Shivers (1975)

İçerdiği bilim-kurgu, korku, cinsellik, sosyoloji, deri, hastalık ve “vücud korku” temaları ile eşi benzerine az rastlanacak türden bir kült klasik; bir geceyarısı sineması klasiği; bir başyapıt; ve bir “ilk film”; David Cronenberg’in ilk filmi… Shivers!

shivers-posterOrgy of the Blood Parasites, The Parasite Murders, ve (benim favorim) They Came From Within isimleriyle de bilinen Shivers, gösterime girdiği 1975 yılında, o güne kadar Kanada’da elde edilen en büyük hasılatı elde etmiş, ve belki de bugün Kanada’nın sinema endüstrisinde söz sahibi ülkelerden biri olmasının ardındaki en önemli basamaklardan biri olmuş bir film. Tabi filmin piyasaya çıktığı dönemde kimi eleştirmenler tarafından yerden yere vurularak, Cronenberg’e karşı adeta bir cadı avı başlatıldığını ve bu yüzden sonraki filmlerinde Cronenberg’in sponsor bulmasının güçleştiğini de ekleyelim (Hoş, bu sebepten olmalı ki, Cronenberg’in sonraki 3 filmi Rabid (1977), Brood (1979) ve Scanners (1981) de aynı derecede ucuz, sıradışı, sivri, derin ve muhteşem filmlerdir. Keza 2000 yılından sonraki, Cronenberg’in son 10 yıldır yaptığı filmleri kesinlikle eski filmleri kadar sevmiyorum)

Daha sonraları Cronenberg’e büyük bir kariyer getirecek ve bir ilah, bir felsefeci mertebesine yükseltecek olan “deri”, “hastalık” ve “vücud” temalarının ilk karşımıza çıktığı filmdir Shivers. Hikaye, Montreal’in yakınlarda lüks ve modern bir sitenin yüksek apartmanlarında geçer. Bir deli bilim adamı, insanoğlunun fazlasıyla rasyonel bir seviyeye geldiğini ve artık bedeni ve içgüdüleriyle bağlantısını kaybettiğini düşünür (Cronenberg başlıyor!). Bu sebeple insanları içgüdülerine daha yakınlaştıracak bir parazit yaratmak üzere, apartman dairesinde deneyler yapmaktadır. Genetik deformasyonlar sonucu bir nevi cinsel hastalık ve afrodizyak karışımı bir parazit üretir. Bu paraziti sevgilisi üzerinde deneyen bilim adamımız, sevgilisinin adeta seks manyağı bir yaşayan ölü gibi birşeye dönüşmesi sonucunda sevgilisini öldürür. Sevgilisinin bedenini asit ile küvette eriterek, kendisi de intihar eder. Ancak parazit yok edilememiştir…

Bu kadarını yazarken bile zevkten tüylerimi ürperten bu film, seyirciyi korkutmaktan çok dehşete düşürmek, şok etmek ve bugünkü toplumumuz ve insanoğluyla ilgili karanlık tezler ortaya koymak isteyen bir film. Film ilerledikçe, bu felsefi temalar yerini doğal olarak kaosa ve felakete bırakıyor ve film adeta freni kopmuş bir şekilde ilerliyor.

Filmin karizması ve karakteri, bir kere filmin daha başından belli oluyor. Gotik veya saldırgan bir tarz yerine film, çok sakin bir şekilde, lüks bir sitenin tanıtım videosunun gözalıcılığı, temizliği, samimiyetsizliği ve ayrımcılığıyla başlıyor. Seyirciye adeta o lüks siteyi satmaya calışan ruhsuz bir pazarlamacı gibi “Siz ve Öteki” mevhumu gözüne sokuyor…

Hikayenin geçtiği bu “lüks site” teması, kanımca hikayenin kalbini oluşturuyor. Shivers’daki “Starliner compound” sitesi, tıpkı Robocop‘taki (1990) “Delta City” ve Land of The Living Dead‘deki (2005) “Fiddler’s Green” gibi bir “biz ve öteki” teması kuruyor. Bu tema da, Cronenberg için toplumu ve insanı ameliyat masasına yatırmak için muhteşem bir meşrutiyet teşkil ediyor. (Bu örneği gerçek hayatta, kendi ülkemizdeki Acarkent, Alkent vs gibi, kapısında silahlı güvenlik görevlilerinin beklediği özel lüks sitelere de uygulamak mümkün)

Hayatımda ilk defa “evet şu an bir b-film izliyorum” diye bir farkındalıkla, 19 yaşındayken (sene 2001) izlediğim bu film, beni kendisine hayran bırakmıştı! Filmin atmosferi, kötümserliği, derinliği ve bütün bu kaos dehşet ve en akla hayale gelemeyecek absürd olayları anlatırkenki gerçekçiliği beni derinden etkilemişti. Birkaç yıl sonra tekrar izlediğimde filmin etkisinden hiçbirşey yitirmediğini gördüm. Sadece içeriği ve felsefesiyle değil aynı zamanda görsel anlatımıyla da oldukça etkili bir film Shivers. Sanatsal bir görsellik değil bu, daha cok dokunulabilir bir görsellik. Cronenberg’in tıp mezunu olmasından dolayı, ucuz ve basit olmakla beraber, plastik makyaj efektleri o kadar etkileyici ki adeta seyircinin beyninin içine tecavüz ediyorlar

022b

Cronenberg ve body-horror (vücud korku) üzerine yazılmış türlü kitap, Shivers hakkında daha da derinlemesine bilgi içeriyor. Eğer hala izlemediyseniz hemen şu an gidip bulup izlemenizi tavsiye etmekten öte, Cronenberg’in Shivers’ı takip eden 5-6 filmini de, hatta Cronenberg’in bütün bilimkurgu/korku filmlerini izlemenizi tavsiye ediyorum. Hemen!

Yazar hakkında: Can Evrenol

2007 yazında tamamen kendi imkanlarıyla, doğup büyüdüğü mahallede, arkadaşlarının da yardımıyla çektiği SANDIK adlı kısa film, ''Fantasia Film Festival'', ''BIFFF'' ve ''Frightfest'' ve dünyanın en önde gelen korku ve fantastik film festivallerine seçildi. Londra’da Middlesex Üniversitesi’nde ''Moving Image'' master'ı yaptı.

13 Yorumlar

  1. Çok çok çok özel bir film. Aynı zamanda Croonenberg’in dediği gibi belki de en mizahi filmi bu. Kapkara bir mizah tabii. Bu yüzden o bir sürü azmış (!) insanın kahramanımızın peşinden koşması o kadar da gülünç gelmiyor. Cronenberg’in artık korku türünde filmler çekmeyeceğini söylemesi ne kadar üzücü.

  2. İzlemediğim Cronenberg filmleri Shivers ve Rabid ikilisi kaldı yalnız da keşke diyorum şu afişteki gibi 2 film birden usulü sinemada izleyebilseydim bu filmleri.

  3. afis 10 numara di mi : )

  4. Sevgili Can, Death Of Face diye bir film var, yasaklı bir film. İzledinmi bu filmi acaba? Ben geçen gün tesadüf eseri bu filmi gördüm ve tüyelerim diken diken oldu. Film gerçek insan cesetleri üzerinde yapılan kes biç lerden oluşuyor. Sinema ile alakası yok. Çünkü görsel efekt yerinde abiler direkt olaya girmişler. http://www.diziklip.com/izle/face-of-the-death-1978-21.html

  5. filmden ziyade bir çok vahşet görüntüsünden derlenmiş documentary tarzında bişi. tam adı Faces of Death (1978)
    imdb link: http://www.imdb.com/title/tt0077533/

  6. biliyorum bunu.. yillardir hic izlemedim.
    Bir gun denk gelirsem izlerim ama senin de dedigin gibi, sinema ile alakasi olmadigi icin pek can atmiyorum izlemek icin.

    Bundan 6-7 sene once EXECUTIONS diye ayni mimvalde bir dvd alip izlemistim. Baya rahatsiz etti beni. Ozellikle bu Irak savasi esnasindaki kafa kesmeler fln filan. Hatta gecen sene yaptigim kisa film ‘Kurban Bayrami”ni yaparken ki cikis noktam direk bu olaylara karsi duydugum isyandan dolayi idi – http://www.kurbanbayrami2008.com

  7. Faces Of Death’in ilk filmini izledim sadece. İlk izlediğimde (özellikle elektrikli sandalye kısmı) kötü sasmıştı beni. Adamın arka arka yürümesi bile çok fenaydı. Sonradan araştırdığıma göre kaza ile gerçekleşen ölümler hari diğerleri canlandırmaymış. Bu bir derece rahatlattı beni. Ama başka bir konuda çok daha rahatsız etti beni. Bu tür filmlerin, ya da internette bol bol postalanan gerçek ölümlerin nedeni, daha doğrusu gönderilme nedenleri ne? Ders mi alıyoruz? Tüh mü diyoruz? Yoksa arenadaki aslanlara yem edilen insanları mı izliyoruz? tabii ki herkes istediğini seçmekte, seyretmekte özgür, kişinin kendisini ilgilendirir. Şahsen ben onca/yüzce/bince korku filmini sevmeme rağmen, o plastik tat, yapma tat olduğu sürece şiddetten rahatsız olmuyorum. Ama iş gerçeğe, daha doğrusu onun teşhirine, yayımlanmasına vs. gelince orada duruyorum. Benim başıma böyle bir ölümün geldiğini düşünmek değil, bırakın sevdiğim insanları, herhangi bir tanıdığım insanı düşündüğümde bile çok rahatsız ediyor. Bu gerçeğin reddi mi? Hayır. Bu bir yana, geçen keşfettim, youtube’da okulda birilerini sıkıştıran, taciz eden, dayak atan bir grup delikanlının kendi çektikleri, bilmem kimin okulda bilmemne edildiği gün gibisinden isim verdikleri videolar var ki bu bile başlı başına korkunç bir şey. Hayatımda çok az tabu vardır ve bu konuda bir tabu olarak kalmasını istediğimden mahremiyetlerden biri.

  8. Quattormosche cok hak veriyorum sana. Film cekerken suc islemeyeceksin arkadas. Oyunun kurali bu. Yoksa ben de alim onumue 15 kisi hepsinin bogazini kesim, sinema tarihine gecim!

    Bu senin verdigin youtube’daki okuldaki taciz ve dayak videolarina benzer seyler dunyanin heryerinde var. Ingilterede “happy slapping” adi altinda buyuk olay oldu bu. Bu bizim devletimizin ve insanimizin basiretsizligidir (her devlet de bunu kendi ustune alinmalidir). Bizim devletimizin youtube’u kapatacagina, youtube nedir anlayip, youtube uzerinde adaleti ve halkin ozgurlugunu kourmayi becermesi lazim. Yani bu videolardan esgal tesbiti yapip bu cocuklari yakalamak lazim. Sonra da cezasi neyse vereceksin. Tabu fln bile degil bence yani konu.. Konu direk asayis!

  9. Kesinlikle. Vahşetin belgeselinden sinema filmi olmaz. Muhtemelen bu görüntüleri çekip yayınlayanlar bir tür sapık. Farklı türde dile getiriyorlar sapkınlıklarını. Bu tür şeylere pirim vermemek lazım. Bunları internet sitelerine koyupta izlettirenlerde ne amaçla koymuşlar anlamış değilim. Dediğiniz gibi bunları seyredip dersmi çıkaracağız, tüh mü diyeceğiz. Ben yuh diyorum. İşim olmaz.

  10. okulda bir arkadasini koseye sikistirip onu dovup assagilayip, videoyaya cekip bunu da internete koyan cocuklari hapse atalim derim ben : )

    gercekten, bakin “Sineklerin Tanrisi”na (Lord of the Flies) … cocuk deyip gecmeyelim

  11. Filme zombi filmi demek dogru olurmu bilmiyorum ama insaların parazitin etkisiyle sex manyana dönüşmesinen sonra film bana zombi filmi dadı vereye başladı.Ayrıca filmin en begendigim noktasıda onlarca filmde birbirini yemek için kovalayan insanların-insanlıktan çıkmış olsalarda- sex için birbirkrini kovalamasıydı-çok yaratıcı bence-

  12. cronenbergi çok severim özellikle bunun gibi ilk yıllardaki filmlerini bu filmide geçenlerde izledim daha ama pek beğenmedim açıkcası bir videodrome yada ölü ikizler yada özellikle söylüyorum brood (bu film muhteşemdi kesinlikle)un yanına yaklaşamaz shivers.Bu arada usta keşke eski türüne dönse.

  13. Umut Hanioğlu

    yalnız Cronenberg tıp mezunu değil, University of Toronto’da girdiği fen bölümünden ilk senesinde ingiliz dili ve edebiyatı bölümüne geçip ordan mezun olmuş.
    bkz.english wikipedia.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: