Samimi anlatımın vücut bulmuş hali olarak karşımıza gelen ve kelimelerin büyüsünü gözle görülür bir şekilde dışa vuran senaryosu ile dikkat çeken İşe Yarar Bir Şey, etkileyici yapısıyla fark yaratan bir iş. Henüz ilk dakikalarından itibaren izleyicisi ile oluşturduğu kuvvetli bağı bütüne yayan film, naif yapısından zerre ödün vermeyişiyle de tüyleri diken diken ediyor. Pelin Esmer’in adeta ustalık eseri olarak tanımlayabileceğimiz İşe Yarar Bir Şey, senaryosu ve harikulade oyunculuklarıyla kompakt bir film olabilmeyi başarıyor ve etkisini uzun süre hissettirmeyi vadediyor.

Bonus: Murat Tolga Şen’in filmden bahsetiği vlogu aşağıdaki pencereden izleyebilirsiniz.

 

Yazar hakkında: Polat Öziş

1992 İzmit doğumlu… Küçük yaşlarda tanıştığı Yeşilçam filmleri sayesinde sinema en büyük tutkusu oldu. Sonrasında ilginç bir şekilde Muğla’ya İktisat okumaya gitse de tutkusundan vazgeçemedi ve sinemayla ilgili çalışmalar ortaya koymaya başladı. İzledi, düşündü, çekti. Sonunda ise filmler hakkında yazmaya başladı. Film Arası Dergisi, Film Hafızası ve Öteki Sinema’da çok sevdiği filmler hakkında yazmaya devam ediyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir