The Poseidon Adventure (1972)

Irwin Allen’ın en tanınan filmi sanırım Towering Inferno filmidir ancak bu filmden 2 yıl önce çektiği The Poseidon Adventure (Poseidon macerasi) bence 70’li yılların felaket filmlerinin en güzelidir. Zaten bu film Allen’a Towering Inferno filmini yapması için de bir yol açmıştır.

Bu filmi izledigimiz zaman aklımıza hemen Titanik gelse de filmle ilgili yazı yazmaya karar verdiğim zaman yaptığım minik bir araştırma beni bambaşka yerlere götürdü. Bugüne kadar Poseidon macerası isimli 4 film olduğunu düşünüyordum. Bunlar 1972 tarihli ‘The Poseidon Adventure’, 1979 tarihli gemidekilerin kurtulmasından sonrasını anlatan ve yine Irwin Allen imzalı ‘Beyond the Poseidon Adventure’, 2005 yılı yapımı aynı isimli bir tv filmi ve de 2006 yılında 72 tarihli filmin yeniden çekimi olan ve Kurt Russell’ın başrol oynadığı film. Ancak minik araştırmam bir de 1911 tarihli bir Poseidon Macerası filmi olduğuna ve rivayete göre Titanik batmadan önce gemide oynatılan filmlerden bir tanesinin de bu 1911 tarihli Poseidon Adventure hikayesine kadar götürdü. Zaten 1972 tarihli filmin konusunu aldığı 1969 yılında yazılan aynı isimli kitabın da esin kaynağı bu 53 dakikalık filmmiş. Tabi ulaşabildiğim bilgiler içerisinde filmin sessiz bir film olduğu yazıyor, hatta snopes.com isimli sitede bu konu hakkında doğru yazsa da net bir bilgimiz maalesef yok. Film hakkına bulduğum bilgiler için buraya tıklayınız.

Poseidon Macerası kalabalık kadrolu felaket filmlerinden ne bekliyorsak onu veren bir film. Tutkulu Gene Hackman filme dinamizm katıyor ama filmde öyle bir kadro var ki: Gene Hackman, Ernest Borgnine, Red Buttons, Carol Lynley, Roddy McDowall, Stella Stevens, Shelley Winters, Jack Albertson, Pamela Sue Martin, Arthur O’Connell, Eric Shea, Leslie Nielsen…

Aslında pek çok felaket filminin aksine filmin bana göre çok güçlü bir yanı var. Pek çok filmde ya gelecek deprem ve fırtına beklerken karakterler ile daha fazla tanışır ve haşır neşir olurken bu filmde tsunami gemiyi filmin başında devirdiği için karakterler ile gemi içerisindeki mücadeleleri sırasında tanışıyoruz. Bu bence filme oldukça iyi bir hareketlilik katıyor. Ayrıca ters devrilmiş bir geminin mekanımız olması bizler için farklı bir platform sunuyor. Yani alışkanlıklarımız yerine kahramanlarımızın yeteneklerini nasıl ortaya koyacağını keşfedebilmemizi sağlıyor. Zaten bana göre Irwin Allen’ın farkını ortaya koyan noktalardan biriside bu gibi yaklaşımlarıdır. Genellikle kalıplaşmış hikayelerde veya bilinen mekanlarda sıkıcı bir yere gidebilen Allen’ın farkı hep bu gibi projelerde ortaya çıkıyor. Yarattığı atmosfer ve karakterler yönünden benim için 70’ler içerisinde çekilmiş en iyi felaket filmidir. Irwin Allen’ın bu filmdeki en büyük başarısı ters dönmüş bir gemi içerisinde yepyeni bir dünya yaratası ve bunun içinde kendi kurallarını yerleştirerek felaket filmlerindeki  yapının aksine aslında gerçekçi olmayan çok fantastik bir ortam yaratması yatıyor.

Towering Inferno’nun daha snob kadrosuna nazaran güzeller güzeli Pamela Sue Martin ve Ernest Borgenine gibi daha baba/içten oyuncuların filmde yer alması filmi daha çekici kılıyor bence. Ayrıca çok fazla ajistasyona girmeden ilerlemeleri ve yan hikayeler ile heyecan hep dorukta bırakılıyor. Aslında bana göre yeniden çevrimin zayıf olması da Allen’in versiyonunda olduğu gibi yan konulara çok fazla girmeden ilerlemesi. 70’lerde bazi filmleri zenginlestiren bu hikaye anlatımı idi aslında galiba holywood sinemasının 90’lardan sonraki ana sorunu da bu sanırım. Filmi izlememiş olanlar için aşağıdaki notlarda sürprizbozanlara (spoiler) çok yer vermemeye çalışacağım ancak felaket filmleri ve fantastik bir macera izlemek istiyorsanız bu filmi izlemenizi öneririm.

Eğer felaket filmleri seviyorsanız arşivinizde olması gereken bir film, eğer bu tür filmlere başlamak istiyorsanız bu türde izlemeniz gereken ilk 3 filmden birisi. Size bir diğer tavsiyemde 1972’de çekilen film ve devamını izledikten sonra 2006’daki yeniden çevrimi izlemeniz.

Filmden ilginç notlar:

– Filmde çok tehlikeli birkaç sahne dışında ana oyuncular dublör hiç kullanılmamış ve zaten atlama sahnelerini oyuncular kendileri yapmışlar. Yine de filmde 225 dublör kullanılmış herhangi bir kaza ve yaralanma olmamış
– Gemi New York’tan yola çıkıp Atina’ya gitmektedir.
– Filmde oksijen sorunu olan sahnelerde etrafta alevler bulunmaktadır.
– Film Paul Gallico’nun aynı isimli romanından uyarlanmıştır
– Bazı sahneleri 1950li yıllarda büyük bir dalga ile devrilmekten kurtulmuş olan Queen Mary gemisinde çevrilmiştir.
– Film 5 milyon dolara mal olmuş ancak 18 katına yakınını hasılat olarak kazanmıştır.
– Morning After isimli şarkı çalarken dansçıların hızla dans etmesi pek çok site tarafından tiye alınmış filmin komik hatalarından birisidir.
– Filmde birbirine açık 2 kişiyi oynayan Red Buttons ve Carol Lynley, film çekimleir boyunca sadece kameralar çalışırken yanyana durmuşlar. Gerçek hayatta birbirini sevmeyen bu iki aktör yıllar sonra kaderin bir cilvesi olarak 2006daki filmde yine yanyana gelmişler.
– Bütçe aşıldığı için filmin son sahnesi 3 kere değiştirilmiş ve kurtarma çalışmaları studyoda çekilmiş.
– Filmin tema şarkısı olarakta kabul edilen The morning After 1972 yılında en iyi film müziği dalında Poseidon Adventure filmine Oskar kazandırmış

Filmin Fragmanı:

Yazar hakkında: Utku Uluer

1974'te Moda'da doğdu. İtalyada yaşıyor. Italyanca ve Ingilizce dillerinde profesyonel turist rehberliği yapıyor. 1994 yılında Doğuş FM de Katiller de Ağlar müzik programı ile başlayan DJ'lik tutkusu DJ Legoman ismiyle farklı bir noktaya taşındı. 2007 yılında Sinematik yeşilçam sitesini kurdu, O zamandan beri Sinematik Yeşilçam ve Öteki Sinema'da kafasına göre yazmaktadır.

Bir yorum var

  1. Çok keyifli bir yazıydı teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: