Selma Köksal: ‘Festivallerin kendini yenilemesi gerekiyor’

2007 yılında Fikret Bey’i çeken Selma Köksal imzalı yeni film Bahar İsyancıdır, tek kopyayla 19-26 Nisan’da Atlas; 10-17 Mayıs haftasında da Ankara Büyülü Fener Sineması’nda gösterime girecek… Bahar İsyancıdır 90’lı yılların ortalarından, 2000’li yılların başlangıcına, oradan da günümüze uzanan bir zaman diliminde, bir tiyatro topluluğunun; “Oyuncular Kumpanyası”nın öyküsünü anlatıyor.

Başrollerinde Volga Sorgu, Selma Köksal, Çimen Turunç Baturalp, Yıldıray Şahinler, Mahir Günşıray, Kemal Kocatürk ve Şeyda Terzioğlu gibi oyuncuların rol aldığı filmde 12 Eylül’ün gölgesinde yetişen; etik ve kültürel değerlerin liberal ekonomilerle değiştiği böylesine tarihsel bir süreçte yaşayan gençlerin tiyatro yoluyla direnmesi anlatılıyor.

Öteki Sinema kurucu editörü Murat Tolga Şen yönetmen Selma Köksal ile filmini ve Türkiye’de sinema yapmanın zorluklarını konuştu. İyi okumalar…

Bu ülkede isyan etmenin en yalnız formu sanırım sanat yapmak… Siz filminizde bir bağımsız tiyatro kumpanyasının hikayesini anlatıyorsunuz. Sanat yapanları öyküleştirerek sanat yapmak… Bu iki kat yalnız, iki kat isyankar olmak mı?

Evet belki haklısınız, isyanın filmini yapmak, iki kat isyan olabilir.  Ama bu filmi yapmak konusunda direncimin ilk nedeni, yaşadığım son yirmi yılın ardından, daha çok bir sorumluluk duygusuydu, Onat Kutlar’a, (ki 1994 yılında onun aynı adlı öyküsünü oyunlaştırmaya girişmiş, onunla tanışmış ve öyküsü ve öyküsünün teması üzerine düşünmüş, onun elim ölümünden sonrada yıllarca düşünmeye devam etmiştim) ve tabii 2004 yılında kaybettiğim kardeşim gibi sevdiğim ama yaşamına son verişine engel olamadığım arkadaşımın yaşamına karşı  duyduğum sorumluluk. Fikret Bey’i çektikten sonra bu filmi yapabilmek için 7 yıl para bulmaya çalıştım, bulamadım, sonra borç harç bu filmi yapmaya giriştim. Çünkü daha fazla beklersem artık bu garip ve güçlü direnci unutabilirdim, kendimi orta yaşın rehavetine, çevremde her tarafı saran umutsuzlağa ve nevrozlara bırakabilirdim.

Bahar İsyancıdır (1)

Tiyatrodan gelen biri olarak sinemayı bu kadar sevmek neden?

Sanatla ilk karşılaşmam elbette edebiyatla oldu, ancak sinema hemen ardından geldi. 14, 15 yaşlarında Mimar Sinan Üniversitesi’nin Sinema TV Bölümü Sinema salonunda gösterimler yapılıyordu. Neler seyretmedim ki orada, Fassbinder, Bergman, Orson Welles,  daha neler neler. Ayrıca Sinematek’in de çok genç yaşlardan beri sıkı bir takipçisiydim. Ancak sinema seyircisi olmanın ötesinde sinemayı yapmayı nedense çok sonraları istedim. Galiba yaşama çok daldım. Tiyatronun da ŞİMDİ, BURADA durumu beni cezbetti. Sinemayı ise izlemek yeterince zevk verici ve düşündürücüydü.  Boğaziçi Üniversitesi yıllarımda bağımsız bir tiyatro topluluğu kurmaya  ve bu topluluğu yüksek düzeylere ulaştırmak için büyük bir uğraş vermeye karar vermiştim. Nitekim filmde de izleyeceğiniz uzun ve ezici bir sürec başladı. Angelopoulos’un bu anlamdaki tespiti ne yazık ki doğru, kendisine yer ve toprak bulamayan müzisyenleri, tiyatrocuları onun filmlerinde gözlemleyebilirsiniz. Bir yerden bir yere sürüklenirler.. Belki tüm dünyada tiyatro gruplarının patetik bir yanı var ama bizim gibi ülkelerde her şey biraz daha acımasız.. Tek avuntum  yaşadıklarımızı bu filmle kalıcı kıldığım; başka bir zamana, başka mekanlara sunabildiğim. Belki de benim tüm tiyatro maceram bu filmi gerçekleştirmek içindi. Çünkü tanıklıklarımı sinemaya taşıyabildim. Ayrıca dünya sinemasından o kadar çok yönetmen tiyatrodan gelmiştir ki, hemen hemen çoğu.

Filminiz İstanbul’da sadece bir salonda gösterilecek (Atlas Sineması). O da DCP kopya ile… Bu bir tercih mi, bir mecburiyet mi?

Tamamiyle bir mecburiyet. Filmin çok borcu var, dağıtımcı olarak görüştüğümüz arkadaşların neye değer verdiğini, sinema konusunda ne düşündüklerini ben pek anlayamadım ya da çok başka noktalardayız. Sonuçta ortak yapımcım Ali Arslan ile birlikte 35 mm’ye basmadan tek kopya olarak bu filmi kendimiz uğraşarak seyirci ile buluşturmaya karar verdik.

Bahar İsyancıdır (2)

Fikret Bey iyi bir filmdi ama çok az kişi izleyebildi. Bahar İsyancıdır’da da aynı şey olursa bu sizi kötü etkiler mi?

Fikret Bey’i çok sayıda insan duydu, aralarında Montevideo, Kalkatü, Nürnberg gibi festivallerin olduğu pek çok dünya festivalini gezdi, başrol oyuncularından Fuat Onan Sadri Alışık ödülünü aldı, DVD kopyaları 1 sene içinde bitti. Tam da Fikret Bey’in dağıtımındaki eksiklikleri düşünerek, BAHAR İSYANCIDIR’ı 1 kopya ve kendimiz vizyona sokmaya karar verdik. Teklif geldikçe filmi başka şehirlere de taşımaya çalışacağız. Şu an sadece Ankara belli.

Film yapmak gerçekten çılgınlık hele de memlekette… Yorgun musunuz yoksa heyecanlı mı?

Çok ama çok yorucu bir süreçti. Filmin özellikle post prodüksiyon süreci çok uzadı. Sinema gerçekten para ve altyapı isteyen bir sanat. Tek dileğim bir sonraki projede çok daha konforlu koşullarda çalışabilmek. BAHAR İSYANCIDIR için ise elbette heyecanlıyım. Özellikle genç seyirci filme ilgi duyacak mı, biz onlara filmi duyurabilecek miyiz merak ediyorum.

Fragmandan anladığım kadarıyla naif bir tarafı da var filmin, bana 80’ler yönetmen sinemasından çıkan iyi işleri hatırlattı. Sizin bu konuda fikriniz nedir? Salona girdiğimizde bizi ne bekliyor, çıplak bir gerçeklik mi yoksa tiyatroya yakışan bir romantizm mi hakim?

Bilemiyorum. Bu film gerçekten bir deney olacak. Bir yönetmen olarak ne istiyorsam onu yaptım, uzun hareketli planlar, doğaçlama oyunculuklar… Görüntü yönetmeni arkadaş Deniz Arslan filmin % 80’ini  steadicam ile çekti. Zamanımız kısıtlıydı, paramız yoktu, pek çok plan 1’e 1 çekildi. Mükemmellikten çok, gerçeklik peşinde olduğumu söyleyebilirim ama para ve zaman gerçeklik için de gerekli. Sonuçta bazı şeyler elimden kaçmış olabilir. Örneğin 2 gün daha şehir çalışmak istedim, ancak kamera ve ekipmanı temin edemedim. Bilemiyorum, belki daha mükemmel olabilirdi filmim. Sonuçta koşullarla sınırlanıyorsunuz. Filmim yaşanmışlıklardan yola çıkan dürüst bir film, hataları olabilir, eksiklikleri olabilir ama dosdoğru bir film. Mutlaka birilerine dokunacaktır diye düşünüyorum. Filmimin ismi BAHAR İSYANCIDIR, Onat Kutlar’ın aynı adlı öyküsünün temasına bir göndermedir. Öyküdeki duvar, benim karakterlerimin önünde de var, öyküdeki duvarın ötesi, yani ütopya benim kahramanlarımın da ütopyalarıyla örtüşüyor. En azından bu öyküyü ben böyle okuyorum ve filmimde de kuvvetli bir şekilde böylece var. Ütopyalar gerçek dünya ile darmadağınık olabilirler, parçalanabilirler ama insan ütopyaları olmaksızın var olamaz. Ben romantizmi de bu anlamda düşünüyorum.

Bahar İsyancıdır (3)

Filminizi festivallere gönderecek misiniz? Seyirciyle buluşmak için festivaller iyi bir yol gibi görünüyor.

Evet, dünya festivallerinde gösterilecektir ve tartışılacaktır diye düşünüyorum. Sonuçta Avrupa tarihi, Latin Amerka tarihi, direnmenin de tarihidir. Görmezlikten gelinmeyecek ve anlamı taşıyacaktır.

Peki festivallerde salonları dolduran, merdivenlerde oturan seyircinin o film vizyonda gösterime çıktığı vakit yalnızlığa itmesine ne diyorsunuz?

Zamanın ruhu diyorum. Şimdilik, medya, yeni medya ile yönlendirilen kitleler var. Ama bir filmin macerası sadece kısa vizyon süreci ile sınırlı değil, festivaller, televizyon, internet, DVD, pek çok yoldan artık bir filmi izleyebiliyorsunuz. Önemli olan izlemek. Tabii ki beyaz perde bambaşka. Ama napalım günümüzde süreç başka türlü işliyor, önemli olan bir filmin izleyicisiyle bir şekilde buluşması..

Son olarak; başarıyı çok film çekmekle ölçüyoruz ama ne olacak bu Türk/iye sinemasının hali?

Sanırım yapım aşamasından, yapım sonrası aşamasına, dağıtıma, sinema salonlarının film türü/ülke kotalarına kadar pek çok şeyin yeniden organize edilmesine ihtiyaç var. Ülke festivallerinin yapısı, sanırım kendini yenilemesi gerekiyor. Ön jüriler pek çok filmi öznel nedenlerle eliyor, asal görevi olan filmlerin seyirciyle buluşmasını engelliyorlar, şaşalı açılış, kapanış töreni yapıyor, eyliyorlar ama bir anlam üretemiyorlar. Türk sinemasınını gelişimine, nitelikli genç nesilleri de kucaklayan bir seyirci gelişimine katkıda bulunmuyorlar, işlevsizler.

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir