Kısa Filmlere Telif Ödenmesi Neyi Değiştirir?

Son yıllarda kısa filmciler tarafından sıkça dile getirilen “festivallerin kısa filmlere telif ödemesi” konusu yavaş yavaş festivallerin de gündemine girmeye başladı. Bu insanlık için küçük ama kısa filmciler için büyük bir gelişme!

Bildiğim kadarıyla kısa filmlere telif ödeyen kısa film festivali bu seneye kadar yoktu. Antalya Film Festivali kısa film yarışmasını kaldırmadan önce yarışma filmlerine telif ödüyordu. Yine aynı şekilde Adana Film Festivali de kısa filmlere telif ödeyen festivallerden. Malatya Film Festivali bu yıl telif ödemedi ama filmlerin 3 defa gösterilme hakkının bir internet televizyonuna satışı için aracı oldu. Kısa film yönetmenleri telif yerine geçebilecek miktarda bir ücret aldılar. Malatya önümüzdeki yıl kısa filmlere telif ödemeyi gündemlerine de aldı. Önümüzdeki yıl televizyon satışına ek olarak telif de öderse Malatya kısa filmcilere önemli bir katkı sağlamış olacak. İzmir Kısa Film Festivali Direktörü Yusuf Saygı da önümüzdeki yıl filmlere telif ödemek için çalışma yapacaklarını söylemişti. Yine bu yıl ilk kez bir kısa film festivali sembolik de olsa kısa filmlere telif ödeme kararı aldı. Uşak Kanatlı Denizatı Kısa Film Festivali bu kararıyla kısa filmin geleceğiyle ilgili önemli bir adım atmış oldu.

Telif Neden Bu Kadar Önemli? 

Bu soruya cevap verebilmek için öncelikle var olan duruma bir göz atmak gerekir. Akçeli ödüllerin verildiği festivallerde genellikle sadece birinci seçilen filme para ödülü veriliyor. İlk üçe giren filmlere akçeyi bölüştüren festivaller de var. Bu sistemin eskidiği, işlevselliğini yitirdiği çok açık… Çünkü artık kısa filmler de büyük bütçelerle yapılmaya başlandı. Onur Yağız’ın Toprak filmi 60 bin Euro, Durmuş Soykut’un Uzaktaki Yakınlar filmi 100 bin lira, Hasan Can Dağlı’nın Siyah Çember’i 60 bin lira, Canbert Yerguz’un Kamyon filmi 80 bin lira gibi bütçelerle yapılmış işler. Artık beş on bin liralar kısa film bütçeleri için küçük sayılıyor. Yalnız bu sizi yanıltmasın düşük bütçelerle film yapıp çok sayıda ödül alan yönetmenler de var. Serdar Altun’un Uçurtma filminin bütçesi 750 liraydı. Genel olarak ortalama bütçeyi on bin lira gibi düşünürsek aslında kısa filmlerin çoğu batıyor. Elbette bu paraları çoğunlukla kısa filmciler fon ve sponsorluklardan sağlıyorlar ama yine de yönetmenlerin para kazanması yeni bir film yapabilmeleri için çok önemli.

Türkiye’de kısa filmle ilgili en temel sorun da bu zaten. Filmler para kazanamıyor ve yönetmenler birkaç film yaptıktan sonra dizi, reklam, uzun metraj gibi alanlara yöneliyorlar. Bu yüzden de neredeyse her yıl yeni kısa filmcilerle tanışıyoruz! Oysa bizim usta kısa filmcilere ihtiyacımız var. Ustalık eserlerini göremeden yönetmenleri başka alanlara kaptırıyoruz. Telif işte tam burada önemli hale geliyor. Ülkede yetmişten fazla film festivali var. Kısıtlı bütçelerle festival yapan da var, çok büyük paralar harcayıp yapan da. İyi bir kısa film ortalama otuz festival geziyor yurt içinde. Finalist olduğu yirmi festivalden ortalama 500 lira telif alırsa ve bu festivallerin bir iki tanesinde de akçeli ödül alırsa yeni bir kısa film yapması için çok önemli bir sebebi olur yönetmenin. Akçeli ödül veren ama telif ödeyecek gücü olmayan festivallere bir formül sunayım. Akçenin yarısını ödül alan film veya filmlere dağıtıp geri kalan yarısını da finalist olan ama ödül alamayan filmler arasında eşit bir şekilde bölüştürebilirler. Zaten yüksek bütçeli, para saçan, israfın sınırlarını zorlayan festivallere söylenecek söz yok. Onlar, önlerindeki ilk festivalde telif konusunu hayata geçirmeliler. Büyüklüklerine yakışan da budur.

Ayrıca şu anki denklemde ödül almak çok önemliyken telif ödenmesi yaygınlaşınca finalist olmak önemli hale gelecek. Bundan uzun vadede hem festivaller hem de kısa filmciler karlı çıkacaktır. İyi film; daha fazla seyirci, daha çok reklam ve daha çok saygınlık demek…

Sonuç: 

Konuya sadece etik olarak baktığımızda, kısa filmcilere telif ödenmesi gerektiği zaten tartışma gerektirmeyecek kadar açık. Festivallerin Türkiye’de sinemaya sağladığı katkı ise tartışılır ve bu tartışma da maalesef 2 dakikada biter! Öyle görünüyor ki, az sayıda seyircisi ve bir işe yaramayan (heykel-plaket) ödülleri ile birçok festival, yönetmenlere ve filmlerine gerçek anlamda bir katkı sunmuyor. Festivaller gerçekten sinemaya katkı sunmak istiyorlarsa, telif konusunu hayata geçirmeliler.

Uşak’a da cesur bir karar aldıkları için teşekkür ediyorum buradan. Belki de bu karar kısa filmi ve sinemamızı bambaşka yerlere taşıyacak.

Yazar hakkında: Sidar Serdar Karakaş

Çok küçükken kiralık VHS’lerden dayısıyla birlikte zombi filmleri izledi. Zombilerden çok korktu. Büyüyünce o filmleri George A. Romero’nun yaptığını öğrendi. Üstada hayran oldu. Sinema öğrencisiyken Andrzej Zulawksi filmlerini keşfetti. Zulawksi filmleri ona her zaman güç verdi. En zor anlarında kurtarıcı filmi Possession (1981) oldu. 2006 yılında Öteki Sinema’yı düzenli okumaya başladı. Korku filmlerini ve B Filmleri burada sevdi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir