Yürüyen Şato / Howl’s Moving Castle (2004)

Fakir bir genç kız olan Sophie üvey ailesinin şapka dükkanında çalışan kendi halinde görünmezdir. Onu görünmez yapan büyü değildir. O kendini güzel bulmamaktadır. Ona göre hiçbir özelliği yoktur. Yapabildiği tek şey şapkalara süs dikmek ve temizliktir. Hayata, geleceğe dair en ufak bir umut beslememektedir. Aşk ise onun görüntüsünde birine çok uzaktır. Ne de olsa hiç kimsedir.

Bir gün kendisine ara sokakta sarkıntılık eden askerlerden yakışıklı bir genç tarafından kurtarılır. Bu genç adamın hafife alınamayacak bir ünü vardır. Çapkındır, aynı zamanda da kalbini çalıdığı genç kızların yüreklerini yediği rivayet edilir. Howl’dur bu genç adamın adı. Kendi kalbi yoktur. Fakat Sophie o kadar iyidir ki onun kötücül ününü dikkate almaz. Ona aşık olur.

Aynı gece şapkacı dükkanına döndüğünde ise Howl’a zamanında kalbini kaptırmış fakat cevap alamamış olan kötü büyücü tarafından doksan yaşındaki bir ihtiyara dönüştürülür. Lanetinin bir parçası ise başına gelenleri kimseye anlatamaması olur. Yaşlı nine Sophie’nin artık yapabileceği tek şey kalmıştır. Tek düze hayatına veda edip büyüsünü bozabileceği birilerini aramak. Çıktığı kaçış yolculuğu onu aşık olduğu adamın yürüyen şatosuna götürür. Yaşlı bir temizlikçi kadın olarak.

Çıktığı bu yolculukta Sophie aşkı, iyiliğin masum gücünü, kötülüğü, savaşı ve fedakarlığın gerçek anlamını bulacaktır. Bu macera da ona Howl’un çocuk yaştaki asistanı, sürekli gülümseyen bir korkuluk ve şatoyu ayakta tutan ateş cini Calcifer eşlik eder. Kahramanlarımız kendilerine yapılan büyüyü bozmanın yanında bir savaşı da engellemeye çalışacaklardır. Büyünün bağladığı kaderler yine en büyük büyüyle çözülmeye çalışır bu masalda. Sevgiyle…

Yürüyen Şato, aslında projenin başlangıcında Digimon serisinin bir sezonu ve iki sinema filminin yönetmeni olan Mamoru Hosada’ya verilecekti. Fakat yönetmen son anda projeden çekilince yerine, Studio Ghibli yapımı bu japon animenin kaptanlığına yönetmenliği bırakmış olan Hayao Miyazaki getirildi. O andan itibaren Miyazaki yapıma öyle bir ruh kattı ki film bir çok anlamda onun resmi oldu. Kahramanlar, yaratılan mizansen, zamansız bir mekanda karşı durulan kötülükler, kullanılan renkler ve doku Miyazaki’nin diğer animelerinden de parçalar taşır. Her ne kadar Miyaziki’nin en iyi animelerinden biri olarak görülmese de Yürüyen Şato meraklılarına bekledikleri büyüyü verebiliyor.

Senaryosunu Reiko Yoshida’nın yazdığı anime aslını yakın zamanda kanserden kaybettiğimiz Diana Wynne Jones’ın aynı adlı kitabından alır. Jones hayatı boyunca kendi rengarek hayal dünyasını çocuklara yansıtmayı başaran kitapları, bu yapımda olduğu gibi başarıyla beyaz perdeye uyarlanan önemli yazarlardan biriydi. Yapım gösterime girdiği andan itibaren ülkemizde de kitabın başarılı yazarı merak edilmiş ve kitap 2010 yılında dilimize Uçan Şato olarak çevrilmişti.
Bu masal güzel kızları, yakışıklı prenslerinden ziyade gerçek büyüyü garip ama bir o kadar da şirin karakterlerinin ağzından farklı bir dille anlatmasıyla özel bir yere sahiptir.

Savaşın, kötülüğün, ölümün kollarından çekip aldığı ruhlarımıza güzel bir öğütte bulunur. Herkes kendi kısmetini aramalıdır der. Cesaretle ve anlayışla…

Sophie’nin en zor anlarında bile kötülüğe kötülükle yanıt vermemesi, Howl’un bir anda evini dolduran garip misafirlerini sessizlik içinde kabullenişi, antlaşmayla bıraktığı kalbini cesur ve büyüye kurban bir genç kıza emanet edişi de bundandır aslında.

Seyriniz boyunca büyü sizi sarıp sarmalarken tüm bu hayal gücüne katkı da bulunan unsurlardan biri de yapımın Joe Hisaishi tarafından yapılan müzikleridir.

2004 yapımı 119 dakikalık bu garip masal hala seyretmediyseniz sizi bekliyor. Kapısında her dünyaya açılan kilidi ile. Kendimizi beğenmediğimiz anlar vardır. Kalbimizi bıraktığımız yeri unuttuğumuz anlar… Bir yerlerde artık değişmeli dediğimiz hayatlar yaşarız. Cesaret edemeyip sadece aklımızdan geçirdiğimizde tüm değişim sadece kalbimizin penceresinden hayallerimize yansır. Ya değiştirebilseydik kısmetimizi? O zaman göze alır mıydık kara bir kuş olmayı, sönmeyi bir ateş olduğumuz halde? Ya da tüm gençliğimizi yitirmeyi? Zaman denen labirent bize istediğimizden ziyade istediklerini verirken biraz soluklanmak vaktidir derim ben. Biraz cesaret… Büyüyle…

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir