Lincoln (2012)

Amerika tarihinin en sevilen başkanlarından Abraham Lincoln, Total Film’e göre Dünya sinemasının en iyi yönetmenlerinden biri olan Steven Spielberg ve Time dergisince yaşayan en iyi aktör olarak kabul edilen Daniel Day-Lewis… Filmin çekileceği haberi duyulduğunda bu üçlünün bir araya gelmesi beklentileri ne kadar yükselttiyse, film de vizyona girdiğinde o derece muazzam bir yapım olarak karşımıza çıktı. Geçen yıl War Horse ile beklediği başarıyı elde edemeyen Steven Spielberg, böylece bir süredir devam eden durgunluğunu bu film ile bozmuş oldu ve özlediğimiz tarzda bir eserle geri döndü. Yılın en iddialı filmleri arasında yer alan Lincoln, 12 dalda adaylığıyla Oscar ödül törenine de damgasını vuracak gibi görünüyor.

LINCOLN_QUAD-570x437

Öteki Sinema için yazan: Başak Bıçak

1860 yılında Cumhuriyetçi Parti’nin Başkan adayı Abraham Lincoln, seçilmeden önce köleliği kaldırma sözü vererek henüz sanayileşmemiş bazı bölgeler için tehlike çanlarının çalındığını gösterdi. Çünkü Kuzey bölgelerine nazaran, Güney eyaletlerinde hala tarıma dayalı ekonomi devam ediyor ve kök salmış yapının dayanak noktasını kölelik oluşturuyordu. Lincoln’ün seçimleri kazanmasından sonra ise, endişeye kapılan 7 eyalet bağımsızlığını ilan etti ve ardından diğer eyaletlerin de katılımıyla Amerikan İç Savaşı başlamış oldu. Başkanlığı süresince Amerikan İç Savaşı’yla uğraşan Lincoln, bunun dışındaki en büyük mücadelesini ise köleliğin kaldırılması konusunda verdi. Spielberg tarafından, Team of Rivals: The Political Genius of Abraham Lincoln adlı kitaptan uyarlanan Lincoln, Amerikan İç Savaşı’nın son zamanlarında 13. Ek madde değişikliği tartışmalarından, Başkan’ın suikast sonucu öldürülmesine kadarki süreci konu alıyor.

Lincoln002

Alışılmış milliyetçi duygularla Lincoln’ü yere göğe sığdıramayan, övgülerle bezenmiş bir film yerine, onun daha çok insani yönünü ön plana çıkaran, hatta çoğu zaman sıradanlığını göstermek için çabalayan bir film var karşımızda bu kez. Hemen her sahnede önemli bir adam olduğunu kanıtlamaya çalışan bir Lincoln değil; naif duruşuyla hikâyeler anlatan, yorgunluğunu her halinden belli eden bir siyasetçi, kederini yüzünden hissettiren bir baba var. Bir yandan siyasi entrikalar ve politik oyunlarla mücadele ederken öte yandan da Lincoln’ün aile bağları üzerinde duran filmin en büyük kozu ise kuşkusuz Daniel Day-Lewis. Oyunculuk kariyerinde oldukça seçici olduğu bilinen ve My Left Food ile There Will Be Blood filmleriyle Oscar kazanan aktörün bu filmdeki performansıyla da aday gösterilmesine şaşırmamak gerek. Çünkü fiziksel olarak da Abraham Lincoln’e oldukça benzeyen Daniel Day-Lewis, yürüyüşünden duruşuna kadar tam anlamıyla canlandırdığı karaktere bürünmüş. Özellikle Abraham Lincoln’ün yürüyüşündeki detayı bile göstermeyi başaran oyuncu kusursuz bir performans sergiliyor. En İyi Film ya da En İyi Yönetmen kategorilerinde net bir şey söylemek mümkün değil fakat En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar heykelciğini Daniel Day-Lewis’in alacağını düşünüyorum.

Lincoln003

Senaryosunu Munich’te de birlikte çalıştığı Tony Kushner’e emanet eden Spielberg bu kez durgun olmasına rağmen oldukça sürükleyici ve zengin diyaloglarla süslü bir anlatımı tercih etmiş. Birçok yerde konuya dair hiçbir detayın atlanmadığı görülürken, özellikle meclis sahnelerinde ders verici nitelikte konuşmalar olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Siyahî kölelere özgürlük verilmesi konusu tartışılırken günümüzde muhafazakâr kimlikleriyle tanınan Cumhuriyetçilerin, söz konusu dönemlerde Demokratlara göre çok daha özgürlükçü düşünceye sahip olduklarını görmek filmdeki çarpıcı detaylardan biriydi. Bunun yanı sıra film boyunca en az Daniel Day-Lewis kadar göz dolduran bir performans sergileyen Tommy Lee Jones’un, meclis konuşmaları kısmı ve Lee Pace ile atışmaları oldukça keyifli.

Filmde Abraham Lincoln, bir yandan siyasette böylesine önemli bir kampanyayı yürütürken, diğer yandan da ailevi sorunlardan muzdarip bir siyasetçi olarak karşımıza çıkıyor. Nitekim bu sahnelerde birlikte izlediğimiz ve Lincoln’ün eşini canlandıran Sally Field, Tommy Lee Jones ile birlikte En İyi Yardımcı oyuncu kategorilerinde adaylığa hak kazandı. Lincoln004Ayrıca geçen yıl 50/50 filmiyle büyük başarı yakalayan ve bu sene de The Dark Knight Rises ve Looper’da izlediğimiz Joseph Gordon-Levitt’i bu kez Lincoln’ün oğlu rolünde görüyoruz. Genç oyuncu var olan savaş nedeniyle askere katılmak isteyen ancak babasının gölgesinde kalan bir oğul olarak Robert Lincoln’ü, kısa süreli sahneleri boyunca başarıyla canlandırıyor.

Farklı türlerde filmler yapmayı seven Steven Spielberg bu denli durgun senaryoya sahip bir dönem filminde, zengin bir oyuncu kadrosuyla yola çıkarak ne kadar doğru bir iş yaptığını kanıtlıyor. Yıllardır birlikte çalıştığı John Williams’ın müziklerinin yanı sıra kostüm ve sanat yönetimiyle de başarılı bir işe imza atan yönetmen, Amerikalı siyahî vatandaşlar için tarihi bir karar veren ve suikast sonucu hayatını kaybeden özgürlükçü bir Başkan’ın hakkını da vermiş oluyor.

Film sadece Daniel Day-Lewis’in müthiş oyunculuğu ve Steven Spielberg’in kusursuz yönetmenliği için bile izlenebilir. Ancak bundan daha önemli bir sebep daha var ki, o da filmin başında Lincoln’ün meşhur Gettsbury konuşmasına beyaz ve siyahî askerlerin farklı bakış açılarının gösterildiği sekans… Özgürlük, demokrasi, ulus ve mücadeleye dair bu farklı yaklaşım, dönemin Amerika’sını ve ulus anlayışını en iyi özetleyen olgu ve bana göre Lincoln’ün en unutulmaz yanı…

Yazar hakkında: Başak Bıçak

1987 yılında İzmir'de doğdu. İzmir Özel Tevfik Fikret Lisesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tarih bölümünden mezun olduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti Tarihi üzerine yüksek lisans yaptı. Bilhassa Fransız Devrimi olmak üzere Avrupa Tarihi üzerine uzmanlaştı. Sinema özel tutkusu ve 2012 yılından bu yana filmler üzerine yazılar yazıyor. Akşam Gazetesi, Film Arası Dergisi ve Cinedergi yazarı... Dans, seyahat, fotoğraf ve şarap meraklısı...

Bir yorum var

  1. Film izleyenlerin çoğu “sıkıcı” bulduğunu belirtiyor ancak Amerikan tarihine özellikle iç savaş dönemine ilgi duyan seyirci için belgesel tadında bir film Lincoln… Spielberg’in önceki yönetmenlik denemelerinden ve önderi olduğu “spectacular cinema” anlayışından uzak…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: