Michael Jackson performs live on stage, 1996. (Photo by Phil Dent/Redferns)

Michael Jackson’a Veda…

Michael Jackson (28 Ağustos 1958- 25 Haziran 2009)

Yıllar oldu aramızdan ayrılalı, ben buradan sizlere ilettiğim bazı veda yazılarımda dillendirmiştim. Bazı vedalar zordur. Yolun açık olsun derken zaman akar gider ve siz bir de bakarsınız ki hala o yerde hoşçakal demekle meşgulsünüzdür. İşte benim için o vedalardan biridir MJ’in gidişi. Bu yazımda ona son veda yazım. Hoşçakal Michael, yolun açık olsun…

‘’Her zaman hikâyeler anlatabilmek istemişimdir, bilirsiniz ya, ruhumun derinliklerinden gelen hikâyeler. Ateşin başına oturup insanlara hikâyeler anlatmak isterdim, gözlerinde canlandırmalarını sağlamak, onları güldürmek ve ağlatmak, onları sözcüklerle dilediğim yere taşımak. İnsanların ruhlarına hitap edip onları değiştirecek öyküler anlatmak isterdim.’’ 

Michael Jackson, sıcak bir Ağustos günü tarih 1958’i vururken Gary, Indıana’da dokuz çocuklu bir ailenin yedincisi olarak gözünü açtı dünyaya. O zamanlar fakir mahallenin siyahi insanları, küçük hayatlarını idame ettirmek için yumruklarıyla mücadele ederken, o evinde müzik sesleriyle başladı hayatla temaşaya. Babası bir çelik fabrikasında işçi olarak çalışıyordu ama onun tutkusu başkaydı. O müzik yapmak istiyordu. Kendine ait bir grubu bile vardı. ‘’The Falcons’’…

Kendi müzik tutkusu çok ileriye gidemese de çocuklarını bu konuda disipline etmeyi kendine amaç edinen Joe Jackson elindeki tüm şartları kullanarak beş oğlundan oluşan bir grup kurdu. Jackson 5… Grup kendi çevresinde gelişmeye, gösterilerini her daim bir ileri seviyeye taşımaya devam ededursunlar beş yaşında bir cüce çıkıp hepsini bastıracaktı.

‘’Michael ve kardeşleri 1968 yılının Temmuz’unda, Detroit’teki Motown seçmelerine katıldıklarında, inanılmaz yetenekleriyle ayaklarımızı yerden kestiler. Küçük Michael’in performansı yaşından çok öteydi. James Brown ve Jakie Wilson gibi şarkı söyleyip dans ettikten sonra ‘’Who’s Loving You’’ adında bir Smokey Robinson şarkısı seslendirdi. Bu performans esnasında, tüm yaşamını kederler ve kalp kırıklıklarıyla geçirmiş bir adamın hüzünlerine ve tutkularına büründü. Smokey bu şarkıyı harika söylerdi, ama Michael daha iyisini yapmıştı. Smokey’ye döndüm ve ‘’Hey, bu cüce bu parçada seni solladı’’ dedim. Smokey yanıtladı; ‘’Bence de!’’ Berry Gordy

Motown ile anlaşan Jackson 5’ın yolu açıktı artık. Michael kardeşleriyle beraber show dünyasının renkli koridorlarında kendini bile bilmediği bir yaşta dolaşmanın hazzını yaşıyordu. Ama sonrasında bu haz kayıp çocukluğunun verdiği azaba dönüşecekti.

ABC, The Love You Save, I’ll Be There grubun çıkardığı önemli hitler arasındaydı. Grup dünya çapında bir şöhrete doğru hızlı adımlarla ilerlerken herkes mikrofonun arkasında keyifle şarkı söyleyip dans eden ufaklığa dikkat kesilmişti. Michael yavaş yavaş kendi solo kariyerini de inşa etmeye başlamıştı. İlk solo albümünü çıkardığında tarih 1971’i işaret etmekteydi. Got to Be There adlı albümü çok büyük bir ilgiyle karşılandı. Motown’dan çıkan albümün devamı da geldi. Albümü takiben, Ben, Music and Me, Forever Michael müzik listelerine hızlı bir giriş yaptı. Yıllar geçtikçe küçük çocuk büyüyor hayran kitlesi ve dertleri de onunla beraber artıyordu.

O ustaları seyrederek, kalbinden geçeni dinleyerek ve isteyerek yapmıştı yaptıklarını. Sevimli bir çocuğun alaycılığıyla çıktığı yolda zaman onun yüzünü, boyunu kısacası görüntüsünü değiştiriyordu. Ergenlik denen dönem Michael için hatırlamak istemediği cilt problemleriyle başlamıştı. Ve onun işinde bu sıkıntının en büyüklerinden biri demekti. Tüm sıkıntılarına rağmen Jackson 5 yolunda hızla ilerlemeye devam ediyordu. Fakat Michael’in önünde daha büyük bir dalga belirmişti. Yıl 1978’i gösterdiğinde bir film projesi onu ‘’Popun Kralı’’ yapacak adamla Quincy Jones’le tanıştıracaktı.

The Wiz başrollerinde Diana Rose’un da yer aldığı 1969 mahsulü yapımın başarılı ‘’The Wizart Of The Oz’un’’ siyahi versiyonuydu. Film müzikal olarak tasarlanmış ve ona göre bir dans rutini eklenmişti. Diana Rose ve ekibi bu dans rutini için bir koreograf eşliğinde çalışıyorlardı. Michael ise gördüğü her hareketi tek seferde algılayıp uygulamaya başladığı için diğer oyuncuların ve Diana Rose’un tepkisine maruz kaldı. Dans onun için su içmek kadar kolaydı çünkü fakat diğerleri onun hızını yakalayamıyorlardı. Rose en sonunda onu kenara çekip bu kadar hızlı giderek herkesi utandırdığını ve kızdırdığını söyleyecekti. Filmde korkuluğu canlandıran Michael hem filmi hem de dans rutinini çok sevmiş, film, onu hem çıkmak istediği basamaklara taşımış hem de içinde taşıdığı sinema sevgisini tetiklemişti.

Michael Jackson 1979’da ‘’Off the Wall’’ albümünü piyasaya sürdüğünde müzik dünyasına değişim rüzgârını da getirdi. Albüm günün standartlarının çok üstündeydi. Sanatçının sesindeki enerji ve tutku onu diğerlerinden hep bir basamak önde tutacaktı ve bu albüm bunun canlı kanıtıydı. Sadece ses değildi öne çıkan Michael’in inanılmaz dans yeteneği de giriyordu işin içine. Sahnede o kadar rahat ve öylesine özgürdü ki genç Michael ışığını görmemek mümkün değildi.

‘’Hayatımdaki amacım; ilhamını almakta şanslı olduğum bu kutlu coşkuyu müziğim ve dansımla dünyaya sunmak.’’

Albümden çıkan hitler Don’t Stop ‘Till You Get Enough, Of the Wall, She is Out of My Life, Rock with You hem dünya çapında büyük ses getirdi hem de Michael için ödül çanlarının çalmasına sebep oldu. Albüm o güne kadar görülmemiş bir satış rekoruna imza atmıştı. Tüm bu başarılar herkesin gözlerini kamaştırmıştı lakin Michael’a yetmeyecekti.

‘’Don’t Stop ‘Till Get Enough’ın benim için anlamı çok büyüktür, çünkü baştan sona yazdığım ilk şarkıdır. Bu şarkı benim ilk büyük şansımdı ve hemen liste başı oldu. İlk Grammy ödülümü bu şarkı ile kazandım.’’ 

Michael Jackson bu arada kardeşleriyle beraber çalışmaya da devam ediyordu. Kardeşler 1980 yılında ‘’Triumph’’ adlı albümleriyle büyük ses getirirken albüme damgasını vuran yine Michael olmuştu. Ayrıca ‘’E.T’’ için yaptığı ‘’Someone in the Dark’’ adlı şarkı da ona 1982’de en iyi çocuk albümü dalında Grammy getirecekti. Bundan sonraki hedef bir basamak üstü görmekti ve Michael kafasında esen fırtınaları yansıtmak için çalışmaya başlamıştı bile. 1982’de yine Epic Prodüksiyon ve Quincy Jones eşliğinde dünyada görülmemiş rekorlara imza atan ve tabiri caizse Michael Jackson’ı tartışmasız popun zirve ismine dönüştüren ‘’Thriller’’ albümü piyasaya sürüldü. Tekli olarak çıkarılan albümün tüm şarkıları hit olmakla kalmayıp kırılamayacak bir rekora da imza attı. Dünya çapında 125 Milyon satan albüm müzik dünyasını yerle bir etti. Ardı ardına gelen şok dalgaları gibiydi Michael Jackson. Bu şoklardan biri de şarkılarına kısa film tadında tanınmış yönetmenlerle çektiği video kliplerdi. Billie Jean MTV ekranlarında gösterilen ilk siyahi sanatçı videosu olurken, ‘’Thriller’’ şarkısına çekilen yönetmenliğini John Landis’in yaptığı klip ise müzik camiasında görselliğin ne denli etkili olduğunu yedi düvele anlatmış oldu. Koreografisini kendi yaptığı dans rutini ise tam bir gövde gösterisiydi. 13 dakika süren kısa film Michael’in sinema aşkının bir ürünü olmasının yanı sıra sektörü geri dönülemez bir noktaya da ulaştırdı. Michael Jackson çıtayı yükseltmiyor artık kırıyordu. Bu sırada Motown’ın 25. Yıl dönümünde kardeşleriyle çıktığı sahnede efsanevi bir harekete daha imza atacaktı. ‘’Moonwalk’’

Albüm 37 hafta zirvede kalmış 122 haftayı da Billboard albüm listesinde geçirmişti. Michael bir gece de tam 8 Grammy ödülü alarak 2000 yılına kadar kırılamayan bir rekora da imza atmıştı. Birçok ödülü de peşinde sürükleyerek. Buna Guinness Rekorlar Kitabı da dâhil. Şöhret onu tanımlamaya yetmezken içinde yaşadıklarını ise o tanımlayamıyordu.

‘’Albümlerimin ardından gelen başarıya rağmen kendimi çok yalnız hissediyordum. Öyle yalnızdım ki konuşabileceğim ve belki arkadaş olabileceğim birileriyle karşılaşma umuduyla yürüyüşe çıkardım. Benim kim olduğumu bilmeyen insanlarla tanışmak isterdim. Benimle Michael Jackson olduğum için değil, beni sevdiği ve o da arkadaşa ihtiyaç duyduğu için arkadaş olacak biriyle karşılaşmak isterdim. Sokaktaki herhangi biri olabilirdi. Başarının yalnızlık getirdiği bir gerçek… İnanın, doğru. İnsanlar sizin şanslı olduğunuzu, her şeye sahip olduğunuzu düşünürler. İstediğiniz yere gidip canınızın istediğini yapabileceğinizi sanırlar, ama konu bu değil. İnsanlar daha temel şeylere açlık duyar.’’ 

Billie Jean, Beat It, Thriller, Wanna Be Startin’ Something’’ almış başını giderken Michael yaptığı hayır işleriyle beyaz sarayın yolunu tutuyor ve Ronald Reagan’dan bizzat ödül alıyordu. Sonrasında kardeşleriyle çıktığı ABD turu ve onlarla yaptığı ‘’Destiny’’ albümü de rekorlar kıracaktı. Bu arada Afrika’daki aç çocuklar içinde dünya çapında bir projeye öncülük etti genç sanatçı. ‘’We are the Wold’’ kendi tabiriyle o güne kadar yaptığı en anlamlı işti. O her daim o tarihte yaptığını yapacak çocuklar için elindeki tüm imkânı kullanacaktı. Sert eleştirilere maruz kalsa bile.

Michael oradan oraya dolaşarak ününü dünyanın dışına taşırıyordu neredeyse fakat sağlık sorunları da baş göstermeye başlamıştı. Pepsi reklamlarının çekimlerinde başına gelen elim kaza onun uzun bir yanık tedavisi görmesine ve ağrı kesicilerle ilgili ciddi sorunlar yaşamasına sebep olacaktı. Yanık izlerini yok etmek için geçirdiği plastik cerrahi operasyonları da basına farklı şekilde yansıtılmaya başlamıştı bile. Bu sırada ona başka bir genetik hastalığın teşhisi de konuldu. Vitiligo denilen bu deri hastalığı onun ten renginde noktasal açılımlara sebep oluyordu. Ve birçokları bunu teninin renginden utandığı için rengini açtırdığı dedikodularına çevirecekti. Aslında Michael kendi seçmediği bu sorun yüzünden ömrü boyunca sıkıntılı günler geçirecekti. Güneş onun dostu değil düşmanıydı artık.

‘’Rekorları değiştirmeye başladığımda Elvis Presley’in ve Beatles’in rekorlarını kırdım ve ertesi gece bana ucube, homoseksüel, çocuk tacizcisi ithamlarında bulundular. Ten rengimi beyazlattığımı söylediler. Kendimi değiştirmek için sürekli operasyon geçirdiğimi… Halkın bana karşı tavır alması için ellerinden geleni yaptılar.’’ 

Yıl 1986’yı gösterdiğinde Michael sinema sevgisini bir basamak daha öne taşıdı ve yapımcılığını George Lucas’in yönetmenliğini Francis Ford Coppola’nın yaptığı ‘’Captain EO’’ adlı kısa filmi çekti. Film 17 milyon dolara mal oldu. Bu o güne kadar yapılan en büyük bütçeye sahip filmdi. Dineyland’da gösterilen film büyük ses getirdi. Film için Jackson daha sonra ‘’Bad’’ albümüne de koyacağı iki şarkı seslendirdi. Another Part of Me ve We are Here the Chance the World…

1987 yılında müzik dünyası bu kez ‘’Bad’’ albümü ve ardından gelen başarı ile bir kez daha sallandı. Michael artık Elizabeth Taylor’un ilk kez dillendirdiği bir lakapla anılacaktı. ‘’Popun Kralı’’. Sanatçı bu albümünde de alışkanlıklarını bozmadı. Albümün müthiş dinamiğine ek olarak yine ünlü yönetmenlerle beraber kısa film tadında klipler çekti ve satış rekorlarına imza attı. Bad, The Way You Make Me Feel, Man in the Mirror, Dirty Diana, I Just Can’t Stop Loving You albümden çıkan hitler arasındaydı. Dünya çapında 30 milyonluk bir satış rakamına sahip olan albümün ilk kısası Martin Scorsese tarafından çekilen ‘’Bad’’ isimli şarkıydı. 1988’de sinema aşkını bu kez ‘’Moonwalker’’ adlı müzikal filmle besleyecekti Michael ve film tüm dünyada büyük bir başarı getirecekti, yeniden… O dönemlerde bir de kitap yazdı Michael ‘’Moonwalk’’ adlı eserinde kendini anlattı, anlamak isteyen herkese.

Yıllar ve başarılar büyüdükçe Michael hakkında çıkan dedikodularda çirkinleşiyordu. Basın artık ipini koparmış ve dilin kemiğini kırmıştı. Hakkında çıkan iddialar Michael için hem hüzün hem de yalnızlığın kapılarını sonuna kadar açıyordu. İçine kapanmayı ve susmayı, kendini ifade etmeye çalışmaya tercih eden sanatçı kulaklarını tüm sözlere kapatıp yolunda gitmeye inandığı şekilde devam etti. Lakin insanlar susmayacaktı. Bu sıralar Moonwalk filmiyle dönen bir şarkı da dillerdeydi ‘’Leave Me Alone’’…

‘’Sonuçta bu kıskançlıklarla yaşamak zorundasın. İnciteceklerini düşünüyorlar. Beni hiçbir şey incitmez. Ne kadar büyük yıldızsan o kadar büyük hedefsin. En azından konuşuyorlar. Konuşmayı bıraktıklarında o zaman endişe etmelisin.’’

Bad albümünden sonra dünya turuna çıktı ve ulaşabildiği her yere gitti, sanatçı. Şarkıları ve sahne performansıyla göz doldurdu. Stadyumları onun gibi doldurup taşıran başka hiçbir sanatçı yoktur. Albüm ve konser serüveninden sonra uzun bir sessizlik yaşadı Michael Jackson. Bu arada dedikodu kazanı kaynamış, taşmak üzereydi.

Dangerous albümü Sony müzik şirketinden çıkmadan önce Michael Jackson’ın aldığı astronomik ücret konuşuldu. Albüm çıkışını John Landis yönetmenliğinde çektiği ‘’Black or White’’ şarkısıyla yaptı. Renklerin, yerlerin önemli olmadığını haykırıyordu Jackson, klip de şarkı da çok konuşuldu, tartışıldı. Albümden çıkış yapan ‘’Who Is It’’ ise yine ünlü bir yönetmen olan David Fincher imzasını taşıdı. Yönetmeni ‘’Seven’’ filminde de hatırlarsınız. Jackson daha sonra Sony Müzik Şirketine geçmesi için hayatımda yaptığım en büyük hata diyecekti. Albüm tüm dünyada iki milyondan fazla sattı. Black or White, Jam, Heal the World, In the Closed, Will You Be There, Who Is It, Remember the Time Dangerous albümden çıkan hitler arasındaydı. Ayrıca Will You Be There adlı şarkı ‘’Free Willy’’ adlı filmin parçasıydı. Dangerous albümünü yine bir dünya turu ve sansasyonel haberler izledi. Michael’in yolu bu turla Türkiye’ye de düştü. Tur kapsamında olmayan ülkemize gelmesinin tek sebebi ise verdiği sözdü. Geleceğim demişti Michael Ahmet San’a ve sözünü tutmuş, mükemmel bir konser vermişti İstanbul’da. Michael aynı yıl yaptığı hayır işleriyle konuşulurken ‘’Yaşayan Efsane’’ ödülüne de layık görüldü.

History Michael Jackson için geçmişini, bugününü ve geleceğini özetlediği albüm olarak bilinir. Yıl 1997… Albümün ilk ayağı yeniden düzenlenmiş kült Michael Jackson şarkılarından oluşur. İkinci ayağı ise aralarında They Don’t Care About Us, Earth Song, Scream,Ghosts, Stranger in Moscow, You Are Not Alone gibi hitlerin yer aldığı kısımdan oluşur. Sanatçı burada da kısa film rutinini bozmamış kız kardeşi ile çektikleri ‘’Scream’’ tüm zamanların çekilen en pahalı klibi ünvanına sahip olmuştur. Senaryosunu Stephen King’le birlikte yazdığı, yönetmenliğini de Stan Winston’ın üstlendiği ‘’Ghosts’’ ise aklınıza gelebilecek tüm yeni tekniklerin dans rutiniyle harmanlandığı 35 dakikalık bir gösteri olarak yansımıştı ekranlara. Ayrıca Cannes Film Festivalinde gösterilen ilk ve tek müzik videosu olma unvanına da sahipti. Başarıları ve aldığı ödülleri koyacak yer bulamayan Jackson’ı aslında kapısında hep bu güzellikler beklemiyordu. Konuşulanlar ve çocuklarla ilgili hakkında çıkan söylentiler onu iyiden iyiye bunaltmaya başlamıştı. Yaptığı iki mutsuz evlilikte buna eklenince Jackson için başarıların ardından gelen sessiz bir dönem başlamış oldu. Yıllar ve peşini bırakmayan söylentiler onu yormuştu artık.

2001 yılında sessizliğini bozan Jackson 13 ülke de bir numaraya oturacak olan Invincible adlı albümü çıkardı. Albüm tüm dünyada kralın dönüşü olarak nitelendirilmesine rağmen Sony ile olan anlaşmazlıkları albümün başarısına gölge düşürdü. Tüm olumsuzluklara rağmen albüm iyi sayılabilecek bir satış rakamına ulaştı. The Rock My World, Invincible, Cry, Butterflies, Whatever Happens, Unbreakable albümden çıkan hitlerdi. Michael albüm için dünya turuna çıkmamış ancak eser tüm ünlü isimlerin katıldığı özel bir konserle tanıtılmıştı. Konserde Jackson yıllar sonra yine kardeşleriyle şarkı söyleyecekti. Invincible Jackson’ın ölmeden önce çıkardığı son albüm olma özelliğini de taşır. Sonrasında çıkarılan albüm düzenlemeleri eski şarkılarından oluşuyordu.

Jackson albümden sonraki birkaç yılını çocuk tacizi davası yüzünden hatırlamak bile istemeyecek ve şöyle konuşacaktı;

“Beni tanıyan herkes şunu iyi bilir ki, çocuklar hayatımdaki her şeyden daha önce gelir ve bir çocuğa asla zarar vermem.”

THRILLER25---Zombie-COVER-ART-724914

Michael Jackson ölümünden kısa bir süre önce bir konserin hazırlığına başlamıştı. Geri dönmek istiyordu. ‘’Thıs Is It’’ diyecekti. Sevdiği şeyi yeniden yapmak ve ne kadar sevildiğini hatırlamak istiyordu ama olmadı. Tarih 25 Haziran 2009’u gösterdiğinde Michael Jackson yaptığı her şeyle birlikte bu dünyaya veda etti. Arkasında birçok başarı, koca bir imza ve kırılamayacak rekorlar bırakarak…

‘’Ben yalnızca dürüst olmak isteyen, insanları mutlu etmeye alışan biriyim. Tanrı’nın bana ihsan ettiği yeteneğimle onlara biraz olsun kaçış duygusu vermek amacım. Kalbim burada işte. Tüm yapmak istediğim bu…’’

Michael Jackson üzerinden akan müthiş yeteneği, dehası ve yaptıklarıyla hep bizimle olacak. O tartışmasız dünyanın en büyük ismiydi müzik adına. Dünya çapında satan 140 milyon albüm ve aldığı sayısız ödülle Michael Jackson bir efsane… Yaşarken ilgimizi çeken tüm o konuşmaların ardında kalan bu yeteneği bu kez sadece onun olmak istediği şekilde hatırlamalıyız. Kaçış duygusu vermek isteyen iyi kalpli bir adam olarak. Şarkıları, güzel sesi, gülüşü ve danslarıyla… Long Live The King…

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir