Her Şey Çok Güzel Olacak Neden Özel Bir Film?

 “Ama en azından hayattayız, bu da bir şey be abi”

Malum, Türkiye’de yaşamak demek her daim enteresan bir hadiseyle burun buruna gelmek demek. Geçtiğimiz yıl döviz kurundaki dalgalanmalarla birlikte başlayan pahalılık, hayatı yaşanmaz hale getirirken, son olarak İstanbul seçimlerinin iptal edilmesi de ülkenin sürprize gebe yapısını iyiden iyiye dışa vurmuş durumda. Eğri oturup doğru konuşalım. Ne zaman, ne olacağımız, başımıza ne tür işlerin geleceği o kadar belirsiz, öylesine muamma ki… Böyle dönemlerde her daim umuda ihtiyaç duyar, gelecek güzel günlere karşı inancımızı diri tutan kavramlara sarılmak isteriz. Tüm siyasi söylemleri, bütün politik figürleri bir kenara bırakarak soralım. Sahi, hepimiz sürprizden uzak, daha rahat, daha güzel bir dünyada yaşamak istemez miyiz?

Bu sıralar umut kavramını somutlaştıran ve gelecek güzel günlere karşı inancımızı diri tutan bir film var herkesin dilinde: Her Şey Çok Güzel Olacak. Öyle boşa umut dağıtan, yalandan çığırtkanlık yapan bir film de değildir hem. Başından sonuna dek Altan ve Nuri Çamlı kardeşlerin umuda yolculuğunu izleyicisine aktaran Her Şey Çok Güzel Olacak, adıyla müsemma bir şekilde her kötü olayın ardından gelebilecek güzel hadiselere kapısını açar. Karamsarlığı kapı dışarı eder ve hep tebessüm etmek için bir sebebimiz olduğunu dile getirir. Peki, şimdi soralım. Her Şey Çok Güzel Olacak özel bir film mi? Özelse neden?

Hiç lafı eveleyip gevelemeye gerek yok. Her Şey Çok Güzel Olacak, sinemamızdaki en özel işlerden biri. Komedi ile dramı müthiş bir şekilde harmanlayan, üstüne üstlük bunu gerçekçiliğinden ödün vermeden yapan film, tam anlamıyla bir senaryo harikası. Başından sonuna dek doğru tasarlanmış hikâyesini, vurucu replikleri ve Cem Yılmaz’ın kendine has mizahıyla süsleyen film, böylelikle izleyicisi ile sıkı bir bağ kurar ve ekran başına geçen herkesin pür dikkat kesilmesine olanak tanır. Tabii, Her Şey Çok Güzel Olacak’ı özel yapan husus takındığı üslup ya da biçimi değil. Her Şey Çok Güzel Olacak’ı özel yapan yegâne husus gelecek güzel günlere karşı geliştirdiği söylem.

Film, Altan Çamlı adında uslanmaz bir işgüzarı merkezine alırken, aslında tek bir kavrama odaklanır: Umut! Şu hepimizin içinde gün yüzüne çıkmak için hazır kıta bekleyen ama karamsarlığın altında ezilen meşhur duygu… İşte, filmi özel kılan asıl noktadayız. Nitekim Her Şey Çok Güzel Olacak, umut kavramını asla kapalı kapılar ardında tutmaz. Her daim göz önünde tutarak, izleyicisinin de geleceğe pozitif bakmasına olanak tanır. Hadi itiraf edelim, Altan Çamlı’nın bar açma hayali tüm film boyunca bizi sarıp sarmalıyor mu? Ya da oradan oraya fütursuzca sürüklenen Nuri’nin hayatına anlam katacak aşkı bulması yüzümüze bir parça tebessüm yerleştirmiyor mu?

Her Şey Çok Güzel Olacak, izleyicisine sıkı kahkahalar armağan ederken, bir yandan da hayatın merkezinde yer alan birçok olumsuz duyguya parantez açmayı ihmal etmiyor. Nitekim Altan’ın tüm bu süreçte yaşadıklarını düşünsenize; babası ölüyor, hayalleri yok oluyor ve daha da önemlisi yaşama amacı Ayla onu aldatıyor. Sen diyeceksin ki Ayla öyle bir şey yapmaz. Yaptı yapmadı, neyse ne, hayat işte. Ama tüm bu olumsuz hadiseler yaşanırken, film söyleminden bir an olsun vazgeçmiyor ve altını kalın çizgilerle çizerek, iyisiyle kötüsüyle yaşadığımız her hadisenin bizim için olduğunu hatırlatarak her şeyin çok güzel olması için saha koşullarının her daim müsait olduğunu irdeliyor.

Ne demek her şey çok güzel olacak? Yatlar, katlar, büyük aşklar mı? Güzellik kavramı kocaman bir göreceden ibarettir ve hayata nereden baktığınızla ilintilidir. Altan için geleceğin güzelleşmesi üç kavrama bağlıydı: Barı açması, Ayla’yla arayı düzeltmesi ve tabii ki babasını yanına alması. Keza onun tüm bar açma hayalinin altında da kendisine işe yaramaz gözüyle bakan Ayla ve babasına benliğini ispatlama çabası yatmıyor mu zaten? Ancak Altan tüm bu serüvende çok önemli bir şey öğreniyor. Güzelliğin kişiler ve olaylardan bağımsız geliştiğini. Yaşamanın başlı başına her şeyin çok güzel olmasına yetecek büyük bir nimet olduğunu. Evet, o meşhur sözde geçtiği gibi, “Nefes alıyorsan, hala umut var demektir”.

Boşuna dememişler, yaşamak başlı başına bir sanat diye. Her kötü olayda dönüp arkamıza baksak, geçmişin bıçak yarasının üzerine defaatle gitsek, karamsarlığın karanlık dehlizlerinde kaybolmaz mıyız? Ya gelecek öyle mi? Tertemiz, bembeyaz bir sayfa. Sadece ona umut dolu cümleler yazılmasını bekliyor. Aynı Altan Çamlı’nın gelecekle kurduğu ilişkide olduğu gibi. Evet, belki Altan işe yaramaz bir hayalperest. Ancak onun hayal dünyasından öğreneceğimiz o kadar çok şey var ki. Altan nasıl her defasında gülmeyi başarıyor? Her kötü olaydan nasıl daha güçlü çıkıyor? Cevabı çok basit aslında: Çünkü onun umudu her daim içinde yeşermeye devam ediyor ve karamsarlığa anbean çelme takarak tebessüm etmeye devam ediyor.

Evet, Her Şey Çok Güzel Olacak fazlasıyla özel bir film. Bunun ana sebebi de umut kavramını böylesine yalın bir şekilde yüceltmesiyle alakalı. Düşünsenize, koca film boyunca “her şey çok güzel olacak” söylemi yalnızca bir kez geçiyor. Ancak bu söz öbeği tüm film boyunca öylesine zihnimize kazınıyor ki, sanki her saniye ortalarda dolaşıyormuş hissiyatına kapılıyoruz. Peki, söylemini kör göze parmak sokmadan deklere etmeyi başaran ve daha da önemlisi bu kavrama herkesi inandıran bir film özel değil de nedir?

Her Şey Çok Güzel Olacak, adıyla müsemma bir şekilde gelecek güzel günlere dair inancımızı diri tutan ve bunu da mizah eşliğinde harikulade şekilde işleyen bir film. Nitekim Altan Çamlı‘nın başından geçen serüven izleyicisine büyük bir armağandır aslında. Çünkü Her Şey Çok Güzel Olacak, hayallerimizi minimize etmeyi öğretir bize. Basit olaylardan dahi büyük mutluluklar çıkabileceğini anlatır. Yaşamın, bir insana verilebilecek en güzel hediye olduğundan bahseder. Geleceğe umutla bakmamızı öğütler. Her daim kararlı bir duruş sergilememizi nasihat eder. Ve finalde güneşli günler yakındır der. Bu nedenledir ki, her karamsarlığa düştüğümüzde, içimizi ısıtacak kurtarıcı olarak belirir. Çünkü Altan Çamlı’nın dediği gibi; “Ama en azından hayattayız, bu da bir şey be abi”. Unutmayın, hayatta olduğumuz her an, geleceğe umutla bakmak ve her şeyi çok güzel kılmak yalnızca bizim elimizde. Umudunuzu bir an olsun kaybetmemeniz dileğiyle. Her şey çok güzel olsun!

Öteki Sinema için yazan: Polat Öziş

Yazar hakkında: Polat Öziş

1992 İzmit doğumlu… Küçük yaşlarda tanıştığı Yeşilçam filmleri sayesinde sinema en büyük tutkusu oldu. Sonrasında ilginç bir şekilde Muğla’ya İktisat okumaya gitse de tutkusundan vazgeçemedi ve sinemayla ilgili çalışmalar ortaya koymaya başladı. İzledi, düşündü, çekti. Sonunda ise filmler hakkında yazmaya başladı. Film Arası Dergisi, Film Hafızası ve Öteki Sinema’da çok sevdiği filmler hakkında yazmaya devam ediyor.

Bak bunu da seversin...

Sinema Mucizenin Ta Kendisidir!

Askerlik engelini aşarken de; sivil hayata uyum sağlamaya çalışırken de en büyük dostum sinema oldu, “sinema hakikaten mucizenin ta kendisi”.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir